Başvuru, nihai bir mahkeme kararına dayalı alacağın ödenmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, nihai bir mahkeme kararına dayalı alacağın ödenmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 10/7/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:A. Tazminat Davası Süreci Bireysel başvurudan sonra vefat eden başvurucu İhsan Köseoğlu, askerlik görevini ifa ederken 30/10/2012 tarihinde Cihanbeyli İlçe Jandarma Komutanlığının bahçe duvarı demirlerine dokunmasıyla elektrik akımına kapılarak yaralanmıştır. Gülhane Askerî Tıp Akademisinin (GATA) 12/9/2014 tarihli raporunda başvurucu İhsan Köseoğlu'nun askerliğe elverişli olmadığı belirtilmiştir. İhsan Köseoğlu'na annesi başvurucu Nurdan Köseoğlu vasi olarak atanmış ve sonrasında Çarşamba Sulh Mahkemesince 26/2/2016 tarihinde başvurucu Nurdan Köseoğlu'na kısıtlı oğlu başvurucu İhsan Köseoğlu'nu temsil etmek üzere husumete izin kararı verilmiştir. Başvurucu İhsan Köseoğlu'nun elektrik çarpması neticesinde yaralanması nedeniyle Konya Asliye Hukuk Mahkemesinde (Asliye Hukuk Mahkemesi) 18/1/2017 tarihinde elektrik şirketleri A.Ş. ile E. Ltd. Şti. aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açılmıştır. Asliye Hukuk Mahkemesince 11/1/2018 tarihinde davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararda; başvurucu İhsan Köseoğlu için 051,64 TL iş göremezlik zararı ile 805,84 TL bakıcı gideri olmak üzere toplam 857,48 TL maddi tazminatın ve 000 TL manevi tazminatın, başvurucu Nurdan Köseoğlu için ise 000 TL manevi tazminatın davalılardan müteselsilen tahsiline hükmedilmiştir. Davalı A.Ş.nin kararı istinaf etmesi üzerine 6/11/2018 tarihinde Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince (İstinaf Dairesi) istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir. Davalı A.Ş.nin kararı temyiz etmesi üzerine 16/4/2019 tarihinde Yargıtay Hukuk Dairesince (Yargıtay Dairesi) davalının sair temyiz itirazlarının reddiyle bakıcı ücretinden hakkaniyet indirimi yapılması gerektiği gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir. Bozma kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"...1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı bilgi ve belgelere, özellikle temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre, davalı tarafın sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.2- Davalı tarafın bakıcı ücretine yönelik temyiz itirazının incelenmesinde;...zararlandırıcı olay nedeniyle hayati gereksinimlerini bir başkasının yardım ve bakımı olmadan karşılayamaz hale gelen davacının kendi gelirinden bakım için bir miktar pay ayırması gerekeceği, ayrıca aile bireylerinin yardımından da yararlanacağı gözetilerek, ilk derece mahkemesince; bilirkişi tarafından belirlenen bakıcı ücretinden TBK'nin 51 ve 52 nci maddeleri uyarınca hakkaniyet indirimi yapılması gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile bakıcı ücretinin tamamının tazminine karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir....SONUÇ : Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davalı tarafın sair temyiz itirazlarının reddine; ikinci bentte açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nun 373üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, aynı Kanunun 371 inci maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının davalı taraf yararına BOZULMASINA... B. İcra Takibi ve Şikâyet Davası Süreci Asliye Hukuk Mahkemesinin bozma öncesi davanın kabulüne dair 11/1/2018 tarihli kararı sonrasında başvurucu tarafından 15/1/2018 tarihinde Gölbaşı (Ankara) İcra Müdürlüğünde (İcra Müdürlüğü) davalılar aleyhine icra takibi başlatılmıştır. Başvurucu, Yargıtay Dairesinin 16/4/2019 tarihli bozma kararı üzerine davalı A.