Başvuru, işveren ile arasındaki güven ilişkisi bozulduğu için iş sözleşmesi feshedilen başvurucunun açtığı işe iade davasının reddi nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, işveren ile arasındaki güven ilişkisi bozulduğu için iş sözleşmesi feshedilen başvurucunun açtığı işe iade davasının reddi nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 20/4/2018 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde, yargılama sürecindeki dava dosyalarında ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden elde edilen bilgi ve belgelerde yer aldığı şekliyle olaylar özetle şöyledir: 1983 doğumlu olan başvurucu, 2005 yılında Sınırlı Sorumlu Kayseri Pancar Ekicileri Kooperatifi (işveren) nezdinde işçi statüsünde (merkez satış mağazası destek elemanı olarak) çalışmaya başlamış; 2006 yılında ise evlenmiştir. İşveren Yönetim Kurulunun 4/8/2016 tarihli toplantısında, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) soruşturmaları kapsamında başvurucunun eşi/kocası hakkında tutuklama tedbiri uygulandığı gerekçesiyle ve olağanüstü hâl döneminde çıkarılan Başbakanlık genelgesi gerekçe gösterilerek iş akdinin feshedilmesine karar verilmiş ve bu karar aynı tarihte başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, feshin geçersizliğinin tespitine ve işe iadesine karar verilmesi talepleriyle işveren aleyhine 1/9/2016 tarihinde dava açmıştır. Kayseri İş Mahkemesine (Mahkeme) sunduğu dava dilekçesinde başvurucu; feshin usule aykırı olduğunu, fesih bildiriminde feshin açık ve kesin sebebinin bildirilmediğini ileri sürmüştür. Davalı işveren tarafından sunulan 20/9/2016 tarihli cevap dilekçesinde; başvurucunun eşiyle ilgili uygulanan tutuklama tedbirinden bahsedilerek iş sözleşmesinin işçi ile işveren arasındaki güven ilişkisinin sarsıldığı gerekçesiyle feshedildiği, işe iade davasının haksız ve kötü niyetli olarak açıldığı ileri sürülmüştür. Mahkeme 6/4/2017 tarihli duruşmada davalı tanıklarını dinlemiş ve başvurucu ile vekilinin tanık beyanlarına karşı diyeceklerini sormuştur. Bu kapsamda dinlenen tanıklardan E.B., muhasebe bilgi işlem bölümünde çalıştığını, başvurucunun güven ilişkisini sarsacak olumsuz bir davranışının bulunmadığını, N.S. ise mali ve idari işler şefi olarak çalıştığını, başvurucunun işlerini iyi yaptığını, işverenin başvurucuya karşı herhangi bir güvensizliğinin olmadığını, başvurucunun herhangi bir disiplin suçunun da bulunmadığını beyan etmiştir. Mahkeme 25/5/2017 tarihli gerekçeli kararında feshin geçersizliğine ve davacının işe iadesine hükmetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:"Kayseri İl Emniyet Müdürlüğü ve Cumhuriyet Başsavcılığı'ndandavacı hakkında FETÖ/PDY soruşturması kapsamında herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığı hususu sorulmuş cevabi yazılardadavacı hakkında FETÖ/PDY soruşturması kapsamında herhangi bir işlem yapılmadığı bildirilmiştir.Davalı tarafça bildirilen tanıklar duruşmada dinlenmiştir.Toplanan deliller değerlendirildiğinde; davalı tarafça davacının iş akdinin eşinin FETÖ/PDY soruşturması kapsamında tutuklanması sebebiyle işçi ile işveren arasındaki güven ilişkisinin sarsılması nedeni ile sona erdirildiği belirtilmiş ise de dosyaya celbedilen emniyet ve savcılık yazılarından davacı hakkında FETÖ/PDY soruşturması kapsamında herhangi bir işlem yapılmadığının bildirildiği yine dinlenen davalı tanık beyanlarından davacının işyerinde güven ilişkisini sarsacak