4. Hukuk Dairesi 2017/964 E. , 2019/3946 K. MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 07/01/2015 gününde verilen dilekçe ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 28/05/2015 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi…
**4. Hukuk Dairesi 2017/964 E. , 2019/3946 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 07/01/2015 gününde verilen dilekçe ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 28/05/2015 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava; dava kişilik haklarına saldırı iddiasına dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir. Davacı, 2012 yılında TBMM Genel Kurulunda Kamu Başdenetçiliğine seçilen emekli Yargıtay üyesidir. Davalı ise olay tarihinde Kütahya milletvekilidir. Davacı, davalının 26 Kasım 2014 tarihli TBMM Genel Kurul görüşmelerinde Adalet Bakanı'nın yanıtlaması istemiyle verilen soru önergesinde kendisine yönelik kişilik haklarını rencide edici ifadeler kullandığını belirterek manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Davalı, sözlerinin yasama sorumsuzluğu kapsamında kaldığını ve kişilik haklarına saldırı niteliğinde bulunmadığını savunmuştur. Mahkemece, önergede yer verilen ifadelerin yasama sorumsuzluğu kapsamında olduğu ve bir bütün olarak ele alındığında davacının kişilik haklarına saldırı oluşturacak nitelikte olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Anayasa'nın 83. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenmiş olan yasama sorumsuzluğu, TBMM üyelerinin Meclis çalışmalarında görevlerini yaparken söyleyecekleri söz ve düşüncelerinden ve belirtecekleri oylarından dolayı herhangi bir soruşturmaya uğramalarını önlemek amacıyla getirilmiştir (AYM’nin 21/3/1994 tarihli ve 1994/16-35 E-K ve E.1994/7-26 sayılı kararları). Bununla birlikte Anayasa'nın 17. maddesinde ise kişinin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı düzenlenmiştir. Buna göre devlet, bireyin manevi varlığının bir parçası olan şeref ve itibara keyfi olarak müdahale etmeme ve üçüncü kişilerin saldırılarını önleme yükümlülüğü altındadır. Her iki Anayasa hükmü birlikte değerlendirildiğinde yasama sorumsuzluğunun şartlarının geçerli olduğu bir zeminde ileri sürülen ve başkalarının kişilik haklarına saldırı niteliğindeki eylemler nedeniyle tazminat davası açılabileceğini kabul etmek gerekir (AYM; Kemal Kılıçdaroğlu, B. No: 2014/1577, 25/10/2017, pr. 66). Yargıtay da istikrarlı bir biçimde, yasama sorumsuzluğunun bulunduğu şartlarda başkalarının kişilik haklarına saldırı oluşturacak söz ve ifadeler nedeniyle TBMM üyelerine karşı manevi tazminat davası açılabileceğine ve yasama sorumsuzluğunun bu tür tazminat talepleri nedeniyle yargılama yapılmasına engel teşkil etmeyeceğine karar vermiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) ve Anayasa Mahkemesine (AYM) göre ifade özgürlüğü, demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan olup, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil incitici, şok edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü, yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir (AİHM: Handyside/Birleşik Krallık, B.No: 5493/72, 7/12/1976, par.49; Von Hannover/Almanya (No:2 ), B.No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, par.101 ); (AYM: Koray Çalışkan, B.No: 2014/4548, 5/12/2017, par.18; Kemal Kılıçdaroğlu (3), B.No: 2015/1220, 18/7/2018, par.28). Öte yandan; Anayasa'nın 17. maddesi gereğince, bireyin manevi varlığının bir parçası olan şeref ve itibara üçüncü kişilerin saldırılarını önlemek de yargı mercilerinin görevleri arasındadır. Mahkemeler, Anayasa'nın 17. maddesi gereğince kişilik haklarını korurken aynı zamanda Anayasa'nın 26. maddesi gereğince ifade özgürlüğünün gerçek ve etkili bir biçimde korunmasını sağlama yükümlülüğü sebebiyle yarışan haklar arasında adil bir denge kurmak zorundadır. Bu denge kurulurken Anayasa’nın 13. maddesi kapsamında hakkın özüne dokunulmamalı, demokratik toplum düzeninin gerekleri ve sınırlama amacı ile aracı arasındaki ölçü gözetilmelidir (AYM; Nilgün Halloran, B. No: 2012/1184, 16/7/2014, par.43). Bu anlamda, mahkemenin dayandığı gerekçelerin, ifade özgürlüğünü kısıtlama bakımından “demokratik toplum düzeninin gerekleri” ve “ölçülülük” ilkelerine uygun olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı bakımından denetlenmesi gerekir. Mahkeme, düşüncelerin açıklanması ve yayılmasına yönelik olarak tazminata karar verirken düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün kullanılmasından kaynaklanan yarardan çok daha ağır basan, korunması gereken bir yararın varlığını somut olgulara dayanarak göstermelidir (AYM; Mustafa Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, par.114). Somut olayda, davacı TBMM Genel Kurulu tarafından Kamu Başdenetçisi olarak seçilen Yargıtay eski üyesi, davalı ise aynı dönemde TBMM üyesidir. Dönemin Adalet Bakanı tarafından yanıtlanması istemi ile davalı tarafından TBMM Başkanlığına sunulan yazılı soru önergesinde davacı hakkında ".... hakkında...'ın yargıda para karşılığı davalarını yönlendirmeye çalıştığı bu işlemi . ... ile organize ettiği.... , ...... ve ...'nin birinci derece yakınlarının hızla artan mal varlığı artışları iddiası..." şeklinde suç isnadı anlamına gelecek ve kesin yargı içeren ifadelere yer verildiği anlaşılmaktadır. Önergede geçen ifadelerin davacıyı açıkça itham ettiği, kamu yararına ilişkin bir tartışmaya katkı sağlamadığı, söz konusu bilginin kaynağı, elde edilme koşulları ve gerçekliği ile ilgili somut bir veriye dayanılmadığı anlaşıldığından mahkemece davacı yararına, olayın özelliklerine uygun düşecek miktarda manevi tazminata hükmedilmelidir. Kararın açıklanan nedenlerle bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda gösterilen nedenle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 16/09/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.