DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/3088 E. , 2024/456 K. T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/3088 Karar No : 2024/456 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Kurulu VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVACI) : … VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU :Danıştay Beşinci Dairesinin 01/12/2021 tarih ve E:2017/4357, K:2021/4219 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında …
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/3088 E. , 2024/456 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/3088 Karar No : 2024/456 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Kurulu VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVACI) : … VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU :Danıştay Beşinci Dairesinin 01/12/2021 tarih ve E:2017/4357, K:2021/4219 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığı 31/08/2016-29/11/2016 tarihleri arasındaki döneme ait maaşlarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 01/12/2021 tarih ve E:2017/4357, K:2021/4219 sayılı kararıyla; Davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde görülmeyerek işin esasına geçilmiş, "Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak, Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede; Davacı hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan açılan adli soruşturma sonucunda … Cumhuriyet Başsavcılığının … tarih ve Sor. No:..., K:... sayılı kararıyla kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği ve anılan kararın 12/11/2019 tarihinde kesinleştiğinin görüldüğü, Davacı hakkında tanık sıfatıyla ifade veren M.E.O. isimli şahsın beyanı yönünden; davacı hakkında duyum şeklinde somut herhangi bir bilgiye dayanmayan ve davacı lehine söylemleri de bulunan M.E.O. isimli tanığın beyanının, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği, Davacı hakkında tanık sıfatıyla ifade veren S.U. isimli şahsın beyanı yönünden, davacının örgütle iltisak ve irtibatlı olduğu yönünde bir tespit içermeyen S.U. isimli tanığın beyanının, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği, Davacı hakkında tanık sıfatıyla ifade veren A.Ş.D. isimli şahsın beyanı yönünden, tanık A.Ş.D. tarafından yalnızca davacının birlikte görüştüğü meslektaşlarının isim isim sayıldığı, birlikte hareket ettikleri hatta 2014 yılı HSK üye seçimleri sürecinde de birlikte gezdikleri ve YBP üyelerine oy vermediklerini düşündüğü belirtilmiş ancak davacının somut bir şekilde 2014 yılı HSK üye seçimlerinde bağımsızlar lehine hareket ettiğini, seçim süreciyle ilgili görev aldığı gibi ifadesini destekleyen, davacıyı örgütle ilişkilendirecek herhangi somut bir ifadeye yer verilmediği; sonuç olarak A.Ş.D. isimli tanığın beyanı, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği, Davacı hakkında tanık sıfatıyla ifade veren F.A. isimli şahsın beyanı yönünden, tanık F.A. tarafından yalnızca davacının birlikte gezdiği meslektaşların isim isim sayıldığı davacıyı örgütle ilişkilendirecek herhangi bir ifadeye yer verilmediği; bu sebeple F.A. isimli tanığın beyanının, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği, Davacı hakkında tanık sıfatıyla ifade veren M.S. isimli şahsın beyanı yönünden, tanık M.S. tarafından yalnızca davacının görüştüğü meslektaşların isim isim sayıldığı davacıyı örgütle ilişkilendirecek herhangi bir ifadeye yer verilmediği ; bu sebeple M.S. isimli tanığın beyanının, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği, Davacı hakkında tanık sıfatıyla ifade veren M.D. isimli şahsın beyanı yönünden, tanık M.D. tarafından yalnızca davacının birlikte hareket ettiği meslektaşların isim isim sayıldığı ve davacının örgüt üyesi olup olmadığını yönelik bilgi ve görgüsünün olmadığının belirtildiği ve bunlar dışında ayrıca davacıyı örgütle ilişkilendirecek herhangi bir ifadeye yer verilmediği; bu sebeple M.D. isimli tanığın beyanının, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği, Davacının kendi beyanı yönünden, davacı