Ceza Genel Kurulu 2020/354 E. , 2024/209 K. İTİRAZ İtirazname No : 2019/109372 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 11. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Asliye Ceza SAYISI : 434-44 I. HUKUKÎ SÜREÇ Özel belgede sahtecilik suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 207/1 ve 53. maddeleri uyarınca 3 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Ankara Batı 3. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 02.02.2010 tarihli ve 434-44 sayılı hükmün, sanık ve müdafii tarafından t…
**Ceza Genel Kurulu 2020/354 E. , 2024/209 K.** **"İçtihat Metni"** İTİRAZ İtirazname No : 2019/109372 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 11. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Asliye Ceza SAYISI : 434-44 I. HUKUKÎ SÜREÇ Özel belgede sahtecilik suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 207/1 ve 53. maddeleri uyarınca 3 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Ankara Batı 3. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 02.02.2010 tarihli ve 434-44 sayılı hükmün, sanık ve müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 25.02.2015 tarih ve 2613-22826 sayı ile onanmasına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 08.12.2019 tarih ve 109372 sayı ile; "...Dosya içerisinda aslı mevcut suça konu kira sözleşmesinin incelenmesinde; kira başlangıç tarihinin 01.03.2008 olduğunun belirtildiği kira bedeli olarak da 300 TL kararlaştırıldığı diğer hususi şartların da belirtilmesinden sonra kontratın müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla sanık ... tarafından kendi ismi yerine ... yazılarak imzalandığı, ancak kontratın kiracı olarak gözüken ... ve kiralayan mağdur ... ... tarafından imzalanmadığı bu haliyle ortada özel hukuka konu kira akdinin bulunmadığı, iğfal kabiyeti olmayan suça konu belge sebebiyle sanığın beraati yerine mahkûmiyet hükmü kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğu" görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 11. Ceza Dairesince 05.02.2020 tarih, 10511-932 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı özel belgede sahtecilik suçunun yasal unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Annesi ...’nin ikamet etmesi için kiralık konutu bulunan şikâyetçi ile görüşüp bu konutu kiralama hususunda anlaşan sanığın, şikâyetçinin hazırladığı kira sözleşmesine müşterek borçlu – müteselsil kefil sıfatıyla ve adını "..." şeklinde yazmak suretiyle imza attığı, şikâyetçinin sanıktan kimlik göstermesini istemesine rağmen sanığın kimlik ibraz etmediği, yine şikâyetçinin sözleşmede kiracı sıfatıyla adı yazılan ...’nin imzasının da bulunması gerektiğini ileri sürerek ...’ye ulaşmaya çalıştığı ancak sanığın şikâyetçiyi annesi ... ile bir araya getirmediği, bu gelişmeler üzerine evini kiralamaktan vazgeçen şikâyetçinin, kira sözleşmesine adını "..." olarak yazıp altını imzalayan kişinin gerçek adının ... olduğunu öğrenerek sanıktan sikâyetçi olduğu, sanık hakkındaki soruşturmanın bu şekilde başladığı, Dosya içerisindeki davaya konu kira sözleşmesi aslının; ilk sayfasında, kiralanan konuta ilişkin bilgiler, kira bedeli, ödeme şekli, kira başlangıç tarihi gibi hususların bulunduğu, ikinci sayfasında, kira sözleşmelerinde matbu şekilde bulunan kurallar ve sayfanın alt kısmında "Ortak Zincirleme Kefil Borçlu" sıfatı altında el yazısı ile yazılmış "..." yazısı ile bu isme atfen