Başvurucular, askerlik görevini yapan yakınlarının rahatsızlanması üzerine götürüldüğü revirde bozuk serum verilmesi nedeniyle ölümüne sebebiyet verildiğini ve olay hakkında etkin bir soruşturma yürütülmeyerek kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini belirterek yaşam hakkı ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
Başvurucular, askerlik görevini yapan yakınlarının rahatsızlanması üzerine götürüldüğü revirde bozuk serum verilmesi nedeniyle ölümüne sebebiyet verildiğini ve olay hakkında etkin bir soruşturma yürütülmeyerek kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini belirterek yaşam hakkı ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Başvuru, başvurucuların vekili tarafından 27/3/2013 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi aracılığıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 21/2/2014 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 16/3/2014 tarihinde kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir. Adalet Bakanlığının 24/4/2014 tarihli görüşü başvurucular vekiline tebliğ edilmiş olup, başvurucular vekili 20/5/2014 havale tarihli beyan dilekçesini on beş günlük yasal süresi içinde sunmuştur. A. Olaylar Başvuru formu ve ekleri ile Adalet Bakanlığının görüşünde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvuruculardan Selahattin Akgüre ve Neriman Akgüre’nin oğlu, Songül Akgüre’nin eşi olan Halil İbrahim Akgüre, askerlik görevi sırasında acemi birliğindeki eğitimini tamamladıktan sonra Mekanize Piyade Tugayı Lojistik Destek Bkm. Brl. Bkm. Blk. Komutanlığı Kızıltepe/Mardin’de görevlendirilmiştir. Halil İbrahim Akgüre, askerliğe çağrı üzerine yapılan kontrollerde, Üsküdar Askerlik Şubesi yetkililerine kısmi bel fıtığı dışında ciddi bir rahatsızlığının olmadığını bildirmiştir. Halil İbrahim Akgüre, 15/5/ 2009 günü saat 00 sularında yapılan öğle içtiması esnasında baygınlık geçirmiş, arkadaşlarının müdahalesiyle 1-2 dakika içinde kendine gelmiş ve komutanı (T.Y) tarafından revire gönderilmiştir. Bakanlık görüşüne ve askeri savcılığa göre, Halil İbrahim Akgüre’ye revirde görevli tabip teğmen (T.K) tarafından müdahalede bulunularak, nabız ve tansiyon ölçümü yaptırılmış, değerlerde anormallik bulunmaması ve bilinci açık olan hastanın birkaç gündür iştahsız olduğunu beyan etmesi üzerine kendisine serum taktırılmıştır. Başvurucuların iddiasına göre ise, herhangi bir doktor muayenesi yapılmadan, sağlık görevlileri (H.İ.) ve (O.G.) tarafından hastaya 500 cc’lik serum takılmıştır. Bakanlık görüşüne ve askeri savcılığın verdiği kovuşturmaya yer olmadığına dair karara göre, serum önce hastanın sağ koluna takılmış, ancak canının yandığını belirtmesi üzerine sol koluna alınmıştır. Şikayetleri devam eden hasta bir süre sonra serumun çıkartılmasını istemiş, bunun üzerine tabip teğmen (T.K) tarafından damar yolu kontrol edilmiştir. Bu esnada midesi bulanan hasta orada bulunan çöp kovasına istifra etmiştir. Başvurucuların iddiasına göre, Halil İbrahim Akgüre, serumun takılmasından sonra iki defa istifra etmiş ve kendini iyi hissetmediğini belirterek serumun çıkarılmasını istemiştir. Müteveffanın bu isteği görevlilerce yerine getirilmemiştir. Bölük doktorlarının olaydan haberdar edilmesi üzerine, tabip teğmen (T.K) seruma yönelik itirazları dinlemiş fakat hastayı rol yapmakla itham etmiş ve tedaviye devam etmiştir. Akabinde