Başvuru, yakalama, gözaltına alma ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; tutuklamaya konu suçlamaların ifade özgürlüğü kapsamındaki eylemlere ilişkin olması nedenleriyle de ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, yakalama, gözaltına alma ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; tutuklamaya konu suçlamaların ifade özgürlüğü kapsamındaki eylemlere ilişkin olması nedenleriyle de ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 29/5/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:A. Genel Bilgiler PKK'nın terör örgütü olduğu ulusal ve uluslararası makamlar tarafından kabul edilmiş tartışmasız bir olgudur. Anılan örgütün gerçekleştirdiği terörist şiddet, bölücü amaçları dolayısıyla anayasal düzene, millî güvenliğe, kamu düzenine, kişilerin can ve mal emniyetine yönelik ağır tehdit oluşturmaktadır. Bu yönüyle ülkenin toprak bütünlüğünü hedef alan PKK kaynaklı terör, onlarca yıldır Türkiye'nin en hayati sorunu hâline gelmiştir (Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, §§ 7-18). Bununla birlikte kamuoyunda demokratik açılım süreci, çözüm süreci ve Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi gibi farklı isimlerle ifade edilen süreçte 2012 yılının son döneminden itibaren PKK tarafından gerçekleştirilen terör saldırıları önemli ölçüde azalmıştır. Suriye'de son yıllarda yaşanan iç savaşın ise Türkiye'nin güvenliği üzerinde etkileri olmuş, PKK ve DAEŞ kaynaklı terör olayları yeniden artmaya başlamıştır. Kamuoyunda 6-7 Ekim olayları ve hendek olayları olarak bilinen terör eylemleri bunların başında gelmektedir (Gülser Yıldırım (2), §§ 21-30). Türkiye 2015 yılı Haziran ayından itibaren yeniden yoğun bir şekilde terör saldırılarına maruz kalmıştır. Bu kapsamda PKK tarafından Şırnak il merkezi ile Cizre, Silopi ve İdil ilçelerinde, Hakkâri'nin Yüksekova ilçesinde, Diyarbakır'ın Silvan, Sur ve Bağlar ilçelerinde, Mardin'in Dargeçit, Nusaybin ve Derik ilçelerinde, Muş'un Varto ilçesinde cadde ve sokaklara hendekler kazılıp barikatlar kurularak ve bu barikatlara bomba ve patlayıcılar yerleştirilerek teröristler tarafından bu yerleşim yerlerinin bir kısmında öz yönetim adı altında hâkimiyet sağlanmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda çok sayıda terörist, halkın bu yerlere giriş ve çıkışını engellemek istemiştir. Güvenlik güçleri, hendeklerin kapatılması ve barikatların kaldırılması suretiyle yaşamın normale dönmesini sağlamak amacıyla operasyonlar yapmış ve teröristlerle çatışmaya girmiştir. Aylarca devam eden bu operasyon ve çatışmalar sırasında yaklaşık iki yüz güvenlik görevlisi hayatını kaybetmiş, tonlarca bomba ve patlayıcı imha edilmiştir (Gülser Yıldırım (2), §§ 28-30). B. Başvurucunun Tutuklanmasına İlişkin Süreç Başvurucu 23/7/2007 tarihinde Diyarbakır'dan (daha sonra Demokratik Toplum Partisine [DTP] katılmıştır) ve 12/6/2011 tarihinde Van'dan bağımsız olarak milletvekili seçilmiştir. 7/6/2015 tarihinde yapılan dönem seçimlerine kadar devam eden milletvekilliği bu tarihte sona ermiştir. Başvurucu, 2016 yılında Halkın Demokrasi Partisinde(HDP) önce Parti Meclisine ve ardından genel başkan yardımcılığına seçilmiştir. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca 25/12/2016 tarihinde, başvurucunun PKK/KCK ile bağlantılı olduğu suçlamasıyla gözaltına alınmasına karar verildiği belirtilerek "yakalanarak gözaltına alınabilmesi amacıyla" evinde 26/12/2016 tarihinde arama işlemi ve dijital materyaller üzerinde inceleme yapılması talebiyle Diyarbakır Sulh Ceza Hâkimliğine başvuruda bulunulmuştur. Hâkimliğin 25/12/2016 tarihli kararı ile başvurucunun yakalanarak gözaltına alınabilmesi amacıyla evinde arama yapılmasına ve dijital materyaller üzerinde inceleme yapılmasına