Başvuru, yazmış olduğu kitap nedeniyle başvurucunun tazminat ödemeye mahkûm edilmesinin ifade ve basın özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, yazmış olduğu kitap nedeniyle başvurucunun tazminat ödemeye mahkûm edilmesinin ifade ve basın özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. Başvuru, 22/11/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun belirlenen eksiklikleri tamamlatılmış ve Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 18/4/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı 30/9/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar vermiştir. Adalet Bakanlığına (Bakanlık) başvuru konusu olay ve olgular bildirilmiş, başvuru belgelerinin bir örneği görüş için gönderilmiştir. Bakanlığın 27/10/2014 tarihli görüş yazısı 31/10/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş; başvurucu, görüşünü süresi içinde 7/11/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. İkinci Bölümün 15/10/2015 tarihinde yaptığı toplantıda başvurunun, niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması gerekli görüldüğünden Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar verilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu; siyasi partiler, siyasi faaliyette bulunan dinî cemaatler ve bunların aralarındaki ilişkiler konularında kitapları olan bir yazardır. Başvurucu, Ergenekon soruşturması olarak bilinen soruşturmalar kapsamında tutuklanarak yargılanmış ve toplam 29 yıl 7 ay hürriyeti bağlayıcı ceza ile cezalandırılmıştır. Başvurucu, 6 yıl 9 ay tutuklu kalmasının ardından 11/3/2014 tarihinde tahliye edilmiştir. Başvurucu hakkındaki ceza davası henüz Yargıtay aşamasında olup kesinleşmemiştir. Başvuruya konu “Musa'nın Gülü” isimli kitap, 2007 yılı Mayıs ayında yayımlanmıştır. Söz konusu kitapta, kitabın yayımlandığı tarihte cumhurbaşkanlığına aday olan Abdullah Gül hakkında bazı değerlendirmelere yer verilmiştir. Davacı Abdullah Gül tarafından kitapta yer alan bazı ifadelerin doğru olmadığı, şeref ve itibarına zarar verdiği iddiasıyla başvurucu hakkında 11/7/2007 tarihinde manevi tazminat davası açılmıştır. Davacı, i. Kitapta yer alan ifadelerin gerçek dışı ve iftira niteliğinde olduğunu, kişisel ve ailevi değerlerine, şeref ve haysiyetine saldırı teşkil ettiğini; 1997 yılında devlet bakanlığı, 2003 yılında başbakanlık, dava tarihinde başbakan yardımcılığı ve dışişleri bakanlığı yaptığını ve devlet görevi gereği yaptığı görüşmelerin ve yaşam şeklinin çarpıtılarak ifade edildiğini ve sanki Türk Devleti aleyhine faaliyetler gibi sunulmaya çalışıldığını, ii. Başvurucunun yalnızca kendisinin toplumsal itibarını zedelemek amacıyla hareket ettiğini; davaya konu kitabın tasarımının, kullanılan renklerin, kapak tasarımının, ön sözün, arka kapağın, içeriğinin, kitapta yer alan başlıkların, ifadelerin kullanım tarzının kamuoyunu yönlendirmek, tahrik etmek, kendisinin siyasi ve kişisel itibarını zedelemek, kişilik hakkına saldırıda bulunmak amacına yönelik olduğunu, iii. Kitabın tasarımının, kullanılan renklerin ve kapak tasarımının bir bütünlük arz ettiğini ve siyonist yıldız içerisinde resminin kullanıldığını, kendisinin “ajan”, “vatan haini” ve Türkiye aleyhine faaliyette bulunan bir şahıs olarak nitelendirildiğini, iv. Türklüğe karşı bir tutum içerisinde olduğu, “İngiliz, Amerikan ve Yahudiler için çalıştığı”, “Amerikan vatandaşı