herhangi bir olumsuz davranışının bulunmadığı bu nedenle işverence yapılan feshin haklı nedene dayanmadığı anlaşıldığından feshin geçersizliği ile davacının işe iadesine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm tesis edilmiştir." İşveren, gerekçeli karara karşı 30/6/2017 tarihli dilekçesi ile istinaf talebinde bulunmuş; kararın usul ve esas açısından kanuna aykırı olduğunu, feshin haklı nedene dayandığını, başvurucu ile aralarındaki güven ilişkisinin sarsıldığını, başvurucunun bütün yasal hakları ödenmesine rağmen dava açmasının kötü niyetli olduğunu gösterdiğini belirtmiştir. Başvurucu ise 7/7/2017 tarihli cevap dilekçesinde; işveren nezdinde on yılı aşkın süredir çalıştığını, bu süreçte işverenin güvenini kötüye kullanma anlamında hiçbir sıkıntı yaşanmadığını, emniyet amiri olan eşinin darbe girişiminden sonra FETÖ/PDY kapsamında ceza soruşturması geçirmesi nedeniyle iş akdinin feshedilmesinin suçta ve cezada şahsilik ilkesi, masumiyet karinesi gibi kavramlar gözönüne alındığında hukuk devleti ilkesi açısından kabul edilemez olduğunu ileri sürmüştür. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi 4/10/2017 tarihli kararı ile mahkeme kararının ortadan kaldırılmasına ve davanın reddine hükmetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:"Somut olayda, davacı özel hukuk tüzel kişisi olan, davalı Sınırlı Sorumlu Kayseri Pancar Ekicileri Koop.'nde çalışırken, eşinin FETÖ/PYD ile ilişkisi sebebiyle tutuklanmış olması ve yayınlanan KHK’lar gerekçe gösterilerek iş akdinin feshedildiği yazılı bildirim ile sabittir. Davalının kamu kurumu olmaması sebebiyle, KHK’lar kapsamında iş akdinin feshi nedeniyle işe iade edilmemesi hükümlerinin olayda uygulanma yeri bulunmamaktadır. Bu nedenle olay 4857 sayılı İş Kanunu çerçevesinde değerlendirilmelidir.Bilindiği üzere 15/07/2016 tarihinde FETÖ/PDY terör örgütünün silahlı darbe kalkışmasından dolayı ülkemizde 20/07/2016 tarihinde olağanüstü hal ilan edilmiştir. FETÖ/PDY terör örgütü tarafından 15 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyetinin varlığına ve birliğine karşı başarısız bir darbe girişiminde bulunulduğu, bu girişimden sonra Bakanlar Kurulu tarafından olağanüstü hal ilan edildiği, gerek askeri gerekse sivil kesimdeki tüm sorumluların tespiti ve cezalandırılması için tüm ülke kapsamında görevden alma, meslekten ihraç, uzaklaştırma, gözaltına alma ve tutuklama gibi adli ve idari tedbir ve uygulamalar yapıldığı herkesin bilgisi dahilindedir. Davacının da bu kapsamda terör örgütüyle bağlantılı bulunarak tutuklanan eşi sebebiyle işten çıkarılması haklı değilse de, geçerli bir fesih nedeni olup, davacının işe iade talebinin reddi gerekirken kabulü hatalı olmuştur. Davalının istinaf talebinin kabulü ile mahkeme kararının kaldırılarak işe iade talebinin reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur." Başvurucu, Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı temyiz kanun yoluna başvurmuş; Yargıtay Hukuk Dairesi yaptığı inceleme neticesinde 22/2/2018 tarihli kararla, Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına hükmetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:"Dosya kapsamının birlikte değerlendirilmesiyle yapılan inceleme sonucunda, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, Bölge Adliye Mahkemesi kararında bir isabetsizlik bulunmadığından, yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine, 22/02/2018 tarihinde