Başvurucu açmış olduğu idari davanın makul sürede sonuçlandırılmadığını, yapılan yargılamanın adil olmadığını, yargılamaya konu idari işlem ve yargı kararlarının emsal içtihatlar nazara alınmaksızın tesis edildiğini, bu nedenle Anayasa’nın 10. , 17. , 19. , 36. , 49. , 138. ve 14 maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek, ihlalin tespitiyle yeniden yargılama yapılmasına ve uğradığı maddi ve manevi zararın tazminine karar verilmesini talep etmiştir.
Başvurucu açmış olduğu idari davanın makul sürede sonuçlandırılmadığını, yapılan yargılamanın adil olmadığını, yargılamaya konu idari işlem ve yargı kararlarının emsal içtihatlar nazara alınmaksızın tesis edildiğini, bu nedenle Anayasa’nın , , , , , ve maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek, ihlalin tespitiyle yeniden yargılama yapılmasına ve uğradığı maddi ve manevi zararın tazminine karar verilmesini talep etmiştir. Başvuru, 24/1/2013 tarihinde İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvuruda Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölümün Birinci Komisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm tarafından 17/9/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 24/10/2013 tarihli yazısı 7/11/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu tarafından Adalet Bakanlığı görüşüne karşı 20/11/2013 tarihli beyan dilekçesi ibraz edilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen olaylar özetle şöyledir: Başvurucu Kadıköy Asliye Ticaret Mahkemesinin E.2003/207 sayılı dosyasında bilirkişi olarak görev almıştır. Başvurucu hakkında, aynı yargılama dosyası kapsamında çelişkili raporlar düzenlediği iddiasıyla disiplin soruşturması başlatılmış ve İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü Mühendislik Fakültesi Dekanlığının 2/7/2007 tarih ve 5694 sayılı kararı ile başvurucuya kınama cezası verilmiştir. Belirtilen disiplin cezasına yapılan itiraz üzerine, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğünün 30/7/2007 tarih ve 35021/1669 sayılı kararı ile başvurucuya bir alt ceza tayini suretiyle uyarma cezası verilmiştir. Başvurucu tarafından belirtilen işlemin iptali talebiyle 3/9/2007 tarihinde İstanbul İdare Mahkemesinde açılan dava neticesinde, Mahkemenin 21/10/2008 tarih ve E.2007/627, K.2008/1844 sayılı kararı ile davanın reddine hükmedilmiş, kararın gerekçesinde; başvurucunun bilirkişi olarak görev yaptığı yargılama dosyasına sunduğu 13/4/2006 tarihli ortak raporda “patlamalar ile dava konusu binanın dış cephesinde gözlemlenen hasarlar arasında bir illiyet bağının olabileceği” kanaatinin bildirilmesine karşılık, 17/9/2006 tarihli raporunda tersine kanaat ile “illiyet bağı kurulamayacağı” yönünde görüş bildirildiği ve bu düşünce farklılığının başvurucu tarafından arazinin zemin yapısına ilişkin olarak başka bir bilirkişi tarafından hazırlanan 30/9/2005 tarihli ek rapordan kaynaklandığının iddia edildiği, bununla birlikte 30/9/2005 tarihli ek raporun 7/10/2005 tarihinde dava dosyasına girdiği, bu durumda başvurucunun söz konusu iddiasına itibar edilmesinin mümkün olmadığı, ayrıca dayanılan belgelerden haberdar olmadan bilirkişi raporu hazırladığı ve görevinin gerektirdiği özen ve itinayı göstermediği açık olan başvurucuya uyarma cezası verilmesine dair işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı temyiz edilmekle, Danıştay Sekizinci Dairesinin 4/6/2010 tarih ve E.2009/2390, K.2010/4211 sayılı kararı ile onanmıştır. Karar düzeltme istemi Danıştay Sekizinci Dairesinin 23/10/2012 tarih ve E.2012/8297, K.2012/7960 sayılı kararı ile reddedilmiştir. Ret kararı 29/12/2012 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu tarafından 24/1/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur. Bunun yanı sıra başvurucunun, disiplin soruşturmasına konu edilen eylemi kapsamında ve bilirkişilik görevini kötüye kullanma iddiasıyla yargılandığı kamu davası sonucunda, Kadıköy Asliye Ceza Mahkemesinin 20/9/2011 tarih ve E.2007/128, K.2011/645 sayılı kararı ile beraatine karar verilmiş olup, söz konusu karar temyizen onanmakla 20/1/2014 tarihinde kesinleşmiştir.B. İlgili Hukuk 21/8/1982 tarih ve 17789 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Yüksek Öğretim Kurumları Yönetici, Öğretim Elemanı ve Memurları Disiplin Yönetmeliği’nin “Kınama cezası” kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi şöyledir: “Kınama cezası gerektiren fiil ve haller şunlardır:a - Verilen emir ve görevlerin tam ve zamanında yapılmasında, görev mahallinde kurumlarca belirlenen usul ve esasların yerine getirilmesinde, görevle ilgili resmi belge, araç ve gereçlerin korunması, kullanılması ve bakımında kusurlu davranmak,…” İlgili Yönetmeliğin “İyi halin değerlendirilmesi” kenar başlıklı maddesi şöyledir: “…Geçmiş hizmetleri sırasında çalışmaları olumlu olan veya ödül veya başarı belgesi alan yönetici ve öğretim elemanları ile memurlar ve diğer personel için verilecek cezalarda bir derece hafif olanı uygulanabilir.” İlgili Yönetmeliğin “Soruşturmaya yetkili amir” kenar başlıklı maddesi şöyledir: “Disiplin suçunu soruşturmaya yetkili amir, sıralı disiplin amirleridir. Disiplin Amiri, disiplin suçu hakkında bizzat veya bilvasıta bilgi sahibi olduğunda soruşturmayı kendisi yapabileceği gibi soruşturmacı tayini sureti ile de yaptırabilir. Yükseköğretim Kurulu Başkanı, üst kuruluşlar ile bütün yükseköğretim kurumlarının; Rektör, bütün üniversitenin, Dekan, bütün fakültenin; Enstitü veya yüksekokul müdürü, bütün enstitü veya yüksekokulun her kademesindeki görevlilerin disiplin amiri olup bunlar hakkında resen disiplin soruşturması açabilir veya açtırabilir. Bölüm Başkanı; anabilim, anasanat, bilim veya sanat dalları başkanları görev alanları ile ilgili disiplin soruşturma taleplerini en yakın disiplin amirine yaparlar. Bu talep gecikilmeden uygulanmaya konulur. Öğretim elemanlarından soruşturmacı tayin edilmesi halinde, bunların sanığın akademik unvanına veya daha üst akademik unvana sahip olmaları şarttır. Yöneticiler hakkındaki soruşturmalarda ünvan eşitliği veya üstlüğü aranır. Üst disiplin amirinin soruşturma açtığı veya açtırdığı disiplin olayında alt disiplin amiri ayrıca soruşturma yapamaz veya yaptıramaz. Daha önce açılmış soruşturma varsa bunlar üst amirin açtığı veya açtırdığı soruşturma dosyası ile birleştirilir.” 6/1/1982 tarih ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun maddesinin (2) numaralı fıkrası, maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkraları, maddesinin (5) numaralı fıkrası, maddesinin (3) numaralı fıkrası ile maddesi.