Ş.nin dosyaya sunduğu teminat mektubunun paraya çevrilmesini talep etmiştir. İcra Müdürlüğünce 14/5/2019 tarihinde talebin kabulüne karar verilmiştir. Bunun üzerine davalı A.Ş. İcra Müdürlüğünün 14/5/2019 tarihli teminat mektubunun paraya çevrilmesi kararına karşı 29/5/2019 tarihinde Gölbaşı İcra Hukuk Mahkemesinde (İcra Mahkemesi) şikâyet davası açmıştır. İcra Mahkemesince 12/6/2019 tarihinde şikâyetin kabulüyle İcra Müdürlüğünün 14/5/2019 tarihli teminat mektubunun paraya çevrilmesi kararının iptaline kesin olarak karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde, Asliye Hukuk Mahkemesi kararının bozulmasına hükmeden Yargıtayın ilamında kısmi onamaya ilişkin bir ifade olmadığı ve kısmi bir kesinleştirme şerhi de bulunmadığı belirtilerek teminat mektubunun paraya çevrilme imkânının olmadığı açıklanmıştır. Başvurucu nihai kararı 13/6/2019 tarihinde öğrenmiş, 10/7/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvuru Tarihinden Sonraki Gelişmeler Asliye Hukuk Mahkemesi kararının bozulması sonrasında tarafların karar düzeltme talebinde bulunmamaları nedeniyle Asliye Hukuk Mahkemesince 19/7/2019 tarihinde kısmi kesinleştirme şerhi düzenlenmiştir. Kesinleştirme şerhinin ilgili kısmı şöyledir:"Mahkememizin işbu 11/11/2018 tarih 2017/34 Esas 2018/86 Karar sayılı kararının hüküm fıkrasındaki; '... davacı İhsan Köseoğlu için 051,64 TL iş göremezlik zararının, ve 000,00 TL manevi tazminatın 30/10/2012 kaza tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte ve davacı Nurdan Köseoğlu için 000,00 TL manevi tazminatın yine aynı olay tarihi itibariyle yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen alınarak davacılara verilmesine..'kısımlarının tarafların karar düzeltme kanun yoluna başvurmamaları üzerine 31/05/2019 tarihinde kesinleştiği tasdik olunur." Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi'nde (UYAP) kayıtlı olan kesinleştirme şerhinin başvurucunun avukatı tarafından 2/8/2019 tarihinde açılıp okunmak suretiyle görüldüğü evrak işlem kütüğünden tespit edilmiştir. Ayrıca bu kısmi kesinleştirme şerhinden sonra 31/7/2019 tarihinde başvurucuya ödeme yapıldığı anlaşılmıştır. Asliye Hukuk Mahkemesince bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda 25/10/2021 tarihinde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararda manevi tazminat ve iş göremezlik talepleri hakkında karar verilmesine yer olmadığı belirtilerek hakkaniyet indirimi yapılarak 117,18 TL bakıcı giderine hükmedilmiştir. Davalı A.Ş.nin ve başvurucunun kararı temyiz etmesi üzerine Yargıtay Dairesi 14/6/2022 tarihinde harç yönünden düzelterek onama kararı vermiştir. Başvurucu İhsan Köseoğlu başvurunun devamı sırasında 10/9/2020 tarihinde vefat etmiş, mirasçısı olan diğer başvurucu Nurdan Köseoğlu başvuruyu devam ettirmek istediğini bildirmiştir. A. İlgili Mevzuat 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun "İcranın geri bırakılması için verilecek süre" kenar başlıklı maddesinin olay tarihinde yürürlükte bulunan beşinci ve altıncı fıkraları şöyledir:"...Bölge adliye mahkemesince başvurunun haklı görülmesi hâlinde teminatın geri verilip verilmeyeceğine karar verilir. Yargıtayca hükmün bozulması hâlinde borçlunun başvurusu üzerine, bozmanın mahiyetine göre teminatın geri verilip verilmeyeceğine mahkemece kesin olarak karar verilir.Bölge adliye mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmesi veya Yargıtayca hükmün onanması hâlinde alacaklının istemi üzerine başkaca işleme gerek kalmaksızın teminata konu olan para alacaklıya ödenir. Mal ve haklar ise, malın türüne göre icra dairesince paraya çevrilir. İlâm alacaklısının teminat üzerinde rüçhan hakkı vardır...." 