olduğu”, “İngiliz istihbarat servisleri için çalışacak kişilerden biri olduğu ve o şekilde yetiştirildiği” gibi ifadelere yer verildiğini, v. Kitabın sayfasında “Yıllarca Kayserili olduğunu söyleyen Gül ailesi aslında Kayseri'ye 1915 yılında Siirt'ten göçmüştü. Aile; çevreye kendini Arap olarak tanıtmıştı. Oysa Araplıkla hiçbir ilgileri yoktu.” denildiğini ve devamında Recep Tayyip Erdoğan ile kendisinin -Musa Peygamber ve kardeşi Harun Peygambere benzetilerek- “yalancı” ve “Yahudi” olarak nitelendirildiğini, kendisinin Siirt’ten göç ettiği ve Yahudi olduğu yönündeki iddianın doğru olmadığını, davaya konu kitapta bu konuyla ilgili tek bir kanıt bulunmadığını, vi. Kitabın sayfasında, “Abdullah Gül, Siirt göçmeni olduğu yanında yıllarca içinde taşıdığı Yahudi ve Amerikan aşkını dahi gizledi”, sayfasında, “Atatürk’ün bu düşüncelerine inat olarak; Kayseri Lisesi'nden Atatürk düşmanı bazı isimlerin yetiştirilmesine başlandı. Laik demokratik cumhuriyetin temellerine dinamit koymak için birbirleriyle yarışan bazı isimler de buradan mezun oldu.” denilmek suretiyle kendisinin Atatürk ve laik demokratik cumhuriyet düşmanı olarak nitelendirildiğini, vii. Yine aynı sayfada “Abi Macit Gül aldığı ihaleler sonrası Kayseri'de fabrika sahibi oldu” denilerek ihalelerin, kendisi tarafından kardeşine verilmiş gibi bir algı oluşturulduğunu, söz konusu iş yerinin 1970'li yıllarda Kayseri Tayyare Fabrikasından emekli olan babası Ahmet Hamdi Gül tarafından kurulduğunu, bu nedenle belirtilen hususun gerçek dışı olduğunu, viii. Kitabın sayfasında “MTTB'nin etkin isimleri arasında yer alan Gül ve arkadaşları ülkücüler ile solcuların arasındaki kavgalardan azami ölçüde yararlanıyor ve olayları bıyık altından gülerek seyrediyorlardı.” denilerek kendisinin “provokatör”, ”ülkeyi kargaşaya sürükleyen bir kişi” olarak gösterildiğini, ix. Kitabın sayfasında, “Bu durum; her halde birisi kiliseden çıkarken gördüğünde ‘burada ne arıyorsun’ sorusunun peşin verilmiş cevabıydı” diye iddia edildiğini, bu sayfanın başlığının “Kilise'de namaz kılmış” olarak belirtildiğini, kendisinin Hristiyan olduğunun iddia edildiğini, x. Kitabın sayfasında “İngiliz istihbarat servislerinin yurt dışı görevlere gönderilecek ajanlarının önemli bir bölümü Exeter Üniversitesi'nde eğitim görür... Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Exeter Üniversitesi'nde 2 yıl eğitim öğretim görmüştür”, sayfasında “ABD'nin en sevdiği islamcı ( ! ) tiplemesi içinde yer alan Gül, ABD, İsrail, İngiltere, Fethullah Gülen ve Tayyip Erdoğan'dan destek alarak Fazilet Partisi Genel Başkanlığına adaylığını koydu”, sayfasında “Bu isimler memleketin hizmetinde kullanılıyorlardı. Tabi ki o memleket ABD, İngiltere ve İsrail'di”, sayfasında “Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı adayı olan Abdullah Gül, görüldüğü gibi özellikle ABD ve İngiltere'nin derin devleti ile yakın ilişkiler içinde olan bir kişidir.”, sayfasında “Oğullarının işi ABD’den” denildiğini, xi. Kitabın sayfasında “Gül'ün Bakanı olduğu dışişleri davaya Mason Avukat Münci Özmen'i göndermiş ve karar türban aleyhine çıkmıştı.” denilerek masonlar ile bağlantısı olan bir kişi olarak gösterildiğini,xii. Kitabın sayfasında “Türkiye'de Cumhuriyetçi dönemin sonu geldi. Kesinlikle laik sistemi değiştirmek istiyoruz.” ifadesinin müvekkili tarafından kullanıldığının iddia edildiğini, bu