10. Hukuk Dairesi 2023/4826 E. , 2024/13548 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/106 E., 2023/57 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 9. İş Mahkemesi SAYISI : 2018/143 E., 2020/186 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar ve fer'i müdahil Kurum vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ...
**10. Hukuk Dairesi 2023/4826 E. , 2024/13548 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/106 E., 2023/57 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 9. İş Mahkemesi SAYISI : 2018/143 E., 2020/186 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar ve fer'i müdahil Kurum vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlenildikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I.DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının 04.05.2009 – 19.09.2016 tarihleri arasında yaşlı ve hasta olan davalıya bakmak sureti ile davalının yanındaki çalışmalarının tespitini talep etmiştir. II.CEVAP 1.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı ile davalı arasında hizmet akdi değil ölünceye kadar bakma sözleşmesi olduğunu beyanla davanın reddini talep etmiştir. 2.Fer’i müdahil Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın reddini talep etmiştir III.İLK DERECE MAHKEME KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı ile davalı kendi serbest iradeleri ile aralarında akdettikleri İzmir 32. Noterliğinin 04.05.2009 tarih ve 6402 yevmiye numaralı ölünceye kadar bakma sözleşmesine göre; davacının bu sözleşme kapsamında bakım ve yardım edimini yerine getirdiği, karşılığında ise davalının davacıya İzmir ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, 16 ada, 10 parselde bulunan zemin kat 1 numaralı bağımsız bölüm taşınmazı devrettiği, davacının söz konusu taşınmazı 24.08.2016 tarihinde ... ’a satması üzerine taraflar arasında uyuşmazlık çıktığı ve mahkeme kararı ile ölünceye kadar bakma sözleşmesinin iptali ile tapu tescilinin davalı adına yapılmasına karar verildiği, bu haliyle davacının yaptığı bakım ve diğer yardım faaliyetlerinin ölünceye kadar bakma sözleşmesinin ifası kapsamında olduğu, dolayısıyla davacının sözleşme kapsamında yaptığı bakım ve yardımın hizmet akdi kapsamında yapılan ifa olarak nitelendirilemeyeceği (Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 2018/831 E. 2019/8836 K. sayılı ilamı), davacının davalının evinde 04.05.2009 - 19.09.2016 tarihleri arasında hizmet akdine tabi olarak çalıştığının kabulünün mümkün olmadığı gerekçelerine dayalı olarak davanın reddine karar verilmiştir. IV.İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında en başından itibaren kurulan hizmet akdinde davacıya yapılacak ödemenin sonradan tarafların ortak rızası ile ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile davacıya bir ev verilerek ödemenin niteliğinin değiştirildiği, ölünceye kadar bakma sözleşmesinin öncesinde ve sonrasında davacı tarafından yapılan işin kapsamının da değişmediği, davacının ... yanındaki çalışma süresinin belirlenmesi yönünden ise; davacı ile ... arasındaki hizmet akdinin 04.05.2009 tarihinde yapılmış olan ölünceye kadar bakma sözleşmesinden çok önce başladığı, ancak davacı tarafından 04.05.2009 tarihinden itibaren çalışma tespitinin talep edildiği, İzmir 10. Asliye Hukuk Mahkemesinin 28.11.2017 tarih ve 2016/395 E, 2017/547 K sayılı dosyasının dava dilekçesinde ... tarafından aralarındaki anlaşmazlığın 18.08.2016 tarihinde vuku bulduğu ve ...'in bu tarihte evden ayrıldığı beyan edildiğinden; davacının 04.05.2019 - 18.08.2016 tarihleri arasındaki sürede hizmet akdi ile çalıştığının kabulünün gerektiği gerekçesine dayalı olarak davacı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile İzmir 9. İş Mahkemesince verilen 29.09.2020 tarih, 2018/143 Esas ve 2020/186 Karar sayılı kararın kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmak suretiyle, davanın kısmen kabulü ile davacının davalılar murisi ...'na ait tescilsiz iş yerinde 04.05.2009 - 18.08.2016 tarihleri arasında, asgari ücreti üzerinden, hizmet akdi ile çalıştığının tespitine karar verilmiştir. V.TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar ve fer'i müdahil Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuşlardır. B. Temyiz Sebepleri 1.Davalılar vekili temyiz dilekçesinde; taraflar arasında ölünceye kadar bakma sözleşmesinin akdedildiğini, hizmet akdi bulunmadığını, ölünceye kadar bakma sözleşmesi uyarınca davacı tarafın hizmet talebinde bulunmasının mümkün olmadığını, iş sözleşmesinin unsurları olan zaman ve bağımlılık unsurlarının bulunmadığını, davacının müvekkillerin murisine yaptığı bakım ve diğer yardımların sözleşmenin ifası kapsamında olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir. 2. Fer'i müdahil Kurum vekili