1. Hukuk Dairesi 2010/5672 E. , 2010/6541 K. "" MAHKEMESİ : İSTANBUL 4. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 08/09/2009 Taraflar arasında görülen davada; Davacı Hazine, 37 ada 2 parsel sayılı taşınmazın 7/56 payının A. kızı M., 3/56 payının V.oğlu Y.ve 3/56 payının da V. kızı Y. adına kayıtlı olduğunu ve adı geçenlerin gaip olmaları nedeniyle İstanbul 1.Sulh Hukuk Mahkemesinin 02.07.1997 tarih ve 1997/225 esas, 272 karar sayılı kararı ile İstanbul Defterdarının kayyım tayin edildi…
**1. Hukuk Dairesi 2010/5672 E. , 2010/6541 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : İSTANBUL 4. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 08/09/2009 Taraflar arasında görülen davada; Davacı Hazine, 37 ada 2 parsel sayılı taşınmazın 7/56 payının A. kızı M., 3/56 payının V.oğlu Y.ve 3/56 payının da V. kızı Y. adına kayıtlı olduğunu ve adı geçenlerin gaip olmaları nedeniyle İstanbul 1.Sulh Hukuk Mahkemesinin 02.07.1997 tarih ve 1997/225 esas, 272 karar sayılı kararı ile İstanbul Defterdarının kayyım tayin edildiğini, kayyımla idare süresinin 10 yılı doldurduğunu ileri sürerek, adı geçen kişilerin gaipliğine, belirtilen paylarının Hazine adına tesciline, tapu kaydında bulunan takyidatların kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir. Davalı Kayyım vekili, davaya karşı bir diyecekleri olmadığını beyan etmiştir. Mahkemece, çekişme konusu taşınmazın paydaşların gaip oldukları ve kayyımla idare süresinin dolduğu gerekçesiyle gaiplik ve tescil taleplerinin kabulüne, takyidatların kaldırılması isteğinin reddine karar verilmiştir. Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi .... raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü. Dava, gaiplik, tapu iptal tescil ve sicil kaydındaki takyidatların kaldırılması isteklerine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Bilindiği üzere, tarafların tüm delilleri toplanıp, tetkik edildikten ve HUMK.nun 376. maddesine göre; son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin; aynı yasanın 388. maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte (tam olarak) yazması ve hüküm sonucunu 389. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır. Ne varki, uygulamada söz konusu yasanın 38l. maddesinin son fıkrasının getirdiği ayrıcalığa dayanılarak bazı zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır. İşte bu gibi hallerde HUMK.nun 389. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkca gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara daha sonra yazılan gerekçeli kararın uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak yoktur. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasanın l4l. maddesi ile HUMK.nun yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama yargı, yargıç ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.