ifadelerle ilgili olarak yayın yapan Cumhuriyet gazetesinin 29/4/2007 ve 1/5/2007 tarihli nüshaları hakkında müvekkili tarafından dava açıldığını, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinin 2007/381 Esas sayılı dosyasında 5/5/2007 tarihinde söz konusu gazetedeki haberlerle ilgili ihtiyati tedbir kararı verildiğini ve bu şekilde yayın yapılmasının yasaklandığını, davaya konu kitapta bu Mahkeme kararına aykırı hareket edildiğini, xiii. Kitabın sayfasında “Cumhuriyetle kavgalı bir Cumhurbaşkanı adayı olduğunu net bir şekilde ortaya koyuyor.”, “Gül'ün temsil ettiği çevrelerin attığı tohumların nasıl yeşerdiği ise, Ankara'da acı tecrübelerle yaşanmış ancak Danıştay baskınından da ders çıkarılmamıştı.”, sayfasında “Dört dönem Kayseri Milletvekili seçilen Gül, İsrail, ABD ve İngiliz başkonsolosluklarının denetiminde Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte AKP'yi kurdu.”, sayfasında “Kayıp Trilyon Sanığı” başlığı kullanılarak bu başlık altında “Gül'ün Cumhurbaşkanı olması durumunda, kayıp trilyon davasından yararlanıp yararlanmayacağı gelecek günlerde netleşecek.” denildiğini, oysa aynı konuda Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından kendisi aleyhine açılan davanın reddine karar verildiğini, davalının tek amacının gerçek dışı beyanlar ile kendisine zarar vermek olduğunu, xiv. Kitabın sayfasında “Foxman ve ekibi Ankara'da Abdullah Gül ve Fehim Adak'la görüşüyor, doğrudan Amerikan yönetiminin önemli ve stratejik mesajlarını iletiyorlardı... Yahudilerin ve ABD'lilerin güvenini kazanıyordu.” sayfasında “Yalçın Küçük, Gül'ün eşi için, ‘ibrani’ dediğinde elektriğe tutulmuş bir Toy gibi çırpınıyor, hemen kağıda kaleme sarılıp mektup yazıyordu.” denilerek kendisinin toygillerden, böcek ve tane ile beslenen, eti için avlanan, kızıl tüylü bir kuş olarak gösterildiğini; kitabın aynı sayfasında, “Gelin Yalçın Küçük'e hakvermeyin... Ahmet Ertegün'ün tam ismi; Ahmet Münir Ertegün'dü. Gül'ün oğlunun ismi ise Ahmet Münir'di. Ahmet Ertegün'ün annesinin adı Hayrunnisa iken Gül'ün eşinin adı da Hayrunnisa'ydı. Tesadüftür, tesadüf ( !!!??), Ahmet Ertegün'ün eşinin adı Mica idi ve kendisi Hristiyan'dı. Ahmet Ertegün ABD vatandaşı ve ABD derin devletinin en önemli isimlerindendi.” denilmek suretiyle isim benzerliklerini kullanarak imada bulunulduğunu, xv. Kitabın sayfasında “Gül, gizli dünya devletinde” başlığı kullanılarak imada bulunulduğunu, sayfasında “Gül ve Derin Amerika”, sayfasında “Abdullah Gül'ün Gizli İşleri” başlıkları atıldığını ve sayfada “Abdullah Gül denince insanın aklına, hemen İngiltere, İsrail ve ABD'lilerle gizli görüşmeler yapan bir isim geliyordu.” denildiğini,xvi. Kitabın sayfasında kendisinin ABD Dışişleri Bakanı ile gizli bir anlaşma yaptığını ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine hareket ettiğinin iddia edildiğini, sayfasında “İşte size uzak görüşlü ve gerçekçi bir devlet adamının! sözleri” ifadelerine yer verilerek kinaye yapıldığını, dar görüşlü ve yalancı olduğunun ima edildiğini, xvii. Kitabın sayfasında “... 