izin verilmiştir. Başvurucu, bu kapsamda 26/12/2016 tarihinde Diyarbakır'da yakalanarak gözaltına alınmış ve sonrasında hakkında soruşturma işlemlerinin yürütüldüğü Diyarbakır Emniyet Müdürlüğüne getirilerek buradagözaltında tutulmuştur. Başvurucu 28/12/2016 tarihinde ifadesi alınmak üzere Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığında hazır edilmiştir. İfade alma işlemi sırasında başvurucunun avukatları da hazır bulunmuştur. İfade tutanağında belirtildiğine göre ifade alma işlemi öncesinde isnat edilen suçlamalar başvurucuya açıklanmıştır. Başvurucu " ...2011-2014 yılları arasında A.T. ile birlikte [Demokratik Toplum Kongresi] DTK'nın eş başkanı olarak görev yaptım. Aynı zaman doğal olarak genel kurul üyesiyim. 23/2/2013 tarihinde İsviçre'nin Bern şehrinde yapılan konferansa katılmadım. N.O. isimli şahıs DTP döneminde partimizde görevli bulunmaktaydı. Bu yüzden kendisini tanımaktaydım. İddia edilen mailler tarafıma iletilmiştir. Bu mailleri gördüğüm zaman çok şaşırmıştım. Bunun üzerine N.O.yu aradım. Bu hususta N.O.nun bilgisi bulunmamaktadır. Telefon konuşmasında bana bu şekilde beyanda bulundu. Kontrol ettiğimde ise maillerin geldiği dönemde e-posta şifremin başkaları tarafından kullanıldığını farkettim. Ayrıca bu maillerin kendi hesabımdan yine kendi hesabıma geldiğini farkettim. Hatta e-posta içerikleri hala bilgisayarımda kayıtlıdır. E posta içeriklerinin benle alakası yoktur. Kimden, ne suretle ve niçin gönderildiğini bilmiyorum. Hatta bu e posta içeriklerinde beni bazı konularda itham eden aleyhime hususlar mevcuttur. Bu e postaların bana yönelik hazırlanan bir kumpas olduğunu düşünüyorum. Bilindiği üzere 2007 yılında Diyarbakır milletvekilliğini yapmıştım. 2011 yılından itibaren Van milletvekilliğini yaptım. Siyasi kimliğim ve vekil olmam sebebiyle bu tür toplantılara katılmıştım. Ancak bu gösterilerde herhangi bir suç oluşturan bir eylem olmadığı, Vekil olmamız sebebiyle halk bizleri aralarında görmek istiyor. Ayrıca bu toplantılarda şiddet ve kanunsuz eylem olmaması için kolluk görevlileriyle diyalog içerisindeydik. Eylemlerin şiddete dönüşmemesi için çaba sarfediyorduk. DTK bir sivil platform olarak faaliyet yürütüyordu. Toplumsal, siyasi, ekolojik, kadın ve yerel sorunlara çözüm üreten sivil bir platformdur. Demokratik işleyeyişle faaliyet yürüten bir faaliyettir. DTK kesinlikle bir parlemento değildir ve KCK yapılanmasıyla bir bağlantısı yoktur. Demokrasiyi geliştirmek ve bölgesel sorunlara çözüm bulmak amacıyla oluşan bir sivil yapılanmadır. DTK çeşitli sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin farklı dinlerde ve inançlarda olan kişilerin, siyasi parti temsilcilerinin katıldığı açık ve aleni olan bir yapılanmadır. Ayrıca yapılan tüm faaliyetler basın ile paylaşılmıştır. DTK için bir tüzük hazırlanmıştır. Tüzüğün kabul edilmesi açısından yasal başvurumuzu yaptık. Ancak başvurumuz kabul edilmedi ve bu nedenle DTK'nın Tüzel kişiliği bulunmamaktadır. DTK eğerillegal bir yapılanmaolsaydı bu zamana kadar yasal ve adli işlem başlatılırdı.Bizherzaman barışın ve birlikte yaşamanın sağlanması üzere çalıştık. DTK'daki faaliyetlerim sebebiyle hakkımda böyle bir soruştuma yürütülmesi beni üzmüştür. Ben bir siyasetci olarak toplumsal siyasi sorunlara çözüm önerileri getiren ve özgürce bu hususlara yönelik ifadelerde bulunan bir kişi olmak sorundayım.Siyasetin bir rekabet ortamında yapılması sebebiyle bazı konuşmalarımızda aşırı ve sert söylemlerde bulunmuş olabiliriz. Yapmış olduğum konuşmalar ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Tape ve ortam içeriklerinin bir çoğu şahsıma ait değildir. Bu tape içeriklerine eklemeler yapılmış olabilir. Kesinlikle kabul etmiyorum. DTK 2007 den itibaren faaliyet yürütmektedir. Yapılan adli işlemler yıllar öncesine aittir ve bana sunulan konuşma içeriklerini hatırlamam mümkün değildir. Üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum." şeklinde beyanda bulunmuştur. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı 30/12/2016 tarihinde "kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve tutuklama nedeninin bulunduğu ... suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, suça dair yasada yazılı cezanın üst haddi" gerekçesiyle başvurucuyu tutuklanması istemiyle Diyarbakır Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. Tutuklama talep yazısında, başvurucuya isnat edilen suçlamalara ilişkin ayrıntılı açıklamalara yer verilmiş; bu kapsamda başvurucunun katıldığı bazı toplantılara ve DTK bünyesindeki faaliyetlerine değinildiği anlaşılmıştır. Savcılığın talep yazısı, sorgu işlemi öncesinde Diyarbakır Sulh Ceza Hâkimliği tarafından başvurucuya okunmuştur. Sorgu tutanağında, başvurucuya isnat edilen suçların okunup anlatıldığı da belirtilmiştir. Bu sırada da başvurucunun üç avukatı hazır bulunmuştur. Başvurucunun Hâkimlikteki ifadesi şöyledir:"...Daha önceki ifadelerimde de izah etmeye çalıştım. DTK yanlış hatırlamıyorsam 10 yıla yakındır kurulmuştur. Sivil bir platform kurma amacıyla kurulmuştur. Toplumun çeşitli kesimlerini bir araya getiren ve ortak sorunlara ortak çözümler bir araya getiren akademik çözümler ile kurulan sivil toplum kuruluşudur. Açık aleni çalışmaları kamu oyuna duyulan bir kurumdur. 10 yıldır faaliyette olan bir kurumdur, gerçekten böyle bir bağlantı söz konusu ise bağlantılarının neler olduğu da açıklanması gerekir. Şayet bu kurumun terör örgütü ilebir bağlantısı varsa bu bağlantılarında izah edilmesi gerekir. Oysa DTK bir sözleşme ile kurulmuş ve sözleşmeye bağlı bir kuruluştur. Sivil bir platformdur dedi. Çalışmaları kamu oyuna açık bir kurumdur. Amaç toplumun bütün kesimlerinin sorunlarına duyarlı bir çalışma yaratmak, çözüm önerileri oluşturmak, bunu toplumda tartıştırmak. ... Daha önce de izah ettiğim gibi bana bir mail geldi bilgisayarıma, bunun içinde döküman gibi bir şey vardı. Ben bu dökümanın kimden ve nasıl geldiğini bilmiyorum. Sonrasında N.O. partimizde çalışan biridir, bende böyle bir mail geldi sen mi attın diye sorduğumda hayır ben atmadım dedi. Ben daha sonra maile tekrar bakınca bilgisayar şifremin kırılarak benden bana gönderildiğini fark ettim. Yani benim şifrem birileri tarafından kullanılarak benim hesabımdan bahse konu doküman yine benim hesabıma atılmıştır. Nihat tarafından atılmamıştır, buna ilişkin suçlamayı kabul etmiyorum. O metni görünce böyle bir şeyin bana gelmesinden çok şaşırdım. O metni okumadım, ilk gelen metine baktığımda aleyhime bir şeylerin bazı kişiler tarafından belirlemeleri olduğunu gördüm. Bundan dolayı metnin devamını ve ikinci metni de okumadım. Kim tarafından ne için bana gönderildi bilemiyorum dedi. Birinin bana bir şey göndermesinden dolayı ben sorumlu tutulamam. Birisi bana göndermişse o onun meselesidir, ben onun karşılığında kimseye herhangi bir şey göndermiş miyim veya herhangi bir cevap yazmış mıyım, bunlara bakılması lazım ve benim bunu gönderen kişiye karşı herhangi bir cevabım veya yazım olmamıştır dedi. ... Ben Bern'e hiç gitmedim. İsviçre'de yapıldığı bahsedilen böyle bir toplantıya kesinlikle katılmadım. Buna ilişkin tespiti kabul etmiyorum. Biz ara sıra yurt dışı programlarına davet ediliyoruz, katıldığımız programlara kimin katılıp katılmadığını programı organize edenler belirler bu nedenle biz katılımcıların tümünü çek etme şansına sahip değiliz. Davet edilen bazı programlara sadece katılımcı olarak gitmişizdir. Sorumluluk organize edenlere aittir. Ancak yine şunu belirtmek isterim ki bana sormuş olduğunuz İsviçre Bern