5. Hukuk Dairesi 2010/1869 E. , 2010/10536 K. MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili davasının kabulüne dair verilen yukarıda tarih ve numaraları yazılı hükmün duruşmalı olarak Yargıtay’ca incelenmesi davalı idare vekili tarafından verilen dilekçe ile istenilmiş olmakla duruşma için belirlenen 08.06.2010 günü temyiz eden davalı idare vekili ile aleyhine temyiz olunan davacılar vekilinin yüzlerine karşı duruşm…
**5. Hukuk Dairesi 2010/1869 E. , 2010/10536 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili davasının kabulüne dair verilen yukarıda tarih ve numaraları yazılı hükmün duruşmalı olarak Yargıtay’ca incelenmesi davalı idare vekili tarafından verilen dilekçe ile istenilmiş olmakla duruşma için belirlenen 08.06.2010 günü temyiz eden davalı idare vekili ile aleyhine temyiz olunan davacılar vekilinin yüzlerine karşı duruşmaya başlanarak temyiz isteminin süresinde olduğu görülüp, taraf vekillerinin sözlü açıklamaları dinlendikten sonra, dosyadaki belgeler okunup iş anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü. - K A R A R - Dava, kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı idare vekilince temyiz edilmiştir. Bir taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığından bahsedebilmek için kamulaştırma yetkisine sahip olan idarenin sahiplenme kastı ile kamulaştırma yapmadan taşınmaza fiilen el atarak, kamu hizmetine ayırması ve kamu yararına yönelik bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerine tesis yapılması gerekir. Taşınmazın imar planında yeşil alan olarak ayrılması, fiilen el konulmamışsa, el atma olarak nitelendirilemez. Dosyada bulunan kanıt ve belgeler ile mahallinde yapılan keşif, alınan bilirkişi raporlarına göre dava konusu taşınmaza fiilen el atılmadığı ve halen boş arsa olarak durduğu anlaşıldığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne karar verilmesi, Doğru görülmemiştir. Davalı idare vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan hükmün açıklanan nedenle HUMK’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan temyize başvurma harcının Hazineye irad kaydedilmesine ve temyiz harcının istenildiğinde iadesine, temyiz eden davalı idare yararına yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca takdir olunan 750,00-TL. vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine, 08.06.2010 gününde oyçokluğuyla karar verildi. MUHALEFET ŞERHİ Davacı vekili dava dilekçesinde dava konusu taşınmazın 1985 yılından bu yana imar planında yeşil alan olarak ayrıldığını, taşınmazdan yararlanma ve kullanma olanağının kalmadığını bu nedenle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere taşınmazın bedelinin tahsilini istemiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Daire çoğunluğunun fiili el atma olmadığı imar planındaki özgülemenin el atma sayılmayacağı gerekçesiyle davanın reddi gerektiğini belirterek hükmün bozulması yönündeki kararına katılmıyoruz. Şöyle ki; 1-3194 sayılı İmar Kanunuyla, yerleşim yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların; plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun teşekkülünü sağlamak amacıyla, adı geçen Kanunun 7. ve 8. maddesiyle belirli nüfus kriterini aşan belediyelere imar planlarını hazırlama ve yürürlüğe koyma yükümlülüğü getirilmiştir. Aynı Kanunun 10. maddesinde