30-35 yıldır bir arada olan insanların birlikteliğinde Yağma-Talan-Soygun ve Vurgun had safhaya ulaştı.” denildiğini, sayfasında “Biz bu ülkenin WASP'larıyız.” sözünün kendisine atfedildiğini, WASP'ların CIA denetiminde faaliyet gösterdiğinin belirtildiğini, sayfasında “Abdullah Gül'de Türklükten Rahatsız” başlığı atıldığını, xviii. Kitabın 94 ve sayfalarında “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözünden rahatsızlık duyduğunun iddia edildiğini, bu şekilde kendisinin Türk düşmanı olarak gösterilmeye çalışıldığını, sayfasında “Bir devlet adamı (!) ve cumhurbaşkanlığı adayı (!) düşünün ki, Atatürk'ün ‘Ne Mutlu Türk'üm Diyene’ özdeyişi ile alay ediyor, aşağılıyor, karşı çıkıyor...” denildiğini, kendisinin bu sözlerle alay etmediğini, aşağılamada bulunmadığını ve karşı çıkma amacı içinde olmadığını, xix. Kitabın sayfasında “Ne yazık ki mert, dürüst ve yürekli olamıyor. Sözlerinin arkasında bile duramıyor.” denilmek suretiyle müvekkilinin namert, yalancı ve korkak olarak nitelendirildiğini, sayfasında “Harf Devrimine De Karşılar Mı?”, sayfasında “Kemalizm Moral Bozuyor veya Gül'ün Röntgeni”, sayfasında “Atatürk'ün İlkeleri Rahatsız Etmiş”, sayfasında “Ne Mutlu Türküm Diyene Sözüne Duyulan Kin”, sayfasında “Kemalizmi Yaşatanları mı Vuracaksınız” başlıklarının kullanıldığını, son başlığın altında “...o kuklaların arkasındaki kuklacıkları vurmamız gerekir ve onları tespit etmemiz gerekir.” denildiğini ve beyanlarının çarpıtıldığını, xx. Kitabın sayfasında “Alman Vakıfları, Leyla Zana ve Gül” başlığı altında “Abdullah Gül, Başbakanlığı zamanında Avrupalılara, Leyla Zana ve arkadaşlarının durumlarını en kısa zamanda düzeltme sözü veriyor, PKK'lılara bayram yaptırıyor, çok geçmeden Zana ve arkadaşları tahliye ediliyordu.” denilmek suretiyle terör grubu ve temsilcileri ile çalıştığının iddia edildiğini, bu iddiaların gerçeklikten uzak olduğunu, xxi. Kitabın sayfasında Abdullah Öcalan'ın kendisine mektup yazdığından, mektupta idam cezasının kaldırılmasını istediğinden ve 14/7/2004 tarihinde idam cezasının kaldırılarak sanki bu mektup üzerine idam cezası kaldırılmış ve Abdullah Öcalan'ın isteğini yerine getirmeye çalışmış gibi gösterildiğini, bu sözlerin kendisine zarar vermek amacıyla sarf edildiğini, Öcalan’ın sayısız kişiye sayısız mektup yazdığını; mektup sahibi ile herhangi bir ilişkisinin, konuşmasının, görüşmesinin ve fikir birliğinin mevcut olmadığını, xxii. Kitabın sayfasında belirtilen hususu kuvvetlendirmek amacıyla “APO'dan mektuplar alan ve Apo'nun dileklerinin çözümü için uğraşan, Başbakan Gül, kendilerine oy veren insanlara gideceği yerde önce PKK ile bağlantılarının kanıtlandığı Apo'dan aldıkları talimatlarla hareket ettikleri kesinleşen Leyla Zana ve arkadaşlarının hapisten kurtulması için mücadele veriyor onların yeniden yargılanmalarını sağlıyordu” denildiğini ve kendisinin PKK yanlısı ve Abdullah Öcalan ile yandaşlarına hizmet eden bir kişi olduğu hususunda insanların inandırılmaya çalışıldığını, xxiii. Kitabın sayfasında, “Gül'ün ABD Vatandaşlığı” başlığı altında “Gül, Amerikan vatandaşı olduğunu neden gizliyor.” şeklinde ifadeye yer verildiğini ancak ABD vatandaşı olduğuna dair herhangi bir kanıt ve belge sunulamadığını, xxiv. Başvuruya konu kitapta haber verme sınırlarının aşılarak kendisine hukuka aykırı olarak saldırıda bulunulduğunu, eleştiri ve nezaket sınırlarının aşıldığını, haksız şekilde suçlanarak manevi varlığının zedelendiğini, basına tanınan ayrıcalığın sınırsız olmadığını, kişilik haklarına saygı gösterilmesi gerektiğini, yayının salt toplum yararı gözetilerek yapılması gerektiğini, bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayının hukuka aykırı