tarafından her ne kadar 2014 yılı HSK üye seçim sürecinde karışık oy verdiği belirtilmişse de seçim sürecine ilişkin aktif görev aldığına, açık bir şekilde bağımsız adayları desteklediğine ve seçim faaliyetlerine katıldığına yönelik herhangi bir beyanı ya da buna yönelik bir tanık beyanı dosyada bulunmadığından bu durumun davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği, Davacının Bank Asya'da hesabının bulunması yönünden, davacının Asya Katılım Bankası hesabının 2007 yılında açılması ve söz konusu hesapta FETÖ lideri tarafından talimatın verildiği 25/12/2013 tarihinden, Banka'nın TMSF'ye devredildiği 29/05/2015 tarihine kadar olan dönem de dahil olmak üzere herhangi bir hesap hareketliliğinin bulunmadığı gibi dolar ve euro hesabının 02/08/2012 tarihinde, Türk lirası hesabının ise 12/05/2014 tarihinde kapatıldığı hususları dikkate alındığında davacının Asya Katılım Bankası A.Ş. nezdinde hesabının bulunmasının, FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatını ve/veya iltisakını ortaya koymaya yeterli bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı sonucuna varıldığı, Davacıyla ilgili soruşturma bilgisi yönünden, davacı hakkındaki soruşturmanın davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde dikkate alınmadığı, Davacıyla ilgili sosyal çevre bilgisi yönünden, davacı hakkında somut bir tespiti içermeyen sosyal çevre bilgilerinin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı, Davacının eşi ile yaptığı Whatsapp görüşme kaydı yönünden, davacının eşi ile Whatsapp üzerinden yapılan konuşmanın davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı sonucuna varıldığı, Davacının Ü.C. isimli şahısla irtibat bilgisi yönünden, söz konusu irtibata yönelik davalı idare tarafından 24/11/2020 tarihli ek beyan dilekçesinde yapılan açıklama dışında, görüşmenin hangi tarihte ve ne kadar sürdüğüne ilişkin Dairelerinin 27/04/2021 tarihli ara kararına ilgili kurumlar ve davalı idare tarafından davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyabilecek nitelikte herhangi bir bilgi ve belge de gönderilmediği anlaşıldığından, bu hususun davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği belirtilerek, Dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalı idarece bakılmakta olan dosyada davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğuna ilişkin yeterli delil sunulmadığı, sunulan delillerin ise davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyacak yeterlilikte ve nitelikte olmadığı, ayrıca ilgili kamu kurumları ve özel kuruluşlarca Dairelerinin 27/04/2021 tarihli ara kararına verilen cevaplarda da davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyan herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığı, Bu nedenle, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle tesis edilen dava konusu kararda hukuka uyarlık bulunmadığı, Dava konusu kararda hukuka uyarlık görülmediğinden davacının talebi doğrultusunda bu karar nedeniyle yoksun kaldığı 31/08/2016-29/11/2016 tarihleri arasındaki döneme ait maaşlarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi gerektiği, Bununla beraber, davalı idarece, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyacak nitelikte delillerin tespit edilmesi halinde yeniden işlem tesis edilebileceği gerekçesiyle, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline ve davacının talebi doğrultusunda bu karar nedeniyle yoksun kaldığı 31/08/2016-29/11/2016 tarihleri arasındaki döneme ait maaşlarının meslekten çıkarılma tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacıya ödenmesine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, usule ilişkin itirazlarının yerinde görülmeme gerekçesinin kararda yer almadığı, dava konusu işlemin bir disiplin işlemi olmadığı, bu nedenle hukuki denetimin disiplin işlemi kapsamında yapılamayacağı, dava dosyasına sunulan delillerin, idarelerince davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak ve irtibatını ortaya koymaya yeterli görüldüğü, davacı hakkında