T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/2187 Esas KARAR NO : 2025/2192 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI : 2025/959 Esas - 2025/930 Karar TARİH: 24/10/2025 DAVA: Ticari Şirket (Tasfiyeye İlişkin) KARAR TARİHİ: 18/12/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvu…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/2187 Esas KARAR NO : 2025/2192 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI : 2025/959 Esas - 2025/930 Karar TARİH: 24/10/2025 DAVA: Ticari Şirket (Tasfiyeye İlişkin) KARAR TARİHİ: 18/12/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının İradesi dışında şirket kurulduğunu, davacının, 20.09.2024 tarihinde İstanbul 21. Noterliği'nden ... yevmiye numaralı bir vekaletname ile ...'ı vekil tayin ettiğini, bu vekaletnamenin, davacının belirli hukuki işlemlerini yürütmesi amacıyla verildiğini, davacının bilgisi ve rızası dışında şirket kurma yetkisini kesinlikle içermediğini, ancak şüpheli ...'ın, davacıya verilen bu vekaletnameyi kötüye kullanarak, davacının bilgisi ve rızası olmaksızın, ... vergi kimlik numarası ile "..." unvanlı davalı şirketi kurduğunu, şüpheli ... hakkında bu eylemi, davacının güvenini kötüye kullanma, dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarını oluşturduğunu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na 22.10.2025 tarihinde 2025/237473 esas numarası ile suç duyurusunda bulunulduğunu, cezai soruşturma devam ettiğini, şüphelinin eylemlerinin hukuka aykırılığı ve müvekkilimin iradesinin fesada uğratıldığı bu soruşturma kapsamında da tespit edileceğini, davacının, bilgisi dışında kurulan bu şirket nedeniyle adına çıkan vergi borçları ve cezaları ile karşılaştığını, büyük bir mağduriyet yaşadığını. şirketin kuruluşunun davacının iradesi dışında ve vekalet görevinin kötüye kullanılması suretiyle gerçekleşmesinin, Türk Ticaret Kanunu'nun 636/3. maddesi uyarınca şirketin feshi için "haklı sebep" teşkil ettiğini, şirketin kuruluşunun temelinde davacının irade fesadı olduğunu beyanla Davalı ...'nin kuruluşunun davacının iradesi dışında ve vekalet görevinin kötüye kullanılması suretiyle gerçekleşmesi nedeniyle, Türk Ticaret Kanunu'nun 636/3. maddesi uyarınca haklı sebeplerle feshine karar verilmesini, fesih kararı ile birlikte şirketin tasfiyesine ve davacının şirket ortaklığından çıkarılmasına karar verilmesini, yargılama süresince davacının daha fazla zarara uğramasının engellenmesi amacıyla davalı şirketin malvarlığı üzerinde ihtiyati tedbir konulmasına ve/veya şirkete yönetim kayyımı atanmasına karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı şirkete yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı tarafından cevap dilekçesi sunulmamıştır. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 24/10/2025 tarih ve 2025/959 Esas - 2025/930 Karar sayılı kararında;"Dava, davalı ...'nin feshi talebinden ibarettir.Limited şirketlerin feshini düzenleyen TTK 636/3 düzenlemesi şu şekildedir: ''Haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir.'' Somut olayda; davacının davalı şirketin tek ortağı olduğu, tek ortak bulunması halinde ortağın yazılı olarak alacağı bir genel kurul kararı ile şirketin feshine karar verilebileceği dolayısıyla şirketin ayrıca feshini talep etmekte hukuki yararının bulunmadığı takdir ve sonucuna varılmıştır. Dava şartları, mahkemenin davanın esası hakkında yargılama yapabilmesi için gerekli olan unsurlardır. Diğer bir anlatımla, dava şartları dava açılabilmesi için değil, mahkemenin davanın esasına girebilmesi için aranan kamu düzeni ile ilgili zorunlu koşullardır. Mahkeme, hem davanın açıldığı tarihte hem de yargılamanın her aşamasında dava şartlarının bulunup bulunmadığını kendiliğinden araştırıp inceler ve bu konuda tarafların istem ve beyanları ile bağlı değildir. Dava şartlarının davanın açıldığı tarih itibariyle bulunmaması ya da bu şartlardan birinin yargılama aşamasında ortadan kalktığının öğrenilmesi durumunda mahkemece mesmu (dinlenebilir) olmadığı