şehrinde düzenlenen programa ben kesinlikle katılmadım dedi. ... N.O. isimli şahıs partide yöneticidir. İstanbul'da KCK dosyasında tutuklandı, yargılaması devam etmektedir. Bana bu kişi veya bu kişinin talimatıyla herhangi bir kişiden okumuş olduğunuz metin ve belirtildiği gibi bir sms gelmemiştir. Böyle bir sms hatırlamıyorum. Mesaj içeriği de bir bütünlük arz etmemektedir ifadeler birbirinden kopuktur, tam ne demek istendiği anlaşılamamaktadır. Gönderen kimse tespit edilmesi gerekir. Ancak ben böyle bir sms aldığımı hatırlamıyorum dedi. ... Bahsetmiş olduğunuz R. isimli site bir yayın organıdır, çağrılar yapar veya yapmaz o bizi bağlamaz, oradan talimat alındığına dair veya benim aldığıma dair bir bağlantı nasıl kurulmuştur, bunun izahı nasıl yapılır anlamış değilim. F.A., G.K.bizim arkadaşlarımızdır, aynı zamanda partimizin eş belediye başkanlarıdır, onların gözaltı süreçlerinde ve adliyedeki işlemleri süreçlerinde bizde yanlarında bulunduk. Eğer bunu kast ediyorlarsa, belediyenin önünde tutuklama sürecinden sonra polislerde vardı, halktan da cüzi bir katılım vardı, milletvekilleri ve başkaca belediye başkanları vardı, orada genelde sakin geçti. Biz de partimize mensup Büyükşehir Belediyesi Başkanları tutuklandığı için ve bir dönemde bunlarla Meclis'te birlikte bulunduğumuz için destek amaçlı orada bulundum. Kısa bir gerilme yaşandı fakat olayın böyle olmaması için ben de şahsım olarak güvenlik güçleri ile görüştüm, görüntülerde de görülmektedir, ancak ben kesinlikle herhangi bir illegal örgütün çağrısı üzerine gitmedim. Arkadaşlarımın yanında olmak düşüncesiyle gittim dedi. ... Sarı, kırmızı, yeşilolan bir tülbenti ben balıkçılar çarşısından almıştım, onu da bir ressam arkadaşım bana getirebilir misin demişti, kendisine iletemedim, evde bu şekilde bulunuyordu. Diğer kitaplarda piyasada satılan kitaplardır, siyasetçi olarak her türlü kitabı okuyarak anlamaya çalışıyorum. Bu çerçevede evde bulunan kitaplardır. En yakın düşünceden en uzak düşünceye kadar bunları bilmek ve bunları okumak siyasetçi olarak benim yapmam gereken bir durumdur. " Başvurucunun müdafileri ise tutuklama nedenlerinin bulunmadığını belirterekmüvekkillerinin serbest bırakılmasını talep etmişlerdir. Diyarbakır Sulh Ceza Hâkimliğinin 28/12/2016 tarihli kararı ile başvurucunun silahlı terör örgütü kurma veya yönetme suçundan tutuklanmasına karar verilmiştir. Hâkimliğin tutuklama kararının ilgili bölümü şöyledir: " ... üzerine atılı silahlı terör örgütü kurma veya yönetmesuçunu işlediğine yönelik kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren dosyadaki şüphelinin DTK eş başkanı olduğu, DTK önderlik/başkanlık divanı önerge komisyonu içerisinde aktif olarak faaliyet gösterdiği, 2011, 2012, 2013 ve 2014 tarihlerinde aktif olarak DTK üst düzey yönetiminde bulunduğu ve yönettiği buna ilişkin tespitler olduğu, kendisinin tüm savunmalarında da bunu ikrar ettiği ancak DTK'nın sivil toplum platformu olarak çalıştığını beyan ettiği, bu şekilde suçu ikrar ettiği; DTK'nın ... Abdullah Öcalanın dört ayaklı paradigmasının Ayağı olduğu, PKK/KCK yapılanmasında kürdistanparlementosu ve yasama organı olarak görev aldığı, yapılanmasının bir yasama organı şeklinde olduğu, (genel kurul, daimi meclis, başkanlık kurulu, yürütme kurulu, komisyonlar gibi organların bulunması,) ve... Abdullah Öcalanın talimatı ile kurulduğunun tespit edilmiş olması göz önünde bulundurulduğunda, DTK her ne kadar şüpheli tarafından sivil toplum platformu olarak ifade edilmiş olsa da bütün bu değerlendirme neticesinde DTK'nın terör faaliyetlerini desteklemek ve örgütün hedefleri doğrultusunda çalışma alanını daha büyük ve daha yaygın alana ulaştırmak amacıyla kurulmuş bir yapılanma olduğu, buna ilişkin tespitlerin