2004 sayılı Kanun'un "İcranın iadesi" kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Bir ilâmın bölge adliye mahkemesince kaldırılması veya temyizen bozulması icra muamelelerini olduğu yerde durdurur." 4/2/1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun "Yargıtay" kenar başlıklı maddesi şöyledir: “Yargıtay, adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercii olup, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile bu Kanun ve diğer kanunların hükümlerine göre görev yapan bağımsız bir yüksek mahkemedir." 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Temyiz incelemesi ve duruşma" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:''(1) Yargıtay, tarafların ileri sürdükleri temyiz sebepleriyle bağlı olmayıp, kanunun açık hükmüne aykırı gördüğü diğer hususları da inceleyebilir." 6100 sayılı Kanun'un ''Onama kararları'' kenar başlıklı maddesi şöyledir:''(1) Yargıtay, onama kararında, onadığı kararın hukuk kurallarına uygunluk gerekçesini göstermek zorundadır. (2) Temyiz olunan kararın, esas yönünden kanuna uygun olup da kanunun olaya uygulanmasında hata edilmiş olmasından dolayı bozulması gerektiği ve kanuna uymayan husus hakkında yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde Yargıtay, kararı düzelterek onayabilir. Esas yönünden kanuna uygun olmayan kararlar ile hâkimin takdir yetkisi kapsamında karara bağladığı edalar hakkında bu fıkra hükmü uygulanmaz. (3) Tarafların kimliklerine ait yanlışlıklarla, yazı, hesap veya diğer açık ifade yanlışlıkları hakkında da bu hüküm uygulanır. (4) Karar, usule ve kanuna uygun olup da gösterilen gerekçe doğru bulunmazsa, gerekçe değiştirilerek ve düzeltilerek onanır."B. Yargı Kararları Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 25/3/1992 tarihli ve E.1992/121, K.1992/197 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"...Taraflar arasındaki 'nafakanın arttırılması' davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; (Ankara Onüçüncü Asliye Hukuk Mahkemesi)nce davanın açılmamış sayılmasına dair verilen 1990 gün ve 559-655 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay İkinci Hukuk Dairesi'nin 1991 gün ve 5056-7968 sayılı ilamıyla; (..Önceki boşanma hükmünün yoksulluk nafakasına ilişkin bölümü temyiz edilmiş isede bu yöne ilişkin temyiz itirazları 1990 tarihinde reddedilmiş ve yoksulluk nafakası ile ilgili olarak karar düzeltme yoluna gidilmemek suretiyle boşanma hükmü ile birlikte aylık 000 TL. yoksulluk nafakasına dair karar 1990 tarihinde kesinleşmiştir. Öyle ise 1990 tarihinde açılan yoksulluk nafakasının arttırılmasına ilişkin bu davanın esasının incelenmesi gerekirken yazılı düşüncelerle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır..) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir....İşte olayımızda çözümlenmesi gereken husus, genelde birden fazla talep sonucunu ihtiva eden hukuk davalarında ve özelde kombine hüküm mahiyetini taşıyan boşanma davalarında taraflarca uygun görülerek temyiz edilmeyen ya da temyiz isteği reddedilen (bozmanın kapsamı dışında kalan) hususların kesinleşmiş olup olmadığıdır. Özellikle olayımızda olduğu gibi diğer temyiz itirazları reddedilerek yalnızca manevi tazminata karar verilmesi yönünden bozulan davada manevi tazminat dışında kalan diğer talep kalemlerinin (örneğin, yoksulluk nafakasına ilişkin hükmün) kesinleşmiş sayılıp sayılmayacağının belirlenmesidir....Diğer taraftan kısmi temyiz sebebiyle hükmün bir bölümünün (talep sonuçlarından bazılarının) temyiz edilmemek suretiyle kesinleşmesi ile, temyiz edilip onanmak suretiyle kesinleşmesi (bozmanın kapsamı dışında kalması) arasında kesin hükmün bağlayıcılığı, müstakilen infaz kabiliyeti bulunması, mevcut uyuşmazlığı yeniden