T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 45. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/1243 KARAR NO : 2025/1396 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 25/02/2025 NUMARASI : 2024/364 Esas - 2025/197 Karar DAVANIN KONUSU: Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 03/12/2025 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA Davacı vek…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 45. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/1243 KARAR NO : 2025/1396 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 25/02/2025 NUMARASI : 2024/364 Esas - 2025/197 Karar DAVANIN KONUSU: Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 03/12/2025 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA Davacı vekili dava dilekçesi ile; müvekkil ... ... ve ... Ortaklığı ile davalı ... Medikal San. Ve Tic. A.Ş. arasında akdedilen 11.04.2017 tarihli Danışmanlık Sözleşmesi ile taraflar karşılıklı edimler üstlendiğini, üstlenilen edimler gereği müvekkil ortaklık, davalı ...’a danışmanlık yapmayı ve davacı adına ürünleri pazarlama edimini üstlendiğini, davalı ... ise aylık (her yıl değişen oranda) ve prim ödemeyi vaat ettiğini, taraflar arasında 11.04.2017 tarihinde akt edilen sözleşme 2023 yılına kadar hiçbir sorun çıkmadan devam ettiğini, 2023 yılında davalı ...’da meydana gelen yönetim değişikliği ile birlikte, ortada hiçbir sebep olmamasına rağmen, davalı ...’ın davacı ortaklığa karşı yaklaşımları değişmeye başladığını, 2023 yılı prim/komisyon alacaklarının ödenmesi noktasında adeta yıldırma politikası devreye konulduğunu, davacı ortaklığın tüm sözlü ve yazılı taleplerine rağmen 2023 yılı prim/komisyon alacakları ödenmediğini ve 2024 yılında ilişkinin devam edilmesi ancak pirim/komisyon oranlarının düşürülmesi talep edildiğini söz konusu talep davacılar tarafından sözleşmeye aykırı olduğu için kabul edilmediğini, bu süreçte davalı ..., davacı ortaklığın alacaklarını ödeyeceğini beyan etmiş olmasına rağmen ödememesi üzerine taraflarınca irtibata geçilmişse de sonuç alınamadığını, davacı ortaklık tarafından, davalı ...’a 2023-2024 dönem için düzenlenen faturaların toplamı KDV hariç 248.694.128 TL olduğunu, akdedilen sözleşmenin 5/p maddesi gereği PIC marka ürünler cirodan dışlandığında davacılar anılan döneme dair ciro toplamı 226.788.168,00 TL’ye tekabül ettiğini, söz konusu ciro üzerinden sözleşmenin 5/h maddesi gereği %1,25’i oranından prim hesaplandığında ise davacı ortaklık komisyon/prim alacağı 2.834.852TL+ KDV şeklinde tahakkuk ettiğini, fazlaya ilişkin talep hakkı mahfuz olmak kaydıyla, davacı ortaklık ile davalı ... arasında akt edilen 11.04.2017 tarihli Danışmanlık sözleşmesinden kaynaklanan ve davalı ... tarafından gayri hukuki şekilde ödenmeyen 2023-2024 yılına ait prim/komisyon alacağı olan 281.414.265 TL prime esas değer üzerinden 3.517.678 TL + KDV şeklindeki alacağın şimdilik 100.000,00-TL’sinin, 01.01.2024 tarihinde muaccel olduğunun kabulüne ve 01.01.2024 tarihinden itibaren (bu tarih kabul edilmez ise davalı ...’a gönderilen mail tarihi olan 22.02.2024 tarihinden, bu tarihte kabul görmez ise Arabuluculuk son tutanağının düzenlendiği tarih olan 03.05.2024 tarihinden itibaren) tarafların tacir, konunun ticari olması sebebiyle en yüksek avans faiz oranı üzerinden kabul edilmesini, tüm yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı üzerine bırakılmasını talep ve dava etmiştir. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesi ile; Huzurdaki dava, taraf ehliyetini haiz olmayan adi ortaklık tarafından ikame edildiğinden davanın usulden reddine, zorunlu dava şartı arabuluculuk yerine getirilmediğinden huzurdaki davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine, davacının davasını somutlaştırma ve ispat yükünü yerine getirmediğini, davanın bu nedenle reddine, davacı ortaklığın komisyon, prim alacağı bulunmadığını, davalı şirketin kötü niyetli olarak sözleşmeye aykırı şekilde davrandığı iddiasını kabul etmediklerini, hiç bir somut veri veya delil barındırmayan salt kötü niyetli beyan olduğunu, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece, davacı adi ortaklığın tüzel kişiliğinin bulunmadığı, tüzel kişiliği bulunmayan adi ortaklık adına dava ikame edilemeyeceği gerekçesiyle davanın aktif husumet yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; istinaf başvurumuza konu ilam yönünden her ne kadar adi ortaklığın dava ehliyetini haiz olmaması sebebiyle usulden reddine ilişkin karar verilmişse de konusu para ile ölçülebilir nitelikteki dava yönünden nisbi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken maktu vekalet ücretine hükmedilmesi hatalı olduğunu belirterek vekalet ücreti yönünden ilk derece mahkemesi kararının düzeltilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE HMK'nin 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde; Dava, taraflar arasında imzalanan danışmanlık sözleşmesi kapsamında komisyon/prim alacağının tahsili istemine ilişkindir.Mahkemece, tüzel kişiliği bulunmayan adi ortaklık adına dava ikame edilemeyeceği gerekçesiyle davanın aktif husumet yokluğundan usulden reddine, davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiginden A.A.Ü.T (Madde-7) göre hesaplanan 30.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiş olup verilen karar davalı vekilince, davalı lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği ileri sürülerek istinaf edilmiştir.Hüküm tarihinde yürürlükte bulunun AAÜT 7/2 maddesi "Davanın dinlenebilmesi için kanunlarda öngörülen ön şartın yerine getirilmemiş olması ve husumet nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde, davanın görüldüğü mahkemeye göre Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçmemek üzere üçüncü kısımda yazılı avukatlık ücretine hükmolunur." şeklinde düzenlenmiştir.Mahkemece, davacının tüzelkişiliği bulunmadığı, dolayısıyla dava ve taraf ehliyetine haiz olmadığı açıklandıktan sonra hüküm kısmında davanın aktif husumet yokluğundan usulden reddine karar verildiği için taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve sıfat kavramları üzerinde durulması gerekmektedir.Taraf ehliyeti hukuki ilişkinin sujesi olabilme ehliyetidir. 6100 sayılı HMK'nın 50. maddesinde "Medenî haklardan yararlanma ehliyetine sahip olan, davada taraf ehliyetine de sahiptir." şeklinde açıklanmıştır. Davada taraf ehliyetinden maksat bir davada davacı veya davalı olarak yer alabilme ehliyetidir. Bu kavram medeni hukuktaki hak ehliyetinin, medeni usul hukuku alanındaki uzantısını oluşturur (Tanrıver, S., Medeni Usul Hukuku, C.I, 2016, S.485). Kişinin taraf ehliyetinin bulunması, taraf olarak yer aldığı davasını yürütebilmesi için tek başına yeterli değildir; kişinin dava ehliyetine de sahip olması gerekir (Erişir, E., Medeni Usul Hukukunda Taraf Ehliyeti, 2007, S.57). Dava ehliyeti ise bir kişinin bizzat yada tayin edeceği temsilcisi aracılığı ile dava açabilmesi, davayla ilgili usul işlemleri yapabilmesi ve kendisine karşı dava açılması halinde hakkını koruyucu beyanlarda bulunabilme yani savunma yapabilme ehliyeti olarak tanımlanabilir ve HMK'nın 51. maddesinde "Dava ehliyeti, medenî hakları kullanma ehliyetine göre belirlenir." şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre medeni hakları kullanma ehliyetine yani fiil ehliyetine sahip olanlar dava ehliyetine de sahiptirler.Dava takip yetkisi HMK'nın 53. maddesinde "Dava takip yetkisi, talep sonucu hakkında hüküm alabilme yetkisidir. Bu yetki, kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında, maddi hukuktaki tasarruf yetkisine göre tayin edilir." denilerek açıklanmıştır. Dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilen kimseler taraf ve dava ehliyetine sahip olsalar bile, kendileri adına ve kendilerine karşı açılan davayı yürütebilmeleri ve esası hakkında hüküm alabilmeleri için dava konusu edilen talep bakımından dava takip yetkisine de sahip olmaları gereklidir. Taraf ve dava ehliyeti tarafların kişilikleriyle ilgili olmasına rağmen dava takip yetkisi dava konusuna ilişkindir (Pekcanıtez Usul, Medeni Usul Hukuku, 15. Bası, 2017, C.I, S.593).Sıfat davanın esasına yani maddi hukuka ilişkin bir kavram olup, dava konusu talep bakımından kimin hak sahibi, kimin yükümlü olduğunu ifade eder. Davada davacı ve davalı olarak yer almakla taraf olarak gösterilenlerin maddi hukuk bakımından gerçekten bu niteliği taşıyıp taşımamaları tümüyle birbirinden farklı kavramlardır. Sıfat, tarafın bir özelliği olmadığı gibi usule ilişkin bir kavram da değildir. Aksine sıfat, davanın taraflarının ihtilaflı maddi hukuk ilişkisinin gerçek süjesi olup olmadığı ile ilgilidir (Pekcanıtez Usul, Prof. Dr.Hakan Pekcanıtez, Prof.Dr. Muhammet Özekes, Doç.Dr.Hülya Taş Korkmaz, Doç.Dr.Mine Akkan, Cilt.I, s.607). Sıfat, nihai karar verildiğinde, davanın haklı veya haksız olduğunu ifade eder. Dava takip yetkisi ve sıfatın davadaki durumunu belirtmek bakımından, davanın yürütülmesi ve karara ulaşmasındaki sürecin dava takip yetkisini, bu sürecin sonunda maddi hukuka yönelik sonucun ise sıfatı karşıladığı söylenebilir (Pekcanıtez Usul, s.612). Bir sübjektif hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bu nedenle, o hakka ilişkin bir davada davacı olma sıfatı (aktif husumet ehliyeti) da o hakkın sahibine aittir. Mesela, bir alacak davasında davacı olma sıfatı, o alacağın alacaklısına aittir. Alacak davası o alacağın alacaklısından başka bir (üçüncü) kişi tarafından açılırsa, (dava konusu alacağın mevcut olmadığından dolayı değil) davacının davacı (alacaklı) sıfatına sahip olmadığından (sıfat yokluğundan, husumetten) dolayı reddedilir. (Medeni Usul Hukuku El Kitabı, Prof. Dr. Baki Kuru, Av. Burak Aydın, Cilt.I, s.332). Taraf sıfatı dava şartı değildir. Çünkü sıfat, usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu (subjektif) hakkın özüne ilişkin, bir maddi hukuk sorunudur. Sıfat yokluğu, bir def'i değil, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olan bir itirazdır. Hakim kendisine sunulan dava malzemesinden (davalı veya davacının bildirdikleri vakıalardan yani dava dosyasından) bir itiraz sebebinin varlığını (sıfat yokluğunu) öğrenirse, bunu kendiliğinden gözetir (Medeni Usul Hukuku El Kitabı, s.333, 334).6098 sayılı TBK'nın 620.maddesinde adi ortaklık sözleşmesi iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmeler olarak tanımlanmıştır. Ancak adi ortaklık 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu kapsamında yer alan ortaklıklardan farklı olarak taraf ve dava ehliyeti olmadığı gibi tüzel kişiliği haiz değildir. Bu nedenle adi ortaklığa ilişkin davalarda, adi ortaklığı oluşturan kişilerin taraf olarak hep birlikte hareket etmeleri zorunludur. Adi ortaklık tarafından açılacak davaların, el birliği mülkiyeti kuralları gereğince bütün ortaklar tarafından birlikte açılması gerekir. Bütün ortaklar tarafından açılacak dava, adi ortaklık adına değil ortaklar adına açılır ve hüküm de ortaklar hakkında verilir. Taraf ehliyeti tüm ortaklara aittir ve ortaklar arasında mecburi dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Adi ortaklığa karşı açılacak davalar yönünden ise; ikili bir ayrım yapmak gerekecektir. Davanın konusu paradan başka bir şey ise davanın bütün ortaklara karşı birlikte açılması (mecburi dava arkadaşlığı), davanın konusu para ise; ortaklar bu borçtan müteselsil sorumlu bulunduklarından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 163. maddesi uyarınca ortaklardan biri, bazıları yada tümüne karşı (ihtiyari dava arkadaşlığı) dava açılabilecektir.Somut olayda; dava adi ortaklığı oluşturan ortaklar tarafından değil, tüzel kişiliği bulunmayan adi ortaklık tarafından açılmıştır. Yukarıda da ifade edildiği üzere davacı adi ortaklığın taraf ve dava ehliyeti bulunmadığından, davanın HMK'nın 114/1.d ve 115. maddeleri gereğince dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddi gerekmektedir. Mahkemece davacının tüzelkişi ehliyeti bulunmadığından davanın usulden reddine karar verilmiş ise de sehven dava şartı yokluğu yerine husumet yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verildiği görülmüştür. Yapılan maddi hatanın sonuca etkisi bulunmadığı, davanın usulden reddine karar verilmesi nedeniyle AAÜT 7/2 maddesi uyarınca tarifede belirlenen maktu ücrete göre vekalet ücretine hükmedilmesinde bir isabetsizlik görülmediğinden davalı vekilinin bu yöndeki istinaf nedeni yerinde görülmediğinden davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1.Davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince davalı tarafından yatırılan 1.683,10 TL istinaf başvuru harcı ile 615,40 TL istinaf karar harcın hazineye gelir kaydına, başkaca harç alınmasına yer olmadığına,3-İstinaf yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 361/1 ve 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 20/2 maddesi uyarınca HMK'nın ek 1.maddesindeki değişiklik dikkate alınarak kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.03/12/2025