sinirli tavırlar sergileyen hasta bir süre sonra geriye doğru kasılmaya başlamış ve nefes alıp verme düzeni bozulmuştur. Bunun üzerine revir baştabibi (A.B) gelerek solunumu bozulan hastaya müdahale etmeye çalışmış, solunumu düzelmeyince (A.B)’nin talimatı ile hasta doktorlar nezaretinde ambulansla Kızıltepe Devlet Hastanesine götürülmüştür. Bu hastanenin acil servisinde yapılan kontrolde hastanın kalp ritminde herhangi bir düzensizlik olmadığı anlaşılmış, beyin sapında muhtemel bir kanama ya da kitlenin baskı yapması nedeniyle solunumun düzelmediği şüphesi üzerine, hasta, tomografi cihazı bulunan Diyarbakır Asker Hastanesine sevk edilmiştir. Hastanın kalp atışlarının yolda düşmeye başlaması ve bir süre sonra durması üzerine, yol üzerindeki Mardin Devlet Hastanesi acil servisine gidilmiş fakat 15 dakika boyunca kalp masajı yapılmasına rağmen hasta kurtarılamamıştır. Olayın meydana gelmesini müteakip Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı, 2009/950 sayılı dosyayla resen soruşturma başlatmıştır. Başvurucular da, daha sonra yetkili kişilerden şikâyetçi olduklarını beyan etmişlerdir. Mardin Devlet Hastanesinde ölü muayene ve otopsi işlemi yapılmış fakat müteveffanın ölüm nedeninin tam olarak belirlenememesi nedeniyle, otopsi esnasında alınan kan ve iç organ örnekleri, toksikolojik ve histopatolojik inceleme yapılması amacıyla İstanbul Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesine gönderilmiştir. İstanbul Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesince, 24/12/2009 tarihli rapor hazırlanmıştır. Raporda, müteveffadan alınan kanda alkol (etanol-metanol) bulunmadığı, kanda aranan uyutucu, uyuşturucu maddelerin bulunmadığı, iç organlarda yapılan sistematik toksikolojik analiz sonucunda aranan maddelerin bulunmadığı kanaatine ulaşılmıştır. Savcılık tarafından, olayla ilgisi bulunan kişilerin ifadeleri alınmıştır. İfadesi alınan kişilerden piyade er (S.A) özetle, olay günü rahatsızlanan askerin ambulansla götürüldüğünü ve hastaya serum verildiğini öğrenince bu olaydan bir iki gün önce (R.H) adlı bir askerin de serum takıldıktan sonra rahatsızlanması nedeniyle serumlardan şüphelendiğini, bu sebeple serumların bozuk olup olmadığını anlamak için revir eczanesine giderek antibiyotik olan İespor adlı 1 gramlık ilaçla serumları karıştırdığını, tepkimeleri gözlediğinde Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA) üretimi olan ve ölen askere de verilen serumların bozuk olduğu kanaatine vardığını, bunun üzerine hastaya refakat eden doktor (A.B)’yi arayarak serumun bozuk olabileceğini söylediğini beyan etmiştir. Tabip üsteğmen (A.B)’de bu konuya ilişkin olarak ifadesinde, özetle Kızıltepe Devlet Hastanesi acil servisindeyken (S.A) adlı askerin kendisini arayarak serumda sorun olabilir dediğini, hastanın serumları zaten burada değişmiş olduğu için kimseye bir şey söyleme gereği duymadığını belirtmiştir. Başvurucuların iddialarına göre, müteveffanın ölümüne sebep olan serumlar, revir görevlisi tarafından ölüm olayından 3 gün sonra imha edilmiştir. Başvuruculara göre ayrıca, adli tıpa gönderilecek tüplerin içindeki serum numuneleri boşaltılmış ve adli tıp kurumunun ölüm nedenini tespit edememesi sağlanmıştır. Soruşturma aşamasında tanık olarak ifade veren askerlerden onbaşı (F.E), serumların imhasıyla ilgili olarak, ölüm olayının meydana geldiği gün (S.A) adlı askerin içinden numune aldığı serumlarla birlikte 3 koli serumu er (U.Ş) ile birlikte lavaboya dökerek imha ettiklerini beyan etmiştir. Er (U.Ş) ise, olaydan 3-4 gün sonra şüphelenilen serumların revirde görevli er (Y.K ) tarafından mutfak lavabosuna dökülerek imha edildiğini beyan etmiştir. (Y.K) isimli er ifadesinde, mayıs ayının başında depoda bulunan serumları eczaneye çektiklerini, mayıs ayı ortasında tugaydan yeni serumlar gelince, son kullanma tarihi 2010 olan 12 adet envanter girişi olmayan 500 cc’lik serumu 9/6/2009 tarihinde astsubay (K.L)’nin talimatı doğrultusunda lavaboya dökmek suretiyle imha ettiğini beyan etmiştir. Şüpheli astsubay (K.L) ifadesinde, 9/6/2009 tarihli imha tutanağındaki imzanın kendisine ait olduğunu, tabip üsteğmen (A.B)’nin talimatı ile envanter dışı gözüken GATA imali serumları tespit ederek komutanına bildirdiğini, imha işlemine katılmadığını, düzenlenen imha tutanağını sonradan imzaladığını söylemiştir. Şüpheli tabip üsteğmen (A.B) ise özetle, bozuk olduğu gerekçesiyle hiçbir serumun imha edilmediğini, 9/6/2009 tarihinde imha edilen 12 adet 500 cc’lik serumun envanterde kayıtlı olmadığı için imha edildiğini beyan etmiştir. Tabip teğmen (T.K) envanter girişi olmadığı için 9/6/2009 tarihinde imha edilen 12 adet serumdan bir tanesinin boş şişesini her ihtimale karşı muhafaza etmekte iken savcılığa teslim etmiştir. Savcılık, 2012/32 emanet numarasına kayıtlı olarak emanete alınan boş serum şişesini incelemek istemiş, bu şişenin boş olması sebebiyle serumun bozuk olup olmadığı konusunda herhangi bir inceleme yapılamamıştır. Bunun üzerine Savcılık tarafından, üretim tarihi 2008 ve son kullanma tarihi Ocak 2010 olan serumların içerisinde bozulma olup olmadığına ilişkin GATA Komutanlığına intikal etmiş bir bilgi olup olmadığı sorulmuştur. GATA Komutanlığı, ürünle ilgili herhangi bir geri bildirimin intikal etmediğini bildirmiştir. Savcılık, kullanılan serumun bozuk olduğu iddiaları kapsamında inceleme başlatarak, başvurucuların yakınının ölüm olayından önce aynı revirde serum takıldığı için rahatsızlandığı iddia edilen (R.H) isimli askere ait tedavi evrakları ile müteveffaya ait tüm tıbbi evrak ve soruşturma dosyasının İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı İhtisas Kuruluna gönderilmesine karar vermiştir. Bu Kurul tarafından hazırlanan 25/8/2010 tarihli rapora göre özetle, müteveffadan alınan kanda alkol (etanol-metanol) bulunmadığı, iç organlarda yapılan sistematik toksikolojik analiz sonucunda aranan maddelerin bulunmadığı, zamanında kullanılan serum veya serisinden örnek alınarak tetkik yapılamamış olmakla birlikte anlatım, otopsi bulguları ve yapılan tetkikler birlikte değerlendirildiğinde kullanılan serumun ölümde etkisinin olduğunu gösterir bulgu tanımlanamadığı, mevcut bulgularla ölüm sebebinin belirlenemediği ve yapılan uygulamaların tıp kurallarına uygun olduğu belirtilmiştir. Bu rapora başvurucular tarafından itiraz edilmesi üzerine, soruşturma dosyası İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Genel Kuruluna gönderilmiş ve konuyla ilgili rapor talep edilmiştir. Genel Kurul, İhtisas Kurulunun sunduğu raporla aynı doğrultuda bir rapor sunmuştur. Savcılık, serumların bozuk olup olmadığı hususu ile ilgili olarak bilirkişi Dz. Ecz. Atğm. (O.T)’den rapor talep etmiştir. Hazırlanan raporda özetle, dosyada mevcut tıbbi belgelere ve tanık anlatımlarına