yürütülen ceza soruşturmasında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de, dava konusu işlem "üyelik" isnadıyla değil "iltisak ve irtibat" isnadına dayandığından, söz konusu kararın davacının hukuki durumunu değiştirmeyeceği, meslekten çıkarılan ilgililer hakkında işlem tesis edildiği tarihte idarelerince yapılan değerlendirmeyi destekleyen ve idari/adli süreçte taraflarına gönderilen bilgi ve belgelerin yargı yeri ile paylaşılmasının, işlemin dayanağı delillerin sonradan tespit edildiği anlamına gelmeyeceği, bu şekildeki bir ifadenin hukuki dayanaktan yoksun olduğu, parasal ve özlük hak, maddi, manevi tazminat ve faize ilişkin taleplerin yasal dayanaktan yoksun olduğu, 685 sayılı KHK, Anayasa'nın 159. maddesinin 10. fıkrası ve 7075 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 1. fıkrası uyarınca tam yargı davalarına karşı yargı yolunun kapalı olduğu, 685 sayılı KHK'nın yürürlüğe girdiği 23/01/2017 tarihi öncesi için hiçbir şekilde parasal ve özlük hak, maddi ve manevi tazminat ve faize hükmedilemeyeceği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, davalı idarenin haksız işlemlerini iptal eden Danıştay Beşinci Dairesince ve hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı veren Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca derin bir araştırma yapıldığı, ancak anılan örgütle iltisak ve irtibatına ilişkin hiçbir delil elde edilemediği, temyiz dilekçesinin üçüncü sayfasının 1, 2, 7 ve 8 nolu bentlerinde yer alan örneklerin kendisiyle hiçbir ilgisinin bulunmadığı, 2014 HSYK seçimleri yapıldığında, meslekte henüz bir yılını doldurmuş bir Cumhuriyet Savcısı olduğu, o dönem yapılan HSYK seçimlerinin önemini kavrayacak kadar mesleki ve hayati tecrübesinin olmaması nedeniyle eşiyle oylarını bir listeye tabi kalmaksızın karışık bir şekilde verdikleri, oylarını karışık vermelerinin tek nedeninin o dönemki mesleki tecrübesizlikten, bilgisizlikten, olanları doğru tahlil edememekten ve büyük resmi görememekten kaynaklı olduğu, başka hiçbir sebebe dayanmadığı, M.E.O' nun beyanlarının lehlerine bir beyan olduğu, Osmaniye Adliyesinde zabıt katibi olarak görev yapan katiplerin ifadelerinde FETÖ ile iltisaklı ve irtibatlı olduklarına dair bir bilginin yer almadığı, ihraç edilen hakim ve savcıları ziyaret edip çay, kahve içtikleri gibi ihraç olmayan hakim ve savcıların da odalarını ziyaret ettikleri, A.Ş.D.'nın ifadelerinin tamamen tutarsız ve soyut olduğu, FETÖ mensubu hakim ve savcılarla seçim dönemi birlikte hareket etmedikleri, onlar için oy istemedikleri ya da onlar adına çalışmadıkları, anılan tanığın beyanlarının gerçekleri yansıtmadığı, S.U. isimli ihraç hakimin kendileri hakkında bilgi sahibi olmadığını açıkça beyan ettiği, bahsettiği Hatay gezisine de katılmadıkları, somutlaştırılmayan HTS kayıtlarının temyiz nedeni yapılmasının hukuka aykırı olduğu, eşi ve kendisinin FETÖ terör örgütüyle irtibatlı veya iltisaklı olmaları nedeniyle ihraç edilmekten korktukları için bu konuşmaları yaptıkları yönündeki düşüncenin tam anlamıyla abesle iştigal etmek olduğu, kendilerinden en küçük bir şüpheleri olsaydı, bu konuşmayı whatsapp üzerinde yazılı şekilde yapmayacakları veya yaptıkları bu konuşmayı silecekleri, o dönem görev yapan hakim ve savcıların yarısının ihraç olmuş ve tutuklanmış olması nedeniyle o dönemki psikolojiyle sadece B planı konuşmalarından fazlası olmadığı, kardeşi ve abisinin de FETÖ ile bir ilgi ve bağlantısının olmadığı, Bankasya hesabında tek bir işlem dahi yapılmadığı, Ü.C isimli şahısla irtibatının olduğundan bahsedildiği ancak kendisini tanımadığı, idare tarafından da bu görüşme tarihi ve süresi ile ilgili somut bilgiler ortaya konulamadığı, verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'İN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Kurulumuzun 25/09/2023 tarihli ara kararına davalı idarece verilen cevabın dosyaya sunulması üzerine, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin ve davacının duruşma istemi yerinde görülmeyerek gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini "Yurtta Sulh Konseyi" olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır. Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir. MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır. 23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarih ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. ... tarih ve ... sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi ... tarih ve ... sayılı kararla reddedilmiştir. Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır. Öte yandan, … Cumhuriyet Başsavcılığının … tarih ve Sor. No:..., K:... sayılı kararı ile davacı hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından dolayı kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ve karar kesinleşmiştir. İLGİLİ MEVZUAT : 1) Anayasa Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir. Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır." Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz." Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır." Anayasa’nın 13. maddesi: "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." Anayasa’nın 14. maddesi: "Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. ..." Anayasa’nın dava konusu kararın tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir. Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz." Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz." Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz." Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler." Anayasa’nın 139. maddesi: "Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır." Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: "Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler." Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar." Aynı maddenin sekizinci fıkrası: "Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar. ..." 2) AİHS AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir." AİHS'in 8. maddesi: "Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir." AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez. Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir." 3) Kanun 667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir." Üçüncü fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır." Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır. ..." 4) Etik İlkeler Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir. Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 1) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarih ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir. Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır. 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, "meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan "olağanüstü tedbir" niteliğindedir. Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile "terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen" üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir. Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir. Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını "kavuşan, bitişen, birleşen", irtibatlı kavramını ise "bağlantılı" olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır. Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için birtakım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır. 2) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir. Dava konusu kararın dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir. Öte yandan, 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi uyarınca olağanüstü tedbir niteliğinde bir idari yaptırım olarak meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen yargı mensupları hakkında bu olağanüstü tedbirin sebebini oluşturan eylem ve davranışların niteliği ve mahiyeti itibarıyla aynı zamanda ceza hukuku bakımından da suç oluşturması halinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) uyarınca "Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak" suçundan ceza soruşturması ve kamu davası açıldığı da görülmüştür. Bununla