ve kişilik haklarına saldırı oluşturduğunu iddia ederek manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Başvurucu, İlk Derece Mahkemesindeki savunmasında davacının iddialarına cevap vermek fırsatı bulmuştur. Başvurucu, i. Başvuruya konu kitapta kaynaklara dayalı olarak alıntılar yapıldığını, kitabın objektif bilgiler içerdiğini; belgelere dayalı, gerçek ve güncel olduğunu, gerçek dışı hiçbir bilgi olmadığını, öz ve biçim dengesinin korunduğunu, konu ile ifade arasındaki bağlılığın sağlandığını, kitapta yer alan bilgilerin kamu yararına yönelik ve toplumsal ilgiyi taşıdığını, ii. Davacının kurumsallaşmış bir şahsiyet olduğunu ve sert eleştirilere muhatap olacağını bilerek siyasi faaliyette bulunduğunu, sadece kitabın ön kapağındaki resimden hareketle “ajan, vatan haini ve/veya Türkiye Cumhuriyeti aleyhine faaliyetlerde bulunan” kişi olduğuna ilişkin çıkarımın davacı tarafa ait olduğunu, iii. Kitapta yer alan ve davacıya atfedilen sözlerin tamamen davacının kendisine ait olduğunu, kitapta ilgili kaynakların gösterildiğini, daha önce yayımlanan haber veya yazılardan alıntı yapılmasının davacının kişilik haklarını ihlal etmeyeceğini, iv. Davacının; isminin yer aldığı haberlere, kitaplara ve yazılara karşı dava açmayarak ve tekzip etmeyerek yazılanların gerçekliğini kabul ettiğini ancak bu yazıların yer aldığı kitaptaki hususların kişilik haklarını ihlal ettiğini ileri sürdüğünü, v. Davacının kendi açıklamalarının okurlara aktarıldığını, kitap bir bütün olarak değerlendirildiğinde hâlen iktidarda olan bir partideki gelişmelerin aktarıldığını, okurların bilgilendirildiğini, ülkeyi yönetenlerin siyasi bakışlarının kamuoyuna duyurulduğunu, kamu yararının ön planda tutulduğunu, ülkenin yönetimini elinde tutanlar hakkında kamuoyunun bilgi sahibi olmasının sağlandığını, vi. Kitapta davacının ismi geçen yerlerde şahsiyet haklarına herhangi bir tecavüzün söz konusu olmadığını, özle biçim dengesinin bozulmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi 21/7/2009 tarihli kararı ile davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:“...Davacının Cumhurbaşkanı olmazdan önce siyasi bir kimliği olup, aynı zamanda Bakanlık, Başbakan Yardımcılığı ve Başbakanlık görevlerinde bulunmuştur. Yapmış olduğu bazı temaslar kamuoyunu ilgilendirdiğinden, davaya konu kitaptan önce de bazı yayın organlarında haber konusu yapılmış ve eleştirilmiştir. Davacı vekili yapılan yayınlar ile ilgili olarak yukarıda belirtilen dışında başka bir dava açıldığını ileri sürmemiştir. Ülkeleri yöneten kişilerin yapmış olduğu bazı temasların ve almış oldukları bazı kararların olduğu gibi kamuoyuna aktarılması söz konusu değilse de, alınan bazı kararların ve yapılan bazı temasların kamuoyunu bilgilendirme amacıyla sunulmaması durumunda kamuoyunda tartışılmakta ve basında eleştirilmektedir. Basının hak ve görevleri arasında kamuoyunu bilgilendirmek, eleştirilerde bulunmak, kamuoyu oluşturmak, böylece demokrasinin daha iyi işlemesini sağlamak gibi bir işlevi söz konusu olduğundan, siyasete giren kişilerin ise, siyasete girerken haklarında bir takım yayınlar yapılabileceğini, bu yayınların bazen sert eleştiri mahiyetinde olabileceğini kabul ederek bu tercihi yaptıklarından, yapılan sert eleştirilere katlanmak durumundadırlar, bazen bu eleştiriler kişilik haklarına saldırı da oluşturabilir. Eğer yapılan yayının