Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2024/751 E. , 2024/4480 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y DÖRDÜNCÜ DAİRE Esas No : 2024/751 Karar No : 2024/4480 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... Elektrik Üretim Anonim Şirketi VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) :... Bakanlığı VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ...tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Tunceli İli, Ovacık İlçesi,
Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2024/751 E. , 2024/4480 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y DÖRDÜNCÜ DAİRE Esas No : 2024/751 Karar No : 2024/4480 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... Elektrik Üretim Anonim Şirketi VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) :... Bakanlığı VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ...tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Tunceli İli, Ovacık İlçesi, Munzur Nehri üzerinde yapılması planlanan "Konaktepe Barajı ve Hidroelektrik Santralleri (HES-I, HES-II), Malzeme Ocakları, Kırma Eleme Yıkama Tesisleri" projesi ile ilgili olarak çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) sürecinin sonlandırılması nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık olarak 01/01/2008-31/03/2021 tarihleri arasında yapılan harcamaların ödeme tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle ve finansman maliyeti ile projenin ifa edilememesi sebebiyle mahrum kalınan kârın da eklenmesi suretiyle toplam 21.912.466,12-TL'nin ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; olayda, taşınmaza yönelik projede bahsi geçen ÇED sürecinin sonlandırılması işlemi nedeniyle bu işlemin tesisinden önce yaptığı harcamalar sebebiyle ortaya çıkan zararların ödenmesinden kaynaklı uyuşmazlığın dayanağı olan ÇED sürecinin sonlandırılmasına ilişkin ÇED İzin ve Denetim Genel Müdürlüğünün ... tarih ve ...sayılı işleminin iptali istemiyle Mahkemenin E:... sayılı dosyasında açılan davada, Mahkemenin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile davanın reddine karar verildiği, bu karara karşı davacı şirket tarafından yapılan temyiz başvurusu üzerine, Danıştay Altıcı Dairesinin 26/04/2022 tarih ve E:2022/396, K:2022/5189 sayılı kararıyla temyiz isteminin reddi ile kararın onanmasına karar verildiği ve kararın kesinleştiği görülmüştür. Uyuşmazlık konusu olayda; davacı tarafından bahse konu tesisle alakalı 01/01/2008-31/03/2021 tarihleri arasında lisans/önlisans bedelleri, orman izni bedelleri, kamulaştırma bedelleri, harita alım ve kamulaştırma planı yapım bedelleri, imar planı hazırlanması bedeli, projeye ilişkin hukuki harcama bedelleri, şirkette istihdam edilen teknik ve idari personele ödenen bedeller, danışmanlık hizmeti alım işi ve işlemleri için 21.912.466,13-TL harcama yapıldığı iddia edilmiş ise de, bu harcamaların ÇED sürecinin sonlandırılması sürecinden önce yapılan harcama kalemleri olduğu ve yukarıda yer verilen davacının tazminat istemine dayanak gösterilen ÇED sürecinin sonlandırılmasına ilişkin işleme karşı açılan davada, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığına karar verildiği ve kararın Danıştay incelemesinden geçerek kesinleştiği, davacı tarafından lisans/önlisans bedelleri, orman izni bedelleri, kamulaştırma bedelleri, harita alım ve kamulaştırma planı yapım bedelleri, imar planı hazırlanması bedellerine yönelik harcamaların davacı şirket tarafından ÇED süreci sonucu beklenilmeden yapılan harcamalar olduğu, yine finansman maliyeti ve projenin faaliyete geçmesi halinde elde edilecek kârın da belirsiz ve muhtemel zarar kapsamında olduğu, yukarıda hükümlerine yer verilen ÇED Yönetmeliği'nin 6. maddesinin 3. fıkrasında "Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu" kararı