Başvuru, güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesine dayanılarak iş akdine son verilmesi üzerine açılan işe iade davasında adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesine dayanılarak iş akdine son verilmesi üzerine açılan işe iade davasında adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru, 20/12/2018 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde, yargılama sürecindeki dava dosyalarında ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden elde edilen bilgi ve belgelerde yer aldığı şekliyle olaylar özetle şöyledir. 1984 doğumlu olan başvurucu, Pamukkale Üniversitesi (Üniversite) bünyesinde Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürlüğüne bağlı olarak 1/1/2009 tarihinden itibaren çeşitli alt işverenler nezdinde (en son K. Grup Sosyal Hizmetler İnşaat Temizlik Taahhüt Ticaret A.Ş.) (Şirket) laborant olarak çalışmış; 30/9/2016 tarihinde ise başvurucunun iş akdi feshedilmiştir. Üniversite; alt işverene gönderdiği 29/7/2016 tarihli yazıda, Şirkete bağlı olarak Üniversitede çalışmakta olan ve ekli listede adı belirtilen personel hakkında Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyeliğine ilişkin yazılı/sözlü ihbar ve şikâyetler olduğunu, bu şikâyetlerin değerlendirildiğini, başvurucu da dâhil olmak üzere listede adı geçen personel hakkında FETÖ/PDY üyeliğine ilişkin yaygın kanı ve kuvvetli şüphe bulunduğunu belirterek bu kişilerin açığa alınması gerektiğini bildirmiş; 28/9/2016 tarihli yazıda ise yine başvurucunun da aralarında bulunduğu listede adı geçen kişilerin ilişkilerinin kesilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucu, feshin geçersizliğinin tespit edilmesi ve işe iadesine karar verilmesi talebiyle işveren aleyhine 28/10/2016 tarihli dilekçe ile dava açmıştır. Denizli İş Mahkemesine (Mahkeme) sunduğu dava dilekçesinde başvurucu; feshin usule aykırı olduğunu, fesih bildiriminde feshin açık ve kesin sebebinin bildirilmediğini ileri sürmüştür. Davalı işverenin sunduğu 21/11/2016 tarihli cevap dilekçesinde, işçi ile işveren arasındaki güven ilişkisinin sarsıldığı gerekçesiyle iş akdinin feshedildiğini, feshin usul ve yasaya uygun olduğunu belirtmiş ve davanın reddini talep etmiştir. Mahkeme, yargılama sürecinde başvurucu tarafından gösterilen tanıkları dinlemiş; Denizli İl Emniyet Müdürlüğüne (Emniyet), Denizli Valiliğine, Denizli Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık), Millî İstihbarat Teşkilatı Başkanlığına ve Denizli Jandarma Komutanlığına müzekkere yazılarak FETÖ/PDY kapsamında başvurucu ile ilgili herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığının sorulmasına karar vermiş; işlem yapılmışsa buna dair belgelerin gönderilmesini istemiştir. Tanık ifadelerinde özetle başvurucunun FETÖ/PDY bağlantısına dair bir bilgi verilmediği görülmüştür. Emniyetten gelen 28/6/2017 tarihli müzekkere cevabında ise başvurucunun eşi A. hakkında FETÖ/PDY kapsamında Başsavcılık tarafından soruşturma yürütüldüğü belirtilmiş, bunun haricinde gelen cevabi yazılarda başvurucuyla ilgili bir veriye rastlanmadığı bildirilmiştir. Mahkeme 22/8/2017 tarihli kararı ile davanın reddine hükmetmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:"Dosyadaki yapılan araştırmalar ve deliller ile iş sözleşmesinin devamı konusunda davacının fesih sebebi yapılan davranışı kesin şekilde kanıtlanmamış ise de davalı kurum ile davalı şirket arasında yapılan yazışmalar, tutanaklar, fesh bildirimi ve Denizli Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü'nden gelen 2017 tarihli müzekkere cevabı ile ortaya çıkan olgulardan işverenden iş ilişkisini sürdürmesi beklenemez derece şüphe meydana gelmiş olup bu durumda iş sözleşmesinin feshinin haklı sebebe dayandığı sabit olmasa da geçerli sebebe dayandığı düşünülmüştür. İspat yükü kendisinde olan işveren, genel usulü ve maddi savunma sebepleri dışında, fesih bildiriminde gösterdiği nedenin geçerli ve haklı bir sebep olduğunu ileri sürerek savunma yapmıştır. İşverenin yaptığı bu savunma genel ispat yükü kurallarına da uygundur. İşveren feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat ettiğinden artık feshin işverenin iddia ve ispat ettiği sebep dışında başka bir sebebe dayandığını iddia eden işçiye ispat yükü geçmiştir. Her ne kadar davacı terör örgütü ile bağlantısı olduğu bahanesiyle iş akdinin fesh edildiğini iddia etmiş ise de iş sözleşmesinin feshinin başka nedene dayandığını ispatlayamamış buna ilişkin herhangi bir delili de dosyaya sunmamıştır.Bu durumda ciddi, önemli olayların haklı kıldığı şüphe, güven ilişkisini zedelediğinden iş sözleşmesinin devamı konusunda davacının fesih sebebi yapılan davranışı kesin bir şekilde kanıtlanmamış ise de davacının yaptığı iddia olunan davranışlar iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güveni yıkmaya elverişli bir şüphe olup davacı ile işveren arasındaki güven ilişkisi sarsılmış bulunduğundan, davalı işverenin artık davacı işçiyi çalıştırması mümkün olmadığından, iş sözleşmesinin feshi haklı nedene dayanmasa da geçerli nedene dayandığından davanın reddine karar vermek gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır." Başvurucu, gerekçeli karara karşı 15/9/2017 tarihli dilekçe ile istinaf talebinde bulunmuş; kararın usul ve esas açısından kanuna uygun olmadığını, eşi hakkında yürütülen soruşturma nedeniyle iş akdinin feshedilmesinin suçta ve cezada şahsilik prensibine aykırılık teşkil ettiğini belirterek istinaf talebinin kabulünü talep etmiştir. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi 14/11/2017 tarihli kararı ile mahkeme kararının ortadan kaldırılmasına ve davanın süre yönünden reddine hükmetmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:"Somut olayda, dosyadaki bilgi ve belgelere göre davacı işçi onayı alınmadan 2016 tarihi itibariyle ücretsiz izne çıkarılmış, davacı ücretsiz izne çıkarılmayı kabul etmediğini 2016 tarihli yazılı dilekçesiyle davalı işverene bildirmiştir. Davalı işveren tarafından davacı işçinin rızası hilafına ücretsiz izne çıkartılması işveren feshi mahiyetinde olup, dava ise bir aylık dava açma süresi geçtikten sonra 2016 tarihinde açılmıştır. 4857 Sayılı İş Kanununun maddesinin fıkrası uyarınca hak düşürücü süre geçmiştir." Başvurucu, Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Yargıtay Hukuk Dairesi tarafından yapılan inceleme neticesinde ise 15/10/2018 tarihli karar ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının farklı gerekçe ile onanmasına hükmedilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:"...davalı kurum ile davalı şirket arasında yapılan yazışmalar, davalı kurum müzekkere cevabı, fesih bildirimi ve Denizli Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü'nden gelen 2017 tarihli müzekkere cevabı birlikte değerlendirildiğinde, iş ilişkisinin devam ettirilmesinin davalı işverenlikten beklenemeyecek şekilde şüpheli halin ortaya çıktığının, iş sözleşmesinin feshinin haklı sebebe dayanmamakla birlikte, geçerli sebebe dayandığının anlaşılmasına