bulunduğu, şüphelinin de gerek dosyadaki tespitlerde ve gerekse kendi de ikrarında ... Abdullah Öcalanın talimatı ile terör faaliyetlerini yaygınlaştırmak ve desteklemek amaçlı kurulan DTK'nın yöneticisi olduğu anlaşılmakla üzerine atılı suçu işlemiş olduğu hususundasomut delile dayalıkuvvetli şüphe oluşturması nedeniyle ve yargılama sonucunda suçlu bulunması halinde alacağı ceza miktarı göz önünde bulundurularakAvrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin maddesinde öngörülen geçerli şüphe sebeplerinin, 1982 anayasasınn maddesinde belirtilen kuvvetli belirtinin ve CMK'nın 100/1 maddesinde öngörülen kuvvetli suç şüphesini gösterir somut delillerin mevcut olduğu, müsnet suçun CMK'nın 100/3-a maddesinde sayılan katolog suçlardan olması, müsnet suç için kanunda öngörülen cezanın alt ve üst sınırı,verilmesi beklenen cezaya göre tutuklama tedbirinin ölçülü olması bu nedenlerle adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı anlaşıldığından şüphelinin CMK'nun 100 maddesi gereğince tutuklanmasına ... [karar verildi.]" Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 11/1/2017 tarihli iddianamesiyle, silahlı terör örgütü kurma veya yönetme suçundan başvurucunun cezalandırılması istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde kamu davası açılmıştır. İddianamede başvurucu hakkında ileri sürülen iddialar özetle şöyledir:i. Başvurucunun PKK/KCK terör örgütünün tabana yayılması için oluşturulduğu iddia edilen DTK'da eş başkan olarak görev aldığı, ayrıca DTK tarafından organize edilen birçok eyleme, mitinge, basın açıklamasına ve ölen PKK mensuplarının cenaze törenlerine katıldığı ileri sürülmüştür.- DTK, iddianamede şu şekilde ifade edilmektedir:"DTK ... Abdullah Öcalan'ın dört ayaklı paradigmasının ayağını oluşturan bir örgütlenme ve ... kurucu meclis işlevi gören bir yapılanma olduğu, örgüt üyelerinden elde edilen delillerde ve dinleme tapelerinde bir çok şahıs tarafından DTK’nın ... Kuzey Kürdistan parlamentosu/meclisi olarak nitelendirildiği, DTK’nın, örgütün hedefi olan demokratik özerklik stratejisini hayata geçirmek amacıyla (Öcalan'ın) talimatları doğrultusundakurulduğu ve yapılandığı, KCK/TM parlamento yapısını oluşturan ... yasama organı olduğu, faaliyetleri bir meclis gibi yürütülen yapılanmanın Genel Kurul, Daimi Meclis, Başkanlık Divanı, Koordinasyon (Yürütme) Kurulu, Komisyonlar gibi organlarının bulunduğu, çalışma şekline ilişkin bir tüzüğünün olduğu, DTK'nın, örgütün hedefleri doğrultusunda demokratik özerkliği gerçekleştirmek amacıyla siyasi parti, dernek, sendika ve STK’ları örgütlediği ve bu hususlarda toplantı/konferans/çalıştaylar düzenlediği, DTK’nın, örgütlenme olarak KCK ile özdeşlik gösterdiği, KCK yapılanması içerisinde örgütlenen sözde kent meclisleri, ilçe meclisleri, mahalle meclisleri ve köy komünlerinin DTK'nın bileşenleri oldukları ve sözde bu meclis üyelerinin, siyasi parti, dernek, sendika ve STK temsilcilerinin yanı sıra seçilmişler olarak bazı milletvekillerinin, belediye başkanlarının, belediye meclis üyelerinin DTK'nın delegesi veya üyesi oldukları, DTK'nın sözde Kürdistan'ın çatı yapılanması olduğuve Kürt ulusal birliğini sağlamak amacıyla PKK/KCK ile bağlantılı olarak faaliyet yürüttüğü anlaşılmaktadır.DTK tarafından, 14 Temmuz 2011 tarihinde, devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak amacıyla PKK/KCK silahlı terör örgütünün hedefi doğrultusunda demokratik özerklik ilan edildiği, 27/12/2015 tarihli olağanüstü DTK kongresi sonucuyapılan 'sonuç bildirgesi' şeklindeki açıklama ile demokratik özerk bölgelerin oluşturulmasının istenildiği, PKK/KCK silahlı terör örgütü mensupları tarafından kazılan hendekleri, barikatları ve güvenlik güçlerine yönelik gerçekleştirmiş oldukları