oybirliği ile kesin olarak karar verildi." Nihai karar 9/4/2018 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir. 20/4/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur. A. İlgili Mevzuat İlgili mevzuat için bkz. Berrin Baran Eker [GK], B. No: 2018/23568, 2/7/2020, §§ 20-B. Yargıtay Kararları Yargıtay Hukuk Dairesinin 22/10/2007 tarihli ve E.2007/16878, K.2007/30923 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Davalı işveren, davacının geçmişten gelen sabıkası ve özellikle yasadışı örgütle bağlantısı nedeni ile güvenlik önlemi olarak iş sözleşmesini feshetmiştir. Bu fesih Alman Hukukunda ve Alman Federal Mahkemelerinde şüphe feshi olarak adlandırılmaktadır. Böyle bir fesihte, işverenin işçisine karşı duyduğu şüphe, aralarındaki güven ilişkisinin zedelenmesine yol açmaktadır. İşverenden katlanması beklenemeyecek bir şüpheden dolayı, işçinin iş ilişkisinin devamı için gerekli olan uygunluğu ortadan kalktığından, güven ilişkisinin sarsılmasına yol açan şüphe, işçinin kişiliğinde bulunan bir sebeptir. Ciddi, önemli ve somut olayların haklı kıldığı şüphe, güven potansiyeline sahip olmaksızın ifa edilemeyecek iş için işçinin uygunluğunu ortadan kaldırdığından, şüphe feshi, işçinin yeterliliğine ilişkin fesih türü olarak gündeme gelecektir. Davacının geçmişte yasadışı örgüt üyesi olması, davacının görev yaptığı bölgede terör olaylarının artması ve demiryolu ulaşımının da hedefte bulunması, davalı işveren açısından iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güvenin sarsıldığı, elverişli objektif olay ve vakıalara dayanan güçlü bir şüphenin bulunduğu anlamına gelmektedir. Davacının iş sözleşmesinin feshinin geçerli nedenle yapıldığı kabul edilmelidir. Davanın reddi yerine yazılı şekilde kabulü hatalıdır." Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15/11/2018 tarihli ve E.2015/22-2715, K.2018/1720 sayılı kararı şöyledir:"...şüphe feshinin söz konusu olabilmesi için iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güveni yıkmaya elverişli, objektif olay ve vakıalara dayanan güçlü bir şüphe mevcut olması ve ayrıca olayın aydınlatılması için işverenin kendisinden beklenebilecek bütün çabaları göstermesine karşın eylemin gerçekleştiğinin kanıtlanamaması gerektiğinden, somut uyuşmazlıkta davacının sabit olan, doğruluk ve bağlılığa uymayan nitelikteki eyleminin şüphe feshi teşkil etmediği de açıktır. ..." Yargıtay Hukuk Dairesinin 3/10/2018 tarihli ve E.2018/10430, K.2018/20956 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"...Yukarıda açıklanan ilke ve esaslar çerçevesinde değerlendirme yapılacak olursa, somut olayda davacının iş sözleşmesinin feshi ile ilgili yasal dayanakların 4857 sayılı İş Kanunu ile birlikte Bakanlar Kurulu kararı ile ülke genelinde ilan edilen Olağanüstü Hal kapsamında çıkartılan kanun hükmünde kararnameler olduğu konusunda tereddüt bulunmamaktadır. Söz konusu kararnamelerin iş sözleşmesi ile çalışan işçilere yönelik hükümleri incelendiğinde, gerek 667 sayılı KHK’nin maddesi gerekse 673 sayılı KHK’nin maddesinde bu kanun hükmünde kararnameler kapsamında iş sözleşmesi feshedilen işçilerin bir daha yeniden doğrudan veya dolaylı olarak eski işinde veya benzer işlerde görevlendirilemeyecekleri, bunların işe iadesinin mümkün olmadığı şeklinde emredici nitelikte düzenlemelerin yer aldığı görülecektir. Bu yasal düzenlemelerin nitelik itibariyle, kamu düzenine ilişkin ve açıkça emredici