ele alınması mümkün olmayacak biçimde çözümlenmesi yönlerinden herhangi bir fark mevcut değildir. Nitekim, 1960 tarihli ve 21/9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı da, doktrinde bu şekilde yorumlanarak, mevcut uygulamanın Yargıtay'ın bozma dışında kalan kısımları da hukuksal denetime tabi tutarak bu kısımlara artık yeniden geri dönülmesini engellemek istediği ve bunu da bozmanın kapsamı dışında kalan yönlerin (talep sonuçlarının) kesinleştiğini kabul etmek suretiyle sağladığı biçimde değerlendirilmiştir (Prof. Dr. Saim Üstündağ, Medeni Yargılama Usulü - Cilt 2 İstanbul 1977 Baskı S. 90).Bütün bu genel açıklamalardan sonra olayımıza gelecek olursak, mahkemenin boşanmaya ve boşanmanın feri sonuçlarına ilişkin kararının temyizi üzerine Yargıtay'ca yalnızca manevi tazminat açısından bozulmuş, başta yoksulluk nafakası olmak üzere diğer yönler (talep sonuçları) bozmanın kapsamı dışında kalarak kesinleşmiştir. Öyle ise açılan bu dava, önceki davada kesinleşen yoksulluk nafakasının artırılmasına (MK. 145/son) ilişkin olup, işin esasının incelenmesi gerekirken bozmanın kapsamı dışında kalmasına rağmen önceki davanın derdest olduğundan bahisle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır. ..." Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 23/10/2002 tarihli ve E.2002/633, K2002/847 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"...Yerel mahkemenin, davacının üyelikten ihracına ilişkin kararın dayanağını oluşturan 1997 tarihli ikinci ihtarın verilen ödeme süresi yönünden usulsüz olduğu, buna dayalı ihraç kararının da bu nedenle yasaya aykırı bulunduğu gerekçesiyle ve tazminat miktarı yönünden alınan bilirkişi raporunu benimsemek suretiyle verdiği davanın kabulüne, ihraç kararının iptaline, fazlaya ilişkin hak saklı kalmak üzere, -TL. tazminatın davalıdan tahsiline dair karar, Yüksek Özel Dairece yukarıdaki gerekçeyle bozulmuştur.1- Yerel mahkeme, ihraç kararına yönelik hükmün bozma dışında bırakılmış olması nedeniyle kesinleştiğini gerekçe göstererek, bu yönden yeniden hüküm tesisine yer olmadığına, tazminat miktarının hesaplanmasına yönelik bozmaya karşı ise direnilmesine karar vermiştir.Bu noktada, öncelikle, metni yukarıda yer alan bozma kararının 'Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.' şeklindeki (1) nolu bendi karşısında, üyelikten ihraç kararının iptaline dair yerel mahkeme hükmünün kesinleşmiş olup olmadığı açıklığa kavuşturulmalıdır.Yerel mahkemenin bozulan hükmü, davacının dava dilekçesindeki talepleri doğrultusunda, üyelikten ihraç kararının iptaline ve buna bağlı olarak, usulsüz şekilde ihraç edilen ve kendisine konut tahsisi yapılamayan davacının bu hakkına kaimen tazminat ödenmesine ilişkindir. Eş söyleyişle, davacı, birinin (tazminat) kabulü, ancak diğerinin (ihraç kararının iptali) kabul edilmesine bağlı bulunan iki ayrı talepte bulunmuş; mahkeme her iki talebinde kabulüne karar vermiştir. Bozma kararının (1) numaralı bendinde, davalı vekilinin bu hükme yönelik diğer temyiz itirazları reddedilmiş, (2) nolu bentte ise, tazminatın hesaplanmasında izlenen yöntemin yanlış olduğu belirtilerek hüküm sadece bu yönden bozulmuş; böylece ihraç kararının iptaline yönelik karar bozmanın kapsamı dışında bırakılmış; ancak, bu yönden açık bir onama kararı da verilmemiştir.Açıktır ki, Yargıtay, temyiz edilen kararın bir kısmını onayıp; diğer kısmını bozabilir; böyle bir durumda, ortada bir 'kısmi onama ve kısmi bozma' kararı bulunacaktır. Böyle bir durumda mahkeme kısmi bozmaya uysa bile, artık hükmün onanan bölümü üzerinde yeni bir inceleme yapamaz. (Prof.Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Baskı, 1984, Cilt:4, sayfa: 3397-3398)Hemen belirtilmelidir ki, usul hukuku ilkeleri açısından doğru olan ve bu nedenle de benimsenmesi gereken tutum, ilgili Yargıtay Dairesinin, hakkındaki temyiz itirazlarını reddettiği hüküm bölümünü açıkça onamasıdır.Ancak, öteden beri, somut durumda olduğu gibi, Yargıtay Dairelerinin kısmi onama ve kısmi bozma kararı verilmesi gereken durumlarda, gerçekte onanmasına hükmettikleri hüküm bölümü yönünden, sadece ilgili tarafın temyiz itirazlarını reddetmekle yetinip, açık bir onama hükmü kurmadıkları ve bu tür kararların özellikle infaz yönünden tereddütlere neden olduğu bilinmektedir.Bu nedenle, bu tür Yargıtay kararlarının usul hukuku açısından doğurdukları sonuç üzerinde ayrıca durulmalıdır.Öğretide, bir davadaki birden fazla talepten bir veya daha fazlası hakkında verilen kararın bozma kapsamı dışında kalması halinde, o karara yönelik açık bir onama hükmü olmasa dahi, ortada kısmi bir bozma ve kısmi bir onama kararının bulunacağı kabul edilmektedir. Başka bir ifadeyle, açık bir onama hükmü bulunmasa dahi, salt taleplerden biri veya daha fazlası hakkındaki yerel mahkeme kararına ilişkin temyiz itirazları Yargıtay'ca reddedilmiş ve böylece kararın o bölümü bozma kapsamı dışında bırakılmış ise, reddedilen temyiz itirazlarının ilgili bulunduğu karar bölümü onanmış sayılır. (Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Baskı, 1984, Cilt:4, sayfa: 3421 ve devamı).Hükmün bir bölümünün, taraflarca o yönden temyiz yoluna gidilmemesi nedeniyle kesinleşmesi veya temyiz edilip de bozma kapsamı dışında kalması arasında; gerek kesin hükmün bağlayıcılığı, gerek infaz kabiliyeti ve gerekse o konudaki uyuşmazlığın artık mahkemece yeniden ele alınmasının mümkün bulunmaması yönlerinden, herhangi bir fark yoktur.Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1992 gün ve 1992/2-121 esas, 1992/197 karar sayılı kararı da bu doğrultudadır. Yine, usule ilişkin kazanılmış hak konusundaki 1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı da, öğretide ve uygulamada aynı sonucu doğuracak şekilde yorumlanmıştır. (Prof.Dr. Saim Üstündağ, Medeni Yargılama Usulü, Baskı, Cilt 2, İstanbul 1977, sayfa:90)Bu açıklamalar çerçevesinde somut durum değerlendirildiğinde:Yerel mahkeme davacının ihraç kararının iptali ve tazminat taleplerinin tümünün kabulüne karar vermiş ve Yüksek Özel Daire, davalının bu karara yönelik temyiz itirazlarından sadece tazminat hesabına ilişkin bulunanlarını kabul edip, diğerlerini reddetmiş olmakla, açık bir onama kararı vermemekle birlikte, ihraç kararının iptaline yönelik yerel mahkeme hükmünü onamış bulunmaktadır.Bu durumda, mahkeme hükmünün üyelikten ihraç kararının iptaline yönelik bölümü bozma kapsamı dışında bırakılmakla onanmış ve bu yön kesinleşmiştir. Dolayısıyla, kısmi bozmaya karşı kurulan direnme hükmünde, artık üyelikten ihraç kararının iptaline ilişkin davacı talebi hakkında yeniden hüküm kurulmasına gerek yoktur.Hal böyle olunca, yerel mahkemenin, anılan konuda hüküm tesisine yer olmadığına karar vermiş olması doğrudur...." Yargıtay Hukuk Dairesinin 1/4/2005 tarihli ve E.2005/4566, K.2005/7049 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"...İstanbul İş Mahkemesi’nin 2003 tarih ve 2003/257-484 sayılı ilamının hüküm bölümünde kıdem tazminatı 633 TL., ihbar tazminatı 000 TL. ve ücretli izin nedeniyle de 000 TL. olmak üzere toplam 771 TL. alacağın 2000 tarihinden itibaren yürütülecek yasal faizi ve takdir edilen 351 TL. nispi avukatlık ücreti ile birlikte davalıdan alınıp davacıya ödenmesine karar verilmiştir.Hükmün temyiz edilmesinden sonra Yargıtay Hukuk Dairesi’nin 2004 tarih ve 2003/11355 E, 2004/2576 sayılı ilamı ile sadece (izin alacağı) yönünden kararın bozulduğu anlaşılmaktadır. Anılan Yargıtay