atılmış bir imzanın yer aldığı, üçüncü sayfasında ise kiralanan konutun adresi, aylık kira bedeli, yıllara göre yapılacak artış ve bunun sonucu olarak ödenecek kira bedeli, kiranın yatırılacağı banka hesap numarası gibi bilgilere yer verildikten sonra ikinci sayfadakine benzer şekilde bu sayfanın alt kısmında da "MÜŞTEREK BORÇLU MÜTESELSİL KEFİL" sıfatı altında el yazısı ile yazılmış "..." yazısı ile bu isme atfen atılı bir imzanın bulunduğu, ikinci sayfanın en altında yer alan "Kiracı" ve "Kiraya veren" ibareleri ile üçüncü sayfanın en altında yer alan "KİRACI ..." ve "KİRAYA VEREN ..." ibarelerinin alt kısımlarında herhangi bir yazı ve/veya imzanın bulunmadığı, Anlaşılmaktadır. Şikâyetçi aşamalarda; Ankara ilinin Sincan ilçesinde bulunan evine kiralık ilanı yapıştırdığını, evi kiralamak isteyenlere göstermesi için evinin bulunduğu apartmanın yöneticisi olan ...’e daire anahtarını bıraktığını, 06.03.2008 tarihinde kendisini ... olarak tanıtan sanığın cep telefonundan aradığını, evi annesi ... için kiralamak istediğini söylediğini, aylık kira bedelinin 300 TL olacağı hususunda sözlü olarak anlaştıklarını, 08.03.2008 tarihinde de kira sözleşmesi yapılması yönünde karar aldıklarını, 07.03.2008 tarihinde kiraya konu dairenin bulunduğu apartman yöneticisi ...’in kendisini aradığını ve sanığın evi kiraladığını söyleyerek dairenin anahtarını eşinden aldıktan sonra daireye eşya getirdiğini ilettiğini, bunun üzerine sanığı aradığını, neden sözleşme yapmadan eşyalarını getirdiğini sorduğunu, sanığın da kendisine; "İki parça eşya getirdim, neden bunu büyütüyorsun? Yarın nasıl olsa kontratı yapacağız." dediğini, 08.03.2008 tarihinde kira sözleşmesini hazırlayıp evin bulunduğu yere gittiğini, sanığın sözleşmeyi müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla adını ... şeklinde yazarak imzaladığını, sanıktan kimlik istediğini ancak sanığın kimliğini vermediğini, annesini getirip işlemi tamamlamayı söylediğini, sanığın da annesinin hasta olduğunu belirttiğini, bunun üzerine sanığa; "Annen hasta ise biz gidelim yanına orada sözleşme yapalım." dediğini, sanığın bunu da kabul etmediğini, bunun üzerine evi kiraya veremeyeceğini, boşaltması gerektiğini söylediğini, daha sonra sanığın kendisini arayarak evi boşaltmayacağını belirttiğini, tehditlerde bulunduğunu, yaptığı araştırmalar sonucunda sanığın gerçek adının ... olduğunu öğrendiğini, sanıktan şikâyetçi olduğunu ifade etmiştir. Sanık; şikâyetçinin evini, annesi ile birlikte oturmak için kiralamak istediğini, şikâyetçi ile görüştüklerini ve anlaştıklarını, 300 TL’sini depozito, kalan 300 TL’sini de kira gideri olmak üzere toplam 600 TL’yi şikâyetçiye verdiğini, aralarında kira sözleşmesi düzenlemeyi kararlaştırdıklarını, o dönem başka bir suçtan yakalaması bulunduğu için ismini Levent olarak söylediğini, kira sözleşmesindeki imzanın da kendisine ait olduğunu, sözleşmede annesinin imzasının eksik kaldığını, şikâyetçinin sözleşmeye annesinin de imzasını atması gerektiğini söylediğini, annesinin hasta olduğunu belirterek şikâyetçiye cevap verdiğini, daha sonra şikâyetçinin evi kiralamaktan vazgeçtiğini, suçsuz olduğunu savunmuştur. V. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar TCK’nın "Özel Belgede Sahtecilik" başlığını taşıyan 207. maddesi; "Bir özel belgeyi sahte olarak düzenleyen veya gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren ve kullanan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bir sahte özel belgeyi bu özelliğini bilerek kullanan kişi de yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır." şeklinde düzenlenmiştir. Özel belge, kamu görevlisinin görevi nedeniyle düzenledikleri dışında kalan, resmî belgeden sayılmayan, resmî bir işlem nedeniyle düzenlenmiş olmayan, ancak; doğrudan hukuken hüküm, sonuç meydana getiren, bir hakkın doğmasına veya kanıtlanmasına yarayan yazıdır (Kubilay Taşdemir, Belgelerde Sahtecilik Suçları, Ankara, 2013, s. 441). Başka bir deyişle, resmî belgenin özelliklerini taşımayan tüm yazılar özel belge olarak nitelendirilebilir. Bu suçun seçimlik hareketleri özel belgenin sahte olarak düzenlenmesi, gerçek bir özel belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi veya sahte özel belgenin bu özelliği bilinerek kullanılması olarak gösterilmiştir. Bununla birlikte bir belgenin sahte olarak düzenlenmesi ve gerçek bir belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesine ilişkin seçimlik hareketlerin özel belgede sahtecilik suçunu oluşturabilmesi için bu belgelerin ayrıca kullanılması da gerekmektedir. Kullanmadan maksat, bu sahte belgenin herhangi bir hukuki ilişkide veya herhangi bir hukuki işlem tesisinde dikkate alınmasını sağlamaya çalışmaktır. Suç konuları farklı olmakla birlikte, resmî ve özel belgede sahtecilik suçları unsurları itibarıyla benzer şekilde düzenlenmiştir. Her iki suç yönünden de belgede sahtecilik suçunun oluşabilmesi için, sahteciliğe konu belgenin aldatma yeteneğinin de bulunması gerekir. Suçun maddi konusu belge olarak öngörülmüştür. Belge kelimesi dilimizde evrakın karşılığı olarak kullanılmaktadır. Evrak kelimesi, yazılı kâğıt (varaka) anlamına gelmektedir. Yazılı evrakın belge niteliğine kavuşması, aranan zorunlu unsurları taşımasına bağlıdır. Türk hukukunda belgenin her şeyden önce yazılı bir materyal olduğu benimsenmekte ve ancak her yazılı olan şeyin belge olmayacağı, hukuken korunacak bir değeri ve delil niteliği olanların belge olabileceği kabul edilmektedir. Diğer taraftan, hukuki bir değerinin bulunması ve delil niteliği taşıması bakımından düzenleyenin belli olması da gerekir. Ceza hukukunda belge; belirli bir düşünce, hukuki ilişki veya vakayı yansıtan, başka deyişle hukuki sonuç doğurmaya elverişli bir irade beyanını içeren ve düzenleyicisinin kim olduğunu da gösteren yazılı evrak olarak tanımlanabilecek olup bu aşamada belgenin unsurlarına değinilmesinde fayda bulunmaktadır. Belgenin unsurları; a) Yazılı olma Belgenin temel unsurlarının başında yazılı olması gelmektedir. Belgeyi oluşturan iradenin yazı ile belirlenmiş, tespit edilmiş olması hâlinde bu unsur gerçekleşir. Belgenin yazılı olması, irade beyanının kaydedilmesi anlamına gelmektedir. Dolayısıyla yazılı olma öğesi aynı zamanda, yazının yazılabilir bir materyale tespit edilmesini de kapsamaktadır. İlgili mevzuatta aksi belirtilmedikçe, yazının herhangi bir dil veya alfabeyle yazılması olanaklıdır. Ancak yazının okunur, anlaşılır olması zorunludur. Okunamayan yazılı evrak, belge sayılamaz. Yazılı olma öğesinin varlığı için bazı unsurların varlığı aranmalıdır: aa) Bir dilin kullanılması Yazılı olma öğesi, bir dil ve alfabenin kullanılmasını gerektirmektedir. Hukuken yasaklanmış olmadıkça, bilinen herhangi bir dille yazılmış olması yeterlidir. Ancak belirli bir konuda Türkçe yazılması zorunlu görülmekte ise bu kurala uyulmaması, yazılan kaydın belge sayılmasını