veya "Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir" kararı alınmadıkça, bu projelerle ilgili teşvik, onay, izin, yapı ve kullanım ruhsatı verilemeyeceği, proje için yatırıma başlanamayacağı hükmü uyarınca, davacı şirketin projenin hayata geçirileceği düşüncesiyle proje için yaptığı yatırımların ve harcamalarda davalı idareye yüklenecek bir kusur bulunmadığı gibi, davacının proje için yaptığı yatırımlar ve/veya harcamalar sebebiyle oluştuğu iddia edilen zararla davalı idarenin işlemi arasında bir illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından, davacının talep ettiği maddi zararlarının karşılanmasına hukuken olanak bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle, davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Bölge İdare Mahkemesince; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, Konaktepe projesine ilişkin ilk çalışmaların yapılması ve projelerin yatırım programına alınmasının dahi tam 27 yıl sürdüğü, 1967 - 1994 arası bu 27 yıllık sürecin sonunda projenin yatırım programına alındığı, 2010 yılı başında EPDK’dan alınan üretim lisansı ile birlikte projenin hayata geçirilmesi için her koşulun hazırlandığı ve arazi tahsisi ile inşaat aşamasına gelinmiş bulunmasına rağmen, yöre halkının açtığı davalar nedeniyle inşaata başlanamadığı, her ne kadar fiili olarak inşaat başlanamamış olsa da, projenin ifasında üstün kamu yararı olduğuna dair kararın alındığı, hayata geçirilmesi için 1/1000 ve 1/5000’lik haritaların ve imar planlarının onaylandığı, askeri görüşlerin alındığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca ÇED muafiyet belgesinin verildiği, TEİAŞ’a bağlantı anlaşması başvurusunun yapıldığı, DSİ Genel Müdürlüğünce kat’i projenin onaylandığı ve Su Kullanım Anlaşmalarının imzalandığı, orman kesim izinlerinin alındığı ve mera tahsis amacı değişiklik işlemlerinin başlatıldığı, fiilen projenin yerine getirilmesi için gerekli lisans müracaatlarında bulunduğu, izinlerinin alındığı, gerekli tüm ödemelerin kendi öz kaynaklarından karşılandığı, dolayısıyla bu harcamaların tamamının Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi İzin ve Denetim Genel Müdürlüğünün Konaktepe projesinin ÇED sürecinden muaf olduğuna ilişkin işlemlerine istinaden yapıldığı, ancak buna rağmen, yöre halkının hassasiyetinin giderilmesi ve onlar tarafından açılan başka davalarda ÇED kararının alınması gerektiği vurgulanınca ÇED başvurusunda bulunulduğu, davalı idare tarafından ÇED sürecinin sonlandırılmasına karar verilince, projenin ifa edilemez hale geldiği ve bu projeler için yapılmış olan harcamaların tamamının davacı şirketin zararını oluşturduğu, İdare Mahkemesince ÇED sürecinin tamamlanmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de, tüm yatırım ve harcamaların Konaktepe Barajı ve HES I-II projelerinin idarece ÇED sürecinden muaf olduğu yönündeki 2002, 2009, 2011, 2013, 2014, 2018 işlemlerine dayalı olarak yapıldığı, başka bir ifadeyle, bu proje ÇED sürecinden muaf tutulduğundan, hukuki güvenlik ilkesi gereği muafiyete inanarak proje için yatırımlar ve harcamalar yapıldığı belirtilerek, davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki İdare Dava Dairesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, kararda açıklanan maddi ve hukuki sebepler karşısında, temyiz isteminin reddi ile hukuka uygun tesis edilen dava konusu işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine dair İdare Dava Dairesi kararının onanması gerektiği savunulmuştur. TETKİK HÂKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kısmen kabulü ile ilk ÇED muafiyet kararının verildiği 24/06/2002 tarihinden itibaren ÇED sürecinin sonlandırılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği 31/03/2021 tarihine kadar yapılan