4. Hukuk Dairesi 2012/16979 E. , 2013/16204 K. MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalılar ... vdl. aleyhine 08/03/2006 ve 16/03/2010 gününde verilen dilekçeler ile maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 02/02/2012 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tet…
**4. Hukuk Dairesi 2012/16979 E. , 2013/16204 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalılar ... vdl. aleyhine 08/03/2006 ve 16/03/2010 gününde verilen dilekçeler ile maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 02/02/2012 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir. 2- a)Davacının diğer temyiz itirazına gelince; dava, haksız eyleme dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davalı ... yönünden kısmen kabulüne, davalı ... yönünden husumetten reddine, davalı .... yönünden ise zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir. Davacı, yoldan karşıdan karşıya geçmekte olduğu sırada trafiğe kapalı ve ters yoldan gelen davalı ...'un sevk ve idaresindeki araçla çarparak yaralanmasına sebebiyet verdiğini, ceza dosyasında davalılardan sürücü ...'un ve belediyenin sorumlu çalışanı olan davalı ...'nin kusurlu bulunarak cezalandırıldıklarını, aynı sorumluluk kapsamına göre yolun inşasını yapan davalı ...nin de haksız fiil hükümlerine göre sorumlu olduğunu beyanla maddi ve manevi zararının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini istemiştir. Davalılar, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece; davalı ... şirketi yönünden zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. Haksız eyleme dayalı tazminat istemleri, haksız fiil ve failinin öğrenilmesinden itibaren 1 yıl ve her halde 10 yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Öte yandan Borçlar Kanunu’nun 60/2. maddesinde; “zarar ve ziyan davası ceza kanunları mucibince daha uzun zamanaşımına tabi olan eylemden kaynaklanmış ise ceza zamanaşımının uygulanacağı” kuralı vardır. Madde hükmünün uygulanabilmesi için, ceza davası açılmış bulunması gerekmediği gibi mahkumiyet kararı verilmiş olması da şart değildir. Yine Hukuk Genel Kurulu'nun istikrar kazanmış uygulamalarına göre, ceza yargılamasının devamı sırasında zamanaşımı işlemez. Yukarıdaki açıklamalar somut olaya uygulandığında; zarar doğuran eylemin, 01/08/2003 tarihinde gerçekleştiği ve 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenen 459/1 “taksirle yaralamaya neden olmak” suçunu oluşturduğu, davalılar ... ve ... hakkında yürütülen ceza yargılaması sonucunda verilen kararın, 21/05/2012 tarihinde kesinleştiği, davalı şirket hakkındaki birleşen davanın ise 16/03/2010 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır. Somut olaya uygulanacak zamanaşımı süresi 765 sayılı TCK 102/4. maddesindeki 5 yıllık ceza zamanaşımı süresi ise de, davalı şirket hakkındaki birleşen davanın, aynı olayla ilgili diğer sorumlular hakkındaki ceza yargılamasının devamı sırasında açıldığı anlaşıldığından zamanaşımı süresi dolmamıştır. Şu halde, davalı şirket yönünden de esasa girilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı biçimde davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş olması doğru değildir. Bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir. b)Borçlar Yasası'nın 47. maddesi gereğince yargıcın, özel durumları göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Takdir edilecek bu tutar, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir işlevi (fonksiyonu) olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek tutar, var olan durumda elde edilmek istenilen doyum (tatmin) duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22/06/1966 gün ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel durum ve koşullar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden yargıç, bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde nesnel (objektif) ölçülere göre uygun (isabetli) bir biçimde göstermelidir. Dava konusu olayda; Davacının yaralanma derecesi ve tarafların kusur durumu ile yukarıdaki ilkeler göz önüne alındığında, hükmedilen manevi tazminat tutarı azdır. Daha üst düzeyde manevi tazminata hükmedilmek üzere kararın bozulması gerekir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda (2/a-b) sayılı bentlerde gösterilen nedenlerle BOZULMASINA; davacıların diğer temyiz itirazlarının ilk bentte gösterilen nedenle reddine ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 10/10/2013 gününde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY YAZISI Dava haksız fiil nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir. HGK nun, ceza davası devam ettiği sürece zamanaşımının işlemeyeceğine ilişkin eski uygulaması, 07/12/1955 gün ve 17/26 sayılı İBK na dayanmaktadır. Anılan İBK nda ceza davası devam ettiği sürece müdahale ve şahsi hak talebinde bulunma imkanı olduğundan, ceza davası derdestken zamanaşımının işlemeyeceği ilke olarak benimsenmiştir. Çünkü, 1412 sayılı CMUK 350-358 arasında şahsi dava, 365 de ise kamu davasına müdahaleyle birlikte şahsi hak talebi düzenlenmişti. Ancak 5271 sayılı CMK da şahsi dava veya şahsi hak müesseselerine yer verilmemiştir. 5320 sayılı CMK Uygulama Kanunu geçici madde 1 e göre de “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce ceza mahkemelerinde açılmış bulunan davalardaki şahsi hak talepleri, görevsizlik kararı verilmeyerek bu mahkemelerce sonuçlandırılır.” Bu bir usul kuralı olduğundan derhal uygulanması gerekir. Demek oluyor ki, 01/06/2005 den önce ceza mahkemesinde şahsi dava veya şahsi hak talep edilmemişse daha sonra edilemez. Sonuç olarak, 01/06/2005 den önce ceza mahkemesinde şahsi dava ikame edilmiş veya şahsi hak talebinde bulunulmuşsa bunun ceza mahkemesinde görülmesi gerekir. Ceza mahkemesi ‘şahsi hak talebi konusunda hukuk mahkemesine müracaatta muhtariyetine’ hükmü kurabilir. İşte bu halde, ceza kararının kesinleşmesinden itibaren 1 yıllık sürede hukuk mahkemesinde dava açılabilir. HGK nun 09/10/2013 gün ve 2013/4-36, 2013/1457 sayılı kararında da aynı ilkeler benimsenmiştir. Somut olayda ise, ceza ilamında davacının şahsi hak talebi konusunda hukuk mahkemesine müracaatında muhtariyetine ilişkin bir hüküm yoktur. Davacının ceza yargılamasında şahsi hak talep etmediği anlaşılmaktadır. Bu yüzden, ceza davası devam ettiği sürece zamanaşımının işlemeyeceğinden söz edilemez. Davacının, kazaya sebebiyet veren aracı çalıştıran firmanın ... şirketi olduğunu da, davalı büyükşehir belediyesinin dosyaya sunduğu 24/11/2006 tarihli delil listesinden öğrendiği anlaşılmaktadır. Bu durumda davacı, sorumlu olarak davacı şirketi yeni öğrendiğini ileri süremez. Netice itibariyle, davalı şirket hakkında davanın zamanaşımından reddine dair yerel mahkeme kararı doğrudur. Açıklanan nedenlerle (2/a) numaralı bentte yer alan bozma sebebi konusunda sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.10/10/2013