de; “Belediyeler, imar planlarının yürürlüğe girmesinden en geç 3 ay içinde, bu planı tatbik etmek üzere 5 yıllık imar programlarını hazırlarlar. Beş yıllık imar programlarının görüşülmesi sırasında ilgili yatırımcı kamu kuruluşlarının temsilcileri görüşleri esas alınmak üzere Meclis toplantısına katılır. Bu programlar, belediye meclisince kabul edildikten sonra kesinleşir. Bu program içinde bulunan kamu kuruluşlarına tahsis edilen alanlar, ilgili kamu kuruluşlarına bildirilir. Beş yıllık imar programları sınırları içinde kalan alanlardaki kamu hizmet tesislerine tahsis edilmiş olan yerleri ilgili kamu kuruluşları, bu program süresi içinde kamulaştırırlar. Bu amaçla gerekli ödenek kamu kuruluşlarının bütçelerine konulur. İmar programlarında, umumi hizmetlere ayrılan yerler ile özel kanunları gereğince kısıtlama konulan gayrimenkuller kamulaştırılıncaya veya umumi hizmetlerle ilgili projeler geçekleştirilinceye kadar bu yerlerle ilgili olarak diğer kanunlarla verilen haklar devam eder. ”hükmüne yer verilmek suretiyle, belediyelere, imar planlarını uygulamak üzere belirtilen süre içerisinde imar programını hazırlama; ilgili yatırımcı kamu kuruluşlarına ise imar programlarında kendi görev alanlarındaki kamu hizmeti için ayrılan özel mülkiyete ait arsaları, kamulaştırma zorunluluğu yüklenmiştir. 2-İmar planlarında kamu hizmet tesislerine tahsis edilmiş olan yerlerde kalan arsalar üzerinde, malikleri ileri dönük kişisel tasarruflarda bulunamamakta, bu yerler kamulaştırma işlemine konu teşkil edeceğinden satış değerleri düşmekte, sahipleri bu arsaları rayiç değerinde satamamakta, ancak kamulaştırma bedelini almak suretiyle yarar sağlamaları mümkün bulunmaktadır. Diğer taraftan, belediyelerin uzun süre kamulaştırılmayan özel mülkiyete ait arsaları, imar planlarında değişiklik yapmak suretiyle plandan çıkarması pek mümkün olmamaktadır. Uygulamada özellikle kentleşmenin yoğun olarak yaşandığı yerlerde, mevzuattaki, imar planında değiştirilmesi düşünülen arsayı kamu hizmeti gereklerine uygun olarak ikame edecek bir yeri imar planında ayırma ve yer değişikliği için ilgili yatırımcı bakanlığın veya kuruluşun görüşünü alma mükellefiyetinden dolayı, belediyelerin söz konusu kamu hizmeti için yeni arsa tahsis etmeleri zor olduğu gibi, imar planlarında kamu hizmetine ayrılan yerlerden vazgeçmenin planla getirilen bütünsel dokuyu bozma riski nedeniyle de bu yola başvurulmadığı görülmektedir. Bu itibarla kamulaştırma sürecinin uzaması halinde kişisel mülkiyet hakkıyla bağdaşmayan ciddi mağduriyetlerle karşılaşılmaktadırlar. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunuyla kamulaştırma için bir ön şart olarak “yeterli ödeneğin” yatırımcı kurumların bütçelerine konulması gerektiğinden, İmar Kanununun 10. maddesi gereğince de ilgili kamu kuruluşunun kamulaştırma yükümlülüğünün imar programının yürürlüğe girmesiyle başlaması nedeniyle belediyelerin program yapmadıkları sürece kamulaştırmayı yapacak kuruluşun bir sorumluluğu da doğmamaktadır. Öte yandan aynı Kanunun 13. maddesinin 2. fıkrasında “imar programına alınan alanlarda kamulaştırma yapılıncaya kadar emlak vergisi ödenmesi durdurulur. Kamulaştırmasının yapılması halinde durdurma tarihi ile kamulaştırma tarihi arasında tahakkuk edecek olan emlak vergisi, kamulaştırmayı yapan idare tarafından ödenir. Birinci fıkrada yazılı yerlerin kamulaştırma yapılmadan önce plan değişikliği ile kamulaştırmayı gerektirmeyen bir maksada ayrılması halinde ise durdurma tarihinden itibaren geçen sürenin emlak vergisini mal sahibi öder.” Denilmek suretiyle arsaları imar programına alınan maliklerin emlak vergisi mükellefiyetinin kamulaştırma işlemi yapılıncaya kadar durdurulacağı belirtilmek suretiyle kanun koyucu tarafından, imar planlarında kamu hizmetine ayrıldığı için tasarruf yetkisi kısıtlanan arsa maliklerinin kamu yararı hesabına katlandıkları fedakarlığı, arsa malikleri üzerindeki emlak vergisi ödeme yükümlülüğünü durdurarak dengelemeye çalışmış olmasına karşın imar programlarının hazırlanmasını belediyelerce geciktirilmesi kanun koyucunun açık iradesine aykırı olarak vergi sorumluluğunun da uzun yıllar özel mülkiyet sahiplerinin üzerinde kalması sonucu doğurmaktadır. İmar Kanununun 10. maddesi hükmüyle, yatırımcı kuruluşlara imar planlarında kamu hizmetine ayrılan arsalar imar programı süresi içerisinde kamulaştırma, yine yetkili idari makamlara kamulaştırmaya ilişkin ödeneği yatırımcı kuruluşun bütçesine koyma mükellefiyeti yüklenmek suretiyle, kanun koyucu kamu yararı adına fedakarlığa katlanmak durumunda kalan maliklerin taşınmazlarının kamulaştırılmadan, mülkiyet haklarının ihlal edilmesi sonucu doğuracak şekilde uzun süre imar programlarında bekletilmesini uygun görmemiş ve idareye herhangi bir takdir yetkisi tanımadan bağlayıcı sürelerle gerekli işlemleri yapma görevi yüklemiştir. 3-Anayasanın 35. maddesinde ”Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” Denilmektedir. Yine, “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı Anayasanın 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” Denilmek suretiyle temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceği öngörülmüştür. 4-Türkiye tarafından 18.05.1954 tarihinde onaylanan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Eki 1. Protokolün 1. maddesinin 1. bendinde “Her gerçek ve tüzel kişi, maliki olduğu şeyleri barışçıl bir biçimde kullanma hakkına sahiptir. Kamu yararı gerektirmedikçe ve uluslar arası hukukun genel ilkeleri ile hukukun aradığı koşullara uyulmadıkça, hiç kimse mülkiyetinden yoksun bırakılamaz…” hükmüne yer verilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 23.09.1982 günlü 7151/75 Sporrong ve Lonnroth kararında, mülkleri üzerinde uzun süren kamulaştırma izni ve inşaat yasağı kararı nedeniyle İsveç’ten yapılan başvuru üzerine “Kamulaştırma izni, maliklerin sahibi olan şeyleri kullanma ve tasarruf etme (dispose) haklarına dokunmadığı halde, pratikte bu hakların uygulanma olasılığını önemli ölçüde düşürmektedir. Ayrıca bu izin ve yasak, kamulaştırmadan önce her türlü kamulaştırmanın hukuka uygunluğu tanımakla ve Stockholm Belediyesine gerekli gördüğü her zaman kamulaştırma yapma yetkisi vermekle, mülkiyetin özüne dokunmaktadır. Bu suretle, başvurucuların mülkiyet hakkı istikrarsız ve terk edilebilir hale gelmiştir. Bu nedenle, "başvurucuların mülkiyet hakkına bir müdahale vardır. Komisyonun da haklı olarak belirttiği gibi, kamulaştırma izinleri ve inşaat yasaklarının uzun bir süre ve birlikte kullanılması, hiç kuşkusuz, bu müdahalenin sonuçlarını ağırlaştırmıştır.” gerekçesiyle, bu durumun, mülkiyet hakkının korunması ile genel menfaatin gerekleri arasında sağlanması gereken dengeleri bozduğundan 1. protokolün 1. maddesinin ihlal edildiği hükmüne varmıştır. İmar Kanununun 10. maddesinde belediyelerin, imar planlarının yürürlüğe girmesinden itibaren en geç 3 ay içinde bu planı uygulamak üzere 5 yıllık imar programlarını hazırlayacakları belirtilmiş ise de, Kanunda bu planların tümünün hangi süre içinde programa alınarak uygulanacağına ilişkin bir kurala yer verilmemiştir. İmar planlarında umumi hizmetlere ayrılan yerlerin mevcut kullanma şekillerinin ne kadar devam edeceği konusundaki bu belirsizliğin (taşınmaz mal sahiplerinin idareden kamulaştırma talep etme hakkı olduğu düşünülse bile kamulaştırma yükümlülüğü belediyelerin yaptıkları programın yürürlüğü girmesiyle doğmaktadır) kişilerin mülkiyet hakları üzerinde süresi belli olmayan bir sınırlamaya neden olduğu, kişisel yarar ile kamu yararı arasındaki dengeyi bozarak mülkiyet hakkını kullanılmaz hale getirdiği ve hakkın özüne dokunan bir nitelik taşıdığı açıktır. Somut olayımızda; davacının 40/80 pay sahibi olduğu 1388 m²'lik taşınmaz 1985 yılından bu yana imar planında yeşil alana ayrılmıştır. Bu tarihten itibaren taşınmazın yeşil alan niteliği imar planında korunmuş ancak belediyece fiilen yeşil alan haline getirilmemiştir. Davacı 1999 yılında Bursa 1 nolu İdare Mahkemesinde açtığı davada; 15 yıldır yeşil alan olarak ayrılan, ancak yeşil alan yapılmayan taşınmazın yeşil alandan çıkarılmasını istemiş, 1999/116-2000/1252 sayı 07.12.2000 günlü kararla; 18. madde uygulamasının yapılması konusunun düşünülmesi, mümkün değil ise ilk imar uygulamasında yeşil alandan çıkarılmasının belediye meclisine sunulması gerektiği belirtilmiş, bu karar 04.03.2003 tarihinde kesinleşmiştir. Bursa 1. İdare Mahkemesine açılan 2001/1422-2002/2033 sayı 03.12.2002 günlü kararda da; yukarıda açıklanan karardan bahsedilmiş 1985'den beri mülkiyet hakkının uzun süreli kısıtlanmasının Anayasa Mahkemesi Kararına ve 2577 sayılı Yasanın 28. Maddesine uygun olmadığı, bu nedenle taşınmazın 2005 yılı imar programına alınması kararının keyfi olması nedeniyle kararın taşınmaza yönelik olarak iptaline karar vermiştir. Davalı ...; bu karardan sonra 07.03.2003 gün 6/70 sayılı Belediye Meclisinde; İdare Mahkemesi kararlarını tartışarak taşınmazın kamulaştırılmasına, 2004 yılında kamulaştırma işlemininin tamamlanmasına karar vermiştir. Taraflar arasında taşınmazın 1985'den beri imar planında yeşil alanda olduğu tartışmasızdır. İmar Kanununun 10. maddesi 5 yıllık imar programları yapılması amir hükmünü taşımaktadır. Davanın açıldığı 2008 tarihine kadar "4" ayrı 5 yıllık imar programı yapılmış "5" inci imar program yürürlüktedir. Davacı bu süre içesinde idari yargıya gitmiş, davaları kazanmış, kararlarda Belediye sürekli olanak uyarılmıştır. (Kararlar yukarıda açıklandı) Belediye 2003 yılında kamulaştırma kararı almış, kendi aldığı bu kararı da yerine getirmemiştir. Bu durumda; taşınmaz maliki ne yapacaktır. Mülkiyet Hakkını kullanamamakta, yasal yollara başvurarak kazandığı davaların hukuki sonucu yerine gelmemektedir. Mülkiyet hakkı kısıtlanmıştır. Davalı ... kötü niyetlidir. Açıklanan nedenlerle; taşınmazdan mülkiyet hakkının özüne uygun şekilde yararlanma olanağı kalmayan davacının Belediyeye karşı açtığı davanın fiili el atma yoktur gerekçesiyle çoğunluğun bozma görüşüne katılmıyoruz.08.06.2010