ilamının (1) no’lu bendinde açıkça, bozmanın sadece izin alacağından söz edilen (2) no’lu bende hasredildiği belirtilmiş ve borçlunun sair temyiz itirazları reddedilmiştir. Açık bir onama hükmü bulunmasa dahi, taleplerden biri veya daha fazlası hakkındaki yerel mahkeme kararına ilişkin temyiz itirazları Yargıtay’ca reddedilmiş ve böylece kararın o bölümü bozma kapsamı dışında bırakılmış ise, reddedilen temyiz itirazlarının ilgili bulunduğu karar bölümü onanmış sayılır. (Prof. Dr. Baki Kuru HUMK Baskı 1984, cilt4, shf, 3421) (HGK’ nun 1992 tarih ve 1992/2-121 E, 1992/197 K)(HGK’ nun 2002 tarih ve 2002/11-633 E, 2002/847 K)Bu durumda, alacaklının bozma ilamı kapsamı dışında kalan alacak bölümleri yönünden takibe devam etmesi mümkün olup şikayetin kabulü yerine reddine karar verilmesi isabetsizdir...." Yargıtay Hukuk Dairesinin 25/6/2018 tarihli ve E.2018/995, K.2018/6656 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"...Borçlu mehil vesikasında yazılı süre içinde, Yargıtay'dan icranın geri bırakılması kararı almazsa veya icranın geri bırakılması kararı alınıp da hükmün onanması halinde, yatırılan teminat para ise alacaklının talebi üzerine başkaca bir işleme gerek kalmadan alacaklıya ödenir, mal ve hak ise malın niteliğine göre icra müdürlüğünce paraya çevrilir.Somut olayda; itirazın iptaline dair İstanbul Anadolu Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/406 Esas 2014/190 Karar sayılı ilamının icra dairesine ibraz edilerek takibe devam edildiği, bahsi geçen ilamın tehiri i icra talepli temyiz edildiği, borçlu tarafından İstanbul İli, Sarıyer İlçesi, Uskumruköy Mah. 715 Parsel C5 tipi villanın teminat olarak icra dosyasına bildirildiği ve mehil talep edildiği, söz konusu taşınmazın İstanbul Anadolu İcra Hukuk Mahkemesinin 2014/1 İş sayılı ve İstanbul Anadolu İcra Hukuk Mahkemesinin 2014/671 Esas 2014/630 Karar sayılı kararı ile İİK'nun maddesi hükmünce teminat olarak kabul edildiği, alacaklı lehine taşınmaz üzerine derecede ve derecede ipotekler konulduğu ve borçluya mehil verildiği, borçlu tarafından icranın geri bırakılması kararı alınarak icra dosyasına ibraz edildiği akabinde bahsi geçen ilamın Yargıtay'ca onandığı ve alacaklı tarafın dosyadaki alacağın tahsili için dosyaya teminat olarak bildirilen ve ipotek konulan taşınmazdaki ipotekten vazgeçtiklerini beyan ederek, ipoteğin fekki ile 06/01/2016 tarihli talepleri doğrultusunda borçluya muhtıra tebliği ve bankalara 89/1 haciz ihbarnamesi gönderilmesine karar verilmesini talep ettiği, icra müdürlüğünce alacaklı tarafın talebinin kabulüne karar verildiği ve gerekli işlemlerin yapıldığı, icra müdürlüğü işlemlerinin borçlu tarafından şikayet edildiği, mahkemece alacaklının tehiri icra kararı için kendi lehine tesis edilen ipotek hakkında mahkeme kararına gerek olmadan tek taraflı irade beyanı ile vazgeçebileceği bu durumun borcu sona erdiren bir sebep olmadığı, alacaklının ipoteğin fekki talebinden sonra icra müdürünün alacaklının haciz talebini kabul etmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesi ile şikayetin reddine karar verildiği, kararın borçlu tarafça temyizi ile Dairemizce onandığı görülmektedir.Yukarıda belirtilen ilke ve kurallar gözetildiğinde; Yargıtay’ın temyiz edilen hükmü onaması halinde daha önce vermiş olduğu icranın geri bırakılması kararı kendiliğinden kalkar ve ilamın icrasına devam edilir. Bu halde alacaklının talebi üzerine başkaca bir işleme gerek olmaksızın icra müdürü, borçlunun gösterdiği teminat para ise bu para ile alacaklının alacağını, faizini ve takip giderlerini alacaklıya öder. Borçlunun icranın geri bırakılması kararı alabilmek için göstermiş olduğu teminat paradan başka bir mal veya hak olması halinde ise icra müdürü malın veya hakkın çeşidine göre teminat gösterilmiş olan mal veya hakkı paraya çevirir (satar) bedeli ile alacaklının alacağını, faizini ve takip giderlerini öder. Buna göre; somut olayda, icra müdürlüğünce teminat olarak gösterilen taşınmaz paraya çevrilerek, alacaklının tüm alacağının ödenmesi gerekirken, alacaklının ipoteğin fekki ile bankalara 89/1 haciz ihbarnamesi gönderilmesi talebi üzerine kişiye birinci haciz ihbarnamesi gönderilmesi yerinde olmamıştır. İcra takip dosyası içerisinde, taşınmaz üzerine mahkeme kararıyla konulan ipoteklerin fekkine dair icra müdürlüğünce ilgili tapu sicil müdürlüğüne yazılan bir müzekkereye ya da söz konusu ipoteklerin fek edildiğine dair bir belgeye rastlanılamamıştır...." Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesinin 1/3/2018 tarihli ve E.2017/1343, K.2018/407 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"...Uyuşmazlık; teminat mektubunun paraya çevrilme talebinin reddine ilişkin icra müdürlüğü kararına karşı şikayet niteliğindedir.Takip dosyasının incelenmesinde; şikayetçi alacaklılar tarafından dava dışı borçlu K1 hakkında ilamlı icra takibi başlatıldığı, takip dayanağının Yalvaç Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2014/319 E. ve 2016/14 K. sayılı ilamı olduğu, takip talebi ve buna uygun düzenlenen icra emri ile ilamda alacaklılar lehine hükmedilen maddi ve manevi tazminat alacakları ile yargılama gideri, ilam vekalet ücreti ve işlemiş faiz alacaklarının tahsilinin istendiği, 31/03/2016 tarihinde sunulan teminat mektubunun icra hakimliğince teminat olarak kabulüne karar verildiği, Yargıtay Hukuk Dairesinin 08/06/2016 tarih, 2016/6755 E. ve 2017/744 K. sayılı kararı ile icranın geri bırakıldığı, Yargıtay Hukuk Dairesinin 20/12/2016 tarih ve 2016/6755 E. 2016/15317 K. sayılı ilamıyla davalının tüm temyiz itirazlarının reddine, davacıların temyiz itirazlarının ise (maddi ve manevi tazminat miktarlarının usulüne uygun olarak belirlenmeyip az olarak hesaplanması nedeniyle) kabulüne karar verildiği, şikayetçi alacaklılar vekilinin Yargıtay bozma ilamına istinaden teminat mektubunun paraya çevrilmesine ilişkin talebinin icra müdürlüğünün 13/02/2017 tarihli kararı ile reddedildiği, icra müdürlüğünün bu kararının şikayete konu edildiği anlaşılmıştır.Açık bir onama hükmü bulunmasa dahi taleplerden biri veya daha fazlası hakkındaki yerel mahkeme kararına ilişkin temyiz itirazları Yargıtay’ca reddedilmiş ve böylece kararın o bölümü bozma kapsamı dışında bırakılmış ise, reddedilen temyiz itirazlarının bulunduğu karar bölümü onanmış sayılır. (Pr.Dr.Baki Kuru Hukuk Muhakemeleri Usulü baskı 1984 cilt 4, sahife 3421) (HGK 1992 tarih ve 1992/2-121 Esas, 1992/197 K.) (HGK. 2002 Tarih ve 2002/11-633 2002/847)....Dairemizce yapılan değerlendirmeler neticesinde; takibe konu edilen Yalvaç Asliye Hukuk Mahkemesi (İş Mahkemesinin) 2014/319 E.-2016/14 K.sayılı kararının Yargıtay Hukuk Dairesinin 2016/6755 E.- 2016/15317 K.sayılı kararı ile şikayetçi alacaklılar lehine maddi ve manevi tazminatın az hükmedildiği gerekçesi ile kısmen bozulduğu, Yargıtay kararında bozma kararı dışında kalan temyiz itirazlarının yerinde olmadığının açıklandığı, bu durumda bozma kararı dışında kalan maddi ve manevi tazminat alacağı yönünden mahkeme kararının kesinleştiği, kesinleşen bu alacaklar yönünden takibe devam edilebileceği, bu durumda teminatın iadesi için İİK.'nın maddesinde öngörülen koşulun gerçekleştiği, mahkemece şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde sonuca gidilmesinin isabetsiz olduğu anlaşıldığından şikayetçi alacaklılar vekilinin istinaf talebinin esastan kabulüne karar vermek gerekmiş, aşağıdaki hüküm kurulmuştur...."