gerekçesiyle davanın reddedilmesi gerekir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK, 6100 sayılı Kanun) 114. maddesinde;"Dava şartları şunlardır:a) Türk mahkemelerinin yargı hakkının bulunması. b) Yargı yolunun caiz olması.c) Mahkemenin görevli olması. ç) Yetkinin kesin olduğu hâllerde, mahkemenin yetkili bulunması.d) Tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları; kanuni temsilin söz konusu olduğu hâllerde, temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulunması.e) Dava takip yetkisine sahip olunması.f) Vekil aracılığıyla takip edilen davalarda, vekilin davaya vekâlet ehliyetine sahip olması ve usulüne uygun düzenlenmiş bir vekâletnamesinin bulunması. g) Davacının yatırması gereken gider avansının yatırılmış olması.ğ) Teminat gösterilmesine ilişkin kararın gereğinin yerine getirilmesi.h) Davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması.ı) Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması.i) Aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması.(2) Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır." düzenlemesi yer almaktadır. Bu hükme göre, dava şartlarından bazıları olumlu (davanın açılması sırasında var olması gerekli), bazıları ise olumsuz (davanın açılması sırasında bulunmaması gereken) şartlardır. 6100 sayılı Kanun'un 115. maddesinin 1. fıkrasında ise, “MADDE 115- (1) Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler." şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir.Bu düzenlemeler ışığında somut olayda, davacının işbu davayı açmakta hukuki yararının bulunmaması nedeniyle HMK 114/h ve 115/1 maddeleri uyarınca dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. (Emsal İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'nin 2024/536 esas, 2024/792 karar sayılı ilamı)"gerekçesi ile, '' 1-Davanın HMK 114/h ve 115/1 maddesi uyarınca hukuki yarar yokluğundan USULDEN REDDİNE, '' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; hukuki yararın, somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmesi gerektiğini; yerel mahkemenin değerlendirmesinin eksik ve hatalı olduğunu, Davanın temelini, müvekkilin iradesinin tamamen fesada uğratılması, vekalet görevinin kötüye kullanılması ve hatta dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik gibi suç teşkil eden eylemler neticesinde, müvekkilin haberi dahi olmadan adına bir şirket kurulmuş olması oluşturmakta olduğunu; - Müvekkilinin, ... isimli şahsa şirket kurma yetkisi içermeyen sınırlı bir vekaletname verdiğini, - Bu vekaletname kötüye kullanılarak müvekkili adına davalı şirket kurulduğunu, -Müvekkilinin, bu şirketin varlığını, adına gelen vergi borçları ve cezalar ile öğrendiğini, -Bu suç teşkil eden eylemlerle ilgili olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na 2025/237473 esas numarası ile suç duyurusunda bulunulmuş olup, soruşturmanın devam etmekte olduğunu, Bu koşullar altında, müvekkilin varlığından dahi haberdar olmadığı, hiçbir belgesine, defterine, kaşesine sahip olmadığı bir şirketin feshi için "genel kurul kararı" almasının fiilen ve hukuken imkansız olduğunu; bir kararın hukuken geçerli olabilmesi için, kanunda öngörülen usule uygun olarak alınması ve şirket karar defterine işlenmesinin zorunlu olduğunu; müvekkilin elinde olmayan bir deftere karar işlemesinin beklenemeyeceğini; bu durumun, müvekkilin hakkına ulaşabilmesi için bir mahkeme kararına muhtaç olduğunu, dolayısıyla dava açmakta güncel, meşru ve korunmaya değer bir hukuki yararının bulunduğunu açıkça ortaya koymakta olduğunu, Davanın açılmasının, usul ekonomisi ilkesine de uygun olduğunu, Müvekkilin öncelikle şirket defterlerinin iadesi için ayrı bir dava açması, o davanın sonucunu beklemesi, defterleri aldıktan sonra fesih kararı alması ve tescil ettirmesi gibi uzun, masraflı ve meşakkatli bir sürece zorlanması, HMK'nın temel ilkelerinden olan usul ekonomisine aykırılık teşkil edeceğini; oysaki mevcut davanın, tüm bu sorunları tek bir yargılama ile çözme