birlikte, 667 sayılı KHK uyarınca bir yargı mensubu hakkında terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti olmasa da bu terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olması nedeniyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına yönelik olağanüstü idari tedbirin uygulanabilmesi karşısında, anılan yargı mensubu hakkında yapılan ceza soruşturmasında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş olmasının, ilgili hakkında anılan olağanüstü tedbirin hukuka uygunluğu yönünden yürütülen yargılama faaliyeti için bağlayıcı olmayacağı açıktır. Bu durumda, Adana Cumhuriyet Başsavcılığının … tarih ve Sor. No:..., K:... sayılı kararı ile davacı hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından dolayı kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş olmasının, davacının FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi Kurulumuz tarafından yapılacak idari yargılama yönünden bağlayıcılığı da bulunmamaktadır. Dava dosyasında yer alan davacı hakkındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan M.E.O.'a ait, Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 28/09/2017 tarihli tanık ifade tutanağında;"(...) Seçimlerden sonra da S.Ç. benim cemaatçiler içerisinden ayrılmam onlarla birlikte gezmemem konusunda uyarmıştı. Bu durumun detayı zaten 25 sayfalık dilekçemde mevcuttur. Akabinde M.T. ile kimlerin nereye oy vereceğini sordum. … ve S.E.'nin nereye oy vereceğini sordum. Cevaben bana S.T.D. onlarla görüşüyor, onlarda herhangi bir sıkıntı yok 11 de 11 aldık dedi. Akabinde E. ve F.Ş.'yi sorduğumda aynı şekilde cevap verdi. Yine M.T. bana Y.K., F.B., H.K., H.T.D. ve R.Y.'in bağımsızlara 11 de 11 oy verdiğini söylemişti. (...) S.T.D.: Bu kişiyle doğrudan cemaate ilişkin bir muhabbetim olmadı. Ancak M.T.'den duyduğum kadarıyla cemaat içerisinde yer alan birisiydi. Seçim döneminde ... ve S.E.'yi bizzat etkilediğini ve cemaate oy vermelerini sağladığını biliyorum. Seçimden sonra da aynı kişilerle ilgilendi..." Yargı mensubu olarak davacıyla aynı yerde görev yapan ve ifadesine başvurulan S.U.'a ait, … Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 20/08/2016 tarihli tanık ifade tutanağında; ''Türkiye genelinde ve adliyemizde yürütülmekte olan FETÖ/PDY soruşturması kapsamında adiiyemizde görev yapan bazı hakim ve savcıların, açığa alındığını, haklarında tutuklama ve adli kontrol kararları verildiğini duydum, soruşturma kapsamında bulunan S.T.D., T.T.D., ..., S.A.E., F.B., A.A.B., H.T.D., E.Ş., F.Ş., İ.O., E.S.O., F.B., N.B., Y.K., Y.B. isimli hakim ve savcılar genellikle birlikte gezerlerdi, ben bu şahısların örgüt üyesi olup olmadıklarını bilmiyorum, hatta bu meslektaşlar birlikte dışarılarda bazı aktivitelerde bulunuyorlardı, hatta bir defasında Hatay gezisi düzenlemişlerdi, beni de çağırmışlardı, fakat ben gitmedim, yine bu meslektaşlarım kendi aralarında, kendi içlerinden gidenler için veda yemeği de düzenlediklerini duydum, ben bunu darbe girişiminin olduğu tarihten sonra duydum." Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.Ş.D.'ye ait, Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 29/08/2017 tarihli tanık ifade tutanağında;""... Ben Mayıs 2013 yılından beri Osmaniye Adliyesinde Hakim olarak görev yapmaktayım. FETÖ/PDY terör örgütü soruşturması kapsamında adliyemizde de görev yapan bazı hakim ve Cumhuriyet Savcılarının açığa alındığını, tutuklandığını ya da haklarında adli kontrol kararı verildiğini duyduk. Soruşturmalar kapsamında isimlerinin geçtiğini duyduğum S.T.D., T.T.D., .... S.A.E., F.B. A.A.B., M.T., R.Y., Y.B., E.Ş., F.Ş., İ.O., E.S.O., F.B., H.T.D., A.T., Y.K. isimli hakim savcılar adliyemizde genelde birlikte hareket ederlerdi, hatta bu kişilerin tayin dönemlerinde adliyeden bağımsız kendi aralarında veda yemekleri düzenlediklerini duyduk. Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu'nun 2014 yılında yapılan seçimlerde de S.T.D., T.T.D. ..., S.A.E., F.B., A.A.B., M.T., R.Y., Y.B., E.Ş., F.