Başvuru, iş kazasından kaynaklanan tazminat davasında müddeabihin ıslahla artırılan kısmın zamanaşımından reddi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının; yargılamanın altı yılın sonunda tamamlanması nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, iş kazasından kaynaklanan tazminat davasında müddeabihin ıslahla artırılan kısmın zamanaşımından reddi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının; yargılamanın altı yılın sonunda tamamlanması nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 30/4/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atıfta bulunarak başvuru hakkında görüş sunulmayacağını bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, 11/4/1999 tarihinde gerçekleşen iş kazası nedeniyle işveren aleyhine 28/1/2005 tarihinde fazlaya ilişkin hakları saklı tutulmak kaydıyla 100 TL istekli tazminat davası açmıştır. Başvurucu, yargılamanın devamı sırasında maluliyet oranının tespiti için 26/7/2007 tarihinde dava açmış ve bu dava bekletici mesele yapılmıştır. Bekletici mesele yapılan Kocaeli İş Mahkemesinin E.2007/800, K.2012/593 sayılı dosyasında başvurucunun maluliyet oranı %3,1 olarak tespit edilmiş, İlk Derece Mahkemesinin 25/9/2012 tarihli kararı Yargıtay Hukuk Dairesinin 14/2/2013 tarihli onama kararı ile kesinleşmiştir. Bekletici mesele yapılan Kocaeli İş Mahkemesinin E.2007/800, K.2012/593 sayılı dosyasının kesinleşmesinden sonra dosya hesap bilirkişisine tevdi edilerek başvurucunun uğramış olduğu maddi zararın belirlenmesi istenmiştir. Hesap bilirkişisinin maddi zarar toplamını 359,52 TL olarak belirlemesi üzerine başvurucu, 30/7/2013 tarihli dilekçe ile talebini 359 TL olarak ıslah etmiştir. Kocaeli İş Mahkemesi 24/9/2013 tarihli ve E.2005/145, K.2013/316 sayılı karar ile davanın kısmen kabulüyle 100 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsiline karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir: “...Davacı davalı şirkete ait işyerinde iş sözleşmesi ile çalışırken 11/04/1999 tarihinde iş kazası geçirmiş ve sol el parmağından yaralanmıştır. Bu kaza nedeni ile davacı Kocaeli Iş mahkemesinden verilen karardan anlaşılacağı üzere %1 oranında sürekli işgöremezlik oranına girmiştir. Kazanın meydana gelmesinde davalı işveren %70 oranında kusurlu bulunmaktadır. Dolayısı ile davacının maddi zararlarından bu kusur oranı ile sorumlu bulunmaktadır. Hesap bilirkişisi davacının maddi zararının geçici işgöremezlik oranı çıktıktan sonra toplam 359,52 TL olarak hesaplamıştır. Davacı başlangıçta 100 TL lik kısmi dava açmış daha sonra ıslah dilekçesi ile bu talebini artırmıştır.İş kazası sonuçta bir haksız bir fiil olup zaman aşımı süresi 10 yıl bulunmaktadır. Zaman aşımı failin ve zararın öğrenildiği tarihten başlamaktadır. Yargıtay HD si tarafından 25/12/2012 tarih 2012/2315 esas ve 2012/24421 karar sayılı kararında beden zararın gelişim gösterdiği durumlarda zaman aşımına başlangıç olarak hastalık seyrinin yani gelişimin tamamlandığı tarih esas alınması gerektiğini, sigortalının değişen ve gelişen bir durumunun söz konusu olmadığını, yapılan maluliyet tespitinin ilk kaza gününe ilişkin olduğudur. Dolayısı ile zaman aşımınında kaza tarihi olduğunu belirtmiştir. Davacı tarafından 100 TL lik kısmi dava süresinde açılmış bulunmaktadır. Ancak ıslah dilekçesi kaza tarihinden yaklaşık 14 yıl sonra verilmiştir. Dolayısı ile ıslah dilekçesi ile artırılan miktar zaman aşımına uğramıştır.'' Söz konusu karar, Yargıtay Hukuk Dairesinin 10/3/2014 tarihli ve E.2013/20591, K.2014/4396 sayılı ilamı ile onanarak aynı tarihte kesinleşmiştir. Nihai karar başvurucu vekiline 3/4/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. A. Kanun Hükümleri 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun dava tarihi itibarıyla yürürlükte olan '' On senelikmüruru zaman'' kenar başlıklı maddesi şu şekildedir.''Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde, her dava on senelik müruru zamana tabidir.'' Karar tarihinde yürürlükte bulunan 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun '' On yıllık zamanaşımı '' kenar başlıklı maddesi şu şekildedir.''6- Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.'' B. Yargıtay Kararları Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 4/5/2011 tarihli ve E.2011/13-161, K.2011/276 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir.''Borçlar Kanunu, haksız fiilde ve sebepsiz zenginleşmede 10 yıllık ve 1 yıllık zamanaşımı süresini kabul etmiştir. Haksız fiilde 10 yıllık süre haksız fiilin vuku bulmasıyla sebepsiz zenginleşmede hakkın doğduğu tarihte başlar.'' Yargıtay Hukuk Dairesinin 25/12/2012 tarihli ve E.2012/2315, K.2012/24421 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir.''Uygulama ve öğretide kabul edildiği üzere, zamanaşımı failin ve zararın öğrenildiği tarihten başlatılmalıdır. Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açma ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hal ve şartları öğrenmiş olması demektir. Vücut bütünlüğünün ihlalinden doğan zarar, ancak bakım ve tedavi sonucunda düzenlenen hekim raporuyla belirli bir açıklığa kavuşur. Bedensel zararın gelişim, gösterdiği durumlarda zamanaşımına başlangıç olarak hastalık seyrinin yani gelişimin tamamlandığı tarihin esas alınması gerekir. Somut olayda değişen ve gelişen bir durumun söz konusu olmadığı, yapılan tespitlerin 1997 tarihli kaza gününe ilişkin olduğu ortadadır.'' Yargıtay Hukuk Dairesinin 10/4/2017 tarihli ve E.2016/185, K.2017/2949 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir.''Dosyakapsamındaki kayıt ve belgelerden; davacı sigortalı Ç.T.’nin 2001 tarihinde gerçekleşen iş kazası nedeniyle % 100 oranında malul olduğu, iş kazası nedeniyle sigortalının % 25 oranında müterafik kusurunun bulunduğunun kabul edildiği, davacı vekilinin 2004 tarihli dava dilekçesi ile, sigortalı için 000 TL maddi tazminat talep ettiği, hesap raporu sonrası davacı vekilinin sigortalı için maddi tazminat istemini 2015 tarihli dilekçesiyle 000,00 TL’ye arttırdığı, talep artırım dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren davalının 2015 tarihinde süresinde zamanaşımı def'inde bulunduğu anlaşılmaktadır. Uyuşmazlık bu tür davalarda T.B.K' nın maddesi (B.K.’nun md) gereğince uygulanmakta olan 10 yıllık zamanaşımı süresinin hangi tarihte başlatılması gerektiği noktasında toplanmaktadır.Uygulama ve öğretide kabul edildiği üzere, zamanaşımı failin ve zararın öğrenildiği tarihten başlatılmalıdır. Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açma ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hal ve şartları öğrenmiş olması demektir. Vücut bütünlüğünün ihlalinden doğan zarar, ancak bakım ve tedavi sonucunda düzenlenen hekim raporuyla belirli bir açıklığa kavuşur. Bedensel zararın gelişim gösterdiği durumlarda zamanaşımına başlangıç olarak hastalık seyrinin yani gelişimin tamamlandığı tarihin esas alınması gerekir. Davaya konu olayda davacının iş kazası neticesinde gerçekleşen maluliyetinde değişen durum olmadığı açıktır.Somut olayda maddi tazminatın 2004 tarihli dava dilekçesinde fazlaya ilişkin talep hakları saklı tutularak kısmi dava olarak talep edildiği ortadadır. Bu duruma göre zamanaşımı süresi dava dilekçesi ile talep edilen maddi tazminat yönünden dava tarihi itibariyle kesilerek, bakiye alacak miktarı yönünden işlemeye devam edecektir.Hal böyle olunca, davacı vekilince sunulan 2015 tarihli ıslah dilekçesi niteliğindeki talep artırım dilekçesine karşı davalı vekilince süresi içinde sunulan zamanaşımı def'inin değerlendirilerek, maddi tazminat istemine ilişkin dava dilekçesinde talep edilen miktarla sınırlı olarak bir karar verilmesi gerekirken; ıslah edilen kısmı dakapsayacak şekilde maddi tazminat isteminin kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır.''