temyiz dilekçesinde; Mahkemece eksik inceleme sonucu karar verildiğini, yetersiz tanık beyanlarına itibarla hüküm kurulduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Sonuç Uyuşmazlık, davacının davalıya ait ev hizmetleri işyerinde 04.05.2009 -19.09.2016 tarihleri arasında yaşlı bakımı işinde çalışıp çalışmadığı, çalışmasının hizmet akdine tabi olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Ölünceye kadar bakma sözleşmesi Türk Borçlar Kanunu’nun 611-619 maddeleri arasında düzenlenmiştir. Türk Borçlar Kanunu’nun 611. maddesinin birinci fıkrasında, “Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım borçlusunun bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının da bir malvarlığını veya bazı malvarlığı değerlerini ona devretme borcunu üstlendiği sözleşmedir.” şeklinde tanımlanmıştır. Doktrinde, ölünceye kadar bakma sözleşmesine ilişkin çeşitli tanımlar yapılmıştır. Verilen tanımlara bakıldığında birçoğunun yalnızca borçlar hukuku nitelikli ölünceye kadar bakma sözleşmesini tanımlar nitelikte olduğu hem borçlar hukuki nitelikli hem de miras hukuku nitelikli ölünceye kadar bakma sözleşmelerini kapsar biçimde yapılan tanımların ise daha az olduğu görülmektedir. Türk Borçlar Kanunu’nun 611. maddesinden yola çıkarak ve her iki tür ölünceye kadar bakma sözleşmesini içeren şöyle bir tanım verilebilir. Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, taraflarını bakım alacaklısı ile bakım borçlusunun oluşturduğu, bakım borçlusunun bakım alacaklısına ömür boyu bakmayı üstlendiği, buna karşılık olarak bakım alacaklısının da sözleşmenin türüne göre bakım borçlusuna bir malvarlığını veya bazı malvarlığı değerlerini sağlararası bir tasarruf ile devretmeyi üstlendiği veya bakım borçlusuna ilişkin maddi anlamda ölüme bağlı tasarrufta bulunduğu bir sözleşmedir. Bakım alacaklısının yaşayacağı sürenin ve yaşadığı süre boyunca ortaya çıkacak ihtiyaçlarının kapsamının önceden belirlenmesinin mümkün olmaması sebebiyle ölünceye kadar bakma sözleşmesi sonuçları talih ve tesadüfe bağlı olan sözleşmeler grubunda yer almaktadır. Diğer yandan, bakım alacaklısı bakım karşılığı olan ivazı bir defada ödemiştir veya ödeyecektir. Buna karşılık, bakım borçlusu ise bakım alacaklısının yaşamı boyunca borcunu yerine getirmek zorunda olup, borcu sürekli nitelik taşımaktadır.(Bu konuda bkz. Dr. Öğr. Gör. Kayacan Aksu, Simge ölünceye kadar bakma sözleşmesinde bakım alacaklısının güvence sağlamaya yönelik hakları, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 21, sayı: 1, 2019, s. 353-395 ) 4857 sayılı İş Kanunu'nun 8. maddesinin 1. fıkrasında “iş sözleşmesi”, “bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın da (işveren) ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir.” şeklinde tanımlanmaktadır. 4857 sayılı İş Kanununda yer alan tanım uyarınca iş sözleşmesi “iş”, “ücret” ve “bağımlılık” unsurlarını ihtiva eder. İş sözleşmesinin asli unsuru olarak “iş” kavramı ise geniş anlamda, “...karşı taraf için ekonomik değeri olan her türlü insan emeği” biçiminde tanımlanabilir... Sözleşmenin diğer unsuru olan ücret ise, para şeklinde bir karşılık (nakdi) olabileceği gibi mal şeklinde de (ayni) olabilir. Ancak iş karşılığı olan asıl ücret, “nakdi ücret”tir. Zira İş Kanunu ücreti tanımlarken, 32. maddesinin 1. fıkrasında “bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutardır.” ifadesini kullanmıştır ...Bağımlılık unsuru, iş sözleşmesini, konusu iş görmeye dayanan diğer sözleşmelerden ayırt etmeye yarayan temel unsur olarak ifade edilmektedir. Gerçekten de sözleşmenin “ücret” ve “iş görme” unsurları, iş görmeyi konu edinen diğer sözleşmelerde de çoğu zaman bulunmaktadır. Dolayısıyla iş sözleşmesini, konusu emek (çalışma) olan diğer sözleşme tiplerinden ayırt etmek, bağımlılık unsuru sayesinde mümkün olmaktadır. ... çalışan kimsenin, işverene bağımlı olarak çalışması söz konusu değilse aralarındaki ilişkinin bir iş ilişkisi olduğundan bahsetmek mümkün olmaz. Başka bir deyişle bağımlılık unsuru ihtiva etmeyen bir iş görme sözleşmesi, iş hukuku anlamında iş sözleşmesi olarak nitelendirilemez. (Bu konuda ...Arş. Gör. Akkurt ... ..., Türk özel hukukunda iş sözleşmesi ile ... sözleşmesinden kaynaklanan başlıca yükümlülükler ve anılan sözleşmerden ayırt edimesi, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Cilt: 10, sayı 2, 2008, s. 13-64 (Basım Yılı: 2010) Dava konusu somut olayda, davacının hizmet tespiti talebine konu dönemde davalı ve dava dışı işveren yanında sigortalılık kaydının olmadığı gibi, davalı ... adına tescilli iş yeri kaydının olmadığı, bu nedenle bordro tanığı mevcut olmadığı, zabıta tarafından komşu iş yeri tanığının tespit edilemediğinin bildirildiği, davada dinlenilen davacı ve davalı tanıklarınca tarafların iddiaları