Ş., H.T.D., A.T., Y.K. isimli hakim ve savcıların seçim döneminde birlikte hareket ettiklerini gördük. Hatta bahsettiğim hakim ve savcıların seçimlerden sonra da birliktelikleri devam etti. Seçimde de Yargıda Birlik Platformu adaylarına oy vermediklerini düşünüyorum. Ayrıca seçim sonucu oylar sayılırken bu gruptan bir kişinin oy sayımını kameraya aldığını duymuştum. Ama oy sayımı esnasında orada olmadığım için kim olduğunu görmedim." İfadesine başvurulan F.A.'ya ait, Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 17/08/2016 tarihli tanık ifade tutanağında; "Ben Fırat savcımın FETÖ/PDY isimli terör örgütü üyesi olup olmadığını bilmem. Fakat genelde bu soruşturma kapsamında açığa alınan veya tutuklanan hakim savcılardan Y.K., Y.B., S.T.D., F.B., İ.O., E.Ş., ..., M.T., M.B. isimli hakim savcılar sık sık veya bazıları dönem dönem odaya gelirlerdi. Ben kalabalık bir grup odaya geldiği zaman genelde savcımın söylemesi üzerine odadan çıkardım. Ben aşağıya inip çalışmaya kalemde devam ederdim...Bu bahsettiğim isimlerden çoğu ile birlikte yemeğe giderler, birlikte gezerlerdi, fakat bunların dışında başkaca birşeylerini görmedim. Benim savcı beyin söz konusu örgütle ilişkili olduğuna dair kendimce yaptığım bir tespit ya da saptama yoktur. Geçmişini bilmiyorum. Bizim yanımızda genelde bu mevzulardan hiç konuşulmazdı. Benim bilgim ve görgüm bundan ibarettir. Dedi." İfadesine başvurulan M.S.'ye ait, Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 17/08/2016 tarihli tanık ifade tutanağında;"Ben FETÖ/PDY terör örgütü ve darbe girişimi soruşturması neticesinde tutuklanan S.T.D. isimli Cumhuriyet Savcısının Ağustos 2013 yılından tutuklandığı tarihe kadar katipliğini yaptım. Ben kendisinin söz konusu terör örgütüne üye olduğuna dair bilgi sahibi değilim. Fakat bu kapsamda açığa alınan ve tutuklanan hakim savcılardan E.Ş. F.B., ..., M.T., İ.O., H.T.D., Y.K. isimli hakim savcılar çok sık gelirdi, Bunun dışında R.K., Y.B., F.B. isimli savcılar da dönem dönem gelirlerdi. Genelde bu isimlerle birlikte gezerlerdi, pikniklere giderlerdi. Çoğunlukla bu isimlerle hareket ederlerdi. Bu hakim savcılar geldiğinde ben odadan çıkardım, çünkü S.T. savcım daha çok başlarda bana hakim savcı meslektaşlar gelince sen odadan çık, kaleme in diye uyarıda bulunmuştu. Ben de her seferinde bu talimatını uyguluyordum. Bahsettiğim isimli savcı hakimler odada bulundukları esnada ben odaya girmişssem genelde odada bir sessizlik oluşur ya da ben girdikten sonra konuyu değiştirirlerdi. Ne konuştuklarını bu şekilde olduğu için bilmiyorum. Bir dönem özellikle kurul seçimlerinin olacağı dönemde ... isimli tvvitter hesabından S. savcımın Fethullahçı olduğu yönünde yazılar yazıldığını duymuştum. O dönem bu olaya ilişkin S. savcım şikayette bulunmuştu. Yine bu mevzuyu yukarıda belirttiğim isimli hakim savcılardan bazıları ile bunları konuşuyorlardı. Fakat ayrıntılı olarak ne konuştuklarına hiçbir zaman şahit olmadım, çünkü ben odaya girince sessizlik olurdu. Benim bilgim bundan ibarettir." İfadesine başvurulan M.D.'ye ait, Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 17/08/2017 tarihli tanık ifade tutanağında; "... isimli Cumhuriyet Savcısının Haziran ya da Temmuz 2013 yılında hakkında soruşturma başlatıldığı tarihe kadar katipliğini yaptığını, Furkan Savcısının örgüt üyesi olduğuna dair doğrudan bilgi ve görgüsünün olmadığını, ancak soruşturma kapsamında açığa alınan S.T.D., Y.K., Y.B., M.B., İ.O. ve E.Ş. ile birlikte hareket ettiğini," şeklinde beyanlarda bulunulmuştur. Davacının Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından alınan 02/08/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında:"HSYK üyeliği düşürülen 5 kişiden hiçbiriyle İrtibatım yoktur, HSYK seçim döneminde dahi hiçbir görüşmem olmamıştır, ben kendilerini HSYK üyeleri olması nedeniyle bütüm hakim savcılar gibi ismen tanırım, Herhangi bir irtibatım, ne telefon nede yüz yüze görşümem olmamıştır. 