yapılmasında kamu yararı bulunuyorsa, kişilik hakları yerine kamu yararına üstünlük tanımak söz konusu olabilir. Davaya konu kitap içinde yazılanların gerek gerçeklik unsurunu taşıması gerek güncel olması gerekse kamuoyunun bilgilendirilmesi amacıyla kamu yararının söz konusu olması nedeniyle davacının kişilik hakları yerine kamu yararına üstünlük tanınmıştır. Özle biçim arasındaki dengenin korunduğu kanaatine varılmıştır. Bu nedenle davaya konu kitaptaki yazılanların hukuka uygun olduğu sonucuna varılmış, davalı tarafın sunmuş olduğu deliller karşısında davanın reddine karar vermek gerekmiştir.” Kararın temyizi üzerine Yargıtay Hukuk Dairesi 15/2/2011 tarihli ilamı ile İlk Derece Mahkemesinin kararını, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmediği gerekçesi ile onamıştır. Davacı tarafından yapılan karar düzeltme talebi üzerine aynı Daire 8/12/2011 tarihli ilamı ile karar düzeltme talebinin kabulüne ve İlk Derece Mahkemesinin kararının bozulmasına karar vermiştir. Yargıtayın gerekçesi şöyledir:“Davacı yayın tarihinde Dışişleri Bakanı ve Cumhurbaşkanı adayıdır. Davalı yazar tarafından yazılan ‘Musa'nın Gülü’ adlı kitabın kapak tasarımında kırmızı renk tercih edilerek ‘Davutun Yıldızı-Siyonist Yıldız’ kullanıldığı, bu yıldızın içerisine davacının akademisyen sıfatıyla giydiği cübbeli ve kepli resmin yerleştirildiği, bununla davacının -İsrail ve Yahudilik- ile bağlantısının varlığına dair okuyucu üzerinde şüphe yaratılmasının amaçlandığı, yine kitap içerisinde ve arka sayfadaki özet bölümünde kullanılan ifadelerle davacının yalancı, Yahudi ve Amerika aşığı olduğu, Hıristiyan olup kamuoyuna ABD, İngiltere ve İsrail'in hizmetinde bir kişi olarak sunulduğu; yayının ilk basım tarihi olan Mayıs 2007'de ülke gündeminde olan Cumhurbaşkanlığı seçimleri nedeniyle aday olan davacının eleştirilmesinden ziyade kullanılan üslupla küçük düşürülerek kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu anlaşılmaktadır. Şu durumda, uygun bir miktar manevi tazminat hüküm altına alınmalıdır. Mahkemenin bu yönü gözetmeden istemin reddine dair verdiği karar usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir ise de karar dairece onanmış bulunduğundan davacının karar düzeltme istemi HUMK.nun 440- maddeleri uyarınca kabul edilmeli, onama ilamı kaldırılmalı ve karar bozulmalıdır.” Bozma üzerine yargılamaya devam eden Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi 5/7/2012 tarihli kararı ile “hükmüne uyulan bozma ilamında belirtilen gerekçelerle” davanın kabulüne ve başvurucunun davacıya 000 TL ödemesine karar vermiştir. Karara göre başvurucunun 2007 yılından itibaren işleyecek yasal faizi de davacıya ödemesi gerekmektedir. Kararın temyizi üzerine Yargıtay Hukuk Dairesi 23/1/2013 tarihli ilamı ile yerel Mahkemenin kararını onamıştır. Daire, başvurucunun karar düzeltme talebini 12/9/2013 tarihli ilamı ile reddetmiştir. Karar başvurucuya 23/10/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, 22/11/2013 tarihinde yapılmıştır.B. Başvuruya Konu Kitap Başvuruya konu “Musa’nın Gül’ü” isimli kitap, başvurucu Ergün Poyraz tarafından kaleme alınmıştır. Başvuru dilekçesi ile birlikte verilen nüsha, kitabın 2007 yılı Ağustos ayında yayımlanan baskısı olmakla birlikte, ön sözün 29/4/2007 tarihinde yazıldığı ve kitabın 2007 yılı Mayıs ayında basılarak dağıtımının yapıldığı anlaşılmaktadır. İstanbul’da 