göre; davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile sonucu itibariyla doğru olan red kararının 6100 sayılı HMK’nın maddesi uyarınca bu gerekçe ile ONANMASINA..." Başvurucu, nihai kararı 20/11/2018 tarihinde öğrendiğini beyan etmiştir. Başvurucu 20/12/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. İlgili Mevzuat İlgili mevzuat için bkz. Berrin Baran Eker [GK], B. No: 2018/23568, 2/7/2020, §§ 20-B. Yargıtay Kararları Yargıtay Hukuk Dairesinin 22/10/2007 tarihli ve E.2007/16878, K.2007/30923 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Davalı işveren, davacının geçmişten gelen sabıkası ve özellikle yasadışı örgütle bağlantısı nedeni ile güvenlik önlemi olarak iş sözleşmesini feshetmiştir. Bu fesih Alman Hukukunda ve Alman Federal Mahkemelerinde şüphe feshi olarak adlandırılmaktadır. Böyle bir fesihte, işverenin işçisine karşı duyduğu şüphe, aralarındaki güven ilişkisinin zedelenmesine yol açmaktadır. İşverenden katlanması beklenemeyecek bir şüpheden dolayı, işçinin iş ilişkisinin devamı için gerekli olan uygunluğu ortadan kalktığından, güven ilişkisinin sarsılmasına yol açan şüphe, işçinin kişiliğinde bulunan bir sebeptir. Ciddi, önemli ve somut olayların haklı kıldığı şüphe, güven potansiyeline sahip olmaksızın ifa edilemeyecek iş için işçinin uygunluğunu ortadan kaldırdığından, şüphe feshi, işçinin yeterliliğine ilişkin fesih türü olarak gündeme gelecektir. Davacının geçmişte yasadışı örgüt üyesi olması, davacının görev yaptığı bölgede terör olaylarının artması ve demiryolu ulaşımının da hedefte bulunması, davalı işveren açısından iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güvenin sarsıldığı, elverişli objektif olay ve vakıalara dayanan güçlü bir şüphenin bulunduğu anlamına gelmektedir. Davacının iş sözleşmesinin feshinin geçerli nedenle yapıldığı kabul edilmelidir. Davanın reddi yerine yazılı şekilde kabulü hatalıdır." Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15/11/2018 tarihli ve E.2015/22-2715, K.2018/1720 sayılı kararı şöyledir:"...şüphe feshinin söz konusu olabilmesi için iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güveni yıkmaya elverişli, objektif olay ve vakıalara dayanan güçlü bir şüphe mevcut olması ve ayrıca olayın aydınlatılması için işverenin kendisinden beklenebilecek bütün çabaları göstermesine karşın eylemin gerçekleştiğinin kanıtlanamaması gerektiğinden, somut uyuşmazlıkta davacının sabit olan, doğruluk ve bağlılığa uymayan nitelikteki eyleminin şüphe feshi teşkil etmediği de açıktır..." Yargıtay Hukuk Dairesinin 3/10/2018 tarihli ve E.2018/10430, K.2018/20956 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"...Yukarıda açıklanan ilke ve esaslar çerçevesinde değerlendirme yapılacak olursa, somut olayda davacının iş sözleşmesinin feshi ile ilgili yasal dayanakların 4857 sayılı İş Kanunu ile birlikte Bakanlar Kurulu kararı ile ülke genelinde ilan edilen Olağanüstü Hal kapsamında çıkartılan kanun hükmünde kararnameler olduğu konusunda tereddüt bulunmamaktadır. Söz konusu kararnamelerin iş sözleşmesi ile çalışan işçilere yönelik hükümleri incelendiğinde, gerek 667 sayılı KHK’nin maddesi gerekse 673 sayılı KHK’nin maddesinde bu kanun hükmünde kararnameler kapsamında iş sözleşmesi feshedilen işçilerin bir daha yeniden doğrudan veya dolaylı olarak eski işinde veya benzer işlerde görevlendirilemeyecekleri, bunların işe iadesinin mümkün olmadığı şeklinde emredici nitelikte düzenlemelerin yer aldığı görülecektir. Bu yasal düzenlemelerin