yönünde beyanda bulunulduğu, davacının davalı ...'nun eski gelini olduğu, davacı ile davalı arasında 04.05.2009 tarihinde ölünceye kadar bakma sözleşmesi yapıldığı, İzmir 32. Noterliğinin 04.05.2009 tarih ve 6402 yevmiye numaralı ölünceye kadar bakma sözleşmesine göre; davacının bu sözleşme kapsamında bakım ve yardım edimini yerine getirdiği, karşılığında ise davalının davacıya İzmir ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, 16 ada, 10 parselde bulunan zemin kat 1 numaralı bağımsız bölüm taşınmazı devrettiği, davacının söz konusu taşınmazı 24.08.2016 tarihinde ...’a satması üzerine taraflar arasında uyuşmazlık çıktığı, Dairemiz dosyasının davalısı ... tarafından, davacı ile davalı ... arasında tanzim edilen ölünceye kadar bakma sözleşmesinin iptali ve tapu kaydının iptali ve tescili talebiyle dava açıldığı, İzmir 10. Asliye Hukuk Mahkemesinin 28.11.2017 tarih ve 2016/395 E., 2017/547 K sayılı kararı ile davacının evindeki tartışma sonrası davalının kendi isteği ile evden ayrıldığı, bakım ödevini devam ettirmediği ve davacıya başka birisinin bakmaya başladığı gerekçesiyle ölünceye kadar bakma sözleşmesinin iptaline karar verildiği, davalıların önceye dayalı tanışıklıkları bulunduğu ve aralarındaki samimiyet dikkate alındığında davalı ... 'ın dava konusu taşınmazı davacının ölünceye kadar bakma akdi ile davalıya devrettiğini bilebilecek durumda olduğu, taşınmazın gerçek değeri ile davalılar arasındaki satış tarihi itibari ile değeri arasındaki fark ve ödeme olgusunun ispatlanamayışı hususları birlikte değerlendirildiğinde davalı ... 'ın taşınmazı kazanımında iyi niyetli olmadığı değerlendirildiğinden İzmir ili, ... İlçesi, ... Mahallesi, 16 ada, 10 parselde bulunan zemin kat 1 numaralı bağımsız bölüm taşınmazın davalı ... adına kaydın iptali ile davacı adına tesciline karar verildiği, kararın süresinde istinaf yoluna başvurulmaması üzerine kesinleştiği anlaşılmaktadır. Yukarıda değinilen ilke ve olgular tüm dosya içeriği ile birlikte değerlendirildiğinde, somut olayda davacı ile davalı ... arasında, kendi serbest iradeleri ile 04.05.2009 tarihinde, tam iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme olan ölünceye kadar bakma sözleşme yapılmış, davacı bu sözleşme kapsamında bakım ve diğer yardım faaliyetlerini davalıya ait evden ayrıldığı tarihe kadar yerine getirmiştir. İşbu davada hizmet tespiti talebinde bulunan davacının taraflar arasında düzenlenen ölünceye kadar bakma sözleşmesi kapsamında esasen bakım borçlusu olduğu anlaşılmakla, ölünceye kadar bakma sözleşmesi kurulmasından sonra, bakım görevini yerine getirmemesinden kaynaklı olarak sözleşmenin iptal edilmesi sonucunda sözleşme kapsamında ifa edilen edimlerin aynı zamanda hizmet akdi olarak yorumlanması hatalıdır. Davacının davalı ...'na yönelik olarak ölünceye kadar bakma sözleşmesi kapsamında yerine getirdiği bakım ve gözetim ediminin yukarıda değinilen hizmet akdi kapsamında yapılan ifa olarak nitelendirilmesi mümkün olmadığından davanın reddi yönünde hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve Kanuna aykırı olup bozma nedenidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, Üyeler ... ve ...'ün muhaletfetine karşı Başkan Vekili ..., Üyeler ... ve ...'nın oyları ve oyçokluğuyla, 20.12.2024 tarihinde karar verildi. KARŞI OY GEREKÇESİ I. TEMEL UYUŞMAZLIK: 1. Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık, “ölünceye kadar bakım sözleşmesi uyarınca bakım borcuna karşılık, bakım alacaklısının da karşı edim olarak taşınmazını devretmesi sonrası, belirli bir süre bakım borcunu yerine getirdikten sonra ayrılan ve bakım borcuna aykırılık nedeni ile devredilen taşınmazın ölünceye kadar bakma sözleşmesinin geçersizliği nedeni ile tapu iptali ve tescil istemi ile açılan dava sonucunda tekrar bakım alacaklısına kesinleşen yargı kararı ile iadesi üzerine, bakım borçlusunun bakım hizmetinin, hizmet akti kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği, bu hizmetleri karşılığı sosyal güvenlik hakkı kapsamında hizmet tespiti isteyip isteyemeyeceği noktasında toplanmaktadır. 2. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda “davacı ile davalı kendi serbest iradeleri ile aralarında akdettikleri İzmir 32. Noterliğinin 04.05.2009 Tarih, 6402 yev.nolu Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesine göre, davacının bu sözleşme kapsamında bakım ve yardım edimini yerine getirdiği, karşılığında ise davalının davacıya İzmir ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, 16 ada, 10 parselde bulunan zemin kat 1 numaralı bağımsız bölüm taşınmazı devrettiği, davacının söz konusu taşınmazı 24.08.2016 tarihinde ... ’a satması üzerine taraflar arasında uyuşmazlık çıktığı ve mahkeme kararı ile Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinin iptali ile tapu tescilinin davalı adına yapılmasına karar verildiği, bu haliyle davacının yaptığı bakım ve diğer yardım faaliyetlerinin ölünceye kadar bakma sözleşmesinin ifası kapsamında olduğu, dolayısıyla davacının sözleşme kapsamında yaptığı bakım ve yardımın hizmet akdi kapsamında yapılan ifa olarak nitelendirilemeyeceği (Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 2018/831 E. 2019/8836 K. Sayılı ilamı), davacının davalının evinde 04.05.2009 - 19.09.2016 tarihleri arasında hizmet akdine tabi olarak çalıştığının kabulünün mümkün olmadığı” gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. 3. Kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi sosyal güvenlik hakkı kapsamında sigortalılık kavramlarını açıklayarak “Somut olayda tapu iptali ve tescil davasında davacı tanıklarının davacının ilk olarak davalıya bir ücret mukabilinde bakmaya başladığının beyan edilmiş olması nedeni ile taraflar arasındaki ilişkinin hizmet akdi olarak başladığı, her ne kadar daha sonra davacıya ücret ödenmesi yerine ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile kendisine bir ev verilmesi kararlaştırılmışsa da Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 25.06.2015 Tarih ve 2015/13360 E, 2015/12755 K sayılı kararında da açıklandığı üzere; yapılan iş karşılığında ücret alınmaması halinde ücret yerine geçebilecek diğer menfaatlerin de söz konusu olabileceği eldeki davada da; taraflar arasında en başından itibaren kurulan hizmet akdinde davacıya yapılacak ödemenin sonradan tarafların ortak rızası ile ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile davacıya bir ev verilerek ödemenin niteliğinin değiştirildiği, ölünceye kadar bakma sözleşmesinin öncesinde ve sonrasında davacı tarafından yapılan işin kapsamının da değişmediği, kaldı ki; ilk derece Mahkemesince gerekçeye dayanak alınan Yargıtay kararında halihazırda geçerli bir ölünceye kadar bakma sözleşmesi bulunduğundan bahsedilmiş olup eldeki davada ise taraflar arasında yapılan ölünceye kadar bakma sözleşmesi davalı tarafından Mahkeme kararı ile iptal ettirildiği, davacının davalı yanındaki çalışma süresinin 04.05.2009 Tarihinde yapılmış olan ölünceye kadar bakma sözleşmesinden çok önce başladığı, ancak davacı tarafından 04.05.2009 Tarihinden itibaren çalışma tespitinin talep edildiği, İzmir 10. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 28.11.2017 Tarih ve 2016/395 E, 2017/547 K sayılı dosyasının dava dilekçesinde ise davalı tarafından aralarındaki anlaşmazlığın 18.08.2016 tarihinde vuku bulduğu ve davacının bu tarihte evden ayrıldığı beyan edildiğinden; davacının 04.05.2019 - 18.08.2016 tarihleri arasındaki sürede hizmet akdi ile çalıştığının kabulünün gerektiği” gerekçesi ile ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmiştir. 4. Kararın davalı ve feri müdahil tarafından temyizi üzerine, çoğunluk görüşü ile ilk derece mahkemesi gerekçesi benimsenerek ve sonuç olarak taraflar arasında hizmet akti bulunmadığı, davanın reddi gerektiği gerekçesi ile kararın bozulmasına karar verilmiştir. II. KAVRAMLAR VE AÇIKLAMALARI: 5. Hukuki İşlemin (Sözleşmenin) Tahvili; 5.1. Tahvil; bir hukuki işlemin kanunun aradığı geçerlilik şartlarına sahip olmadığı ve dolayısıyla geçersiz olduğu hallerde, hukuki işlemin taraf ve/veya taraflarının farazi iradelerinin de tahvile karşı olmadığının saptanabilmesi şartıyla, hukuki işlemin şartlarını taşıyan ve o hukuki işlemin gerçekleştirmek istediği amacı veya meydana gelmesi istenilen sonucu gerçekleştirmeye elverişli başka bir hukuki işleme çevrilmek yoluyla ayakta tutulması anlamına gelmektedir(Esener, Turhan, “Hukuki Muamelelerde Tahvil”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.16, S.1, 1959, Hatemi, .../Gökyayla, ..., Borçlar Hukuku Genel Bölüm, 4. Baskı, İstanbul, ... Kitapçılık, 2017, s. 70; Eren, Fikret. Borçlar Hukuku Özel Hükümler, 6. Baskı, Ankara, Yetkin Yayınları, 2018. s. 341) 5.2. Kesin hükümsüzlük yaptırımından kurtulan ve geçerli bir şekilde hüküm ve sonuç doğuran hukuki işlemler tahvile konu olamayacaktır. Tahvil kurumunu uygulayabilmek için ikinci şart, hükümsüz olan hukuki işlemin çevrileceği ikinci işlemin gereklerinin gerçekleşmesidir. Birinci ve ikinci işlem arasında fark olması dar yorumlanmamalıdır(Kaneti, .... Hukukî İşlemlerin Çevrilmesi (Tahvili), İstanbul, Fakülteler Matbaası, 1972 s. 140-141). Birinci işlem ve ikinci işlem arasında muhteva yönünden de benzerlik bulunması gereklidir. Zira tahvil kurumu, amacın araçtan üstün tutulması mantığını temel alır (Kaneti, Tahvil, s. 147). 