harcamaların hukuki güvenlik ilkesi gereği işin esasına girilerek karar verilmek üzere, İdare Dava Dairesi kararının bu kısmının bozulması; geriye kalan tazminat talepleri bakımından ise İdare Dava Dairesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin 2. fıkrası uyarınca duruşma istemi yerinde görülmeyerek, işin gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY: Davacı tarafından, Tunceli İli, Ovacık İlçesi, Munzur Nehri üzerinde yapılması planlanan "Konaktepe Barajı ve Hidroelektrik Santralleri (HES-I, HES-II), Malzeme Ocakları, Kırma Eleme Yıkama Tesisleri" projesi ile ilgili ilk olarak, davalı idarenin 24/06/2002 tarihli işlemi ile; projenin kesin onay tarihinin 07/02/1993 tarihinden önce olması sebebiyle söz konusu projenin 06/06/2002 tarih ve 24777 sayılı Resmi Gezete'de yayımlanarak yürürlüğe giren ÇED Yönetmeliğinin geçici 4. maddesi uyarınca muaf olduğuna karar verilmiştir. Davacı tarafından üretim lisansı alınması amacıyla başvurulduğu belirtilerek, projenin ÇED Yönetmeliği kapsamında yeniden değerlendirilmesinin istenilmesi üzerine, davalı idarenin 17/11/2009 tarih ve 9171 sayılı işlemi ile; proje için ÇED Yönetmeliği hükümlerinin uygulanmasına gerek bulunmadığına karar verilmiştir. ÇED Yönetmeliğinde 2011 yılında değişiklik yapılması nedeniyle projenin bu kapsamda yeniden değerlendirilmesi amacıyla başvurulması üzerine, davalı idarenin 25/10/2011 tarih ve 4764 sayılı işlemi ile; projenin, 17/07/2008 tarih ve 26939 sayılı Resmi Gezete'de yayımlanarak yürürlüğe giren ÇED Yönetmeliğinin geçici 3. maddesi uyarınca muaf olduğuna karar verilmiştir. ÇED Yönetmeliğinde 2013 yılında değişiklik yapılması nedeniyle projenin bu kapsamda yeniden değerlendirilmesi amacıyla başvurulması üzerine, davalı idarenin ... tarih ve ... sayılı işlemi ile; ... tarih ve ... sayılı işleminde belirtilen ÇED muafiyetinin halen geçerli olduğuna karar verilmiştir. Davacı tarafından üretim lisansı alınması amacıyla başvurulduğu belirtilerek, projenin ÇED Yönetmeliği kapsamında yeniden değerlendirilmesinin istenilmesi üzerine, davalı idarenin 18/06/2014 tarih ve 9593 sayılı işlemi ile; 03/10/2013 tarih ve 28784 sayılı Resmi Gezete'de yayımlanarak yürürlüğe giren ÇED Yönetmeliğinin geçici 2. maddesi uyarınca muaf olduğuna karar verilmiştir. Son olarak davacı tarafından ÇED muafiyet kararının geçerli olup olmadığı ile ilgili başvurulması üzerine, davalı idarenin ... tarih ve ... sayılı işlemi ile; daha önce verilen ÇED muafiyetin geçerli olduğuna karar verilmiştir. Sonrasında davacı tarafından, söz konusu projeyle ilgili ÇED başvurusunda bulunulmuş, davalı idarenin, ...... tarih ve ... sayılı işlemi ile ÇED sürecinin sonlandırılmasına karar verilmiş, bu kararın iptali istemiyle ... İdare Mahkemesinin E:...sayılı dosyasında açılan davada, Mahkemenin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararı ile davanın reddine; kararın temyiz edilmesi üzerine de, Danıştay Altıcı Dairesinin 26/04/2022 tarih ve E:2022/396, K:2022/5189 sayılı kararıyla onanmasına karar verilmiştir. Bunun üzerine, ÇED sürecinin sonlandırılması nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık olarak 01/01/2008-31/03/2021 tarihleri arasında yapılan harcamaların ödeme tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle ve finansman maliyeti ile projenin ifa edilememesi sebebiyle mahrum kalınan kârın da eklenmesi suretiyle toplam 21.912.466,12-TL'nin ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT : Anayasa'nın 125. maddesinin son fıkrasında; "İdarelerin kendi işlem ve eylemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlü oldukları" hüküm altına alınmıştır. 