2014 yılı HSYK seçimlerinde aday olan hakim ve savcılarımıza karışık şekilde oy vermiştim, bunu her zaman da İfade etmiştim. Olayın bu FETÖ/PDY mensuplarının bağımsız aday olarak tanıtıp kişisel ilişkilerini kullanarak oy verme sürecinde irademizin yanlış yöne sevk ettiklerini seçimlerden sonra anladık ve sonraki süreçte destekleyecek hiçbir görüş veya paylaşımda bulunmadım." şeklinde beyanda bulunmuştur. Davacının Asya Katılım bankası nezdinde 2007 yılında açılmış dolar, euro ve Türk lirası hesabının bulunduğu, dolar ve euro hesabının 02/08/2012 tarihinde, Türk lirası hesabının 12/05/2014 tarihinde kapatıldığı anlaşılmıştır. Davacının eşi ile yaptığı Whatsapp görüşme kaydında;" seçilim arabadan 16 bi, borcumuz?, evden 125 bin borcum va, en kötü senaryo bu olu, ev 250 araba 85 yapsa 335 bi, ne korkucam be, daha sonrasi zaten allah keri, allah kimseye zulmetmeyi bana nasip etmesin allah kimsenin hakkina girmeyi bana nasip etmesi, satsak ikisini de borçlari kapatsak elimizde yine 200 civari para kalı, Amin bitane, Aynen öyl, gideriz aydina kaliriz bir müddet babanla yapariz avukatlık ayda 2 3 kazaniriz herhalde kenardaki parayla en az 5 yıl rahat rahat geçiniriz " şeklindeki meslekten ihraç edilecekleri yönündeki kanaatlerini içeren yazışma yer almaktadır. Ayrıca, davacının "Adli ve İdari Yargı Sınavına Hazırlık Evi, Staj Evi, Mülakat Hazırlık Evi Sorumlusu" olarak adı geçen Ü.C. isimli kişi ile olan irtibatına ilişkin tespite dair … Cumhuriyet Başsavcılığının … tarih ve … sayılı yazısı ekinde gönderilen 18/02/2022 tarihli Ankara İl Emniyet Müdürlüğü'nün araştırma tutanağının ilgili kısımlarının incelenmesinden; davacıyla anılan kişinin 29/06/2012 tarihinde 62 saniye süren görüşmesinin olduğu ve aynı kişi tarafından 16/10/2013 tarihinde bir kez aranmış olduğu görülmektedir. Davacı hakkındaki bilgi ve belgelerin değerlendirilmesine gelince; Yukarıda ifadelerine yer verilen tanıkların, davacıyla aynı yerde görev yaptıkları ve davacı hakkındaki beyanlarının birbirini destekler mahiyette olduğu; davacının, Osmaniye Adliyesindeki çalışma ortamı içerisinde, örgütün önem verdiği ve yoğun propaganda çalışmaları yaptığı, 2014 HSYK seçim sürecinde haklarında FETÖ/PDY üyeliği suçlamasıyla adli işlem yapılan veya bu örgütle iltisakı yahut irtibatı sebebiyle meslekten çıkarılmalarına karar verilen meslektaşı yargı mensuplarıyla samimi olarak, sosyal birliktelik içinde olduğu, bu kişilerin işyeri dışında düzenlediği çeşitli sosyal aktivite ve organizasyonlara katıldığı anlaşılmıştır. Temyize konu Daire kararında, Dairece dosyadaki mevcut deliller davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakı için yeterli görülmemiş ise de, davacı hakkında yukarıda belirtilen tanık beyanları ve 2014 yılı HSYK seçimlerinde örgütün sözde bağımsız adaylarına oy verdiği yönündeki davacının kendi beyanının birlikte değerlendirilmesinden, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu, davacıyla ilgili aktarılan diğer bilgi ve belgelerin de bu durumu destekleyici mahiyette olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 3) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi Dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir. Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır. Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır. Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike"nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır. Bu itibarla, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır. 4) Sonuç olarak Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir. Bu itibarla, dava konusu kararın iptali ile 31/08/2016-29/11/2016 tarihleri arasındaki maaşlarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi yolundaki Daire kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne; 2.Yukarıda özetlenen gerekçeyle dava konusu kararın iptaline, 31/08/2016- 29/11/2016 tarihleri arasındaki maaşlarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 01/12/2021 tarih ve E:2017/4357, K:2021/4219 sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine, 4. Kesin olarak, 05/03/2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.