5.3. Kesin hükümsüz olan birinci işlemin şartları kullanılarak oluşturulabilen birden fazla ikinci işlem (çevrilecek olan işlem) olması ihtimali her ne kadar pratik olarak çok mümkün gözükmese de teorik olarak mümkündür. İşte bu gibi durumlarda muhteva yönünden birinci işleme en çok benzerlik gösteren ve birinci işlemin amacına en yakın olan işlem seçilmelidir(..., Ü. C. Şekle Aykırı Hukuki İşlemlerin Tahvili. Yayımlanmamış yüksek lisans tezi. s: 99. https://openaccess.hacettepe.edu.tr/. Erişim: 21.12.2024). 5.4. Tahvili uygulayabilmek için bulunması gereken unsurlardan bir tanesi de tahvilin tarafların farazi ortak iradesine uygun olmasıdır. Bunun için ilk önce tarafların kesin hükümsüz işlemi yaptığı zamanda kesin hükümsüzlüğü bilmiyor olmaları gerekir. Zira, tahvil ile tarafların hukuki işlem ile elde etmeyi amaçladıkları hukuki sonuç korunmaktadır(..., Ü. C. Şekle Aykırı Hukuki İşlemlerin Tahvili. Yayımlanmamış yüksek lisans tezi. s: 100). 5.5. Tahvil ile hukuki işlemin taraflarının bağlandıkları hukuki işlem değişmektedir. Ancak bu değişim için yeni bir irade beyanına ya da mahkeme kararına gerek bulunmamaktadır. Tarafların yeniden herhangi bir irade açıklamasında bulunmasına gerek kalmaksızın ikinci bir işlem kendiliğinden meydana gelir ve tarafların yükümlülükleri ve sorumlulukları da bu doğrultuda değişir (Kaneti, Tahvil, s. 165). 5.6. Kesin hükümsüz olan birinci işlemin kendisine çevrileceği ikinci işlem ile arasında muhteva yönünden benzerliklerin bulunması gerekir. Bu kapsamda, sözleşmeler açısından çeşitli ihtimaller gündeme gelebilir. Ancak belirtmek gerekir ki edimler arası dengenin gözetilebilmesi için dikkat edilmesi gereken husus, kendisine çevrilecek ikinci hukuki işlemin tam iki tarafa borç yükleyen sözleşme olmasıdır(Gümüş, Borçlar Hukuku Genel, s. 363) 6. Sözleşmelerin Yorumlanması: 6.1. Sağlararası hukuki işlemlerde irade teorisi esas alınır. Bir sözleşme ne kadar açık bir dille yazılırsa yazılsın taraflarca farklı anlam verilmiş olabilir. Bu bakımdan sözleşmenin bir bütün halinde, daha açık bir ifade ile sözleşmenin diğer hükümleri ve ruhu ile yorumlanması gerekmektedir. Sözleşmenin yorumu yapılırken bazı ilkeler göz önünde tutulmalıdır. Bu ilkeler; \* Sözleşmenin kurulduğu ana göre yorumlanması, \* Dürüstlük kuralı ışığında yorumlanması, \* Kanuna uygun yorumlanması, \* Sözleşmeyi ayakta tutacak şekilde yorumlanması, \* Haktan vazgeçilmesine ilişkin beyanların dar yorumlanması, \* Şüphe halinde borçlunun yararına olan yoruma üstünlük tanınması, \* Anlamı açık olmayan hükümlerde tereddüt halinde kaleme alan kişi aleyhine yorumlanması olarak sayılabilir (Kocayusufpaşaoğlu /Hatemi/Serozan/Arpacı, Borçlar Hukuku Genel Bölüm Birinci Cilt: Borçlar Hukukuna Giriş, Hukuki İşlem, Sözleşme, Yenilenmiş Genişletilmiş Tamamlanmış 4 üncü Basıdan 7 nci Tıpkı Bası, İstanbul, Filiz Kitabevi, 2017 s. 338; Oğuzman/Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt - 1, Güncellenip Genişletilmiş 20. Baskı, İstanbul, ... Kitapçılık, 2022 s. 201). Sözleşmenin yorumunda tarafların iradelerinin araştırılması söz konusuyken tahvilde tarafların iradeleri belirlidir. 6.2. Türk Medeni Kanunu 2. maddesi kapsamında düzenlenen dürüstlük kuralı veya dürüstlük ilkesi bir kişiye; haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken hukuk, toplum, ahlak ve örf ve âdet kurallarını gözetmesi görevini yüklemektedir. Kanun koyucu bu ilkeyle, kişilerden kısaca dürüst ve genel davranış kurallarına uygun davranmayı beklemektedir. Dürüstlük kuralı; karşı taraf nezdinde yaratılan güvenin korunması ilkesini de beraberinde getirir. Güvenin korunması ilkesinin ve dolayısıyla dürüstlük kuralının bir yansıması ise irade beyanlarının yorumlanmasında kabul edilen ... teorisinde karşımıza çıkmaktadır. ... teorisi; irade beyanlarının, tarafların haklı ... ve menfaatleri gözetilerek dürüstlük kuralı çerçevesinde yorumlanmasıdır(Eren, Fikret. Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 27. Baskı, Ankara, Yetkin Yayınları, 2022, s. 159). 6.3. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 19 ve 6100 sayılı HMK.’un 33. maddeleri uyarınca yargıç tarafların hukuki nitelendirmesi ile bağlı değildir. Yargıç aradaki sözleşmesel ilişkiyi yorumlar, sözleşme türünü ve içeriğini kendisi belirler. Tarafların gerçek ve ortak iradelerini esas alır. Bu nedenle taraflar arasındaki sözleşmenin hizmet veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi olduğunun nitelendirilmesi yargıca aittir. 7. Ölünceye kadar bakma Sözleşmesi: 7.1. Türk Borçlar Kanunu’nun 611. maddesinde ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım borçlusunun bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının da bir malvarlığını veya bazı malvarlığı değerlerini ona devretme borcunu üstlendiği sözleşme şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımdan anlaşılacağı üzere ölünceye kadar bakma sözleşmesi, taraflara karşılıklı hak ve borçlar yükleyen bir sözleşmedir. Taraflardan her birinin üstlendiği edim, diğer tarafın üstlendiği edimin sebep ve karşılığını oluşturduğundan bu sözleşmeler tam iki tarafa borç yükleyen ivazlı sözleşme türlerindendir. Bu sözleşme ile bakım alacaklısı, sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme; bakım borçlusu da almış olduğu malın değerine ve bakım alacaklısının daha önce sahip olduğu sosyal durumuna göre hakkaniyetin gerektirdiği edimleri, bakım alacaklısına ifa etme yükümlülüğünü üstlenmektedir. 