nitelik itibariyle, kamu düzenine ilişkin ve açıkça emredici nitelikte olduğu değerlendirildiğinde, açılacak davalarda taraflarca hazırlama ilkesine üstünlük tanınamayacağı göz önüne alınmalıdır. Bu itibarla, ilgili kanun hükmünde kararnameler kapsamındaki fesihlere ilişkin olarak açılan işe iade davalarında, taraflarca hazırlama ilkesi yerine istisnai nitelikteki kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulanması gerekmektedir.Buna göre görülmekte olan davada, sözleşmenin feshine dayanak bilgi ve belgelerin mahkemece resen araştırılması gerekmekte ise de, dosyada sadece Erzurum Cumhuriyet Baş Savcılığına davacı hakkında soruşturma veya kovuşturma olup olmadığı yönünde yazılan yazı cevabi ile yetinildiği, bu yönde başkaca bir araştırma yapılmadığı anlaşılmaktadır. Davacının iş sözleşmesinin feshine dayanak objektif değerlendirmelerin neler olduğu, hangi bilgi ve belgelerin feshe gerekçe yapıldığı davalı bankadan sorularak; bunun yanında resen araştırma ilkesi kapsamında davacı hakkında mevcut ise adli ya da idari soruşturma evrakları, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı’nın Terörle Mücadele, Kaçakçılık, Organize Suçlar ve İstihbarat ile ilgili birimlerinden ve Bilgi Teknolojileri Kurumu’ndan getirtilmeli, varsa davacı ile ilgili bilgi ve belgeler ile yine Bank Asya nezdinde açılmış mevduat hesapları, hesap hareketleri ve bankacılığa ilişkin işlemler olup olmadığı sorulmalı, tüm bilgi ve belgeler değerlendirilerek ulaşılacak sonuca göre hüküm kurulmalıdır. Eksik incelemeyle yazılı gerekçe ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davacının davasının kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirir." Yargıtay Hukuk Dairesinin 26/11/2018 tarihli ve E.2018/11097, K.2018/25472 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Taraf iradesine öncelik verilmesi sadece davanın açılmasında değil, yargılama sırasında taraflara ait bir çok usul işleminde de kendisini gösterir...Yani, yargılamada esas olan, dava malzemelerinin taraflarca toplanması ve mahkemeye sunulması olarak tanımlayabileceğimiz 'taraflarca hazırlama (getirilme) ilkesi' dir. Bu ilkenin geçerli olduğu davalarda, dava malzemelerinin mahkemeye tam olarak getirilmemesinin sorumluluğunu taraflar üstlenmiş olup; hakim, kural olarak tarafların ileri sürmediği vakıaları ve belirli bir delili kendiliğinden araştıramaz ve taraflara hatırlatamaz. Diğer yandan, kamu düzenini ilgilendiren davalarda, irade serbestisinin ve taraf iradesine tanınan üstünlüğün bir sonucu olan 'taraflarca hazırlama ilkesi' yerine, kendiliğinden (resen) araştırma ilkesinin uygulanması esastır. Kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda; hâkim, davanın ispatı için gereken bütün delillere kendiliğinden başvurur; taraflar da yargılama bitinceye kadar delil gösterebilirler. Bu davalarda bir bakıma, dava ile ilgili olguların hazırlanmasında, tarafların yanında, hakimin de görevli olması söz konusudur.Bu açıklamalar karşısında kamu ya da özel hukuk tüzel kişiliği de olsa işçinin terör örgütleri ile irtibatının bulunması halinde bu durumun hem kamu güvenliğini hem de özel güvenliği tehdit edeceği açıktır. Bu nedenle davalı tarafın cevap dilekçesi ile davacının iş akdinin .../... bağlantısı bulunduğuna dair kuvvetli şüphe duyulması sebebi ile feshedildiğini belirttiği görülmekle; eldeki davada taraflarca hazırlama ilkesi yerine istisnai nitelikteki kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulanması gerekmektedir."