göre, müteveffaya uygulanan serumun bozuk olduğunu söylemenin mümkün olmadığı, ölümün bozuk serumdan kaynaklandığını söylemeye yetecek derecede bulgu olmadığı belirtilmiştir. Yaptığı araştırmalar sonucunda Savcılık, 26/12/2012 tarih ve E.2009/72, K.2012/213 sayılı kararıyla, “… tanık beyanları, adli muayene ve otopsi bulguları, İstanbul Adli Tıp Kurumu raporları ile diğer tüm deliller birlikte değerlendirilip yorumlandığında, müteveffanın kesin ölüm nedeni belirlenememekle beraber, olay sırasında kullanılan serumun ölümde etkisinin olduğunu gösterir bulgu tanımlanmadığının ve yapılan uygulamaların tıp kurallarına uygun olduğunun anlaşılması karşısında, ölüm olayında şüpheliler tabip yüzbaşı (A.B), tabip üsteğmen (T.K), sağlık kıdemli üst çavuş (K.L) ya da başka bir askeri personel/personellerin kusurunun bulunduğuna dair kamu davası açmaya yeter derecede delil bulunmadığı” gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Başvurucular, ölüm olayının tasarlanarak ve örgütlü bir şekilde gerçekleştirilen kasten öldürme niteliğinde olduğunu, bozuk serumların imha edilerek cinayetin örtbas edildiğini, müteveffayı hastaneye götürme sürecinde de çok fazla zaman kaybedildiğini, Adli Tıp Kurumu raporunun gerçeği yansıtmadığını belirterek anılan karara itiraz etmiştir. İtirazı inceleyen Hava Kuvvetleri Komutanlığı Hava Kuvveti Komutanlığı Askeri Mahkemesi, 26/2/2013 tarih ve E.2013/253, K.2013/218 Müt. Sayılı kararıyla, “Ölüm olayının tasarlanarak ve örgütlü bir şekilde gerçekleştirilen bir cinayet olduğu yönündeki iddialara ilişkin, somut delillerin bulunmadığı, buna ilişkin şüphenin de oluşmadığı, müteveffanın ölmeden önce herhangi bir kimseyle husumet içerisinde olduğuna ilişkin bir bilginin bulunmadığı…, yine PKK terör örgütü ve sempatizanlarının müteveffaya yönelik olarak ölüm olayını kurguladıkları iddiasına ilişkin de somut delillerin bulunmadığı…, Halil İbrahim Akgüre’nin ölümü olayında, herhangi bir kişiye kusur atfedilmesini gerektirecek yeterli şüphenin bulunmadığı, dosyada adı şüpheli olarak geçen şahısların uygulamalarının ve eylemlerinin tıp kuralları çerçevesinde olduğu ve bu yönüyle ölüm olayı açısından sorumlulukları cihetine gidilmesinin hukuken mümkün bulunmadığı, kullanılan serumun da yine aynı kapsamda ölümde etkisini, ortaya koyacak herhangi bir bulgunun saptanmadığı, diğer itiraz sebepleri açısından da somut delillerin ve yeterli şüphenin bulunmadığı anlaşıldığından” gerekçeleriyle itirazı reddetmiştir. Kesin olan bu karardan sonra başvurucular 27/3/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. B. İlgili Hukuk 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Taksirle öldürme” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” 25/10/1963 tarih ve 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu'nun “Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“Askerî savcı tarafından verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar, teşkilâtında askerî mahkeme kurulan kıt’a komutanı veya askerî kurum amiri ile şüpheli ve suçtan zarar görene bildirilir. Bu karara karşı teşkilâtında askerî mahkeme kurulan kıt’a komutanı veya askerî kurum amiri ya da suçtan zarar gören, kararın kendilerine tebliğinden itibaren onbeş gün içinde kararı veren askerî savcının teşkilâtında olduğu askerî mahkemeye yer itibarıyla en yakın askerî mahkemede itiraz edebilirler...”