7.2. Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, tarafların edimleri arasında önemli ölçüde oransızlık bulunması durumunda önel verilerek sona erdirilir. Sözleşmeden ... borçlara aykırı davranılması veya başka önemli sebeplerle sözleşmenin devamının imkânsız hâle gelmesi ya da güçleşmesi durumda sözleşme önel verilmeksizin feshedilir. Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin ölüm dışında sona ereceği haller kanunda düzenlenmiştir. Bu hallerden biri de taraflardan birinin davranışlarının sözleşmenin devamını çekilmez ... getirmesi veya başka önemli hallerin varlığının sözleşmenin devamını imkânsız ... getirmesi veya aşırı ölçüde güçleştirmesi sebebiyle fesihtir (TBK m. 617/I). Bu hallerde süre verilmesine gerek olmaksızın sözleşme feshedilebilir. Ancak bu feshin doğuracağı önemli sonuçlar sebebiyle kanun koyucu tarafından hâkimin kontrolüne bağlı tutulmuş ve hâkime bazı yetkiler tanınmış ve hakimin taraflardan birinin istemiyle veya kendiliğinden, aile topluluğu içinde yaşamalarına son vererek, bakım alacaklısına ömür boyu gelir bağlayabileceği hükme bağlamıştır. O halde ölünceye kadar bakma sözleşmesinin tahvil yolu ile başka bir sözleşmeye veya hukuki işleme dönüşebileceği görülmektedir(..., Ü. C. Şekle Aykırı Hukuki İşlemlerin Tahvili. Yüksek lisans tezi. s: 123. https://openaccess.hacettepe.edu.tr/. Erişim: 21.12.2024). 8. İş (hizmet) sözleşmesi: 8.1. 4857 sayılı İş Kanunu’na göre “iş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenme-sinden oluşan sözleşmedir”. 6098 sayılı TBK.’ya göre ise “Hizmet sözleşmesi, işçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirli olmayan süreyle iş görmeyi ve işverenin de ona zamana veya yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmedir”. O halde; Ücret, iş görme ve bağımlılık iş sözleşmesinin belirleyici öğeleridir. 8.2. İş sözleşmesini diğer iş görme edimlerini içeren sözleşmelerden ayıran, belirleyen en önemli ölçüt hukuki-kişisel bağımlılıktır. Gerçek anlamda hukuki bağımlılık işçinin işin yürütümüne ve işyerindeki talimatlara uyma yükümlülüğünü içerir. İş sözleşmesinde bağımlılık unsurunun içeriğini işverenin talimatlarına göre hareket etmek ve iş sürecinin ve sonuçlarının işveren tarafından denetlenmesi oluşturmaktadır. Bağımlılık iş sözleşmesini karakterize eden unsur olup, genel anlamıyla bağımlılık, hukuki bağımlılık olarak anlaşılmakta olup, işçinin belirli veya belirsiz bir süre için işverenin talimatına göre ve onun denetimine bağlı olarak çalışmasını ifade eder. 8.3. Genel-tipik iş sözleşmesinin dört temel unsuru bulunmaktadır. Bunlar; 1) İş sözleşmesinin belirsiz süreli olması, 2) Yapılan işin tam zamanlı yapılması, 3) Tek işverene karşı sorumluluğun bulunması, 4) Haksız iş sözleşmesinin feshine veya işten çıkarılmaya karşı işçinin iş hukuku koruması ve güvencesi altında bulunmasıdır. Bu tür bir iş ilişkisi niteliği bulunmayan, kısaca bu dört unsuru taşımayan veya eksik olan istihdama da “atipik istihdam” biçimi denilmektedir. 8.4. Tipik iş(hizmet) sözleşmesinin üç temel unsuru vardır. İş görme, ücret ve en önemlisi ise kişisel ve hukuki bağımlılıktır. Bu üç temel unsur genel-tipik ve özel-atipik tüm iş sözleşme türlerinde vardır. Özel-atipik hizmet sözleşmelerinin belirlenmesinde ise özellikle iş görme ve ücret unsurlarının, alt unsurları etkili olur. Kısaca özel-atipik iş sözleşmesini işin görüldüğü işveren, görülme zamanı, yeri, türü ve ücretin ödenme biçimi belirler. 8.5. Ücret, hizmet akdini oluşturan unsurlardandır ve bu unsurun yokluğu durumunda çalışma ya vekalet sözleşmesine, ya da bir sözleşme ilişkisi bulunmaksızın hatır, yardım, dayanışma, arkadaşlık gibi bir nedene dayanmaktadır. İşçinin ücretinin kural olarak para olarak ödenmesi gerekir. Ancak bunun karşılığı taşınır veya taşınmaz mal olarak ödenmesi, ücret unsurunu etkilemez. İş sözleşmesini atipik iş sözleşmesi türüne çevirir. 8.6. Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararına göre “İş Kanunlarının ve işçi sigortaları kanunlarının kabulündeki ilk gaye, işçinin menfaatlerini korumak olmasına, belli bir işte çalışması, yaşı ve kadın olması itibariyle veya işin ağır işlerden bulunması gibi sebeplerle yasak olan kimsenin…işçi sayılmasının ve işçinin sağladığı hak ve salahiyetlerden… istifade etmesinin İş Kanunu ve İşçi Sigortaları Kanunlarının kabul ediliş gayesine uygun olacağına ve iş akdinin hükümsüz olmasını gerektiren bir hukuk kaidesinin akdin hükümsüz sayılmasıyla korunmak istenilen kimsenin aleyhine neticeler verecek şekilde tatbikinin kanunun gayesine… aykırı düşeceğine (göre) batıl olan iş akdinin muteber bir akit gibi işçi lehine hukuki neticeler doğurması…kanunun ruhuna uygun ve doğrudur”( YİBK, 18.6.1956, 20/9, RG, 30.9.1958, S. 10020. Aynı yönde, Y9HD, 28.6.2006, 39175/19031). Nitekim daha sonra yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 394. maddesinin 3. fıkrası içithadı birleştirme kararını kural haline getirmiştir. Kurala göre “Geçersizliği sonradan anlaşılan hizmet sözleşmesi, hizmet ilişkisi ortadan kaldırılıncaya kadar geçerli bir hizmet sözleşmesinin bütün hüküm ve sonuçlarını doğurur”. 9. Ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile iş sözleşmesi arasındaki benzerlikler: 1) Her iki sözleşme de tarafların karşılıklı anlaşma ve güvenine dayanmakta ve taraflar arasında belirli bir bağlılık ilişkisi yaratmaktadır. Ölünceye kadar bakma sözleşmesinde de bakım borçlusu, bakım alacaklısına karşı bağımlıdır. 2) Her iki sözleşmede karşılıklı edimler içerir. İş sözleşmesinde işçi iş görmeyi, ölünceye kadar bakma sözleşmesinde ise bakım borçlusu bakım alacaklısının bakımını üstlenmektedir. Bakım borçlusu bakım hizmetini yerine getirmektedir. Bu bakım hizmeti iş görmedir. 3) İş sözleşmesinde işveren hizmet karşılığında ücret vermeyi, ölünceye kadar bakma sözleşmesinde ise bakım alacaklısı bakım borçlusuna bazı malların devrini öngörmektedir. 4) İş sözleşmesi belirli süreli yapılsa da asıl olan ölünceye kadar bakma sözleşmesinde olduğu gibi belirsiz süreli olmasıdır. 5) Her iki sözleşmede işçi iş görme edimini, bakım borçlusu da bakım hizmetini bizzat yerine getirmek zorundadır(Tek istisnai durum evde hizmet sözleşmesi). 6) Her iki sözleşmenin de önelli ve önelsiz feshi olanaklıdır. 10. Görüldüğü gibi her iki sözleşme arasında benzerlikler olup, ölünceye kadar bakma sözleşmesinin geçersizliği halinde iş sözleşmesine tahvili olanaklı ... gelmektedir. 11. Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin geçersizliği halinde, malların devri olanaklı olmamakta, bakım alacaklısının edim borcu yerine gelmemektedir. Oysa iş sözleşmesinin geçersizliği halinde, ortadan kaldırılıncaya kadar geçerli kabul edilecek, ücret ve diğer haklar sağlanacaktır. 12. Sosyal Güvenlik Hakkı (sigortalılık): 12.1. Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesinde açıklandığı üzere; “Anayasa’nın 12. maddesine göre; “Herkes kişiliğine bağlı, dokunulmaz devredilmez, vazgeçilmez, temel hak ve hürriyetlere sahiptir.”. Sosyal güvenlik hakkı, bireylerin geleceğe güvenle bakmalarını sağlayan bir insan hakkıdır. Aynı zamanda “sosyal güvenlik, sosyal hukuk devleti içerisinde yer alan ve bu ilkeyi oluşturan temel kavramlardan birisidir”. Bu esası göz önüne alan anayasa koyucu “Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler” başlığı altında sosyal güvenlik hakkını da düzenlemiş ve 60’ncı madde ile “Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar” hükmünü getirmiştir. Bu iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde, sosyal güvenlik hakkının kişiye sıkı sıkıya bağlı dokunulmaz ve vazgeçilemez bir hak olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. 12.2. (Mülga) 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunun 6. maddesinde ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 92. maddesinde de, bu ilke aynen benimsenerek, çalışanların işe alınmalarıyla kendiliğinden sigortalı olduğu, bu suretle sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamayacağı ve vazgeçilemeyeceği, sözleşmelere sosyal sigorta yardım ve yükümlerini azaltmak veya başkasına devretmek yolunda hükümler konulamayacağı belirtilmiştir. Bu haliyle sigortalı olmak, kişi bakımından sadece bir hak olmayıp aynı zamanda bir yükümlülüktür. 12.3. Gerek (Mülga) 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu anlamında gerek ise 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu anlamında sigortalı niteliğini kazanmanın koşulları başlıca üç başlık altında toplanmaktadır. Bunlar: a) Çalışma ilişkisinin kural olarak hizmet akdine dayanması, b) işin işverene ait yerde yapılması, c) çalışanın mülga 506 sayılı Kanunun 3.maddesinde, 5510 sayılı Kanunun ise 6. maddesinde belirtilen istisnalardan olmaması şeklinde sıralanabilir. 5510 sayılı Kanunun 4/1-a maddesine ve 506 sayılı Kanuna göre sigortalı olabilmek için bu koşulların bir arada bulunması zorunludur. 12.4. İşçi ve sigortalı kavramlarının tanımında hizmet sözleşmesinden hareket edilmekteyse de yürürlükten kalkan 1475 sayılı İş Kanunu ile (Mülga) 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununda bu sözleşmenin tanımına ilişkin bir hükme yer verilmemiştir. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 3/11. maddesinde “bu Kanunun uygulamasında, Hizmet akdi: 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı Borçlar Kanununda tanımlanan hizmet akdini ve iş mevzuatında tanımlanan iş sözleşmesini veya hizmet akdini ifade eder” şeklinde düzenlemiştir. Yürürlükteki 4857 sayılı İş Kanununun 8. maddesinde, “İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir.” tanımlaması yapılmıştır. Belirtmek gerekirse, 4857 sayılı İş Kanununda “Hizmet akdi” sözcüğü terkedilmiş, yerine “İş sözleşmesi” ifadesi kullanılmıştır. 12.5. Gerek (mülga) 506 sayılı Kanunun 78/2. maddesinde, gerek ise 5510 sayılı Kanununun 82/2. maddesinde günlük kazanç sınırları düzenlenirken “ücretsiz çalışan sigortalıların günlük kazançları alt sınır üzerinden hesaplanır.” hükmüne yer verilmiştir. Bu düzenlemenin gerekçesinde, maddenin, ücretsiz çalışanların prim kesintilerinin belirlenmesi amacıyla kaleme alınmış olduğu belirtilmektedir. 506 sayılı Kanunda ve 5510 sayılı Kanunda hizmet akdine dayalı çalışmanın ücretsiz de olabileceğinden söz edilmesinin nedenine gelince, 506 sayılı Kanunun ve 5510 sayılı Kanunun sistematiği dikkate alındığında, yasa koyucunun, Sosyal Sigortalar Kanunu bakımından ücreti hizmet akdinin zorunlu bir unsuru olarak öngörmediği, bu anlamda, 506 sayılı Kanunda ve 5510 sayılı Kanunda anılan hizmet akdinin, Borçlar Kanununda tanımlanan şekliyle hizmet akdine göre özellikler gösteren bir (hizmet) sözleşme biçiminde olduğu söylenebilir. Konu doktrinde de ele alınmış ve ücret almadan yapılan çalışmalarında sigorta kapsamına alınması gerektiği genel olarak kabul görmüştür. III. SOMUT UYUŞMAZLIK. 13. İzmir 32.Noterliğinin 04/05/2009 tarih ve 6402 sayılı düzenleme şeklinde Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi celp edilmiştir. İncelenmesinde; İzmir İli, ... İlçesi, ... Mahallesi, 16 ada, 10 parselde bulunan C Blok Zemin Kat 1 numaralı bağımsız bölüm taşınmazın ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile davalılar murisi tarafından davacıya temlik edilmiş ve taşınmaz 24/08/2016 tarihinde 24.000 TL bedel karşılığında davacı tarafından dava dışı ... 'a satılmıştır. 14. Davalılar murisi ... tarafından davacı ve taşınmazı zatın alan ... aleyhine İzmir 10.Asl. Huk. Mah.sinin 2018/573 Esasına kayden açılan tapu iptali ve tescili davası açılmış ve kesinleşen 21.05.2018 tarih, 2018/805 K .sayılı ilam ile davacının bakım borcu yüklendiği halde bu borcu tam olarak yerine getirmeyip, balım alacaklısına kötü söz ve davranışlarda bulunduğu, tartışma sonrası davacının kendi isteği ile evden ayrıldığı, bakım ödevini devam ettirmediği ve davalılar murisine başka birisinin bakmaya başladığı” gerekçe yapılarak İzmir 32. Noterliği'nin 04/05/2009 tarih 6402 yevmiye sayılı düzenleme şeklinde Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinin iptaline karar verilmiştir. 15. Tanık anlatımlarına göre davacı davalıların murisinin torunu ile evli iken boşanmış, ölünceye kadar bakma sözleşmesinden önce ücret karşılığı bakım hizmetine başlamıştır. IV. DEĞERLENDİRME: 16. Davacı ile davalılar arasında ölünceye kadar bakma sözleşmesi imzalanmadan önce iş ilişkisi kurulduğu, davacının ücret karşılığı iş görme edimi olan evde bakım hizmetini vermeye başladığı, 04.05.2009 tarihinde ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile bakım hizmetine karşılık taşınmazın davacıya devredildiği, ancak aradaki ilişkinin bozulması ve bakım hizmetinin yerine getirilmemesi nedeni ile ölünceye kadar bakma sözleşmesinin iptaline karar verildiği, taşınmazın tekrar bakım alacaklısında döndüğü, tarafların iradesinin başlangıçta iş ilişkisi kapsamında olduğu anlaşılmaktadır. 17. Taşınmaz devrinin iş görme edimine karşılık kararlaştırıldığının kabulü gerekir. Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin geçersizliği karşısında taraflar arsındaki ilişki, taraf iradeleri, özellikle sözleşmenin kurulduğu ana göre ve sözleşmeyi ayakta tutacak şekilde yorum ilkeleri dikkate alınarak iş ilişkisi olarak değerlendirilmelidir. 18. Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin iptali ve geçersizliği halinde geçersizliğin geçmişe etkili olması, ancak iş sözleşmesinin sona ermesine (geçersizliğine kadar) kadar geçerli bir hizmet aktinin hüküm ve sonuçlarını doğurması, ölünceye kadar bakma sözleşmesinin karşılıklı edimler içeren sözleşme türü olması ve iş sözleşmesi ile benzerlikler taşıması nedeni ile iş sözleşmesine tahvil yolu ile dönüştürülmesi hukuka ve hakkaniyete uygun olacaktır. Bu şekilde davacının iş görme edimi olan bakım hizmetinin hukuksal olarak karşılanması ve sigortalılık hakkının tesisi sağlanmış olacaktır. V. SONUÇ: