(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2009/6956 E. , 2009/7846 K. MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 09.08.2007 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali tescil (mera iddiasına dayalı) istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 18.06.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bü…
**(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2009/6956 E. , 2009/7846 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 09.08.2007 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali tescil (mera iddiasına dayalı) istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 18.06.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: \_K A R A R\_ Dava mera iddiasına dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Davacı Hazine, kadastro çalışmaları sırasında davalı adına tespit ve tescil edilen 106 ada 3 parsel numaralı taşınmazın mera olduğunu belirterek tapu kaydının iptali ile Hazine adına tescili isteğinde bulunmuştur. Davalı davanın reddini savunmuştur. Mahkemece davanın kabulü ile taşınmazın “ham toprak” niteliği ile Hazine adına yazılmasın karar verilmiştir. Hükmü, davalı temyiz etmiştir. Mera, bir veya birden fazla köy veya kasaba halkına bağımsız veya birlikte tahsis edilmiş yada kadimden beri hayvan otlatmak amacıyla kullanılan, hak sahiplerinin üzerinde intifa hakkı olan arazi parçasıdır. Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan mera, yaylak ve kışlaklar özel mülkiyete geçirilemez, amacı dışında kullanılamaz, zamanaşımı uygulanamaz, sınırları daraltılamaz (Mera Kanunu m.3,4) 31.05.1965 tarihli ve 4/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile “...tek başına bir köye ait bulunan mera, yaylak ve kışlakların tümünün veya bir parçasının bir başka köy sınırı içine alınmış olması halinde, sınır değişikliğinin ikinci köye bir yararlanma hakkı sağlamayacağı ve ilk köyün eskiden olduğu gibi bu yerlerden tek başına yararlanacağı” öngörülmüş olup, bu karar 4342 sayılı Mera Kanununun 29. maddesi ile de yasa hükmü haline gelmiştir. Böylece, bir köy ya da belediye sınırları içinde kalan mera, yaylak ve kışlaklar üzerinde bir başka köy veya belediyenin de intifa hakkı olabileceği kabul edilmiş, idari sınırların aidiyetin belirlenmesinde önemi olmadığı vurgulanmıştır. İdari sınırlar sadece yetkili mahkemenin saptanmasında önem arz eder. Meraya elatmanın önlenmesi davası, kadim yararlanma hakkı olan köy veya belediye tüzel kişiliği yada taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olması nedeniyle Hazine tarafından açılabilir. Aynı şekilde, bir yerin mera olduğu iddiasıyla köy veya belediye tüzel kişiliğinin yada Hazinenin tapu iptali ve sınırlandırma istemiyle dava açmasına olanak vardır. Mera, yaylak ve kışlak davalarında, tahsise yada kadim kullanma hakkına dayanılabilir. Tahsise dayanıldığında, dayanak belgelerin, ayrıca karşı tarafın savunmasında ileri sürdükleri kayıtların tüm geldileri ile birlikte merciinden getirtilmesi, kadimlik iddiası varsa bu hususun araştırılması, gerektiğinde köyün kuruluş tarihinin İçişleri Bakanlığından sorulması ve köyün kadim yada muhdes olup olmadığının saptanması gerekir. Keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıkların çekişmeli mera veya yayla ile herhangi bir yararlanma ilişkisi bulunmayan, yansız anlatımda bulunabilecek, yöreyi iyi bilen ve çevre köy yada kasabalarda yaşayan yaşlı kişilerden seçilmesi gerekir. Mahkemece yapılacak keşifte; tahsise dayanılıyorsa tahsis kayıtlarının yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığı ile uygulanması, dava konusu yeri kapsayıp kapsamadığının belirlenmesi, taşınmazın mera olmadığı iddiasının bulunması halinde varsa çevre taşınmazlara ait kayıtlar da uygulanarak dava konusu yeri ne şekilde okuduğunun çevre taşınmazlarla toprak yapısı kıyaslanarak uzman bilirkişiler aracılığı ile uyuşmazlığa konu yerin ve niteliğinin saptanması gerekir. Kadimlik iddiasında ise, yerel bilirkişi ve tanıklara taşınmazın kim tarafından ve ne şekilde kullanıldığı ve sınırları sorularak sonuca gidilmelidir. Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında, Dava konusu 106 ada 3 parsel numaralı taşınmaz 2006 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında senetsizden davalı ... adına tespit ve tescil edilmiştir.Mahkemece yapılan keşifte dinlenen davacı tanıkları yukarıda içeriği açıklanan ilkeye aykırı olarak dava konusu meranın bulunduğu köy ile bu meradan yararlanma hakkı olduğu beyan edilen köyden seçilmiş ise de eldeki davada yararlanma hakkına ilişkin bir uyuşmazlık bulunmaması nedeniyle taşınmazın niteliğine yönelik beyanda bulunan yerel bilirkişi beyanı yeterli görülmüştür.Ancak mera olduğu saptanmış olmasına ve Kadastro Kanununun 16/B maddesi gereğince taşınmazın mera olarak sınırlandırılmasına karar verilmesi yerine özel mülkiyete konu teşkil edecek biçimde mülkiyet siciline yazılması doğru olmamıştır. Ayrıca davanın kabulüne karar verildiği halde HUMK.nun 417 ve 423.maddelerine aykırı olarak davalının karar ve ilam harcından sorumlu tutulmaması da usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. SONUÇ: Davalının temyiz itirazlarının yukarıda açıklanan nedenlerle kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana geri verilmesine 23.06.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.