silahlı, patlayıcı maddeli saldırıları, Kürt halkının direnişi, meşru savunması olarak gördükleri ve ülke bütünlüğünü bozmak amacıyla terör örgütünün hedefi doğrultusunda gerçekleştirilen öz yönetim ilanlarına sahip çıkıldığı anlaşılmıştır."ii. PKK/KCK sözcüsü olduğu belirtilen N.O.nun e-mail adresinden, başvurucuya ait e-mail adresine gönderilen 28/5/2011 tarihli yazının PKK/KCK örgüt yönetiminin göndermiş olduğu ve “Sözcülüğün Genelgesidir” şeklinde başlayan bu yazının ve içeriğinin örgütün üst düzey yöneticilerinin talimatı niteliğinde olduğu belirtilmiştir.iii. İsviçre Parlamentosu Kürt Dostluk Grubu ve Cenevre Kürt İnsan Hakları Merkezince 23/2/2013 tarihinde Bern’de İsviçre Parlemantosu bünyesinde, Kürt Sorununun Çözümünde Bağımsız Devletlerin Rolü konulu bir konferansın düzenlendiği, söz konusu bu konferansa Kırmızı Bülten ile uluslararası düzeyde aranan KCK Yürütme Konseyi Üyesi Z.A.nın yanı sıra DTK eş başkanı sıfatıylabaşvurucunun da katıldığı ileri sürülmüştür.iv. Başvurucunun KCK/TM içinde faaliyette bulunan kişilerle birlikte toplantılara katıldığı, bu toplantılardan birinde kendisinin özeleştiri vermesinin istendiği, bahse konu özeleştirinin ise PKK/KCK terör örgütünün perspektifleri doğrultusunda diğer kadro şahıslardan alınmasının istendiği ancak kendisinin bu duruma karşı özeleştiri vermekten kaçındığı, “Meclis bana heyecan vermiyor merkezi olanak Türkiye gündemine oturacak bir plan işletilmemiş, kim ne yapıyor takip edilmemiş…” şeklindeki ifadeleriyle DTK yapılanması hakkında bazı eleştirilerde bulunduğu belirtilmiştir.v. Başvurucunun, DTK içinde ve başkaca konumlarda yürütmüş olduğu faaliyetler konusunda KCK/TM sözcülerinden olan ve daha sonra tutuklanan N.O. dan aldığı talimatlar doğrultusunda toplantılara, röportajlara katıldığı, ayrıca bir şahıstan 21/8/2010 tarihinde aldığı, 817587479 tape kayıt numarası ile kayıt altına alınan SMS ile “Tüm komisyonların sorumluluğu sizde olsun, yürütmeyi dengeli seçin. Dtk ya çözümde rol biçin. Boykotta işrar edin. Seçim baraji temel talep olmalı. Özerklik için özel komisyon kurun ve belge hazırlasın. Bina ve bütçe isteyin. Devletten randevu alın ve çözüm için iddianız olsun. Biz yaparız diyin.” şeklinde yürüttüğü faaliyetlerle ilgili olarak talimat aldığı ve faaliyetlerini bu talimatlar doğrultusunda gerçekleştirdiği, PKK'ya müzahir olan ve daha sonra kapatılan Roj TV'de sık sık PKK ile ilgili gündeme gelen konular hakkında röportaj verdiği ileri sürülmüştür. İddianamede başvurucuya yöneltilen suçlamalara ilişkin deliller olarak teknik takip tutanakları, tape içerikleri, olay ve fotoğraf tespit tutanakları, ele geçirilen eşya, tanık ifadeleri,adli sicil ve nüfus kayıtları ile tüm dosya kapsamıgösterilmiştir. Başvurucu hakkındaki dava Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesine tevzi edilmiş, 27/1/2017 tarihinde iddianamenin kabulüne karar verilmiş ve E.2017/98 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır. 1/2/2017 tarihinde yapılan tensip incelemesindebaşvurucununtutululuk hâlinin devamına karar verilmiştir. Aynı tarihte yapılan inceleme sonucunda Mahkeme, başvurucuya yüklenen örgüt yöneticiliği suçunun Ankara'da işlendiği gerekçesiyle davanın Ankara Ağır Ceza Mahkemesinde görülmesi gerektiğinden bahisle yetkisizlikkararı vermiştir. Yetkisizlik kararı ile Ankara Ağır Ceza Mahkemesine tevzi edilen dosya hakkında,yetkilimahkemeninDiyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi olduğu gerekçesi ile karşı yetkisizlik kararı verilerek yetki uyuşmazlığının giderilmesi için dava dosyası Yargıtay Ceza Dairesine gönderilmiştir. Yargıtay Ceza Dairesinin 11/4/2017 tarihli ilamıyla ile yetkili mahkemenin Ankara Ağır Ceza Mahkemesi olduğuna kesin olarak karar verilmiştir. Bu karar sonrasındadava dosyası yeniden Ankara Ağır Ağır Ceza Mahkemesine gelmiş, E.2017/180 sayılı sıraya kaydı yapılmış vebu dosya üzerinden yargılamaya devam edilmiştir. 