(Kapatılan)21. Hukuk Dairesi 2010/5310 E. , 2012/1233 K. MAHKEMESİ : ... Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi Davacılar, murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir. Hükmün, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtla…
**(Kapatılan)21. Hukuk Dairesi 2010/5310 E. , 2012/1233 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : ... Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi Davacılar, murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir. Hükmün, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi. K A R A R Dava iş kazası sonucu ölen sigortalının anne ve babanın maddi ve manevi, kardeşlerinin ise manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verilmiş ise de bu sonuç aşağıdaki nedenlerden dolayı doğru değildir. 1-Gerçekten,davacılar murisinin 03.05.2004 tarihinde gerçekleşen iş kazasında öldüğü SSK müfettiş raporu ile olayın iş kazası olduğunun tespit edildiği,anne M.. Y..'a iş kazası sigorta kolundan gelir bağlandığı baba M.. Y..'a gelir bağlanmadığı Mahkemece bu davacılar yönünden sigortalı ölenin bakmakla yükümlü olduğu destek sağladığından bahisle her iki davacının maddi tazminat talebinin kabul edildiği anlaşılmaktadır. Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmayan zararın ödetilmesine ilişkin davalarda (tazminat davaları) öncelikle zararlandırıcı sigorta olayının iş kazası niteliğinde olup olmadığı, haksız zenginleşmeyi ve mükerrer ödemeyi önlemek için Kurum tarafından hak sahiplerine bağlanan gelirin hükme en yakın tarihteki peşin sermaye değerinin hüküm tarihine en yakın tarihteki verilere göre belirlenen tazminattan düşülmesi gerektiği Yargıtay'ın oturmuş ve yerleşmiş görüşlerindendir. Bu yönden Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasanın 24 maddesinde, sigortalının ölümü tarihinde eşine ve çocuklarına bağlanması gereken gelirlerin toplamı, sigortalının yıllık kazancının % 70 inden aşağı ise, artanı, eşit hisseler halinde sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi çalışmayan veya 2022 sayılı Kanuna göre bağlanan aylık hariç olmak üzere buralardan her ne ad altında olursa olsun gelir veya aylık almayan ana ve babasına gelir olarak verileceği, ancak, bunların her birinin hissesi sigortalının yıllık kazancının % 70 inin dörtte birini geçemeyeceği bildirilmiştir.01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Yasa'nın 20.maddesinde iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle ölen sigortalının hak sahiplerine 34 üncü madde hükümlerine göre gelir bağlanacağı, 5754 Sayılı Yasa'nın 21.maddesi ile değişik 5510 sayılı Yasa'nın 34/1-d bendinde ise "Hak sahibi eş ve çocuklardan artan hisse bulunması halinde her türlü kazanç ve irattan elde etmiş olduğu gelirinin asgari ücretin net tutarından daha az olması ve diğer çocuklarından hak kazanılan gelir ve aylıklar hariç olmak üzere gelir ve/veya aylık bağlanmamış olması şartıyla ana ve babaya toplam % 25'i oranında; ana ve babanın 65 yaşın üstünde olması halinde ise artan hisseye bakılmaksızın yukarıdaki şartlarla toplam % 25'i " oranında aylık bağlanacağı açıklanmıştır. Somut olayda Sosyal Güvenlik Kurumunca tahkikat sonucunda olayın iş kazası olarak kabul edildiği ancak davacı babaya gelir bağlanmadığı anlaşılmaktadır. Yapılacak iş, davacı babaya Kurum tarafından iş kazası sigorta kolundan ölüm geliri bağlanmamasının nedenleri üzerinde durularak ;davacıların sosyal güvenlik Kuruluşlarına tabi olarak çalışıp çalışmadığı ve 2022 sayılı Kanuna göre bağlanan aylıklar hariç her ne ad altında olursa olsun gelir ve aylık alıp almadıkları tespit olunmalı, sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi olarak çalışmadıklarının ve bunlardan gelir ve aylık almadıklarının tespiti halinde davacılara Sosyal Güvenlik Kurumuna müracaatta bulunmak, gelir bağlanma taleplerinin reddi halinde giderek SGK. Başkanlığını hasım göstererek iş kazası sigorta kolundan ölüm geliri bağlanması gerektiğinin tespiti" davası açmak üzere önel vermek, o davayı bu dava için bekletici mesele saymak, kesinleşen mahkeme kararı ile dava reddedilmiş ise maddi tazminat isteminin reddine karar vermek, dava kabul edilmiş ise Kurumca bu işlemlerin yapılmasından sonra davacı babaya bağlanan gelirin hüküm tarihine en yakın tarihteki en son peşin sermaye değerini sormak, hüküm tarihine en yakın tarihteki veriler gözetilerek davacı babanın maddi zararlarını yeniden hesaplatmak, hesaplanan bu miktardan bağlanan gelirin en son peşin sermaye değerini düşmek suretiyle karşılanmayan maddi zarar miktarını tespit ederek maddi tazminat konusunda çıkacak sonuca göre, bir karar vermektir. 