Başvuru, asıl dava lehe sonuçlanmışken aynı neden ve konuda açılan ek davanın aleyhe sonuçlanması ve yargılamanın makul süre içinde tamamlanmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, asıl dava lehe sonuçlanmışken aynı neden ve konuda açılan ek davanın aleyhe sonuçlanması ve yargılamanın makul süre içinde tamamlanmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 20/5/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü sunmuştur. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Davalı E. ve P.S. San. Tic. Ltd. Şirketi (şirket) aydınlatma, elektrik, hırdavat, bahçe, pvc vb. alanlarda üretim yapan özel sektör kuruluşu olup dava tarihinden önce yağmur suyunu tahliye eden boruların duvara bağlanmasına yarayan pvc kelepçelerin tasarım tescil belgesini almıştır. Davalı şirket almış olduğu 1997/3258-1 sayılı tasarım tescil belgesine dayanarak izinsiz üretim yaptığı iddiasıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına başvurucu hakkında şikâyette bulunmuştur. Bu şikâyet üzerine pvc kelepçe üretimi yapan başvurucunun iş yerinde arama yapılarak üretimini gerçekleştirdiği ürünler ile üretim aletlerine el konulmuş ve hakkında tasarım hakkına tecavüz suçundan kamu davası açılmıştır. Başvurucu hakkında açılan kamu davasıberaatle sonuçlanmıştır.A. Ankara Fikri ve Sınaî Haklar Mahkemesindeki Yargılama Süreci Başvurucu, 29/12/2005 tarihli dilekçesiyle davalının haksız ve hukuka aykırı tescile dayanarak ticari itibarını zedelediği ve üretim araçlarına el konulması nedeniyle maddi zarara uğradığı iddiasıyla üretim araçlarının iadesi ve tazminat isteğiyle dava açmıştır. Ankara Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi 25/9/2008 tarihli karar ile davanın kısmen kabulüyle 452,14 TL maddi ve 000 TL manevitazminatın 6/8/2004 tarihinden itibaren işleyecek değişir oranlı yasal faizi ile davalı şirketten alınarak başvurucuya verilmesine karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir: “... Davalının tescil tarihinden evvel bizzat kendisinin de kullandığı, diğer bir çok firma tarafından üretilip satışı gerçekleştirilen pis su kelepçesinin 554 sayılı KHK'nın yürürlüğe konulmasından yaklaşık 2 yıl sonra adına tescil ettirip yine öteden beri bu ürünü üreten davacıya karşı şekli anlamda tasarım hakkı sahipliğindendoğanzahiri haklarını ileri sürmesi ve bu bağlamda işyerinde arama ve zabıt gerçekleştirip ürün ve üretim araçlarına el koydurması, ayrıca ilgili hakkında ceza davalarının açılmasını sağlayıp kendisini savunmak zorunda bırakması basiretli bir tacirin gerçekleştirdiği eylemlerden sayılamaz......Sonuç olarak davalının harcı alem biçimi taşıyan pis su kelepçesini kendisine ait olmadığını ve bir tasarım olarak korunmasının mümkün olmadığını bilerek adına tescil ettirmesi; bu tasarım belgesine dayanarak basiretlibir tacirden beklenmeyecek ve haksız rekabet oluşturacak ve tasarım hakkının kötüye kullanılması niteliğinde olacak şekilde eylemlere girişmesi sebebiyle iş bu dava hakkında aşağıdaki şekilde karar[ verilmiştir.] '' Söz konusu karar temyiz edilmiş, Yargıtay Hukuk Dairesi 17/5/2010 tarihli karar ile bozulmuştur. Bozma ilamının ilgili kısmı şöyledir: “...Dairemizin yerleşik uygulamasına göre, tasarım tescil belgesinden kaynaklanan hakların kullanılması, bu belge ile sağlanan koruma kapsamında olup tescilli bir tasarımın haksız kullanımından söz edilemez. Ancak, tasarım tescil belgelerinin hükümsüzlüğü yolundaki kararlar ile sicilden terkinleri sağlandıktan sonra korumaları kalkacak ve bu tarihten itibaren kullanımlarının haksız olduğu ileri sürülebilecektir. Tescilli endüstriyel tasarım sahibi bu tescil hükümsüz kılınmadıkça tasarımını kullanabilir. Somut uyuşmazlıkta da davalı, yasal şikayet hakkını kullanmıştır. Tasarım tescil belgesi hükümsüz kılınana kadar