26/4/2017 tarihinde yapılantensip incelemesi sonunda başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir. Başvurucunun itirazı üzerine Ankara Ağır Ceza Mahkemesi 12/5/2017 tarihinde "üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, atılı suçun CMK nun 103-a maddesinde sayılan katolog suçlardan olması nedeniyle kaçma şüphesinin bulunduğu ve bu aşamada adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağı, tutuklama tedbirlerinin isnat edilen suçla orantılı olduğu değerlendirilrnekle, Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin tutukluluk halinin devamına ilişkin kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediği..." gerekçeleriyle itirazın reddine karar vermiştir. Anılan karar 23/5/2017 tarihinde başvurucu tarafından öğrenilmiştir. Başvurucu 29/5/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin 16/3/2018 tarihli kararıyla başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 10 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir. İddianamede belirtilen delillere atıfla verilen kararın ilgi kısmı şöyledir:"... sanığın örgütsel faaliyetlerini örgüt yöneticilerinden gelen emirler doğrultusunda gerçekleştirdiği,örgütün amaç ve saikleri doğrultusunda eylemlerde bulunması, ayrıca DTK toplantılarında yapmış olduğu konuşmalar dikkate alındığında sanığın silahlı terör örgütü PKK/KCK ile bağlantılı olduğu anlaşılmakla sanığın tüm eylemleri de dikkate alındığında PKK/KCK silahlı terör örgütünün üyesi olduğu ...bu suretle 'silahlı terör örgütüne üye olma' suçunuişlediği anlaşılmakla sanığın eylemine uyan suçtan 5237 sayılı TCK'nın 314/2 maddesi gereğince cezalandırılmasına ... karar verilmiştir." Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla istinafta derdesttir vebaşvurucunun hükmentutukluluk durumu devam etmektedir. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Gözaltı" kenar başlıklı maddesinin (1) ve (5) numaralı fıkraları şöyledir:"(1) Yukarıdaki maddeye göre yakalanan kişi, Cumhuriyet Savcılığınca bırakılmazsa, soruşturmanın tamamlanması için gözaltına alınmasına karar verilebilir. Gözaltı süresi, yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalama anından itibaren yirmidört saati geçemez. Yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilme için zorunlu süre oniki saatten fazla olamaz.... (5) Yakalama işlemine, gözaltına alma ve gözaltı süresinin uzatılmasına ilişkin Cumhuriyet savcısının yazılı emrine karşı, yakalanan kişi, müdafii veya kanunî temsilcisi, eşi ya da birinci veya ikinci derecede kan hısımı, hemen serbest bırakılmayı sağlamak için sulh ceza hâkimine başvurabilir. Sulh ceza hâkimi incelemeyi evrak üzerinde yaparak derhâl ve nihayet yirmidört saat dolmadan başvuruyu sonuçlandırır. Yakalamanın veya gözaltına alma veya gözaltı süresini uzatmanın yerinde olduğu kanısına varılırsa başvuru reddedilir ya da yakalananın derhâl soruşturma evrakı ile Cumhuriyet Savcılığında hazır bulundurulmasına karar verilir." 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama nedenleri" kenar başlıklı maddesinin ilgili bölümleri şöyledir:"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.b) Şüpheli veya sanığın davranışları; Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa. (3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:a) 2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;... Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),..." 