önler. bb) Yazının bir vasıtayla kaydedilmesi Bir insan düşüncesinin uygun vasıtayla kaydedilmiş olması, belge sayılmak için yeterli değildir. Örneğin yazı içermeyen fotoğraf, film şeridi gibi nesneler de bir fikrin kaydını sağlamakta ve bunlar usul hukukunda belge sayılsalar bile konumuz yönünden belge niteliğinde değildirler. Bu bakımdan, düşüncenin yazı ile kayda geçirilmiş olması zorunludur. Yazının elverişli herhangi bir vasıtayla kaydedilmesi olanaklıdır. Baskı makinesi, daktilo, bilgisayar gibi araçlarla ya da mürekkepli veya kurşun kalemle ve hatta tebeşir gibi kolayca silinebilir bir malzemeyle yazılmaya elverişli bir cisme yazılmış olması yeterlidir. Fakat belirli konulardaki belgelerin belirli bir vasıtayla kaydedilmesi yasa gereği aranmakta ise (el yazısıyla vasiyetname gibi) bu koşula uyulması zorunludur. cc) Yazının elverişli bir cisme kaydedilmesi Kanun belgeyi sadece içeriği nedeniyle değil, maddi varlığı itibarıyla da korumaktadır. Bu bakımdan, evrakın kendine özgü varlığının bulunabilmesi için, yazının üzerine yazılmasına, taşınmasına ve devredilmesine elverişli bir şey üzerine tespit edilmesi de lazımdır. Dolayısıyla, bir kâğıda veya bez, parşömen, deri, levha veya metal plakaya harf veya rakamın elle ya da baskı yöntemiyle iz şeklinde basılması hâlinde yazı koşulu gerçekleşmiştir. Yazının belirli bir cisme ve taşınır bir şeye kaydedilmesi gerekli bulunduğundan, bilgisayar programları ve verileri belge olarak kabul edilemez. dd) Yazının okunabilir olması Yazının bir fikri yansıtması ve bu nedenle delil değeri taşıması nedeniyle, okunabilir olması gerekir. Bazı harflerin kayıtlı olduğu görülmekle birlikte, okunamayan, içerdiği düşünce anlaşılamayan bir yazı belge olarak kabul edilemez. Buna karşın, yazı içeriği okunabiliyor ve anlaşılıyor olmak koşuluyla, bazı harflerinin silinmiş olması veya okunamaması belge niteliğini etkilemeyecektir. Belirtilen koşulların varlığı hâlinde, belgeye ilişkin yazılı olma öğesinin gerçekleştiği kabul edilir. Yazılı olma unsuru bakımından kural olarak yazılılık yeterli ise de yasada ilgili belgenin belirli bir biçimde yazılmış olması aranmış olması durumunda bu şekle uyulmaması, belge sayılmasını önleyecektir. b) Hukuki değer taşıyan bir içeriğinin bulunması Yazılı evrakın belge olarak kabul edilebilmesi için; hukuken korunmaya değer bir içeriğinin bulunması gerekir. Aksi takdirde hukuki bir değeri bulunmayan yazının belge değeri yoktur. Belgenin belirli bir düşünce veya olayın aktarımını ya da bir hukuki ilişkinin varlığı ya da yokluğunu gösterme gibi bir irade beyanını içermesi hâlinde hukuken korunduğu, delil niteliğinin bulunduğu kabul edilir. Yazılı bir evrakın belirli bir fikri veya maddi bir olayı içermesi tek başına belge olması için yeterli değildir. Bu yazının delil olarak kullanılabilir olması durumunda hukuken korunması söz konusu olur. Bu nedenle, delil değerinden yoksun (hukuken anlamı olmayan bir yazıyı içeren) yazılı bir kâğıt üzerinde yapılacak değişikliğin, herhangi bir zarar olasılığı da olmadığından, eylem sahtecilik olarak kabul edilemeyecektir. Bazı belgeler özellikle bir konuda delil olmak üzere oluşturulur; örneğin bir suç tutanağı, ilam, vekâletname veya borç senedi ya da sözleşme bu şekildedir. Bu tür belgelere mahsus evrak denilmektedir. Buna karşın bazı belgeler böyle bir maksatla oluşturulmadıkları hâlde, durum ve şartlardaki değişiklikler nedeniyle delil niteliği