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği'nin 6. maddesinde; "(1) Bu Yönetmelik kapsamındaki bir projeyi gerçekleştirmeyi planlayan gerçek veya tüzel kişiler; Çevresel Etki Değerlendirmesine tabi projeleri için; ÇED Başvuru Dosyasını, ÇED Raporunu, Seçme Eleme Kriterleri uygulanacak projeler için ise Proje Tanıtım Dosyasını, Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlara hazırlatmak, ilgili makama sunulmasını sağlamak ve proje kapsamında verdikleri taahhütlere uymakla yükümlüdürler. (2) Kamu kurum/kuruluşları, bu Yönetmelik hükümlerinin yerine getirilmesi sürecinde proje sahiplerinin veya Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşların isteyeceği konuya ilişkin her türlü bilgi, doküman ve görüşü vermekle yükümlüdürler. (3) (Değişik:RG-26/5/2017-30077) Bu Yönetmeliğe tabi projeler için "Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu" kararı veya "Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir" kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili teşvik, onay, izin, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez, proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez. Ancak bu durum söz konusu teşvik, onay, izin ve ruhsat süreçlerine başvurulmasına engel teşkil etmez. (4) Bu Yönetmelik hükümlerine göre karar tesis edilmeden önce, projenin gerçekleştirilmesinin mevzuat bakımından uygun olmadığının tespiti halinde, aşamasına bakılmaksızın süreç sonlandırılır." kuralına yer verilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME : Yukarıda yer verilen mevzuat hükmü uyarınca, idareler kamu hizmetlerini yürütürken kişi veya kişilere bir zarar vermeleri halinde bu zararı hizmet kusuru kapsamında bazen de kusursuz sorumluluk ilkelerine göre gidermek zorundadırlar. Uğranılan bu zararın giderilmesi de tazminat yoluyla mümkündür. İdare, kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. İdarelerin hizmet kusuru nedeniyle sorumlu tutulabilmeleri için öncelikle ortada bir zararın bulunması, bu zararın kesin, güncel ve meşru bir zarar olması ve zarar ile idarenin eylem ve işlemi arasında nedensellik bağının bulunması gerekmektedir. İdarelerin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak da tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karekteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan doğruya ve asli nedenini oluşturmaktadır. Başka bir deyişle, idarelerin kusurlu sayılabilmesi için hizmetin hiç veya iyi işlememesi, gerekli ve yeterli personel istihdam edilmemesi, ya da hizmet yürütülürken gerekli tedbirlerin yerinde ve zamanında alınmaması nedeniyle ortaya bir zararın çıkmış olması gerekir. Eğer bu şekilde hizmetin iyi işlememesi nedeniyle maddi ya da manevi bir zarar doğarsa idareler bu zararı gidermekle yükümlüdür. Aksi halde ise idarelerin sorumluluğu yoluna gidilemeyeceği açıktır. İdarenin hukuki sorumluluğu, kamusal faaliyetler sonucunda, idare ile yönetilenler arasında yönetilenler zararına bozulan ekonomik dengenin yeniden kurulmasını, idari etkinliklerden dolayı bireylerin uğradığı zararın idarece tazmin edilmesini sağlayan bir hukuksal kurumdur. Bu kurum, kamusal faaliyetler nedeniyle yönetilenlerin malvarlığında ortaya çıkan eksilmelerin ya da artış olanağından yoksunluğun giderilebilmesi, karşılanabilmesi için aranılan koşulları, uygulanması gereken kural ve ilkeleri içine almaktadır. Uyuşmazlıkta, her ne kadar İdare Mahkemesince; davacı tarafından talep edilen harcamaların ÇED sürecinin sonlandırılması sürecinden önce yapılan harcama kalemleri olduğu ve davacının tazminat istemine dayanak gösterilen ÇED sürecinin sonlandırılmasına ilişkin işleme karşı açılan davanın reddine karar verildiği ve kararın Danıştay incelemesinden geçerek kesinleştiği; davacı tarafından lisans/önlisans bedelleri, orman izni bedelleri, kamulaştırma bedelleri, harita alım ve kamulaştırma planı yapım bedelleri, imar planı hazırlanması bedellerine yönelik harcamaların davacı şirket tarafından ÇED süreci sonucu beklenilmeden yapılan harcamalar olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, davalı idare tarafından 2002, 2009, 2011, 2013, 2014, 2018 tarihli işlemlerle projenin ÇED Yönetmeliğinden muaf olduğuna karar verildiği ve bu kararların da niteliği itibarıyla bir ÇED kararı olması nedeniyle davacı tarafından ayrıca bir ÇED başvurusu yapılmasına gerek kalmadığı, dolayısıyla ÇED muafiyet kararlarının geçerli olduğu dönemlerde yapılan harcamaların, ÇED süreci sonucu beklenilmeden yapılan harcamalar olarak nitelendirilmesi mümkün olmamakla birlikte, ÇED muafiyet kararlarının o dönemde mevzuat kapsamında verildiği, bu kararlara karşı bir davanın açılmadığı ve ÇED muafiyet kararlarının verildiği dönem itibarıyla geçerli olduğunun anlaşıldığı, dolayısıyla ilk kararın verildiği 2002 tarihinden, ÇED sürecinin sonlandırıldığı 31/03/2021 tarihine kadar, davacı tarafından ÇED muafiyet kararlarından sonra alınması gerekli izinlerin tamamlanarak üretime veya işletmeye başlanılmadığı dikkate alındığında, bu süreç nedeniyle idareye atfedilebilir bir kusurun bulunmadığı gibi, davacının kendi isteğiyle ile yaptığı ÇED başvurusu sonucunda, ÇED sürecinin sonlandırılmasına ilişkin işlemden sonra yapılan harcamalar için de (işlemin hukuka uygun olduğunun yargı kararıyla ortaya konulması nedeniyle) idareye atfedilebilir bir kusurun bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Diğer taraftan, projenin faaliyete geçmesi halinde elde edilecek kârın da belirsiz ve muhtemel zarar kapsamında olduğu, bu haliyle kanıtlanamayan ve gerçekleşmesi olası bulunan zararların, tazmin zorunluluğu doğurmayacağı açıktır. Bu itibarla, davacının tazminat istemine konu harcamalar ile projenin ifa edilememesi sebebiyle mahrum kalınan kâr bakımından davalı idareye atfedilebilir bir kusur bulunmadığı anlaşıldığından, davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine dair İdare Dava Dairesi kararında sonucu itibarıyla isabetsizlik bulunmamaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Temyiz isteminin reddine, 2. Temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının yukarıda belirtilen gerekçe ile ONANMASINA, 3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, 4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 50. maddesi uyarınca, kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de İdare Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın İdare Mahkemesine gönderilmesine, 04/07/2024 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi. (X) KARŞI OY : Dava; Tunceli İli, Ovacık İlçesi, Munzur Nehri üzerinde yapılması planlanan "Konaktepe Barajı ve Hidroelektrik Santralleri (HES-I, HES-II), Malzeme Ocakları, Kırma Eleme Yıkama Tesisleri" projesi ile ilgili olarak çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) sürecinin sonlandırılması nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık olarak 01/01/2008-31/03/2021 tarihleri arasında yapılan harcamaların ödeme tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle ve finansman maliyeti ile projenin ifa edilememesi sebebiyle mahrum kalınan kârın da eklenmesi suretiyle toplam 21.912.466,12-TL'nin ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. Hukuk devletinin gereklerinden biri, hukuksal güvenlik ilkesine uyulması, bir başka anlatımla, hukuk kurallarının belirlilik ve öngörülebilirlik niteliklerini taşımasıdır. Hukuksal güvenlik, kişilerin gelecekle ilgili plan, düşünce ve kararlarında, var olan hukuk kurallarına güvenerek hareket etmeleri sonucunda oluşan durumun hukuken korunması gereğini ifade eder. Bu durum hukuk devleti anlayışının bir gereği olduğu kadar, Anayasa'nın 5. maddesiyle devlete yüklenen vatandaşların refah, huzur ve mutluluk