4. Hukuk Dairesi 2010/113 E. , 2010/11973 K. "" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... .... A.Ş yönetim kurulu başkanı... ve diğerleri aleyhine 04/09/2006 gününde verilen dilekçe ile basın yolu ile kişilik haklarına saldırıdan dolayı uğranılan manevi zararın ödetilmesinin istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; istemin bir bölümünün kabulüne ilişkin 04/12/2008 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalılar vekili …
**4. Hukuk Dairesi 2010/113 E. , 2010/11973 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... .... A.Ş yönetim kurulu başkanı... ve diğerleri aleyhine 04/09/2006 gününde verilen dilekçe ile basın yolu ile kişilik haklarına saldırıdan dolayı uğranılan manevi zararın ödetilmesinin istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; istemin bir bölümünün kabulüne ilişkin 04/12/2008 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Davacı, ... gazetesinin 13.07.2006 günlü ... ekinde “aşk evlerine polis baskını” başlığı altında yayımlanan, kadın satıcısı olduğu yolundaki gerçeğe aykırı haberin kişilik haklarına saldırı oluşturduğunu ileri sürerek, davalıların manevi tazminat ile sorumlu tutulmasını istemiştir. Davalılar ise; haberde, haber verme sınırlarının aşılmadığını, emniyet birimlerinden alınan bilgilere dayanılarak yayımlanan haberde davacının adının baş harflerine yer verildiğini, fotoğrafının yayımlanmadığını, yapılan ihbar üzerine pansiyonuna baskın düzenlenen davacının ceza mahkemesinde yargılandığını, görünen gerçeğe uygun olan haberin davacının kişilik haklarına saldırı oluşturmadığını belirterek, istemin reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır. Yerel mahkemece, haberde davacı kadın satıcısı olarak gösterildiğinden haber vermenin objektif sınırlarının aşıldığı gerekçesiyle istemin bir bölümü kabul edilmiştir. Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.