Başvurucu, yerel bir gazetede yazdığı köşe yazıları nedeniyle hakkında soruşturma açılarak Çine Asliye Ceza Mahkemesi tarafından hakaret ve iftira suçlarından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle ifade ve basın hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürerek tazminat talebinde bulunmuştur.
Başvurucu, yerel bir gazetede yazdığı köşe yazıları nedeniyle hakkında soruşturma açılarak Çine Asliye Ceza Mahkemesi tarafından hakaret ve iftira suçlarından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle ifade ve basın hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürerek tazminat talebinde bulunmuştur. Başvuru, 10/4/2013 tarihinde Çine Asliye Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm tarafından 14/11/2013 tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvurunun bir örneğinin Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir. Adalet Bakanlığı görüşünü 25/12/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 7/1/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu, diyeceklerini süresi içinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Aydın ili, Çine ilçesinde faaliyet gösteren Çine Madran Gazetesi yayın yönetmeni olup aynı zamanda gazetenin köşe yazarlığını yapmaktadır. Çine Madran Gazetesinin 2/4/2012 tarihli sayısında başvurucunun “Ucuz olmak” başlıklı köşe yazısı nedeniyle Çine Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatılarak başvurucunun Çine ilçe emniyet müdür vekili H.Y’nin kişilik haklarına saldırıda bulunduğu iddiasıyla hakaret suçundan kamu davası açılmıştır. Başvurucu tarafından kaleme alınan “Ucuz olmak” başlıklı yazı şöyledir:“Ucuz olmakGeçenlerde değerli bir büyüğümün anlattığı fıkra, ders alınacak türdendi.Osmanlı döneminde köyün birine asayiş memuru komutan atanmış. Komutan köy halkını küçümsüyor, erkeklerini kadınların önünde rencide ediyor, köyün önde gelenlerini alaya alıyor, kısacası kendisine verilen kamusal görevi istismar ediyormuş. Bu komutana ders vermek isteyen köyün ağası bir yemek vermiş ve yemeğe komutanı da davet etmiş.Yemek sırasında Ağa’nın torunlarından biri gelerek, “Dede, yan köydekiler 35 bin lira istediler” demiş. Ağa, “vermeyin oğlum” yanıtını vermiş. Bir süre sonra ikinci torun gelip, “Dede öbür köydekiler 45 bin lira istiyorlar” haberini getirmiş. Ağa, “Ona da vermeyin” talimatını vermiş. Üçüncü torun gelmiş ve “Dede karşı köydekiler 550 bin lira istediler” deyince; Ağa büyük bir keyifle, “Tamam oğlum hiç durmadan, hemen verin” demiş. Bunun üzerine komutan merak etmiş ve ağaya sormuş, “Ağam siz ne alıyorsunuz?”“Evlilik çağında bir torunum var, ona gelin alıyoruz”Komutan, “Ağam 550 bin lira başlık parası mı?”“Evet” Komutan, “Ağam çok değil mi, babam bile anamı 2,5 liraya almış” deyinceAğa, “Oğlum belli zaten senin ucuz kadından olduğun” diyerek komutana önemli bir ders vermiş.Bu fıkrada yaşananların benzerini günümüzde çok farklı alanlarda ve farklı şekillerde yaşıyoruz.Kamusal yetkisini kullanarak motosikletine (son üç rakamı aynı olan) özel plaka takan kurum amirlerini, en üst makama yalakalık olsun diye yalancı şahitlik yapan kamu görevlilerini, halkın iradesi ile geldikleri makamları kendilerine çıkar temin etme ve daha da yükselme yeri görüp kaynakları çarçur edercesine kullanan siyasetçileri, makam ve mevkileriyle kendini adam sananları, halkın varlığını yok sayıp zenginin askeri, güçlünün uşağı gibi davrananları ve çok daha fazlasını “Ucuzlar” sınıfına koyabiliriz.Bir de var olan gazeteleri ve gazetecileri şahsi çıkar ve çakallıkları için kullanamayan, onlar üzerinden sahtekârlıklarını topluma empoze edemeyip de alternatif oluşturmaya çalışan toplum mühendisleri ve memleket şekilcilerini de, “Ucuzlar” sınıfına koyuyorum. Bu yazıdan kendine pay çıkarıp da, bugüne kadar olduğu gibi bizimle hesap görmeye çalışanları da malum grubun en başköşesine yerleştiriyorum. Ayrıca ucuzluklarında analarının pek bir kabahati olmadığını, durumlarının kendi şahsiyetsizliklerinden, açgözlülüklerinden ve çirkin dünya hırslarından kaynaklandığını düşünüyorum.Ucuza prim yaptırmaya çalışmak da ucuzluktur. O yüzden ucuzlardan medet ummayı bırakıp, zengin olmasalar da insanlık ve toplum yararına çok kaliteli iş ve hizmetler üreten kıymetlere değer vermeliyiz.Ucuzlar hepimizi ucuzlatmadan!…” Başvurucu, “Ucuz olmak” başlıklı yazısı nedeniyle Çine Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/386 esas sayılı dosyasında hakaret suçundan yargılanırken aynı gazetenin 3/10/2012 tarihli sayısında başvurucunun “Motosikletli zibidiler” başlıklı ikinci bir köşe yazısı yayınlanmıştır. Bu yazı nedeniyle başvurucu hakkında Çine Cumhuriyet Başsavcılığınca ikinci bir soruşturma başlatılmış ve yine ilçe emniyet müdür vekili H.Y’ye karşı hakaret ve iftira suçunun işlendiği iddiasıyla kamu davası açılmıştır. Başvurucunun 3/10/2012 tarihli “Motosikletli zibidiler” başlıklı köşe yazısı şöyledir:“Motosikletli zibidilerAlo, başkanım polisler benim oğlanı motosikletle yakalamışlar. Ehliyet yok, plaka yok, motorda hız, geçtiği yerde güzel bir kız varmış, egzozu açık, direksiyonu da yatık. Sen bir emniyet müdürünü arasan, ceza yazmasalar olur mu?” - Alo, Mustafa Bey, rahatsız ediyorum.- Estağfurullah. Buyur başkan! - Bizim partili bir abinin başına bir iş gelmiş, yardımınıza ihtiyacımız var.- Seve seve başkan, yapabileceğimiz bir şeydir inşallah.- Sizin aranız iyidir. Şirket olarak bir dediklerini iki etmiyorsunuz. Hatta araba bile alıyorsunuz. Müdür/Amir beye söyleseniz de şu motosikleti görmezden gelseler.- Olur başkan, konuşurum. Siz de bizim az işimizi görmüyorsunuz. Bir eksiğiniz olursa bilgimiz olsun.Sonra motosiklet serbest kalır. Çocuk çok mutlu olur. Babası evde karısına hava atar; “Hanım sen, siyasetle uğraşıyorum, delegeyim, sizden çok siyasete zaman ayırıyorum diye bana kızıp söyleniyorsun ama bak gördün mü?” Başkan mutlu olur ve parti toplantısında gururla anlatır; “Filanca delegenin oğlunun motosikletini kurtardık. Mustafa Bey ve amir bey sağ olsun” Mustafa Bey, patrona rapor verir, “Abi başkanın bize artık bir gebeliği daha var. ‘Halk için, mazlum için, masum için’ safsataları ile karşımıza zor gelir” Başka partilerde de benzer durumlar, benzer yollarla çözülür.Sonra bir gün, emniyet haddini aşan bir uygulama yapar ve kadına, kıza baktıkları, laf attıkları için Çine’nin erkeklerine kahvehane önlerine oturmanın yasaklandığını duyuruverir. Aslında tüm topluma hakaret olan bu uygulama karşısında, halkın temsilcisi olan siyasetçiler suskun kalır.Siyasi otoritesizlik filan diye değerlendirmeyin.Bütün suç motosikletli zibidilerindir.” Çine Asliye Ceza Mahkemesi iki ayrı davayı birleştirerek 9/1/2013 tarih ve E.2012/386, K.2013/16 sayılı kararıyla başvurucu hakkında, “Ucuz olmak” başlıklı makale nedeniyle kamu görevlisine hakaret suçundan 080 TL adli para cezası, “Motosikletli zibidiler” başlıklı makale nedeniyle iftira suçlarından 10 ay hapis ve kamu görevlisine hakaret suçundan 080 TL adli para cezası vererek verilen hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir. Mahkeme kararının gerekçesi şöyledir:“… Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda; İddia, sanık savunması, katılan beyanı, gazete yayınları ve internet sayfası çıktısı, Emniyet Müdürlüğü yazıları, nüfus-sabıka kaydı ile tüm dosya kapsamından; Katılanın Çine İlçe Emniyet Müdürlüğünde emniyet müdür vekili/amiri olarak görev yaptığı, sanığın ise Çine Madran Gazetesi yayın yönetmeni olduğu ve aynı gazetede ve www.cinemadran.com adlı internet sitesinde köşe yazıları yazdığı, sanığın 02/04/2012 tarihli Çine Madran Gazetesinin sayfasındaki ucuz olmak başlıklı köşe yazısında ve internet sitesinde öncelikle Osmanlı dönemindeki bir olaya atıf yaparak o olayda bahsi geçen kamu görevlisine hitaben "...oğlum belli zaten senin ucuz kadından olduğun" diyerek hikayeyi sonlandırdıktan sonra bu olayın benzerinin kamusal yetkisi olan, motosikletinin plakasının son 3 rakamının aynı olan ve özel plaka takan kurum amiri şeklinde tasvir ederek katılanın da "ucuzlar" sınıfına koyulacağını belirtmek suretiyle hakarette bulunduğu, her ne kadar köşe yazısında açıkça katılanın ismi zikredilmemiş ise de dosyaya getirtilen belgelerden de anlaşılacağı üzere katılanın emniyet müdür vekili/amiri olması, katılana ait motosikletin son 3 rakamının "888" olması, kurum amiri pozisyonunda motosikletinin son üç rakamı aynı olan sadece katılanın bulunması, Çine Kaymakamı hakkında yapılan adli soruşturmada tanık olarak ifadesinin alınmış olması karşısında sanığın köşe yazısında katılanı kastettiğinin aşikar olduğu, bu nedenle sanığın köşe yazısının herhangi bir kişiye yönelik olmadığına dair savunmasına itibar edilemeyeceği anlaşılmaktadır.Sanık Emin Aydın' ın yukarıda anlatılan olaydan sonra 03/10/2012 tarihli Çine Madran Gazetesinin sayfasındaki motosikletli zibidiler başlıklı köşe yazısında ve www.cinemadran.com adlı internet sitesinde öncelikle aslında var olmayan ve emniyet müdürü/amirinin kanuna aykırı şekilde plakasız ve sürücü belgesiz yakalanan motosikleti işlem yapmadan serbest bıraktığını ifade ederek esasen katılanın işlemediğini bildiği halde hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını sağlamak amacıyla suç isnadında bulunduğu, yazısının sonlarına doğru ilçede emniyetin, haddini aşan bir uygulama yaptığını ve kadına kıza baktıkları, laf attıkları için Çine'nin erkeklerine kahvehane önlerine oturmanın yasaklandığını duyurduğunu, bundaki bütün suçun motosikletli zibidilerin olduğunu dile getirdiği, Çine ilçesinde bu yönde bir uygulamanın yapıldığı, bu yazıda da yukarıda da ayrıntılı şekilde verilen bilgilerden anlaşılacağı üzere katılanı kastederek motosikletli zibidiler diyerek katılana basın yoluyla hakaret ettiği, her ne kadar sanığın yazılarında katılanın ismi açıkça belirtilmemişse de, yazıların niteliğinde ve katılanın şahsına yönelik bulunduğuna duraksanmayacak bir durum olduğu, bu halde TCK maddesi gereğince hem ismi belirtilmiş ve hem de hakaret açıklanmış sayılacağından sanığın üzerine atılı katılana yönelik iftira ve kamu görevlisine basın yoluyla hakaret suçlarını işlediği anlaşılmıştır.Sanık ve müdafi aşamalardaki savunmalarında konunun ifade özgürlüğüyle doğrudan ilgisi olması nedeniyle hukuka uygunluk nedenini oluşturan eleştiri hakkı kapsamında ve toplumun genelini ilgilendiren konularda bir olguyu dile getirdiğinden bahisle atılı suçları işlemediğini, bu bakımdan suçun unsurlarının oluşmadığını ifade etmiştir. Bilindiği üzere iç hukukumuzun parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin(AİHS) maddesi ile Anayasanın 25 ve maddelerinde ifade özgürlüğü en geniş anlamıyla güvence altına alınmıştır. Demokratik toplumun asli temellerinden biri olan ifade özgürlüğü toplumun ilerlemesinin ve her bireyin gelişmesinin temel koşullarından birini oluşturur. Ancak bu hak şüphesiz ki sınırsız değildir. AİHS’nin maddesinin ikinci fıkrasında bu hakkın dar anlamda yorumlanmaması gereken sınırlamalara tabi olduğu hüküm altına alınmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yerleşik içtihatlarında, AİHS’nin maddesinin halkı yakından ilgilendiren konuların basın tarafından ele alınması hususunda bile bütünüyle sınırsız bir ifade özgürlüğünün güvence altına alınmadığına işaret edilmektedir. Söz konusu maddenin ikinci fıkrası gereğince, bu özgürlüğün kullanılması beraberinde basın için de geçerli olan çeşitli “görev ve sorumluluklar” getirmektedir. Bu görev ve sorumluluklar kamu davasına konu olayda olduğu gibi özel kişilerin şöhretine saldırı ve “başkalarının hakları”na zarar verme söz konusu olduğunda önem kazanır. İfade özgürlüğünün kullanılmasının gerektirdiği görev ve sorumluluklar dolayısıyla maddenin kamu yararını ilgilendiren konularda haber vermeye ilişkin olarak gazetecilere sağladığı güvence, gazetecilerin basın etiğine uygun tarzda doğru ve güvenilir haber vermek amacıyla iyi niyetli davranmaları koşuluna tabidir(Goodwin-UK davası kararı,1996). Somut olayda “ucuz kadından olduğu” ve “motosikletli zibidi” olarak katılanı hedef alan köşe yazılarında yukarıda belirtilen ifade özgürlüğünün sınırlarını aşan, açıkça hakaret niteliği taşıyan sözcüklerin kullanılması karşısında sanığın savunmalarına itibar edilmemiş, atılı suçlardan sanığın cezalandırılmasına dair oluşan vicdani kaanate göre Türk Milleti Adına aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.” Başvurucu verilen karara karşı Aydın Ağır Ceza Mahkemesine itirazda bulunmuş, Mahkemenin 7/3/2013 tarih ve 2013/390 Değişik İş sayılı kararı ile itirazın reddine karar verilmiştir. Ret kararının gerekçesi şöyledir:“…Çine Asliye Ceza Mahkemesi'nin 09/01/2013 tarih ve 2012/386-2013/16 sayılı kararına sanık müdafii ve katılan vekilince itiraz edilmişse de; delillerin takdiri ve suçun hukuki nitelendirmesinin mahkememizce yapılamayacağı, hükmün ileride açıklanması durumunda ileri sürülen hususların temyiz merciince değerlendirileceği, somut zarar bulunmaması ve sanığın önceden kasıtlı bir suçtan mahkum olmaması gözetilerek CMK.231/5-6 maddesindeki şartların oluştuğu kanaatiyle itirazların ayrı ayrı reddine karar vermek gerekmiştir.” Ret kararı başvurucuya 2/4/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.B. İlgili Hukuk 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Hakaret” kenar başlıklı maddesinin ilgili bölümleri şöyledir:“(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederek işlenmesi gerekir.(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.(3) Hakaret suçunun;a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,b) …İşlenmesi hâlinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.” 5237 sayılı Kanun’un “Mağdurun belirlenmesi” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“Hakaret suçunun işlenmesinde mağdurun ismi açıkça belirtilmemiş veya isnat üstü kapalı geçiştirilmiş olsa bile, eğer niteliğinde ve mağdurun şahsına yönelik bulunduğunda duraksanmayacak bir durum varsa, hem ismi belirtilmiş ve hem de hakaret açıklanmış sayılır.” 5237 sayılı Kanun’un “İsnadın İspatı” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“İsnat edilen ve suç oluşturan fiilin ispat edilmiş olması hâlinde kişiye ceza verilmez. Bu suç nedeniyle hakaret edilen hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı verilmesi hâlinde, isnat ispatlanmış sayılır. Bunun dışındaki hâllerde isnadın ispat isteminin kabulü, ancak isnat olunan fiilin doğru olup olmadığının anlaşılmasında kamu yararı bulunmasına veya şikâyetçinin ispata razı olmasına bağlıdır.” 5237 sayılı Kanun’un “İftira” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Yetkili makamlara ihbar veya şikâyette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği hâlde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idarî bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun maddesinin ilgili bölümleri şöyledir:“(5) Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder. (6) Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için; a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması, c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesigerekir. Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez.(7) Açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükümde, mahkûm olunan hapis cezası ertelenemez ve kısa süreli olması halinde seçenek yaptırımlara çevrilemez.(8) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tâbi tutulur… Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur. (9) Altıncı fıkranın (c) bendinde belirtilen koşulu derhal yerine getiremediği takdirde; sanık hakkında mağdura veya kamuya verdiği zararı denetim süresince aylık taksitler halinde ödemek suretiyle tamamen gidermesi koşuluyla da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir. (10) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilir. (11) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir.(12) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir.(13) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir.”