2-Davacı anne M.. Y..'ın maddi tazminatı yönünden; Zararlandırıcı sigorta olayına maruz kalan sigortalının, maddi zararının hesabında, gerçek ücretin esas alınması koşuldur. Gerçek ücretin ise işçinin imzasının bulunduğu ücret tediye bordrolarından saptanacağı, işçinin imzasının bulunmadığı işyeri ve sigorta kayıtlarının nazara alınamayacağı, işçinin imzasının bulunduğu ücret tediye bordrolarının bulunmaması durumunda işçinin yaşı, kıdemi, mesleki durumu dikkate alınarak, emsal işi yapan işçilerin aldığı ücret gözönünde tutularak belirlenmesi gerektiği, Dairemizin giderek Yargıtay'ın yerleşmiş görüşlerindendir. Kazalı Sigortalının Kamu Kurumu olan Bakanlıkta çalıştığı açık olup gerçek ücretinin belge ile saptanması gerekirken bilirkişi hesap raporunda maddi tazminat hesabı bilirkişinin belirlediği ve sigorta primine esas ücretin alınarak destek hesabı yapılması ve son peşin sermaye değerinin indirilmemesi de hatalı olmuştur. Yapılacak iş ,kazalı sigortalının gerçek ücretini belirledikten sonra, 4447 sayılı Yasanın16.maddesiyle 506 sayılı Yasa'ya eklenen Ek 38. maddesi gereğince hüküm tarihine en yakın tarihte belli olan artışlara göre hesaplanan tüm peşin sermaye değeri Kurumdan sorulmak ve bildirilen miktar hüküm tarihine en yakın tarihte belli olan ücret artışları nazara alınarak hesaplanan tazminattan indirilmek, üzere annenin maddi tazminat istemi yönünden sonucuna göre bir karar vermekten ibarettir. 3- Davacılarının murislerinin ölümü ile sonuçlanan iş kazasında muris sigortalı işcinin % 50, davalı işverenin %50 oranında kusurlu olduğu dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. B.K'nun 47. Maddesinde hakimin bedensel bütünlüğün bozulması halinde olayın özelliklerini göz önünde tutularak zarar görene adalete uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar vereceği öngörülmüştür. Bedensel bütünlük eş deyişle vücut bütünlüğü kavramının fizik bütünlük yanında ruhsal bütünlüğü ve sağlığı da kapsadığı tartışmasızdır. Olayın özelliklerinin neler olduğu 22.6.1966, 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklanmıştır. Bunlar her olayda değişebilir. Bu nedenle hakiminin kararında bu özellikleri objektif ölçülere göre göstermesi gerekir. Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hakimin takdirine bırakılmış ise de hükmedilen tutarın uğranılan manevi zararla orantılı, duyulan üzüntüyü hafifletici olması gerekir. Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı davacının sürekli iş göremezlik oranı, işçinin yaşı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, hükmedilecek tutarın manevi tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda olması gerektiği de söz götürmez. Bunun yanında olayın işverenin işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. ( HGK 23.6.2004, 13/291-370) Bu ilkeler gözetildiğinde davacı anne ve baba yararına hükmedilen 1.000-'er-TL manevi tazminatların az takdir edildiği de açıktır. 4-Borçlar Kanunu'nun 47. maddesinde adam (sigortalı) öldüğü takdirde ölenin ailesine manevi zarar adı ile adalete uygun bir tazminat verilmesine karar verilebileceği hüküm altına alınmıştır. Anılan maddede yazılı “ aile” sözünün ölen ile arasında eylemli ve gerçek bir bağlılık ve ilişki bulunan yakınları kapsadığı gerek uygulama da ve gerekse öğretide tartışmasız kabul edilmektedir. Ölen sigortalının kardeşleri olan davacılar Nazif ve Haydar'ın BK 47.maddesine göre, aile kapsamına girdikleri, sigortalının ölümü ile acı ve ızdırap duyacakları doğaldır. Öte yandan, sözkonusu davacıların ölen işçi ile manevi tazminatı gerektirecek ölçüde duygusal yakınlıklarının bulunmadığını kanıtlayacak herhangi bir delil de yoktur. Bu durumda, Borçlar Kanunu 47.ve Medeni Kanun'un 4. maddeleri ile 26.6.1966 gün ve 7/7 sayılı içtihadı birleştirme kararında kabul edilen ilkeler doğrultusunda davacı kardeşler için de manevi tazminat tayin edilmek gerekirken, yazılı düşüncelerle manevi tazminat isteklerinin reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik inceleme ve araştırma ile hatalı yoruma dayalı, yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde ,tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ : Hükmün yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA, temiyz harcının istek halinde davacıya iadesine, 07/02/2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.