kazanabilirler ki bunlara da tesadüfi evrak denilir. Şu hâlde, bir irade açıklamasının hukuki bir sonuca yol açacak içerikte olması durumunda, belgenin içerikle ilgili öğesinin gerçekleştiği düşünülmelidir. Örneğin tesadüfi evraktan sayılan bir aşk mektubu da içerdiği düşünceler bakımından boşanma davasında kanıt olarak kullanılabilir ve özel belge sayılır. Görüldüğü üzere yazılı bir varakanın hukuki sonuç doğurması ve belge sayılabilmesi, onun ispat gücünün bulunmasına bağlıdır. İspat gücü olmayan yazılar üzerindeki değişiklikler veya sahtecilikler, belge öğesinin (ve dolaylı olarak zarar olasılığının) bulunmaması nedeniyle belgede sahtecilik suçunu oluşturmaz. Belgenin hukuki değer taşıyan varaka olduğundan hareketle, belgede yapılan sahteciliğin de bu hukuki değeri etkileyecek nitelikte olması aranmalıdır. Önemsiz hususlardaki sahtecilik, delil niteliğini etkilemediğinden, suç oluşturmaz. Dolayısıyla, sahteciliğin delil niteliğini etkileyen önemli hususlara ilişkin olması gerekir. Belgede gerçeğe aykırı bazı eklemeler yapılmakla birlikte, bunların belgenin hukuki değerini bozmayan veya etkilemeyen önemsiz hususlarda olması durumunda, suçun oluşmayacağı kabul edilmelidir. c) Düzenleyenin bilinmesi Yazılı materyalin belge olarak kabul edilebilmesi için, kim tarafından düzenlendiğinin belli olması gerekir. Kimin düzenlediği bilinmeyen yazıların belge niteliği bulunmamaktadır. Kimin düzenlediğinin bilinmesi demek, fiilen yazıyı yazanın (örneğin sekreterin) değil, kim adına düzenlendiğinin bilinmesi anlamına gelmektedir. Düzenleyenin bilinir kılınması, düzenleyen kişinin adının metin içinde yazılması ile veya imza, remz, işaret gibi diğer bir unsur sayesinde gerçekleştirilebilir. Yazıyı düzenleyenin kimliği ad ve soyadının veya firma adının yazılmasıyla ya da imza atılmasıyla bilinir hâle getirilebilir. Başka deyişle zorunluluk yoksa isim ve soyadın yazılması yeterli olup imzanın bulunması şart değildir. Buna karşın ilgili mevzuat, bazı belgeler bakımından düzenleyenin bilinirliği konusunda belli bir şekil öngörmüş bulunabilir. Örneğin imza koşulu aranabilir (kambiyo senetlerindeki gibi) bir işaret, amblem de gerekli görülebilir. İmzanın atılmasıyla ilgili olarak da belirli bir kural varsa, (BK. m.14/1. madde borç alanın imzayı elle atmasını öngörmekte, 14/2 ve 15. madde ise istisnasını göstermektedir.) bu kurala uygun davranılmış olmalıdır. Dolayısıyla bu hâllerde ilgili imza veya bilinmeyi sağlayan şeklin eksikliği durumunda söz konusu yazılı kâğıt belge olarak kabul edilemez. Belge kabul edilemeyen bir yazıyla ilgili sahtecilik yapılması, belgede sahtecilik suçunu oluşturmaz. İmzanın ilgili belge için zorunlu görüldüğü hâllerde elle atılmış bir imzanın varlığı, belge niteliğinin varlığı bakımından zorunlu bir unsurdur. Örneğin özel hukukta, hukuk usulü bakımından senetlerin paraf edilmesi yeterli olmayıp imzalanmış bulunması gerekmekte ve imzasız belge ikrar edilse dahi, senet olarak kabul edilmemekte, koşulları varsa yalnızca yazılı delil başlangıcı sayılmaktadır. Fotokopiler de imza unsuru oluşmadığından, senet olarak kabul edilemez. Belgenin belirli bir kişi adına düzenlenmesi yeterli olup bu kişinin hayali bir kişi olması da olanaklıdır. Belgede adı yazılı kişinin kimliğinin tespit edilemez olması da belge niteliğinin kazanılmasını ve suçu önlemeyeceği kabul edilmektedir. B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Annesi ...’nin ikamet etmesi için kiralık konutu bulunan şikâyetçi ... ile görüşüp bu konutu kiralama hususunda anlaşan sanığın, şikâyetçinin hazırladığı kira sözleşmesine müşterek borçlu – müteselsil kefil sıfatıyla ve adını "..." şeklinde yazmak suretiyle imza attığı, sanıktan kimlik göstermesini istemesine rağmen sanığın kimlik ibraz etmemesi ve sözleşmeye kiracı sıfatıyla adı yazılan ...’ye ulaşmasını engeller şekilde mazeretler üretmesi nedeniyle evini kiralamaktan vazgeçen şikâyetçinin, kira sözleşmesine adını "..." olarak yazıp altını imzalayan kişinin gerçek adının da ... olduğunu öğrenmesi üzerine suça konu kira sözleşmesini Cumhuriyet Başsavcılığına sunarak sanıktan şikâyetçi olduğu olayda; Yapılan yargılama sonucunda, iddianameye konu kira sözleşmesine sahte isimle imza atması eylemi nedeniyle sanığın özel belgede sahtecilik suçundan mahkûmiyetine hükmedilmiş, bu hükmün de sanık ve müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince onanmasına karar verilmiş ise de dosya içerisindeki davaya konu kira sözleşmesi aslının; ilk sayfasında, kiralanan konuta ilişkin bilgiler, kira bedeli, ödeme şekli, kira başlangıç tarihi gibi hususların bulunduğu, ikinci sayfasında, kira sözleşmelerinde matbu şekilde bulunan kurallar ve sayfanın alt kısmında "Ortak Zincirleme Kefil Borçlu" sıfatı altında el yazısı ile yazılmış "..." yazısı ile bu isme atfen atılmış bir imzanın yer aldığı, üçüncü sayfasında ise kiralanan konutun adresi, aylık kira bedeli, yıllara göre yapılacak artış ve bunun sonucu olarak ödenecek kira bedeli, kiranın yatırılacağı banka hesap numarası gibi bilgilere yer verildikten sonra ikinci sayfadakine benzer şekilde bu sayfanın alt kısmında da "MÜŞTEREK BORÇLU MÜTESELSİL KEFİL" sıfatı altında el yazısı ile yazılmış "..." yazısı ile bu isme atfen atılı bir imzanın bulunduğu, ikinci sayfanın en altında yer alan "Kiracı" ve "Kiraya veren" ibareleri ile üçüncü sayfanın en altında yer alan "KİRACI ..." ve "KİRAYA VEREN ..." ibarelerinin alt kısımlarında herhangi bir yazı ve/veya imzanın bulunmadığı görülmüş olup kira sözleşmesinin asli tarafları olan kiracı ve kiraya verenin belgeyi imzalamadıkları, başka bir deyişle karşılıklı anlaşma ile tesis edilmesi gereken suça konu kira sözleşmesine kiracı ve kiraya verenin konutu kiralama yönünde irade beyanlarının yansımadığı hususları ile belgenin belirli bir düşünce veya olayın aktarımını ya da bir hukuki ilişkinin varlığı veya yokluğunu gösterme gibi bir irade beyanını içermesi hâlinde hukuken korunacağı ve bu durumda hukuki sonuç doğurucu nitelikte olacağı hususları bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde; asli tarafların irade beyanını içermeyen, sağlıklı bir şekilde tamamlanmayan suça konu kira sözleşmesinin bu hâliyle hukuki sonuç doğrucu niteliğinin bulunmadığı, aldatıcılık özelliğini haiz olmadığı, bu suretle sanığa yüklenen özel belgede sahtecilik suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmesi gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 25.02.2015 tarihli ve 2613-22826 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA, 3- Ankara Batı 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 02.02.2010 tarihli ve 434-44 sayılı hükmünün, özel belgede sahtecilik suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı gözetilmeksizin sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.06.2024 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.