potansiyeline sahip olduğunu; mahkeme, şirketin kuruluşundaki irade sakatlığını ve vekalet görevinin kötüye kullanıldığını tespit ederek vereceği bir fesih kararı ile adaleti en kısa ve en az masrafla tesis edebileceğini, Somut olayda da müvekkilin içinde bulunduğu olağanüstü durumun, şekli bir "kendi kendine karar alabilirsin" yorumuyla geçiştirilemeyecek kadar ciddi olduğunu ve hukuki yararın varlığının kabulünü zorunlu kılmakta olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davalı limited şirketinin davacının iradesi dışında vekalet ilişkisinin kötüye kullanılması suretiyle kurulduğu ve iradesi dışında kurulan şirketin ticari defter ve kayıtlarına ulaşamadığı iddiasıyla şirketin feshi ve tasfiyesine karar verilmesi talebine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın HMK 114/h ve 115/1 maddesi uyarınca hukuki yarar yokluğundan usulden reddine karar verilmiş, verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. TTK'nın 636. Maddesinde; "(1) Limited şirket aşağıdaki hâllerde sona erer: a)Şirket sözleşmesinde öngörülen sona erme sebeplerinden birinin gerçekleşmesiyle. b) Genel kurul kararı ile. c) İflasın açılması ile. d) Kanunda öngörülen diğer sona erme hâllerinde. (2) Uzun süreden beri şirketin kanunen gerekli organlarından biri mevcut değilse veya genel kurul toplanamıyorsa, ortaklardan veya şirket alacaklılarından birinin şirketin feshini istemesi üzerine şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi, müdürleri dinleyerek şirketin, durumunu Kanuna uygun hâle getirmesi için bir süre belirler, buna rağmen durum düzeltilmezse, şirketin feshine karar verir. (3) Haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir." hükmü düzenlenmiştir. Davacı, davalı limited şirketinin davacının iradesi dışında vekalet ilişkisinin kötüye kullanılması suretiyle kurulduğu ve iradesi dışında kurulan şirketin ticari defter ve kayıtlarına ulaşamadığı iddiasıyla şirketin tasfiyesi kararı alınamadığından şirketin feshi ve tasfiyesine karar verilmesi talebinde bulunmuştur. Davacı, haklı nedenle fesih ve tasfiyesini istediği şirketin tek ortağı ve yetkilisi olup, haklı nedenle fesih ve tasfiye davasına sebebiyet veren tüm olgulardan davacı tek başına sorumlu olduğundan, davacının haklı nedenle limited şirketin feshi davası açma hakkı bulunmadığı gibi, ayrıca şirketin ticari defterlerinin kimde olduğunun bilinmesi halinde bu kişiye karşı iadesi yönünde, ticari defterlere ulaşamaması ve zayi olması halinde ise zayi belgesi alınmasına, bu talebin reddine karar verilmesi halinde bu red kararı ile, yine ceza soruşturması sonucunda şirketin iradesi dışında kurulduğunun sübuta ermesi halinde şirketin tasfiyesi yoluna gidilip gidilmeyeceğine ilişkin tüm yargı ve idari başvuru yolları tüketilmeden açılan iş bu davada davacının hukuki yararı bulunmadığından ve maddede sayılan haklı sebeple fesih şartları oluşmadığından Mahkemece davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun olup, davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Kabule göre de, somut uyuşmazlığa konu davalı şirketin tek ortağı ve müdürü davacı olup, tek ortak ve müdür olan davacı tarafından davalı şirket aleyhine şirketin feshi ve tasfiyesi talep edilmesine ve bu davada davalıyı temsil etme yetkisi bulunmamasına rağmen, Mahkemece temsilcisi olmayan davalıya iş bu davada temsil edilmesi için temsil kayyımı atanması ve taraf teşkili sağlanması gerekirken taraf teşkili sağlanmadan yargılama yapılarak karar verilmesi usul ve yasaya uygun olmamış ise de, davacının iş bu davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığından bu husus kaldırma sebebi yapılmamıştır. Sonucu itibariyle; ilk derece mahkemesi kararı yerinde olduğundan davacının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcı istinaf eden tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması halinde karar kesinleştiğinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 18/12/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.