şikayet hakkının kötüye kullanılmasından söz edilemez...'' Ankara Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi bozma sonrasında yargılamaya devam ederek 24/2/2011 tarihli direnme kararını vermiştir. Direnme kararının temyizi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 17/10/2012 tarihinde hükmün bozulmasına karar vermiştir. Başvurucu karar düzeltme isteğinde bulunmuştur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 27/3/2013 tarihli ve E.2013/11-209, K.2013/399 sayılı karar ile karar düzeltme istemini kabul ederek bozma kararını kaldırmış ve diğer temyiz itirazlarının incelemesi amacıyla dosyanın Hukuk Dairesine gönderilmesine karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir: “...Tasarım tescillerinde şekli incelemenin benimsenmesi nedeniyle kötü niyetli kişiler koruma şartlarını taşımayan 'harc-ı alem' tasarımlara belge almakta ve belgeleri hükümsüz kılınıncaya kadar rakiplerine karşı kullanmaktadır. 55 sayılı KHK m.45'deki düzenlemeye rağmen belgenin geçerli olduğu dönemdeki kullanımının, tazminat ödeme yükümlülüğü doğurmayacağının kabul edilmesi durumunda bu sistem mağdur üreten mekanizmaya dönüşecektir......Davalının basiretli bir tacir olmasının beklenmesi nedeniyle de (TTKm.20/2), kendisinin de içinde bulunduğu ilgili piyasada daha önce kamuya sunulmuş olan ürünler hakkında yeterli derecede bilgiye sahip bulunduğunun kabulü gereklidir. Buna rağmen davalı, piyasada yaygın olarak 1991 yılından beri var olan bir ürünü kendi tasarımıymış gibi 1997 yılında tescil ettirmiştir.Herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Durumun gereklerine göre kendisininden beklenen özeni göstermeyen kişinin iyiniyet iddiasında bulunamayacağında da şüphe yoktur. (TMK.m.2) Bu itibarla, davalının Türkiye'deki endüstriyel tasarım tescillerinde uygulanan incelemesiz sistemden yararlanarak tescilini sağladığı, ancak daha sonra yeni ve ayırt edici niteliğinin bulunmaması nedeniyle koruma kapsamında olmadığı mahkemece belirlenerek hükümsüzlüğüne karar verilen 'harc-ı alem' tasarım tescili ve bu tescile dayalı hakları, yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere 554 sayılı KHK'nın 45/1 maddesi uyarınca hiç 'doğmamış 'sayılır ve gerçekte var olamayan bir hak iddiası ile davacı tarafta oluşmasına neden olunan zararların tazmini gerekir.'' Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun kararı sonrasında Yargıtay Hukuk Dairesi 3/3/2014 tarihli karar ile ilk derece mahkemesinin kararını onamış, karar düzeltme isteği aynı daire tarafından 24/10/2014 tarihinde reddedilmekle hüküm kesinleşmiştir.B. Başvuruya Konu Ankara Fikri ve Sınaî Haklar Mahkemesindeki Yargılama Süreci Başvurucu, 30/12/2008 tarihli dilekçesiyle haksız ve hukuka aykırı tescile dayanarak üretmiş olduğu kelepçeler ile üretim kalıplarına el konulması nedeniyle Ankara Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesinde ilk davanın açıldığı 29/12/2005 tarihinden sonra uğramış olduğu zararların tazmini istemiyle dava açmıştır. Ankara Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi 30/3/2010 tarihli karar ilepvc sektöründe faaliyet gösteren davalının tescil tarihinden önce birçok firma tarafından üretilip satışı gerçekleştirilen bir ürünühukuk düzeninin incelemesiz sistemi kabul etmesinden yararlanarak adına tasarım olarak tescil ettirip davacı gibi üçüncü kişilere yasaklayıcı eylemlere girişmesi hakkın kötüye kullanımı niteliğinde bulunduğundan davanın kısmen kabulüyle başvurucunun uğramış olduğu 274,10 TL maddi tazminatın 29/12/2005 tarihinden itibaren değişir oranlarda avans faizi ile davalı şirketten tahsiline karar vermiştir. Söz konusu karar temyiz edilmiş, Yargıtay Hukuk Dairesinin 15/2/2012 tarihli kararı ile bozulmuştur. Bozma ilamının ilgili kısmı şöyledir: “...Dairemiz’in yerleşik uygulamasına göre, tasarım tescil belgesinden kaynaklanan hakların kullanılması, bu belge ile sağlanan koruma kapsamında olup tescilli bir tasarımın haksız kullanımından söz edilemez. Ancak, tasarım tescil belgelerinin hükümsüzlüğü yolundaki kararlar ile sicilden terkinleri sağlandıktan sonra korumaları kalkacak ve bu tarihten itibaren kullanımlarının haksız olduğu ileri sürülebilecektir. Tescilli endüstriyel tasarım sahibi, bu tescil hükümsüz kılınmadıkça tasarımını kullanabilir. Somut uyuşmazlıkta da, davalı usulüne uygun şekilde tescil ettirmiş bulunduğu tasarım tescil belgesine dayanarak yasal şikayet hakkını kullanmıştır. Tasarım tescil belgesi hükümsüz kılınana kadar şikayet hakkının kötüye kullanılmasından söz edilemez. Mahkemece, anılan hususlar nazara alınmadan, davalınınkendisinin gerçekleştirmediği bir tasarımı adına tescil ettirmesinin ve davacı gibi üçüncü kişilere yasaklayıcı eylemlere girişmesinin tasarım hakkı sahipliğinin kötüye kullanılması niteliğinde olduğu, davalının dürüstlük kuralına aykırı eylemleri nedeniyle davacının mağduriyetine sebebiyet verdiği ve davacının zararının devam ettiği gerekçesiyle davanınkabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş,bozmayı gerektirmiştir.'' Ankara Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi 11/12/2012 tarihli karar ile bozma ilamına uyarak Yargıtay ilamındaki gerekçe doğrultusunda davanın reddine karar vermiştir. Söz konusu kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Hukuk Dairesinin 19/9/2013 tarihli kararı ile onanmış ve karar düzeltme isteğinin reddine dair 20/3/2014 tarihlikarar ile kesinleşmiştir. Nihai karar başvurucu vekiline 21/4/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. A. Ulusal Hukuk Kanun Hükümleri 19/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun maddesi şöyledir: ''Yargıtay ilgili dairesi temyiz edilen kararı bozarsa, davayı, kararı vermiş olan mahkemeye veya uygun göreceği diğer bir mahkemeye gönderir. O mahkeme, temyiz edenden 434 ncü madde uyarınca peşin alınmış olan gideri kullanmak suretiyle, kendiliğinden tarafları duruşmaya davet edip dinledikten sonra, Yargıtayın bozma kararına uyulup uyulmayacağına karar verir. Mahkeme eski kararında direnirse, bu kararın gerekçesi genişletilmiş olsa bile, direnme kararının temyizi halinde temyiz incelemesi, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılır. Hukuk Genel Kurulunun verdiği karara uymak zorunludur.” 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Yargılamanın iadesi sebepleri" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ı) bendi şöyledir: ''Bir dava sonunda verilen hükmün kesinleşmesinden sonra tarafları, konusu ve sebebi aynı olan ikinci davada, öncekine aykırı bir hüküm verilmiş ve bu hükmün de kesinleşmiş olması.'' 4/2/1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun "Yargıtay Büyük Genel Kurulunun görevleri" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrasının bendinin ilgili kısmışöyledir: ''...Hukuk Genel Kurulu ile bir hukuk dairesi... arasındaki içtihat uyuşmazlıklarını gidermek ve içtihatları birleştirmek,.'' Yargıtay İçtihatları Yargıtay Hukuk Dairesinin 26/1/2009 tarihli ve E.2007/11867, K.2009/639 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:''...Somut uyuşmazlıkta da davalı, usulüne uygun şekilde tescil ettirmiş bulunduğu tasarım tescil belgesine dayanarak, yasal şikâyet haklarını kullanmıştır. Tasarım tescil belgesi hükümsüz kılınana kadar şikâyet hakkının kötüye kullanılmasından söz edilemez.'' Yargıtay Hukuk Dairesinin 6/7/2009 tarihli ve E.2008/3509, K.2009/8363 sayılı; 17/5/2010 tarihli ve E.2008/13865, K.2010/5486 sayılı; 5/5/2015 tarihli ve E.2014/9772, K.2015/6365 sayılı; 30/5/2016 tarihli ve E.2015/10857, K.2016/5915 sayılı kararları da benzer niteliktedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27/5/2015 tarihli ve E.2013/11-2356, K.2015/1440 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:''...Ülkemizde tasarım tescilleri bakımından yayıma dayalı itiraz sistemi benimsenmiştir. Çünkü esas incelemeyi yapmak oldukça zaman alıcı ve masraflı bir iştir. Kaldı ki, esas inceleme sistemini benimseyen ülkelerde bu incelemeye tabi tutulan tasarımların birçoğu daha sonra mahkemeler tarafından özgün olmadığı gerekçesiyle iptal edilmektedir. Bu da göstermektedir ki, pratikte esas inceleme sağlıklı bir şekilde zaten yapılamamaktadır. Bu inceleme esasen uyuşmazlık halinde mahkemeler önünde yapılabilmektedir.Türk Hukukunda 'hükümsüzlük' ancak mahkeme önünde ileri sürülebilir. TPE, bir tasarımın hükümsüz olup olmadığı konusunda karar veremez. Ancak itiraz prosedürü çerçevesinde TPE YİDK, tasarımın koruma şartlanın karşılanmadığı gerekçesiyle başvuruyu reddedebilir (Karahan/Suluk/ Saraç/Nal; a.g.e., s.290)Hangi hallerde mahkemelerce hükümsüzlük kararı verileceği 554 s. KHK’nin maddesinde sayılı olarak (numerusclausus) belirlenmiştir. Bunlar, tasarımın yeni ve ayırt edici nitelikte olmaması, teknik fonksiyonun tasarım şekillendirmesi, tasarımın kamu düzenine veya genel ahlaka aykırı olması, tasarımın gerçek sahibinin başkası olması, sonradan kamuya açıklanmış olmakla birlikte, aynı veya benzer başka bir tasarımın başvuru (veya varsa rüçhan) tarihinin daha önce olması halleridir.Açıklanan bu madde (554 s. KHK m.43) uyarınca verilen hükümsüzlük kararları geriye etkilidir. Bu hususun düzenlendiği 554 s. KHK nin ‘Hükümsüzlüğün Etkisi’ başlıklı 45/ maddesi aynen; 'Tasarımın hükümsüzlüğüne karar verilmesi halinde, kararın sonuçları geçmişe etkili doğar. Bu nedenle, tasarım başvurusu veya tesciline hukuki bakımdan bu Kanun Hükmünde Kararname ile sağlanan koruma, hükümsüzlük kapsamında doğmamış sayılır.' şeklindedir.Bu yasa hükmü uyarınca; bir tasarımın hükümsüzlüğüne karar verildiği takdirde KHK ile sağlanan koruma “doğmamış sayılır”. Doğmamış sayılma hem başvuru hem de tescil ile ilgilidir. Yokluğun sonucu; başvuru ve tescile dayalı olarak oluşan hakların hiç doğmadıklarının, hukuki ilişkilerin hiç kurulmadıklarının belirtilmesidir.Kötüniyetli tescilleri önlemek için 554 s. KHK kendi içerisinde koruma mekanizması öngörmüştür. 554 s. KHK’nin maddesindeki düzenleme uyarınca 'doğmamış' sayılan endüstriyel tasarım tesciline dayalı olarak tescil sahibinin üçüncü kişilere verdiği zararların tazmini yoluna gidilebilecektir.Somut olayda yerel mahkeme ile Özel Daire arasında, davayı konu 'çilek' fotoğrafının FSEK 5/4 kapsamında 'fotoğrafik bir eser' olmadığı, bu nedenle ancak aynı yasanın 84/3 hükmü uyarınca haksız rekabet hükümleri çerçevesinde himaye görebileceği konusunda uyuşmazlık bulunmadığı gibi davacının daha önceden hak sahibi olduğu fotoğrafın davalı adına daha sonra 1999 tarihinde tescil edilen 7605 nolu 'Gıda Ambalaj Deseni' başlıklı çoklu endüstriyel tasarım tescilinde kullanılmış olduğu da dosya kapsamıyla sabit görülmüştür.Bu itibarla, davacının eser mahiyetinde olmayan fotoğraftan kaynaklanan haklarını FSEK maddesi kapsamında davalıya karşı ileri sürmesi önündeki somut olaya özgü engelin, yukarıda açıklanan ve ülkemizde kabul edilmiş olan endüstriyel tasarım tescil sitemi olduğu görülmektedir. Zira, davalı taraf, Türkiye’deki endüstriyel tasarım tescillerinde uygulanan incelemesiz sistemden yararlanarak tescilini sağladığı tasarımını kullanırken 554 s. KHK’nin sağladığı haklardan tasarımı hükümsüz kılınmadıkça yararlanacaktır. Hemen belirtilmelidir ki hak sahiplerinin, tasarım tescillerine karşı yukarıda açıklanan 554 s. KHK’nin maddesi kapsamında hükümsüzlük davası açma imkânları tanınmış durumdadır.O halde, davaya konu fotoğrafı kendi adına tescilli endüstriyel tasarımda kullandığı ileri sürülen davalıya karşı bu tasarımın hükümsüzlüğü istemiyle dava açılarak sicilden terkini sağlanmadığı sürece, davalının endüstriyel tasarım tesciline dayalı kullanımına karşı FSEK maddesi uyarınca haksız rekabet hükümlerine dayanılarak hak iddia edilemeyecektir.''B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) maddesinin birinci fıkrasının ilgili bölümü şöyledir: “Herkes, medeni hak ve yükümlülükleri hakkında karar verilmesi için ... bir yargı merciinde ... adil ... bir şekilde yargılanma hakkına sahiptir. " Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) hukuk devletinin temel ilkelerinden biri olan hukuki belirliliğin Sözleşme'nin bütün maddelerine içkin olduğunu belirtmektedir. (Iordan Iordanov/Bulgaristan, B. No: 23530/02, 2/7/2009, § 47). AİHM'e göre hukuk devletinin asli unsurları arasında yer alan hukuki belirlilik veya güvenlik ilkesi, hukuki durumlarda belirli bir istikrarı temin etmekte ve kişilerin mahkemelere güvenine katkıda bulunmaktadır. Birbiriyle uyuşmayan mahkeme kararlarının sürüp gitmesi, yargı sistemine itimadı azaltarak, yargısal bir belirsizliğe yol açabilir (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye [BD], B. No: 13279/05, 20/10/2011, § 57). Ancak bireylerin makul güvenlerinin korunması ve hukuki güvenlik ilkesi, içtihadın değişmezliği şeklinde bir hak bahşetmemektedir (Unédic/Fransa, B. No: 20153/04, 18/12/2008, § 74; Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 58). AİHM içtihat farklılıklarının, farklı coğrafi bölgelerde yetkili birden fazla yargısal otoritenin var olduğu yargısal sistemlerde doğal olduğunu vurgulamaktadır (Iordan Iordanov/Bulgaristan, B. No: 23530/02, 2/7/2009, § 47; Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 51). Hatta içtihat farklılığı aynı mahkeme içinde de söz konusu olabilir. Bu durum kendi başına Sözleşme'ye aykırılık teşkil etmez (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 51). Fakat AİHM yüksek mahkemelerin, bu yargısal otoriteler arasındaki içtihat farklılıklarını giderme rolünün bulunduğunu ifade etmektedir (Iordan Iordanov/Bulgaristan, § 47). AİHM -açık keyfiliğin bulunması hâli hariç- ulusal mahkemelerin iç hukuk kurallarına ilişkin yorumlarını sorgulama rolünün bulunmadığını belirtmektedir. AİHM aynı şekilde açıkça ulusal mahkemelerce verilen farklı kararları -açıkça benzer olan davalara ilişkin olsa bile- kıyaslama gibi bir işlevinin bulunmadığını, ulusal mahkemelerin, hukuk kurallarının yorumlama hususundaki bağımsızlığına saygı gösterilmesi gerektiğini ifade etmektedir (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 50). AİHM, dinamik ve evrimsel bir yaklaşımın sürdürülememesinin hukukun gelişimini ve hukukta reformu engelleyeceğini ve bu nedenle içtihat değişikliğinin tek başına etkin adalet yönetimine aykırı olmadığının altını çizmektedir (Atanasovski/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, B. No: 36815/03, 14/1/2010, § 38). AİHM'e göre mahkeme içtihatlarındaki değişim yargı organlarının takdir yetkisi kapsamında kalmakta olup böyle bir değişiklik özü itibarıyla, önceki çözümün tatminkâr bulunmaması anlamına gelir (S.S. Balıklıçeşme Beldesi Tarım Kalkınma Kooperatifi ve diğerleri/Türkiye, B. No: 3573/05 ... 17293/05, 30/11/2010, § 28). Ancak yerleşmiş yargısal pratiğin de içtihat değişikliğinin gerekçelendirildiği kararda dikkate alınması gerekir (Atanasovski/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, § 38). Bu bağlamda, aynı hususta daha önce çıkan kararlardan farklı bir hüküm kurulması hâlinde, mahkemelerce bu farklılaşmaya ilişkin makul bir açıklama getirilmesi gerekmektedir (Stoilkovska/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, B. No: 29784/07, 18/7/2013, § 49).