Başvuru, cemaat vakfının taşınmazın iadesi talebinin reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, cemaat vakfının taşınmazın iadesi talebinin reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 5/8/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 20/2/2008 tarihli ve 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun maddesinde tanımı yapılan cemaat vakfı niteliğindedir.A. Cemaat Vakıflarının Taşınmaz Edinme Yetkileriyle İlgili Tarihsel Süreç Boyacıköy Panayia Evangelistra Kilisesi ve Mektebi Vakfı (B. No: 2015/17575, 1/2/2017, §§ 34-43) kararında, cemaat vakıflarının taşınmazları ve taşınmaz edinme yetkileriyle ilgili tarihsel süreç açıklanmıştır. Osmanlı Dönemi'nde ilk defa 16 Şubat 1328 (1912) tarihli "Eşhası Hükmiyenin Emvali Gayrimenkuleye Tasarruflarına Mahsus Kanun-u Muvakkat" ile tüzel kişilere taşınmaz mal edinebilme olanağı tanınmıştır. Bu nedenle gayrimüslim cemaat vakıflarının tasarruflarında bulunan taşınmazlar, söz konusu düzenlemenin yürürlüğe girdiği 1912 yılına kadar üçüncü kişiler adına tescil edilmiş olup bu işleme de nam-ı müstear veya nam-ı mevhum denilmiştir. Anılan Kanun'la tüzel kişilere bu tarihten sonra taşınmazlarda temellük ve tasarruf imkânı sağlanmış, ayrıca tüzel kişilerin bu tarihte fiilen tasarrufları altında olup başkaları adına tapuya tescil ettirdikleri mallarının da kanunda öngörülen koşullar dâhilinde kendi adlarına tescil edilmesine olanak sağlanmıştır. Cumhuriyet Dönemi öncesinde geniş bir uygulamaya sahip olan vakıf müessesesi, 17/2/1926 tarihli ve 743 sayılı mülga Türk Kanunu Medenisi'nin kabulünden sonra da varlığını sürdürmüştür. 29/5/1926 tarihli ve 864 sayılı mülga Kanunu Medeninin Sureti Mer’iyet ve Şekli Tatbiki Hakkında Kanun'un maddesinde 743 sayılı mülga Kanun'un yürürlüğe girmesinden önce kurulan vakıflar için ayrı bir tatbikat kanunu çıkarılması gerektiği, yeni kurulan vakıfların ise 743 sayılı Kanun'a tabi olacağı belirtilmiştir (Agavni Mari Hazaryan ve diğerleri, B. No: 2014/4715, 15/6/2016, § 80). Bu doğrultuda 5/6/1935 tarihinde kabul edilen 2762 sayılı mülga Vakıflar Kanunu'nun maddesinde gayrimüslim cemaatlerce idare edilen vakıflar, mütevellileri veya seçilmiş heyetleri tarafından idare olunmak üzere mülhak vakıflar arasında sayılmış; bu Kanun'un maddesinde de vakıfların tasarruflarında bulunan taşınmazların vakıf kütüğüne ve tapu siciline tescil edilmesi öngörülmüştür. Ayrıca aynı Kanun’un geçici maddesinde de gayrimüslim cemaat vakıflarını idare eden kişilerce bu vakıflara ait bütün malların, gelirlerin ve bunları sarf ettikleri yerlerin birer beyanname ile Vakıflar İdaresine bildirilmesi gereği düzenlenmiştir. Uygulamada "1936 Beyannamesi" olarak adlandırılan bu bildirimler, Yargıtay tarafından vakıf senedi olarak kabul edilmiştir. Osmanlı Dönemi'nde 1912 yılına kadar tüzel kişilerin taşınmazlarını kendi adlarına tapuya tescil ettirememeleri sebebiyle çoğunlukla bir nam-ı müstear ya da nam-ı mevhum adına kaydedilen taşınmazlar bakımından Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 2/12/1942 tarihli ve 3/25 sayılı içtihadı birleştirme kararı ile 2762 sayılı Kanun'un maddesine göre bu tür taşınmazların vakıf adına idari yoldan tapuya tescil edilebilmesi için kayıt sahibinin muvafakatine ihtiyaç olduğu belirtilmiştir. Buna karşılık 2762 sayılı Kanun’un maddesine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisinin (TBMM) 2/7/1956 tarihli ve 1972 sayılı tefsir kararında nam-ı müstear veya nam-ı mevhum adına kaydedilen taşınmazların kayıt malikinin rızası aranmaksızın cemaat vakıfları adına tapuya tescil edilebileceği belirtilmiştir. Bu kararın ilgili kısmı şöyledir:"... Şu halde yukarda izah edildiği veçhile kanun vazu gerek 16 Şubat 1328 tarihli kanun ve gerekse 2762 sayılı kanunun 44 üncü maddesinde koyduğu hükümlerle ondan evvel hükmi şahısların gayrimenkule tasarruf hakkının memnu olmasından doğan ıztırar ile tapuda cemaatlerle münasebeti olan mevcut veya mevhun hakikî şahıslar üzerinde kaydedilmiş ve fakat fiilî tasarruf ve intifaı cemaat vakıflarına ait olduğu 44 üncü maddede yazılı karinelerle bir hakikat olarak kabul edilmiş bulunan gayrimenkullerin cemaat hükmi şahısları namına kayıtlarının tashihi için tapuca bu mallar kendi uhdelerinde mukayyet görünen şahısların rıza ve muvafakatlerine ihtiyaç olmadan tescili kanun vazıının matlûp ve maksudu olduğuna şüphe edilemez..." Ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 8/5/1974 tarihli ve E.1971/2-820, K.1974/505 sayılı kararıyla cemaat vakıflarının 1936 yılında verdikleri beyannamelerin vakıfname olarak kabulünün zorunlu olduğu, vakıfnamelerinde mal ya da bağış kabul edebilecekleri yönünde açıklık bulunmayan vakıfların ise gerek doğrudan gerekse vasiyet yoluyla taşınmaz mal iktisap edemeyecekleri belirtilmiştir. Benzer yaklaşım, Danıştay tarafından da benimsenmiştir (Danıştay Onuncu Dairesinin 26/5/1982 tarihli ve E.1982/3285, K.1982/1413 sayılı; 26/3/1992 tarihli ve E.1991/1596, K.1992/1144 sayılı kararları). 3/8/2002 tarihli ve 4771 sayılı Kanun’un maddesiyle 2762 sayılı Kanun’un maddesine eklenen fıkralarla yapılan değişiklikle, vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın cemaat vakıflarının Bakanlar Kurulunun izniyle dinî, hayri, sosyal, eğitsel, sıhhi ve kültürel alanlardaki ihtiyaçlarını karşılamak üzere taşınmaz mal edinebilmelerine ve taşınmaz malları üzerinde tasarrufta bulunabilmelerine olanak sağlanmıştır. Bu kanun değişikliğinin iptali için Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru da Anayasa Mahkemesinin 27/12/2002 tarihli ve E.2002/146, K.2002/201 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Anılan karardan sonra da 2/1/2003 tarihli ve 4778 sayılı Kanun’la yapılan düzenleme ile Bakanlar Kurulu yerine Vakıflar Genel Müdürlüğünün izninin yeterli olacağı hükmü getirilmiştir. 27/2/2008 tarihinde yürürlüğe giren 20/2/2008 tarihli ve 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun maddesi ile 2762 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmıştır. 5737 sayılı Kanun'un maddesinde cemaat vakıfları, vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın 2762 sayılı mülga Kanun gereğince tüzel kişilik kazanmış ve mensupları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Türkiye’deki gayrimüslim cemaatlere ait vakıflar olarak tanımlanmıştır. Bu Kanun'un maddesiyle de önceki yasal düzenlemelerden farklı olarak cemaat vakıflarına herhangi bir makamdan izin almaksızın ve vakıf amacıyla öngörülen hizmetleri gerçekleştirme koşulu aranmaksızın mal edinebilme olanağı tanınmıştır. Anılan maddenin iptali için yapılan başvuru ise Anayasa Mahkemesinin 17/6/2010 tarihli ve E.2008/22, K.2010/82 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Bunun yanı sıra 5737 sayılı Kanun’un geçici maddesi ile 1936 Beyannamesi'nde kayıtlı olup hâlen bu vakıfların tasarruflarında bulunan nam-ı müstear veya nam-ı mevhumlar adına tapuda kayıtlı olan taşınmazlar ile 1936 Beyannamesi'nden sonra cemaat vakıfları tarafından satın alınmış veya cemaat vakıflarına vasiyet edildiği ya da bağışlandığı hâlde mal edinememe gerekçesiyle Hazine veya Vakıflar Genel Müdürlüğü ya da vasiyet edenler veya bağışlayanlar adına tapuda kayıtlı olan taşınmazların tapu kayıtlarındaki hak ve mükellefiyetleri ile birlikte bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on sekiz ay içinde müracaat edilmesi hâlinde Vakıflar Meclisinin olumlu kararından sonra ilgili tapu sicil müdürlüklerince cemaat vakıfları adına tescil edilmeleri hükme bağlanmıştır. 5737 sayılı Kanun'a 22/8/2011 tarihli ve 651 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin maddesiyle eklenen geçici maddenin birinci fıkrası ile cemaat vakıflarının 1936 Beyannamesi'nde kayıtlı olup malik hanesi açık olan taşınmazları, 1936 Beyannamesi'nde kayıtlı olup kamulaştırma, satış ve trampa dışındaki nedenlerle Hazine, Vakıflar Genel Müdürlüğü, belediye ve il özel idaresi adına kayıtlı taşınmazları ve 1936 Beyannamesi'nde kayıtlı olup kamu kurumları adına tescilli olan mezarlıkları ile çeşmelerinin tapu kayıtlarındaki hak ve mükellefiyetleri ile birlikte bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on iki ay içinde müracaat edilmesi hâlinde Vakıflar Meclisinin olumlu kararından sonra ilgili tapu sicil müdürlüklerince cemaat vakıfları adına tescil edilmesine olanak tanınmıştır. Ayrıca maddenin ikinci fıkrasında da cemaat vakıfları tarafından satın alınmış veya cemaat vakıflarına vasiyet edildiği ya da bağışlandığı hâlde mal edinememe gerekçesiyle Hazine veya Vakıflar Genel Müdürlüğü adına tapuda kaydedilen taşınmazlardan üçüncü şahıslar adına kayıtlı olanların Maliye Bakanlığınca tespit edilen rayiç değerinin Hazine veya Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından ödeneceği düzenlenmiştir.B. Başvurucuya İlişkin Süreç Vakıflar Genel Müdürlüğü 5737 sayılı Kanun'un geçici maddesinin uygulanmasına ilişkin olarak 13/5/2008 tarihli ve 2008/6 sayılı Genelge'yi (Genelge) yayımlamıştır. Anılan Genelge'nin ilgili kısmı şöyledir:"...B - Maddenin (b) bendi gereğince tescili talep edilen taşınmazlarla ilgili ekteki başvuru formuna ilaveten aşağıdaki belgelerin eklenmesi gerekmektedir:1) Talebe ilişkin gerekçeli yönetim kurulu kararı,2) Taşınmazın vakıf tarafından talep edilme gerekçesini (bağış - vasiyet) gösterir belge, ...- Talep gerekçesi vasiyet ise; vasiyetname, var ise tenfiz kararı, 3) Taşınmazın iktisabına ilişkin varsa yönetim kurulu kararı, 4) Var ise, iktisap edilen taşınmazın kaydına dair belge (gayrimenkul envanter defterinin ilgili sayfasının vakıf yönetim kurulunca onaylanmış sureti veya eşdeğer bir belge), 5) Taşınmazın herhangi bir davaya konu olup olmadığı, kesinleşmiş mahkeme kararı, devam eden dava var ise dava dilekçesi, ..." Başvurucu 5737 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden sonra Vakıflar Genel Müdürlüğüne müracaat ederek -diğer 14 taşınmazla birlikte- İstanbul ili Beşiktaş ilçesi Bebek Mahallesi'nde bulunan 568 ada 6 parsel numaralı ve hâlihazırda Hazine adına tapuda tescilli olan taşınmazın 5737 sayılı Kanun'un maddesi uyarınca iadesini talep etmiştir. Başvuru dilekçesine; Vakıf mütevelli heyeti tarafından 20/10/1964 tarihinde Beşiktaş Kaymakamlığına sunulan ve 1936 Beyannamesi'nde belirtilenlerin dışında edinilen taşınmazların listesini gösterir beyanname, İstanbul Valiliğince düzenlenen 1964 tarihli tespit ve yoklama fişi, Vakıf mütevelli heyeti tarafından Beşiktaş Kaymakamlığına sunulan ve cemaate ait ahşap binanın yanmış olması sebebiyle vergi mükellefiyetinin terkin edilmesi talebini içeren 19/12/1964 tarihli dilekçe ile bu dilekçeye cevap teşkil eden tadilat komisyonu kararı, 1966 ve 1968 yıllarına ait vergilendirme işlemleri, evin kilise tarafından kiraya verildiğini gösteren Hazineye ait ecrimisil talepli dava dilekçesi eklenmiştir. Vakıflar Genel Müdürlüğü Vakıflar Meclisi, tescile dayanak teşkil edebilecek belgelerin iki ay içinde tamamlanmasının, aksi takdirde talepten vazgeçilmiş sayılacağının başvurucuya ihtar edilmesine 28/12/2009 tarihinde karar vermiştir. Söz konusu süre daha sonra 20/4/2010 tarihli yazıyla 16/7/2010 tarihine kadar uzatılmıştır. Vakıflar Genel Müdürlüğü 11/1/2011 tarihli işlemle de taşınmazın vakıf adına tesciline dayanak teşkil edecek nitelikte belgelerin ibraz edilmediği gerekçesiyle talebi reddetmiştir. Başvurucu 28/12/2009 tarihli işleme karşı İstanbul İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) 24/5/2010 tarihinde iptal davası açmıştır. Dava dilekçesinde özetle şunlar ifade edilmiştir:i. Vakıflar Genel Müdürlüğü 5737 sayılı Kanun'un geçici maddesinin uygulanması hakkında 2008/6 sayılı Genelge doğrultusunda değerlendirme yapmıştır. Söz konusu Genelge 5737 sayılı Kanun'a aykırı ve kanunun kapsamını daraltıcı bir düzenlemedir. 5737 sayılı Kanun'un amacı cemaat vakıflarına ait olup tapuda başkaları adına kayıtlı görünen taşınmazların iadesini sağlamaktır. Oysa Genelge'de istenen belgeler bu hakkın kullanımını imkânsız kılmaktadır. ii. İadesi istenen taşınmazların bazılarının iktisabı yıllar öncesine dayanmakta olup bu belgeleri temin etmek mümkün değildir. Cemaat vakıfları 1936 tarihinden sonra Vakıflar Genel Müdürlüğünün denetimine girdiğinden Genelge'de istenen belgelerin çoğu, anılan Müdürlüğün arşivlerinde bulunmaktadır. İdarenin kendi arşivlerini incelemesi hakkaniyet gereğidir.iii. Başvuru sırasında idareye sunulan belgelerin mülkiyetin vakfa ait olduğunu ispatlamaya yettiği hâlde Vakıflar Genel Müdürlüğü bunları incelemeden karar vermiştir. Söz konusu belgelerden anlaşılacağı üzere dava konusu taşınmaz, mal edinememe gerekçesiyle Yorgi Meymaridis nam-ı müstear adıyla tapuda tescil edilmiştir. Taşınmazın Vakfa vasiyet edildiğine ilişkin belge sunulamamış ise de Vakfın tasarrufunda bulunduğunu gösteren birçok belge idareye sunulmuştur. Özellikle 20/10/1964 tarihli listede 1936 Beyannamesi'nden sonra edinilen taşınmazlar arasında dava konusu taşınmaza da yer verilmiştir. Ayrıca tadilat komisyonu tarafından hazırlanan raporda ve vergi idaresi tarafından düzenlenen ihbarnamede taşınmazın maliki olarak başvurucu vakıf gösterilmiştir. Hâlihazırda Hazine adına kayıtlı olan taşınmazın tapu kaydı daha öncesinde Yorgi Meymaridis nam-ı müstear adına kayıtlı olup, taşınmazın ne zaman Hazine adına tescil edildiğinin araştırılması gerekmektedir. Davalı Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından sunulan savunma yazısında, başvurucunun tek taraflı beyanına istinaden taşınmazın başvurucu adına tescil edilmesinin mümkün olmadığı, başvurucunun iddiasını ispatlayacak bilgi ve belgeleri sunma yükümlülüğünün bulunduğu belirtilmiştir. Savunma yazısında ayrıca Genelge'nin 5737 sayılı Kanun'un kapsamını daraltmasının söz konusu olmadığı iddia edilmiştir. İdare Mahkemesi 17/2/2011 tarihinde davayı süre aşımı gerekçesiyle usulden reddetmiştir. Karar, Danıştay Onuncu Dairesinin (Daire) 26/3/2013 tarihli kararıyla bozulmuştur. Bozma kararına uyan İdare Mahkemesi, işin esasını incelemiş ve 18/3/2014 tarihinde idari işlemi iptal etmiştir. Kararın gerekçesinde, Anayasa ile güvence altına alınan mülkiyet hakkının ancak Kanun ile sınırlandırılabileceği hatırlatıldıktan sonra 5737 sayılı Kanun'un geçici maddesinde, 18 aylık başvuru süresinin öngörüldüğü ve başvuru için gerekli olan belgeler konusunda açıklama yapılmadığı gibi eksikliklerin giderilmemesi hâlinde talepten vazgeçilmiş sayılacağı yolunda da bir düzenlemeye yer verilmediği belirtilmiştir. Kararda, eksikliklerin yerine getirilmemesi hâlinde talepten vazgeçilmiş sayılacağına ilişkin kuralın, mülkiyet hakkı iddiasının ortaya sürülmesine engel bir sonuç doğurması nedeniyle Anayasa'nın maddesinin amir hükmü uyarınca Genelge ile düzenlenmesinin mümkün olmadığı ifade edilmiştir. Başvurucu tarafından elindeki tüm belgelerin idareye sunulduğuna dikkat çekilen kararda, idarece tespit edilecek eksiklerin davacı vakfa bildirilmesi gerekirken, tüm yükümlülüğün Vakfa yüklenmesinin, Vakfın belgelere ulaşım imkânının kısıtlılığı da gözetildiğinde hakkaniyete aykırı olacağı vurgulanmıştır. Kararda sonuç olarak dava konusu taşınmazın tesciline dayanak olabilecek belgelerin davalı idareye sunulması için 2 ay süre verilmesine, bu süre içinde eksiklikler giderilmediği takdirde talepten vazgeçilmiş sayılmasına dair işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı açıklanmıştır. İdare Mahkemesi kararı Dairenin 10/12/2014 tarihli kararıyla onanmıştır. Buna karşılık, Daire karar düzeltme aşamasında verdiği 21/6/2018 tarihli kararıyla onama kararını kaldırarak İdare Mahkemesi kararını bozmuştur. Bozma kararında, söz konusu Genelge'de Kanun'un geçici maddesindeki şartların var olup olmadığının incelenmesi için gerekli olan belgelerin istenilmesinin öngörüldüğü, bu hâliyle Genelge'de hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir. Bozma kararında, Genelge'nin iptali istemiyle açılan davanın Dairenin 11/12/2014 tarihli kararıyla reddedildiği ve bu kararın da Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 7/12/2017 tarihli kararıyla onandığı hatırlatılmıştır. İdare Mahkemesi bozma kararına uyarak 3/10/2018 tarihinde bozma kararındaki gerekçeyle davayı reddetmiştir. Karar, Dairenin 12/3/2019 tarihli kararıyla onanmıştır. Nihai karar 1/7/2019 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. 5737 sayılı Kanun'un maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Bu Kanunun uygulanmasında;...Cemaat vakfı: Vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğince tüzel kişilik kazanmış, mensupları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Türkiye’deki gayrimüslim cemaatlere ait vakıfları,...ifade eder." 5737 sayılı Kanun'un geçici maddesi şöyledir:"Cemaat vakıflarının;a) 1936 Beyannamelerinde kayıtlı olup, halen tasarruflarında bulunan nam-ı müstear veya nam-ı mevhumlar adına tapuda kayıtlı olan taşınmazlar,b) 1936 Beyannamesinden sonra cemaat vakıfları tarafından satın alınmış veya cemaat vakıflarına vasiyet edildiği veya bağışlandığı halde, mal edinememe gerekçesiyle halen; Hazine veya Genel Müdürlük ya da vasiyet edenler veya bağışlayanlar adına tapuda kayıtlı olan taşınmazlar,tapu kayıtlarındaki hak ve mükellefiyetleri ile birlikte bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onsekiz ay içinde müracaat edilmesi halinde, Meclisin olumlu kararından sonra, ilgili tapu sicil müdürlüklerince cemaat vakıfları adına tescilleri yapılır." TBMM 9/11/2006 tarihli ve 5555 sayılı Vakıflar Kanunu'nu kabul etmiş ancak anılan Kanun'un Cumhurbaşkanı tarafından bir kere daha görüşülmek üzere iade edilmesi üzerine Kanun 5737 sayı numarasını alarak aynen kabul edilmiştir. 5555 sayılı Kanun'un geçici maddesi ile 5737 sayılı Kanun'un geçici maddesi tıpatıp aynıdır. Cumhurbaşkanı tarafından iade edilen 5555 sayılı Kanun'un geçici maddesinin gerekçesi şöyledir:"Madde ile, mazbut vakıf taşınmazlarının herhangi bir hüküm ve karar alınmaksızın vakfı adına tescil edilmesi sağlanmıştır." İlgili diğer ulusal hukuk ile mahkeme kararları için bkz. Boyacıköy Panayia Evangelistra Kilisesi ve Mektebi Vakfı, §§ 12-