3. Hukuk Dairesi 2024/3695 E. , 2025/3374 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1323 E., 2023/2355 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2016/236 E., 2022/122 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırla
**3. Hukuk Dairesi 2024/3695 E. , 2025/3374 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1323 E., 2023/2355 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2016/236 E., 2022/122 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; davalılardan ... tarafından dava dışı Kazakistan Cumhuriyet Merkez Bankası (KCMB) aleyhine 24. İcra Müdürlüğü'nün 2005/2784 E. sayılı dosyası ile takip yapılıp kesinleştirilmesi ve bankalara ve idarelere haciz ihbarnameleri gönderilmesi, dava dışı KCMB'nın Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) nezdindeki 156.808,50 USD tutarındaki hesabının bloke edilmesi işlemiyle başlayan süreçte usulüne uygun tebligat yapılmadığını, uluslararası hukuk kurallarına uyulmadan hesaba bloke konulduğunu ve bloke konulan hesaptaki paranın icra dosya alacaklısı olan davalı ...'a ödendiği iddiası ve bu şekilde ödenen paranın işleyecek faiziyle iadesine karar verilmesi istemiyle dava dışı KCMB tarafından müvekkili idare ile davalı ... aleyhine 18.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/100 E. sayılı davasının açıldığını, Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın müvekkili İdare yönünden kabulüne, davalı ... yönünden reddine karar verdiğini, taraflarınca temyiz edilen kararın Yargıtay tarafından faiz ve davalı ... yönünden de sorumluluğa hükmedilmesi gerektiği belirtilerek bozulduğunu, bozmaya uyan 18. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/100 E. sayılı kararı ile davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, bozma kararına uygun verilen kararın temyiz edilmediğini ve kesinleştiğini, kesinleşen kararın icraya konulması ve davalı ...'un ödeme yapmaması üzerine ilamda yazılı asıl alacak ile tüm fer'ilerinin 34. İcra Müdürlüğünün 2014/15078 E. sayılı dosyasına toplam 638.071,35 TL olarak müvekkili İdarece ödenerek icra dosyasının kapatıldığını, 18. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/100 E. sayılı dosyasında yapılan yargılamada, davalı ...'un 24.İcra Müdürlüğünün 2005/2784 E. sayılı dosyası ile yaptığı takibin 14. İcra Hukuk Mahkemesinin 2005/776 E. sayılı ilamı ile iptaline hükmedilip, kararın kesinleşmesine rağmen takibe ve hacze devam edilmesi, haczedilen paranın da ödenmesine dair usulsüz işlemleri yapan icra dairesinin müvekkili Bakanlığa bağlı olması nedeniyle müvekkili İdare aleyhine de hüküm kurduğunu ve bu hüküm nedeniyle ilgili icra dosyasına ödeme yapılmak zorunda kalındığını, bu şekilde oluşan Hazine zararına o tarihte İcra Müdür Yardımcıları olarak görev yapan davalılar ..., ... ve ...'nın neden olduklarını, memur olan bu kişilere karşı rücu davası açabilmek için 31.12.2015 tarihli Bakanlık onayı alındığını, ayrıca olayın asıl sorumlusu olan diğer davalı ... için de 15.04.2016 tarihinde dava açılması talimatı alındığını, müvekkili İdarenin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 61. maddesi ile diğer genel hükümler çerçevesinde olayın diğer müşterek ve müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkının bulunduğunu ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, davalıların kusurları ve sorumlulukları belirlenerek tahsilde tekerrür olmaması kaydı ile 638.071,35 TL İdare zararının her bir davalının sorumluluğu oranında kendilerinden rücuen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalılardan ... vekili; müvekkilinin davaya konu alacağın tahsil edildiği icra dairesinde müdür yardımcısı olarak çalıştığını, takibin yabancı bir tüzel kişiye karşı yapılması nedeniyle takibe dair talimatın icra müdürü olan davalılardan ... tarafından verilip, ödeme emrinin de müdür yardımcısı olan davalılardan ... tarafından düzenlenmesinden sonra, müvekkilinin sadece ceza hükümlerini çıkardıktan sonra oluşan metnin ve diğer belgelerin tercüme ettirilmesi için alacaklıya verdiğini, müvekkili tarafından düzenlenmiş bir ödeme emrinin bulunmadığını, kaldı ki, icra müdürünün talimatı ile düzenlenen ödeme emrinin de Kanuna uygun olduğunu, zira Yargıtayın yerleşik içtihatlarında belirtildiği üzere takip talebini alacaklının düzenlediğini, icra memurunun ise takip talebine göre ödeme emrini düzenlediğini, takip talebinin yasal olmadığı iddia ediliyor ise bunu borçlunun itirazen bildirmesi gerektiğini, böylece icra memurunun usulü bilgileri içeren takip talebini kabul etmemesi yönünde bir yetkisi bulunmadığını ve icra memurlarının yeterli usulü bilgi ve koşulları içeren takip talebini işleme koymak zorundu olduğunu, ayrıca 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 58. maddesine göre takip talebinde yabancı para üzerinden istenilen alacağın Türk Lirası karşılığının ayrıca gösterilmesi zorunlulun alma nedeninin harçlarının doğru hesaplanması ve tahsilinin sağlanması olduğunu, alacaklının ise İcra Mahkemesinden “adli yardım” kararı aldığından harç alınmayacağından ödeme emrinde talep edilen yabancı para cinsinden alacağın TL karşılığının gösterilmemesinin Kanuna aykırı bir yönü bulunmadığını, bu şekilde düzenlenen ödeme emrinin borçluya 02.06.2005 tarihinde tebliğ edildiği hususunun ... tarafından bildirilmesi üzerine takibin kesinleştirilip haciz işlemlerinin uygulandığını, borçlunun da yaklaşık 6 ay sonra tebligatın usulsüz olduğu iddiası ile itirazda bulunduğunu, oysa tebligatın icra dairesi işlemi olmayıp posta işlemi olduğunu, ayrıca somut olayda söz konusu tebligatın davacı Bakanlık aracılığı ile yapıldığını,icra dosyasında bu yönde açık bir usulsüzlük saptanmadığı sürece tebligatın usulsüzlüğünü icra memurunun saptaması ve dikkate almasının söz konusu olamayacağını, bunu borçlunun usulünce ve şikayet yolu ile dile getirmesi talebinin reddedilmesi halinde dava açması gerektiğini, meydana gelen olayda müvekkiline atfedilebilecek bir kusur bulunmadığını, ayrıca böyle bir kusur bulunsa dahi kusurlu işlem ile zarar arasındaki illiyet bağının üçüncü kişinin kusuru ile kesildiğini, zira paranın TCMB.'nın hesabından dosyaya aktarılmasını müteakip borçluya 2004 sayılı Kanun'un 103. maddesi uyarınca tebligat gönderilmesi ve bundan sonra alacaklıya ödenmesi ve böylece borçluya itiraz olanağı sağlanması gerekirken bunun yapılmadığını, bu işlemdeki kusurunun da icra müdüründe olduğunu, bu kusurlu işlem nedeniyle müvekkilinin işlemi ile zarar arasındaki illiyet bağının kesildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. 2. Davalı ... vekili; müvekkiline atfedilecek kusur bulunmadığını, davanın öncelikle zamanaşımı, sonra da müvekkilinin kusurunun bulunmaması, icra işlemi ile zarar arasında illiyet bağının olmaması, davalı alacaklı ile müvekkili arasında menfaat ilişkisin bulunmaması, takibin icra müdürünün talimatı ile kabul edilip işlemlerinin de onun denetiminde yapılması nedenleriyle reddi gerektiğini, şöyle ki, davalılardan ...'un takibini kabul edip takip işlemelerini başlatan kişinin davalılardan ... olduğunu, incelemeleri yapıp takibin UYAP'a kaydedilmesi ve numara verilmesi talimatı ile evrakları müvekkiline havale ettiğini, müvekkilinin de talimat uyarınca belirtilen işlemleri yaptığını, ödeme emrinin de müvekkili tarafından değil, bizzat alacaklı tarafından düzenlendiğini, davalı ...'un İcra Müdürlüğüne gelip doğrudan icra müdürünün odasına geçerek elindeki senet, takip talebi ve ödeme emrini icra müdürüne verdiğini ve onun da belgeleri inceleyip kabul ettiğini, davalılardan ...'nin de daktilo ile yeni bir takip talebi yazdığını ve adli yardım kararı uyarınca harç alınmaması yönünde karar aldığını savunarak, davanın reddini istemiştir. 3. Davalı ...; icra dairesi olarak yaptıkları işlemlerde usul ve kanuna aykırı hiçbir unsur bulunmadığını, takip talebi hatalı alınmış olsa dahi şikayet yolu ile iptal ettirilinceye kadar yapılan tüm işlemlerin geçerli olacağını, öte yandan icra müdür ve yardımcılarının takip talebini kabul etmeme yetkileri bulunmadığını, yapılan işlemler hukuka aykırı olmadığı gibi, kast ve ihmal de bulunmadığını, kesinleşen takipte haciz talebini kabul ve icra etmeye de zorunlu olduklarını, olayla ilgili ceza soruşturmasında savcılıkça kovuşturmaya yer olmadığına karar verdiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. 4.Davalı ...; davaya cevap vermemiş; yargılama sürecinde 06.06.2017 tarihinde vefat etmesi üzerine, mirasçıları davaya dahil edilmiş, mirasçıları 21.08.2019 tarihli dilekçe ve ekli belgeler sunarak, murisleri ...'un mirasını reddettiklerini, davayı takip etmeyeceklerini ve haklarındaki davanın husumet yokluğundan reddine karar verilmesini istemişlerdir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; 18. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/100 E. sayılı dosyası ile davacısı dava dışı KCMB'nın davalılardan ... ve davacı ... aleyhine açtığı dava sonunda, davacıya ait paranın usulsüz ve haksız haciz işlemleri ile davalılardan ...'a ödenmesi nedeniyle 156.808,50 USD'nin faizi ile birlikte müştereken tahsiline karar verildiği, kararın kesinleşmesi üzerine hüküm altına alınan miktarın tamamının davacı ... tarafından ödendiği ve sonrasında da eldeki rücu davasının açıldığı, davalılardan ...'un 18. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/100 E. sayılı kesinleşmiş kararı gereğince sorumlu olduğu, usulsüz icra takibi sonucu parayı yersiz olarak tahsil ettiğinden hakkındaki davanın kabulü gerektiği, ancak vefat edip mirası reddedildiğinden hüküm altına alınan miktarın davalılardan ...'un terekesinden tahsili gerekeceği, diğer davalı icra memurlarının ise, gelen icra takiplerini reddetme ve verdikleri kararlardan rücu etmelerinin mümkün olmadığı, dosyaya para geldikten sonra takibin durdurulmasına, ödeme yapılmamasına ilişkin olarak herhangi bir talep ve Mahkeme kararının icra dosyasında bulunmadığı gözetilerek takibin alınması ve sonrasında verilen kararların Kanuna uygun olduğu gerekçesiyle, davalılardan ..., ... ve ... hakkındaki davanın reddine, davalılardan ... mirasçıları ..., ... ... ... ve ... ... hakkındaki davanın husumet yokluğundan reddine, muris (davalı) ... için terekesinin tasfiyesine ilişkin açılan dava dosyasında muris ...'un terekesinden davacının 638.071,35TL alacaklı olduğunun ve bu alacağa ödeme tarihi olan 04.12.2015 tarihinden yasal faiz işletilmesi gerektiğinin tespitine karar verilmiş; karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre alacaklı takip talebini düzenleme hakkına sahip olduğundan icra müdürlüğünün takip talebini kabul etmeme yetkisinin bulunmadığı, ödeme emrini tebliğ alan borçlunun takip talebinin yasal koşulları taşımadığı yönünde şikâyet hakkı olduğu, ayrıca icra müdürlüğünce verilmiş bir karardan daha sonra resen dönülerek yeni bir karar verilmesinin kural olarak mümkün bulunmadığı, yine hakkı muhtel olanların şikâyet hakkının olduğu, icra dosyası kapsamında icra takibinin iptali istemli yargılama dışında, takibin durdurulması, icra dosyasına para geldiğinde icra alacaklısına ödenmemesi vb. yönde herhangi bir talep ve Mahkeme kararı bulunmadığı, takip talebinin alınması ve sonrasında verilen kararların Kanun ve yerleşik içtihatlara uygun olduğu, öte yandan aleyhine istinaf yoluna başvurulan icra dairesi görevlilerinin davalı icra alacaklısı ile menfaat ilişkisi içinde oldukları, bilerek onun yararına borçlu dava dışı KCMB aleyhine işlemler yaptıkları hususunda da iddia ve ispat bulunmadığı, aksine görevi kötüye kullanma suçundan bir kısım icra dairesi görevlileri hakkında başlatılan ceza soruşturmasının kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ile sonuçlandığı, bu itibarla İlk Derece Mahkemesince icra dairesi görevlileri olan ve davacı Bakanlık tarafından aleyhlerine istinaf kanun yoluna başvurulan davalılardan ..., ... ve ...'nın rücu sorumluluklarını gerektirecek kusurları bulunmadığı gerekçesiyle bu kişiler yönünden verilen ret kararında bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; kabul edilen kısım itibariyle karara karşı bir diyeceklerinin bulunmadığını, bir kısım davalılar olan icra memurların Devlete verdikleri zarardan dolayı müvekkili İdarenin rücu hakkının bulunduğunu, davalılardan ... dışındaki kamu görevlileri olan davalıların sorumluluk oranlarının Mahkemece tespiti gerektiğini, Derece Mahkemelerinin davalı icra memurları hakkındaki tespit ve değerlendirmelerinin yerinde olmadığını, ayrıca istinaf sebeplerine ilaveten haklarında husumetten ret kararı verilen davalılar lehine vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davalılardan İcra ve İflas Dairesi görevlileri yönünden 2004 sayılı Kanunun 5. maddesine, davalı icra alacaklısı ... mirasçıları yönünden haksız fiile dayalı rücuen tazminat istemine ilişkindir. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında; hukuki ilişkinin ve bu ilişki nedeniyle ortaya çıkan uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru şekilde belirlendiği, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamı ve Yerleşik içtihatlar da nazara alındığında eldeki rücu davasına dayanak icra dosyasında takip talebinin alınması ve sonrasında verilen kararların takip alacaklısının adli müzaharet kararı bulunduğu da dikkate alındığında yerleşik içtihatlara uygun olduğu, yine davalı icra memurlarının davalı icra alacaklısı ... ile menfaat ilişkisi içinde oldukları ve onun yararına ve takip borçlusu olan dava dışı KCMB aleyhine işlemler yaptıkları hususunda dosya kapsamında delil ve emare bulunmadığı, istinafta ileri sürülmeyen nedenlerin temyiz incelemesinde ileri sürülemeyeceği anlaşılmakla, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar verilmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 18.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.