1. Hukuk Dairesi 2016/14043 E. , 2019/6059 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalılar vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ...'un raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü; -KARAR- Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali
**1. Hukuk Dairesi 2016/14043 E. , 2019/6059 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalılar vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ...'un raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü; -KARAR- Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescili isteğine ilişkindir. Davacı, mirasbırakan babası ...’ın ... ve ... parsel sayılı taşınmazları kardeşi olan davalı ...'a, ... parselin 1/2 payı ile ... parsel sayılı taşınmazı da oğlu olan davalı ...'a temlik ettiğini, devirlerin bağış amacıyla muvazaalı olarak yapıldığını, mirasbırakanın taşınmazları satmasını gerektirir ihtiyacı olmadığını gibi davalıların da taşınmazları alacak ekonomik gücü olmadığını, bedelin düşük olduğunu ileri sürerek tapu kaydının iptali ile payı oranında adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalılar, mirasbırakanın borçları nedeniyle taşınmazlarını satmak istediğini, kendilerinin de taşınmazları yabancıya gitmemesi için aldıklarını, mirasbırakanın taşınmazlarının tamamını değil borcuna yetecek kadarını sattığını, taşınmazları alacak ekonomik güçleri olduğunu, satışın gerçek olduğunu belirterek davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece, temliklerin mal kaçırma amacıyla yapıldığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; mirasbırakan ...’ın 05.09.2013 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak ilk eşi ...’den olma çocukları ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... ile ikinci eşi ... ile oğlu ...’in kaldığı, 16.08.2013 tarihinde ... ve ... parsel sayılı taşınmazların mirasbırakanın kardeşi ...’e, ... parsel sayılı taşınmazın ½ payı ile ... parsel sayılı taşınmazın mirabırakanın oğlu ...’e temlik edildiği, ... parsel sayılı taşınmazın 1/8 payı ile ... parsel sayılı taşınmazın da mirasbırakan adına kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237., (Borçlar Kanunu'nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ile durumun aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır. Öte yandan, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı davalarda mirasbırakanın kastının açık bir şekilde saptanması gerekmektedir. Bu kapsamda, temlikin mirasçılardan mal kaçırma amacıyla yapıldığını ispat külfeti 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (HMK) 190. maddesi ile TMK'nin 6. maddesi gereği davacı tarafa aittir. Somut olayda, dinlenen davacı tanıkları temliklerin muvazaalı olduğu yönünde bir beyanda bulunmadıkları gibi davacı tarafından mirasbırakanın kendisinden mal kaçırmasını gerektirir somut bir neden de ortaya konulamamıştır. Kaldı ki, davanın kabulü halinde hak sahibi olabilecek konumda olan davalı tanıkları mirasbırakanın oğlu ... ile kızı ... de beyanlarında temliklerin gerçek olduğunu söylemişlerdir. Dolayısıyla, davacı temliklerin muvazaalı olduğu iddiasını kanıtlamış değildir. Öte yandan, bedeller arasındaki fark da tek başına muvazaanın kanıtı değildir. Hal böyle olunca, davacının iddialarını HMK’nin 190. ve TMK’nin 6. maddeleri gereği kanıtlayamadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru değildir. Davalıların yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 25.11.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.