içinde yaşamalarını sağlama, maddi ve manevi varlıklarını geliştirmek için gerekli ortamı hazırlama ödevinin de bir sonucudur. Başka deyişle, hukuk güvenliği yani güvenin korunması ilkesi, var olan hukuksal durumun süreceğine olan güvenin boşa çıkarılmaması anlamına gelir. Güvenin korunması da her yasal düzenlemede göz önünde bulundurulması gereken bir husustur. Yasalar, yürürlükte bulundukları süre içinde meydana gelen uyuşmazlıkların hukuki sonuçlarını belirler. Sonra çıkarılan yasaların , önceki yasalarla belirlenen hukuki sonuçları hükümsüz saymaları, hukuki güven ilkesine olduğu kadar mantığa da aykırılık oluşturur.Zira, kimseden gelecekte yürürlüğe girecek, bugünden bilinmeyen kurallara uygun davranış beklenemez. Yasaların geriye yürütülmemesi hukukun genel ilkesidir. Bunun kabulü, bireyin hukuka duyduğu güveni sarsmama biçimindeki anlayışın da bir sonucudur. Uyuşmazlıkta, her ne kadar İdare Mahkemesince; davacı tarafından talep edilen lisans/önlisans bedelleri, orman izni bedelleri, kamulaştırma bedelleri, harita alım ve kamulaştırma planı yapım bedelleri, imar planı hazırlanması bedellerine yönelik harcamaların ÇED süreci sonucu beklenilmeden yapılan harcamalar olduğu, dolayısıyla davacı şirketin projenin hayata geçirileceği düşüncesiyle proje için yapılan harcamalarda davalı idareye yüklenecek bir kusur bulunmadığı gibi, davacının proje için yaptığı yatırımlar ve/veya harcamalar sebebiyle oluştuğu iddia edilen zararla davalı idarenin işlemi arasında bir illiyet bağı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, davalı idare tarafından 2002, 2009, 2011, 2013, 2014, 2018 tarihli işlemlerle projenin ÇED Yönetmeliğinden muaf olduğuna karar verildiği ve bu kararların da niteliği itibarıyla bir ÇED kararı olması nedeniyle davacı tarafından ayrıca bir ÇED başvurusu yapılmasına gerek kalmadığı, dolayısıyla ÇED muafiyet kararlarının geçerli olduğu dönemlerde yapılan harcamaların, ÇED süreci sonucu beklenilmeden yapılan harcamalar olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığı, diğer taraftan, ÇED muafiyet kararlarının o dönemki mevzuat kapsamında verildiği ve ÇED sürecinin sonlandırılmasına ilişkin işlemin de mevzuat kapsamında tesis edilmesi nedeniyle bu yönüyle idareye atfedilebilir bir hizmet kusurunun varlığından söz edilmesi mümkün olmasa da, ÇED muafiyet kararlarına karşı herhangi bir davanın açılmaması nedeniyle bu kararların verildikleri tarih itibarıyla hukuken geçerliliğini korudukları dikkate alındığında, davacı şirket tarafından projenin hayata geçirileceği düşüncesiyle proje kapsamında yapılan harcamaların hukuki güvenlik ilkesi gereği tazmini gerektiği sonucuna varıldığından, ilk ÇED muafiyet kararının verildiği tarihten itibaren ÇED sürecinin sonlandırılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihe kadar yapılan harcamalar bakımından, İdare Mahkemesince işin esasının incelenmek suretiyle karar verilmesi, ÇED sürecinin sonlandırılmasına ilişkin işlemden sonra yapılan harcamalar bakımından ise tazmin isteminin reddi gerekmektedir. Diğer taraftan, projenin faaliyete geçmesi halinde elde edilecek kârın da belirsiz ve muhtemel zarar kapsamında olduğu, bu haliyle kanıtlanamayan ve gerçekleşmesi olası bulunan zararların, tazmini zorunluluğunu doğurmayacağı açıktır. Bu itibarla, ilk ÇED muafiyet kararının verildiği 24/06/2002 tarihinden itibaren ÇED sürecinin sonlandırılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği 31/03/2021 tarihine kadar yapılan harcamaların hukuki güvenlik ilkesi gereği işin esasına girilerek karar verilmesi gerekirken, davacının tüm istemleri yönünden davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine dair İdare Dava Dairesi kararının bu kısmının bozulması gerektiği oyu ile çoğunluk kararına katılmıyorum.