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama kararı" kenar başlıklı maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir. (2) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;a) Kuvvetli suç şüphesini,b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir." 5271 sayılı Kanun'un "Adlî kontrol" kenar başlıklı maddesinin ilgili bölümleri şöyledir:"(1) Bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar verilebilir.… (3) Adlî kontrol, şüphelinin aşağıda gösterilen bir veya birden fazla yükümlülüğe tabi tutulmasını içerir: a)Yurt dışına çıkamamak. b) Hâkim tarafından belirlenen yerlere, belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmak. c) Hâkimin belirttiği merci veya kişilerin çağrılarına ve gerektiğinde meslekî uğraşlarına ilişkin veya eğitime devam konularındaki kontrol tedbirlerine uymak. d)Her türlü taşıtları veya bunlardan bazılarını kullanamamak ve gerektiğinde kaleme, makbuz karşılığında sürücü belgesini teslim etmek....f)Şüphelinin parasal durumu göz önünde bulundurularak, miktarı ve bir defada veya birden çok taksitlerle ödeme süreleri, Cumhuriyet savcısının isteği üzerine hâkimce belirlenecek bir güvence miktarını yatırmak. g) Silâh bulunduramamak veya taşıyamamak, gerektiğinde sahip olunan silâhları makbuz karşılığında adlî emanete teslim etmek. ...j)Konutunu terk etmemek. k)Belirli bir yerleşim bölgesini terk etmemek. l)Belirlenen yer veya bölgelere gitmemek." 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat istemi" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:"Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,...Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler." 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat isteminin koşulları" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir." 5271 sayılı Kanun'un "Müdafiin dosyayı inceleme yetkisi" kenar başlıklı maddesinin (2) numaralı fıkrasının ilgili bölümü ile (3) ve (4) numaralı fıkraları şöyledir:"(2) Müdafiin dosya içeriğini inceleme veya belgelerden örnek alma yetkisi, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek ise Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim kararıyla kısıtlanabilir. Bu karar ancak aşağıda sayılan suçlara ilişkin yürütülen soruşturmalarda verilebilir: a) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan; ... Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315, 316),... (3) Yakalanan kişinin veya şüphelinin ifadesini içeren tutanak ile bilirkişi raporları ve adı geçenlerin hazır bulunmaya yetkili oldukları diğer adli işlemlere ilişkin tutanaklar hakkında, ikinci fıkra hükmü uygulanmaz." (4) Müdafi, iddianamenin mahkeme tarafından kabul edildiği tarihten itibaren dosya içeriğini ve muhafaza altına alınmış delilleri inceleyebilir; bütün tutanak ve belgelerin örneklerini harçsız olarak alabilir." 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Silâhlı örgüt" kenar başlıklı maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir." 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun "Terör tanımı" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir." 3713 sayılı Kanun'un "Terör suçlusu" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi terör suçlusudur.Terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına suç işleyenler de terör suçlusu sayılır." 3713 sayılı Kanun'un "Terör suçları" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır." 3713 sayılı Kanun'un "Cezaların artırılması" kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrası şöyledir: "3 ve 4 üncü maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin edilecek hapis cezaları veya adlî para cezaları yarı oranında artırılarak hükmolunur. Bu suretle tayin olunacak cezalarda, gerek o fiil için, gerek her nevi ceza için muayyen olan cezanın yukarı sınırı aşılabilir. Ancak, müebbet hapis cezası yerine, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur."