Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/383 E. , 2024/1275 K. T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2020/383 Karar No : 2024/1275 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ... 2- ... 3- ... 4- ... 5- ... 6- ... 7- ... 8- ... 9- ... 10- ... VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ : Av. ... MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) : ... İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulma…
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/383 E. , 2024/1275 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2020/383 Karar No : 2024/1275 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ... 2- ... 3- ... 4- ... 5- ... 6- ... 7- ... 8- ... 9- ... 10- ... VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ : Av. ... MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) : ... İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar tarafından; yakınları ...'ın 20/08/2012 tarihinde Van ili Muradiye Devlet Hastanesinde gerçekleştirilen teşhis ve tedavisi sonrasında Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildiği sırada yaşamını yitirmesinde idarenin hizmet kusuru bulunduğu, uygulanan teşhis, tedavi ve sevki sırasında usule ve tıp kurallarına uygun davranılmadığı ileri sürülerek toplam 100.000,00 TL maddi, 410.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: .... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; olayda teşhis, tedavi ve sevk işlemlerinin tıp ilmine uygun olduğu, her türlü özene rağmen uyuşmazlık konusu sonucun gerçekleşmesinin mümkün bulunduğu ve davacılar murisi ...'ın muayene, takip ve tedavisine katılan ilgili hekimlere, hastane idaresine ve 112 Acil Servis Hizmetlerine atfı kabil bir kusurun da bulunmadığı, uyuşmazlık konusu olay bakımından idarenin kusursuz sorumluluğunu gerektirecek herhangi bir durumun oluşmadığı, hukuka uygun eylem ve işlemlerde idarenin mali sorumluluğunu gerektiren fedekarlığın denkleştirilmesi ilkesinin somut olay bakımından uygulanmasının mümkün olmadığı bir bütün halinde değerlendirildiğinde, davanın reddi gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu .... İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu gerekçesiyle davacılar tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, acil olarak hastaneye sevk edilmesi gereken yakınlarının arkada bulunan teknik tıbbi cihaz ve anında müdahaleden uzak bir biçimde annesinin kucağında ambulansın ön koltuğunda taşınmasının kanun, yönetmelik ve genelgelere aykırı olduğu, somut durum karşısında yakınlarının ölüm sebebini asla bilemeyecekleri, hastanede görevli genel cerrah uzmanı doktorlara bu ameliyatın hastane bünyesinde gerçekleşip gerçekleşemeyeceğinin sorulması gerekirken bunun yapılmamasının açıkça ihmali bir davranış olduğu, ambulansta görevli doktor tarafından da ambulansın ön tarafında taşınan bir hastaya müdahale etmenin imkansızlığının açıkça dile getirildiği, hastanın ambulansın hasta taşınacak yerinden farklı bir yerinde taşınmasının olası bir önemli rahatsızlığın ortaya çıkması halinde müdahale edilememesi bakımından bilirkişi heyetine başvurulmasına gerek olmadığı, yasal mevzuat, hasta hakları ulusal ve uluslararası sözleşmeler kapsamında ilk yardıma muhtaç hastaların taşınması konusunda son derece açık ilkeler belirlendiği, aksi bir durumun söz konusu olamayacağı ileri sürülmektedir. KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, davacıların temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. Davalı idare yanında müdahil tarafından savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Dosyanın incelenmesinden, davacılar yakını ...'ın 20/08/2012 tarihinde saat 19:25’te karın şişliği şikayetiyle Muradiye Devlet Hastanesine getirildiği, saat 19:26’da muayenesi yapılarak hemogram, biyokimya ve ayakta direkt batın grafisinin istendiği, saat 19:38’de çekilen grafi sonucunun alınmış olduğu, hastaya sıvı tedavisi verildiği, aile tarafından bağırsaklarında bir hastalığı olduğu ve daha önce Van Bölge Hastanesinde ameliyat önerildiğinin ifade edilmesi üzerine Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanına danışıldığı ve sevk edilmek üzere saat 20.09’da 112 AASH’den ambulans talebinde bulunulduğu, mevcut ambulansların başka hastanelere gitmek üzere çıkış yapmış olduğunun belirtildiği, saat 21.20’de bir ambulans geldiği, trafik kazası geçirmiş olan bir hasta da mevcut olduğundan, davacılar yakının annesiyle ambulansın ön kısmına bindirilerek saat 21.30’da Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine gitmek üzere hastaneden ayrıldığı, hastaneye varmak üzereyken davacılar yakınının genel durumunun bozulduğu ve saat 22.30’da Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine arrest olarak ulaştığı, yapılan muayenesinde genel durumu çok kötü, bilinci kapalı, siyanoze, ciddi olarak batın distansiyonu mevcut olduğunun görüldüğü, nabız alınamaması üzerine yeniden canlandırma işlemlerine başlandığı, yanıt alınamaması üzerine saat 23:20'de ölü kabul edildiği, yapılan otopsisinde kişinin ölümünün bağırsak perforasyonu ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğunun saptandığı anlaşılmaktadır. Davacılar tarafından, tedavi ve sevk sürecinin kusurlu yürütüldüğü iddiasına dayalı olarak maddi ve manevi tazminat ödenmesi istemiyle davalı idareye yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine bakılan dava açılmıştır. İdare Mahkemesince, olayda idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının tespitine yönelik olarak Adli Tıp 1. İhtisas Kurulu'ndan alınan 28/06/2017 tarihli raporda sonuç olarak; "..çocuğun şikayetleri üzerine götürüldüğü Muradiye Devlet Hastanesinde Dr. ... tarafından muayenesinin yapıldığı, gerekli tetkiklerinin yapılmış olduğu, tetkik sonuçları ile birlikte hastanın Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. ...'ye telefonla konsülte edildiği, Dr. ...'nin de akut batın düşünerek Van Bölge Hastanesine telefon ettiği, Çocuk Cerrahisi Uzmanı ile görüşerek hastanın kabulünü sağladığı, telefonla durumu Dr. ...’a bildirdiği, Dr. ...’ın da 112 Acil Servis Hizmetlerine saat 20:09’da çağrıda bulunduğu, ambulansların görevde olması nedeniyle saat 21:20’de hastaneye ambulansın ulaştığı, sevk işleminin gerçekleştirildiği, yapılan tüm işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu cihetle, çocuğun muayene, takip ve tedavisine katılan ilgili hekimlere, hastane idaresine ve 112 Acil Servis Hizmetlerine atfı kabil kusur bulunmadığı'' yönünde görüş bildirilmiştir. İlk derece Mahkemesince, olay kapsamında düzenlenen bilirkişi raporu hükme esas alınmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacıların istinaf başvurusu üzerine Bölge İdare Mahkemesince söz konusu raporda davacılar yakını ...'ın karın ağrılarıyla Muradiye Devlet Hastanesine saat 17.30'da acil servis girişinde başvuruda bulunmasına rağmen muayenesinin saat 19.26'da yapıldığı, bu süreçte hastaya uygulanan teşhis ve tedavilerin neler olduğu, saat 19.38'de çekilen grafi sonucunda Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevkine karar verilmesine rağmen ambulans hizmeti için 112 AASH'nin aranmasının saat 20.09'a kadar neden beklenildiği, ayrıca her türlü duruma karşı hazırda bir ambulans bulundurma yükümlülüğünün bulunup bulunmadığı hususlarının ortaya konulmadığı belirtilerek anılan hususların tespitine yönelik olarak Adli Tıp 8. İhtisas Kurulu'ndan alınan 10/07/2019 tarihli raporda ise, "...çocuğun şikayetleri üzerine götürüldüğü Muradiye Devlet Hastanesinde Dr. ... tarafından muayenesinin yapıldığı, gerekli tetkiklerinin yapılmış olduğu, tetkik sonuçları ile birlikte hastanın Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. ...'ye telefonla konsülte edildiği, Dr. ...'nin de akut batın düşünerek Van Bölge Hastanesine telefon ettiği, Çocuk Cerrahisi Uzmanı ile görüşerek hastanın kabulünü sağladığı, telefonla durumu Dr. ...’a bildirdiği, aradan geçen sürenin tetkik, konsültasyon , yer bulunması süreci için makül bir süre olduğu, Dr. ...’ın da 112 Acil Servis Hizmetlerine saat 20:09’da çağrıda bulunduğu, ambulansların görevde olması nedeniyle saat 21:20’de hastaneye ambulansın ulaştığı, doktor eşliğinde ( doktorlu 112 acil ambulans ile ) sevk işleminin uygun bir şekilde gerçekleştirildiği, Muradiye Devlet Hastanesinde belirtilmiş olan saatler içerisinde hasta yoğunluğunun bulunduğunu, sevk olacak üç hastası için 112 AASH Çağrı Merkezinde ambulans ve yer talebinde bulunduğu ancak Muradiye 1 Nolu ASH İstasyonu ambulansının ekte belirtilen çağrı kayıt formunda belirtildiği gibi hasta sevki için saat 20:00 da Van Eğitim Araştırma Hastanesine çıkış yaptığını, aynı şekilde Erciş 1 Nolu ASH İstasyonuna bağlı bir ambulansın YYÜ Tıp Fakültesi Hastanesine hasta sevki için sat 20:10 da çıkış yaptığı 112 AASH Çağrı Merkezi Armakom kayıt sistemi kayıtlarından anlaşıldığı, yapılan tüm işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu cihetle, çocuğun muayene, takip ve tedavisine katılan ilgili hekimlerin, hastane idaresinin ve 112 Acil Servis Hizmetlerinin tıbbi uygulama hatası olmadığı, yapılan işlemlerin uygun olduğu ve hizmet kusuru bulunmadığı" şeklinde değerlendirmede bulunulmuştur. Bölge İdare Mahkemesince, davacıların istinaf başvuruları reddedilmiştir. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun'a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun'un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; "Bilirkişi raporunun verilmesi" başlıklı 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; "Bilirkişi raporuna itiraz" başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir. 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiş iken, 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4 No.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2., 3. ve 16. maddelerinde, yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir. Öte yandan; manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek şekilde makul ve hakkaniyete uygun bir miktar olarak belirlenmesi gerekmektedir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir. Doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren bu tür davalarda, olayların oluşumuna ilişkin olarak delilleri değerlendirmekle görevli olan mahkemelerce, somut verilere dayanmayan, bilimsel değerlendirme içermeyen, yalnızca varsayıma dayalı olarak görüş bildiren bilirkişi raporlarının hükme esas alınması halinde, kişilerin anayasal haklarını korumaya yönelik yeterli yargısal güvence sağlanmamış olacaktır. Bakılan davada, her ne kadar hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda sağlık personeline atfedilecek tıbbi hata bulunmadığı, sağlık hizmetini sağlık çalışanları vasıtasıyla yürüten idarenin hatasının bulunmadığı yönünde görüş bildirilmiş ise de; raporda aşağıda belirtilecek hususlar yönünden idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı noktasında karar verilebilmesi için tatmin edici açıklamalar içermediği kanaatine varılmıştır. Bu durumda, uyuşmazlığın çözümü için gerekli görüldüğünden; Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği'ne göre icapçı nöbetçinin kuruma her davette gelmeye mecbur olduğu, Yataklı Sağlık Tesislerinde Acil Servis Hizmetlerinin Uygulama Usul ve Esasları Hakkında Tebliğe göre ihtiyaç halinde çağrı yöntemi ile sağlık tesisine davet edilmek üzere icap nöbeti tutturulduğunun belirtildiği, dava dosyasında mevcut belge ve bilgilere göre, hastanın acilde nöbetçi doktor tarafından icap nöbetinde bulunan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı doktora telefonla konsülte edildiği, icapçı doktorun hastaneye gelmediği, akut batın düşünerek Van Bölge Hastanesine telefon ettiği, Çocuk Cerrahisi Uzmanı ile görüşerek hastanın kabulünü sağladığı ve hastanın Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edilmesine karar verildiği dikkate alındığında, icapçı doktorun hastaneye gelip hastayı muayene etmemesinin ve hastayı muayene etmeden sevk kararı almasının tıp kurallarına uygun olup olmadığı, Hastanın durumu hakkında hastanede görevli Genel Cerrahi Uzmanından konsültasyon istenmesinin gerekip gerekmediği, hastanın durumunun aciliyeti de gözönüne alındığında Muradiye Devlet Hastanesinde acil olarak ameliyata alınmasının mümkün olup olmadığı, Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edilmesi kararının uygun olup olmadığı, Hasta sevk edilmek üzere saat 20.09’da 112 AASH’den ambulans talebinde bulunulmasına rağmen mevcut ambulansların başka hastanelere gitmek üzere çıkış yapmış olduğu belirtilerek çağrıda bulunulmasından 1 saat 11 dakika sonra saat 21.20’de ambulansın geldiği dikkate alındığında, sevk edilmesinde yaşanan bu gecikmenin ölüm olayına etkisi olup olmadığı, Acil Sağlık Hizmetleri Yönetmeliği'nin ''Yataklı tedavi kuruluşları bünyesinde yer alan acil servisler'' başlıklı 15. maddesinde; naklin ancak, stabilizasyon sağlandıktan sonra veya hayati tehlike veya sakatlık tehlikesi taşıyan hastaların uygun bakımlarının, stabilizasyonlarının ve tedavilerinin mevcut tıbbi-teknik imkanlar ile gerçekleştirilemeyeceğinin tespit edilmesi halinde yapılacağının düzenlendiği, buna göre hastanın sevk edildiği sırada stabilizasyonunun sağlanıp sağlanmadığı veya nakil için aranan diğer koşulların oluşup oluşmadığı, Ambulanslar ve Acil Sağlık Araçları ile Ambulans Hizmetleri Yönetmeliği'nin 5. maddesinde; acil yardım ambulansının her türlü acil durumda, olay yerinde ve ambulans içerisinde hasta ve yaralılara gerekli acil tıbbi müdahaleyi yapabilecek ekibe ve EK-1 ve EK-2' de yer alan teknik ve tıbbi donanıma sahip kara aracı olduğu düzenlemesine yer verildiği, dava dosyasında mevcut bilgilere göre, trafik kazası geçirmiş olan bir hastanın da ambulansla nakledilmesi gerektiği belirtilerek davacılar yakınının sevkinin annesiyle ambulansın ön kısmına bindirilerek gerçekleştirildiği dikkate alındığında, ambulansla birden fazla hastanın nakledilmiş olmasının ve ambulansta acil müdahale etmeye yarar tıbbi cihazlar ve görevlilere yönelik olması gereken şartlar sağlanmadan sevkin gerçekleştirilmesinin tıp kurallarına uygun olup olmadığı, 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu görevlisi hekimin ifadesinde yer alan; Van Bölge Hastanesine yetişmek üzereyken şoförün kız çocuğunun durumunun kötü yönde bozulduğunu söylediği, hastaneye yetişmek üzere oldukları için fiziki şartların da uygunsuzluğu göz önüne alınarak, zaman kaybı yaşamamak adına ambulansla yola devam ettikleri, çocuğun aciliyetine binaen çocuk acil servisine bile gitmeden erişkin acil servise giriş yaptıkları ve ilk tıbbi müdahalede orada bulunduğuna yönelik beyanı ve hastanın sevkine karar verildiği saat ile vefatının gerçekleştiği saat dikkate alındığında, hastanın durumunun hızla kötüye gittiği ve sevki sırasında stabil durumunun sağlanması ve korunmasının gerçekleştirilemediği ve sevk sırasında durumunun kötü yönde bozulmasına rağmen müdahalede bulunulmadığı dikkate alındığında, söz konusu eksikliklerin ölüm olayına etkisi olup olmadığı, durumun kötüleşmesi üzerine acil olarak müdahalede bulunulmuş olsaydı durumun önlenebilir olup olmadığı, hususlarının açıklığa kavuşturulması gerekmekte olup, yukarıda aktarılan konularda yetersiz veya hiç açıklama içermeyen bilirkişi raporuna dayanılarak eksik inceleme sonucu verilen temyize konu kararda hukuka uygunluk bulunmamaktadır. Bu itibarla, konu ile ilgili uzmanlardan oluşacak Adli Tıp Üst Kurulundan yukarıda yer verilen hususlara açıklık getirecek tutarlı, anlaşılır ve bilimsel değerlendirmeler içeren bir rapor alınarak olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı belirlenmelidir. Bu durumda, uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu davanın reddi yolunda verilen .... İdare Mahkemesi kararına yönelik davacıların istinaf istemlerinin reddi yolundaki ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. Öte yandan, Van Muradiye Devlet Hastanesinin ... tarih ve ... sayılı yazısında; radyoloji görüntüleme sisteminin belirli bir hasta kapasitesi olduğu için davacılar yakını ... ile ilgili talep edilen 20/08/2012 tarihinde çekilen film ve grafilere ulaşılamadığının belirtilmesi karşısında anılan tıbbi kayıt eksikliğinin, yukarıda belirtilen ilkelere uygun bir biçimde manevi tazminata hükmedilmesini gerektirdiği açıktır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacıların temyiz istemlerinin KABULÜNE, 2. Davanın reddine ilişkin .... İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 03/04/2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.