188 sayfa olarak basılan kitap bir ön söz ve 67 alt başlıktan oluşmaktadır. Kitapta, kitabın yayımlandığı tarihte dışişleri bakanı ve cumhurbaşkanı adayı olan davacı Abdullah Gül'ün yaşam öyküsü, eğitimi, evliliği ve siyasi yaşamına ilişkin bazı detaylara yer verilmekte ve bazı iddialar ortaya atılmaktadır. Söz konusu kitabın yazarı olan başvurucu, kitap boyunca başka kitaplardan, gazete haber ve yazıları ile dergi makalelerinden uzun alıntılar yapmıştır. Başvurucunun sıklıkla alıntı yaptığı bir başka kaynak ise Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının bazı yazışmaları ile Abdullah Öcalan’ın bir mektubudur. Söz konusu kaynakların büyük çoğunluğunun herkesin ulaşabileceği yazı ve haberler olduğunu, bu yazıların çoğunlukla davacının siyasi görüşlerine muhalif kişilerin yazıları olduğunu belirtmek gerekir. Başvurucu; davacının İsrail, Amerikan ve İngiliz devletinin çıkarlarına hizmet ettiğini ima etmektedir. Başvurucu, iddiaların dayanağı olarak davacının İngiltere’de okuduğu okula büyük önem vermekte, siyasi kariyeri boyunca gerek siyasetçi gerekse devlet adamı sıfatıyla bazı yabancı devlet adamları, politikacılar ve sivil toplum örgütleri ile yaptığı görüşmelere değinmektedir. Başvurucu; bu görüşmelerde ele alınan konuları, yabancıların davacı hakkındaki olumlu görüşlerini aktarmakta ve kendi bakış açısından bazı değerlendirmelerde bulunmaktadır. Başvurucu, davacının görüştüğü başta bazı Yahudi kuruluşları olmak üzere Amerika, İngiltere, İsrail, Almanya ve diğer bazı yabancı ülkelerle bağlantısı bulunan kişi ve kuruluşların dünya sistemi içindeki rollerine ilişkin bazı değerlendirmelerde bulunmakta ve davacının ilişkilerine şüpheyle yaklaşmaktadır. Başvurucuya göre Abdullah Gül; eğitimi, çalışma hayatı ve siyasi yaşamı boyunca daima şüpheli ilişkiler içerisinde bulunmuş; Necip Fazıl Kısakürek ve Necmettin Erbakan “siyasi çizgisinde” görünmesine rağmen kendisinin özel bir “ajandası” olmuştur. Başvurucu, bu kanaatini davacının öğrencilik yıllarından itibaren ve bilhassa siyasi kariyeri boyunca çeşitli meseleler hakkında değişen görüşlerine dayandırmaktadır. Başvurucuya göre davacının siyasi görüşlerindeki tutarsızlıkların sebebi, onun yabancı güçlerin menfaatlerine çalışan bir kişi olmasıdır. Başvurucu bir bütün olarak davacı ve onun siyasi çizgisinin Mustafa Kemal Atatürk’ün görüşlerine aykırı olduğunu iddia etmekte ve bu siyasi çizginin “ülkeyi felakete sürüklediğine” inanmaktadır. Başvurucu, söz konusu kitapta terör örgütü PKK ve onun lideri olan Abdullah Öcalan’ı sert ifadelerle eleştirmektedir. Kitabın önemli bir kısmında bazı yabancı siyasetçi, devlet adamı ve kuruluşların PKK ve Abdullah Öcalan’a ilişkin politikalarına ve bazı açıklamalarına değinilmekte; daha sonra aynı kişi ve kuruluşların davacı hakkındaki görüşlerine de yer verilmektedir. Başvurucu, kitapta davacının Kürt meselesi hakkındaki bazı açıklamalarına da yer vermek suretiyle söz ve eylemlerinin ülke menfaatine uygun düşmediğini kendi bakış açısından göstermeye çalışmaktadır. İlgili Hukuk 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun maddesi şöyledir: “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.” 6098 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir:“Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır.Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler.”