nitelikte olduğu değerlendirildiğinde, açılacak davalarda taraflarca hazırlama ilkesine üstünlük tanınamayacağı göz önüne alınmalıdır. Bu itibarla, ilgili kanun hükmünde kararnameler kapsamındaki fesihlere ilişkin olarak açılan işe iade davalarında, taraflarca hazırlama ilkesi yerine istisnai nitelikteki kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulanması gerekmektedir.Buna göre görülmekte olan davada, sözleşmenin feshine dayanak bilgi ve belgelerin mahkemece resen araştırılması gerekmekte ise de, dosyada sadece Erzurum Cumhuriyet Baş Savcılığına davacı hakkında soruşturma veya kovuşturma olup olmadığı yönünde yazılan yazı cevabi ile yetinildiği , bu yönde başkaca bir araştırma yapılmadığı anlaşılmaktadır. Davacının iş sözleşmesinin feshine dayanak objektif değerlendirmelerin neler olduğu, hangi bilgi ve belgelerin feshe gerekçe yapıldığı davalı bankadan sorularak; bunun yanında resen araştırma ilkesi kapsamında davacı hakkında mevcut ise adli ya da idari soruşturma evrakları, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı’nın Terörle Mücadele, Kaçakçılık, Organize Suçlar ve İstihbarat ile ilgili birimlerinden ve Bilgi Teknolojileri Kurumu’ndan getirtilmeli, varsa davacı ile ilgili bilgi ve belgeler ile yine Bank Asya nezdinde açılmış mevduat hesapları, hesap hareketleri ve bankacılığa ilişkin işlemler olup olmadığı sorulmalı, tüm bilgi ve belgeler değerlendirilerek ulaşılacak sonuca göre hüküm kurulmalıdır. Eksik incelemeyle yazılı gerekçe ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davacının davasının kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirir." Yargıtay Hukuk Dairesinin 26/11/2018 tarihli ve E.2018/11097, K.2018/25472 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Taraf iradesine öncelik verilmesi sadece davanın açılmasında değil, yargılama sırasında taraflara ait bir çok usul işleminde de kendisini gösterir...Yani, yargılamada esas olan, dava malzemelerinin taraflarca toplanması ve mahkemeye sunulması olarak tanımlayabileceğimiz 'taraflarca hazırlama (getirilme) ilkesi' dir. Bu ilkenin geçerli olduğu davalarda, dava malzemelerinin mahkemeye tam olarak getirilmemesinin sorumluluğunu taraflar üstlenmiş olup; hakim, kural olarak tarafların ileri sürmediği vakıaları ve belirli bir delili kendiliğinden araştıramaz ve taraflara hatırlatamaz. Diğer yandan, kamu düzenini ilgilendiren davalarda, irade serbestisinin ve taraf iradesine tanınan üstünlüğün bir sonucu olan 'taraflarca hazırlama ilkesi' yerine, kendiliğinden (resen) araştırma ilkesinin uygulanması esastır. Kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda; hâkim, davanın ispatı için gereken bütün delillere kendiliğinden başvurur; taraflar da yargılama bitinceye kadar delil gösterebilirler. Bu davalarda bir bakıma, dava ile ilgili olguların hazırlanmasında, tarafların yanında, hakimin de görevli olması söz konusudur.Bu açıklamalar karşısında kamu ya da özel hukuk tüzel kişiliği de olsa işçinin terör örgütleri ile irtibatının bulunması halinde bu durumun hem kamu güvenliğini hem de özel güvenliği tehdit edeceği açıktır. Bu nedenle davalı tarafın cevap dilekçesi ile davacının iş akdinin .../... bağlantısı bulunduğuna dair kuvvetli şüphe duyulması sebebi ile feshedildiğini belirttiği görülmekle; eldeki davada taraflarca hazırlama ilkesi yerine istisnai nitelikteki kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulanması gerekmektedir."