10. Hukuk Dairesi 2011/10864 E. , 2012/18723 K. Mahkemesi :İş Mahkemesi No :622-156 Dava, iş kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirler ile yapılan ödemeden oluşan Kurum zararının rücuan tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyada…
**10. Hukuk Dairesi 2011/10864 E. , 2012/18723 K.** **"İçtihat Metni"** Mahkemesi :İş Mahkemesi No :622-156 Dava, iş kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirler ile yapılan ödemeden oluşan Kurum zararının rücuan tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 26’ncı maddesi olup, işverenin ve davalı üçüncü kişinin rücu alacağından sorumluluğu, ancak, maddede öngörülen koşulların gerçekleşmesi halinde mümkündür. 506 sayılı Kanunun 26’ncı maddesine dayanan rücu davalarında kusurun belirlenmesinde; Mahkemece, öncelikle, zararlandırıcı sigorta olayının ne şekilde oluştuğu dosya içersindeki tüm deliller takdir olunarak, varsa, çelişki giderilerek belirlenmeli ve kabul edilen maddi olgular bilirkişiye bildirilip, olaydaki kusur durumunun buna göre çözümlenmesi istenmelidir. Bundan başka, bu tür davalarda, bilirkişi, ya da, bilirkişi kurulunun, olaydaki, tarafların kusur durumunu saptarken, iş güvenliği mevzuatına göre hangi önlemlerin alınması gerekeceğini, bu önlemlerin işverence alınıp alınmadığını ve alınmış önlemlere sigortalı işçinin uyup uymadığını ve dayanağı mevzuat hükümleri ayrıntılarıyla irdelenerek gösterilmeli, soyut ifadelerin kullanımı ile yetinilmemelidir. Davaya konu somut olayda; taşımacılık faaliyetinde bulunan şirket nezdinde TIR şoförü olarak çalışan sigortalı, Irak'a büro malzemesi götürürken, silahlı saldırı sonucu aracın yandığı ve sigortalının öldüğü anlaşılmaktadır. Hükme esas alınan ve onanarak kesinleşen tazminat dosyasında düzenlenen 14.03.2006 tarihli kusur raporunda; işverenin % 25, kimliği belirsiz 3. kişilerin % 75 oranında kusurlu olduğu belirtilmiştir. Öncelikle, belirtilmelidir ki; 2495 sayılı Bazı Kurum ve Kuruluşların Korunması ve Güvenliklerinin Sağlanması Hakkında ki Kanun uyarınca işveren taşımacılık şirketi, bu iş nedeniyle özel güvenlik teşkilatı kurma yükümlülüğü altında değildir. Sigorta olayının oluş biçimi ve olay yerini de içine alan bölgede bir iç savaş yaşandığı olgusu da dikkate alınarak, her an beklenen saldırılar karşısında emniyet kuvvetlerinin sağlayacağı tedbirlerin dışında, işverenin ne gibi önlemler alabileceği kusur raporunda tartışılmamıştır. Bu nedenle, davaya konu somut olayda; açıklanan türden somut ve olayla illiyet bağı kurulabilir işverenin ihmali bulunup bulunmadığını değerlendirecek, kazanın meydana geldiği iş kolunda, iş güvenliği ve işçi sağlığı konularında uzman bilirkişilerden oluşacak kuruldan, 506 sayılı Kanunun 26, 4857 sayılı Kanunun 77, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğünün 2 ve devamı maddelerine uygun olarak düzenlenmiş kusur raporu alınması gerekirken, eksik araştırma, inceleme sonucu yazılı biçimde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. Bununla birlikte, davanın teselsüle dayalı olarak açılmamış olması dikkate alındığında, faili meçhul şahıslara davalının rücu hakkını kullanmasındaki güçlük nedeniyle; hak sahiplerine bağlanan gelir ve yapılan masrafların davalı işveren kusur karşılığını oluşturan kısımdan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 50. ve 51. maddeleri uyarınca hakkaniyet indirimi yapılması gereği bulunmamaktadır. Diğer taraftan, iş kazası sonucu sigortalıya bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değeri, sigortalının yaşı, gelirin kesilme olasılığı ve iskonto oranı gözetilerek belirlenen tutarı ifade etmektedir. 506 sayılı Yasa'nın 92. maddesi ise, "malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları ile iş kazalarıyla meslek hastalıkları sigortasından hak kazanılan aylık ve gelirler birleşirse, sigortalıya veya hak sahibine bu aylık ve gelirlerden yüksek olanın tümü, eksik olanın da yarısı bağlanır. Bu aylık ve gelirler eşitse, iş kazalarıyla meslek hastalıkları sigortasından bağlanan gelirin tümü, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarından bağlanan aylığın da yarısı verilir." düzenlemesini içermektedir. Somut olayda, hak sahiplerine ölüm aylığı bağlandığı ve işbu davaya konu iş kazası nedeniyle bağlanan gelirlerin ikinci satırında bir mahsup işleminin yapılmış olduğu anlaşıldığından, bu madde uygulamasının ilk peşin sermaye değerli gelir miktarına da yansıtılması gereği üzerinde durulmaksızın, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, ayrıca isabetsizdir. O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 12.10.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.