9. Ceza Dairesi 2013/1817 E. , 2013/5464 K. İtiraz Eden: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İtiraz Yazısının Tarihi : 15.02.2013 İtiraz Edilen Daire Kararı : 13.12.2012 tarih ve 2012/8026 - 2012/15004 sayılı bozma kararı İtirazla İlgili Mahkeme Kararı : Torbalı 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 27.10.2009 tarih, 2007/233-2009/455 sayılı kararı İtirazla İlgili Hüküm : TCK'nın 267/1, 62, 50, 52. maddeleri uyarınca mahkumiyet Suç : İftira Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı ve e…
**9. Ceza Dairesi 2013/1817 E. , 2013/5464 K.** **"İçtihat Metni"** İtiraz Eden: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İtiraz Yazısının Tarihi : 15.02.2013 İtiraz Edilen Daire Kararı : 13.12.2012 tarih ve 2012/8026 - 2012/15004 sayılı bozma kararı İtirazla İlgili Mahkeme Kararı : Torbalı 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 27.10.2009 tarih, 2007/233-2009/455 sayılı kararı İtirazla İlgili Hüküm : TCK'nın 267/1, 62, 50, 52. maddeleri uyarınca mahkumiyet Suç : İftira Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı ve ekindeki dava dosyası, 05.07.2012 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı “Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun”un 99. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 308. maddesine eklenen 2 ve 3. fıkralar kapsamında bir bütün olarak incelenerek gereği düşünüldü: Sanık hakkında iftira suçundan açılan davanın yargılaması sonunda kurulan mahkumiyet hükmü sanık tarafından temyiz edilmiş ve Dairemizin 13.12.2012 tarih ve 2012/8026 - 2012/15004 sayılı kararı ile; “İddianamede sevk maddesi olarak TCK'nın 267/1. yerine 276/1. maddesinin gösterilmesi mahallinde düzeltilmesi mümkün yazım hatası olarak kabul edilmiştir. İddianame okunmadan sanığın sorgusu yapılmak suretiyle CMK'nın 147, 191/3-b maddelerine muhalefet edilmesi” kanuna aykırı görüldüğünden bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 15.02.2013 tarihli itiraz dilekçesinde; “Dosyanın incelenmesinden; Sanık hakkında iftira suçundan cezalandırılması amacıyla kamu davası açıldığı, duruşmaya çağrı kağıdının bila tebliğ iade edildiği, bunun üzerine sanık hakkında 07.05.2009 tarihinde yakalama emri düzenlendiği, yakalama müzekkeresinin ekine yakalama emri ve iddianamenin eklendiği, sanığın 20.02.2009 tarihinde yakalandığı ve İzmir 22. Asliye Ceza Mahkemesi'nde aynı gün savunmasının alındığı, duruşma zaptında "... Hakkında çıkartılan Torbalı 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 25.09.2007 tarih ve 2007/233 esas sayılı yakalama müzekkeresi okundu, soruldu: Sanık, okunan kimlik bilgileri doğrudur, yakalama müzekkeresi benim adıma düzenlenmiştir dedi. Sanığa ....yüklenen suç, ...., yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının yasal hakkı olduğu,... anlatıldı. Sanık: haklarımı anladım ifademi kendim vereceğim delillerimi ifademde bildireceğini, açıklamada bulunacağını bildirmekle, soruldu:" şeklindeki beyanlardan sonra iddianamede üzerine atılı suç ile ilgili savunmasını yaptığı anlaşılmaktadır. Sanığa CMK'nın 147. maddesinde belirtilen hakları bildirilmeden önce CMK'nın 191/3-b maddesinde düzenlenen iddianame veya iddianame yerine geçen belge okunmamış ise de, iddianamenin ekli bulunduğu yakalama müzekkeresinin okunduğu, CMK'nın 147. maddesinde düzenlenen tüm hakların hatırlatıldığı, yüklenen suçun anlatıldığı ve sanığın iddianamede anlatılan suç konusu eylemlere ilişkin olarak savunmasını yaptığı anlaşıldığından "ifade ve sorgunun tarzı"nda bir hukuka aykırılık bulunmamakta olup, sanığın savunma hakkının kısıtlandığından da söz edilemeyecektir. İddianamenin okunmamasından kaynaklanan hak kaybına ilişkin bir itiraz ve hukuka aykırılık temyiz istemine de konu yapılmamıştır. Zira, ekinde iddianamenin olduğu yakalama müzekkeresinin okunduğu sabittir. Eğer zabıtta yakalama müzekkeresi ve ekleri okundu şeklinde bir ibare olsa idi zaten bu tartışmalar ortaya çıkmayacaktı. İddianame veya iddianame yerine geçen belge okunmadan duruşmaya başlanarak yargılamaya devam edilmesi halinde CMK'nın 191/3-b maddesinde yer alan usul kuralına aykırı davranılmış olmakla birlikte yapılan diğer işlemler varlıklarını ve geçerliliklerini koruduğundan, bu aykırılık savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurmadığı gibi hükmün esasına da etki etmemiştir. Diğer taraftan, 1412 sayılı CMUK'nın 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 308. maddesinde belirtilen hukuka mutlak aykırılık halleri dışındaki aykırılıkların bozma nedeni sayılabilmesi için esasa etkili olmaları gerekir. Esasa, yani yerel mahkemece verilen hükme etkisi bulunmayan nispi hukuka aykırılık halleri ise bozma nedeni oluşturmayacaktır. Ceza Genel Kurulu ve Özel Dairelerin istikrar kazanmış uygulamaları da bu yöndedir. Nitekim 20.05.1957 gün ve 5-13 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; “Bir hükmün bozulmasını istilzam eylemesi bakımından, sureti mutlaka da kanuna muhalefet kâfi olmayıp kanuna vuku bulan muhalefetin hükmün esasına ve neticesine tesir etmiş veya etmesi mümkün bulunmuş olması icap eylediği, duruşmada hazır bulunan hükümlüye TCK’nın 94. maddesinde yazılı ihtaratın yapılmamasının, esasa ve sonuca etkili olmaması bakımından hükmün bozulmasını gerektiren hallerden olmadığı”, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 29.06.2004 gün ve 124-155 sayılı kararında; “Ceza Muhakemeleri Usulü Yasasının 307. maddesine göre temyiz, ancak hükmün yasaya aykırı olması sebebine dayanır. Yasaya aykırılık ise bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanmasıdır. Anılan Yasanın 308. maddesinde sekiz bent halinde, tamamı usule ilişkin olan ve yasaya mutlak aykırılık oluşturduğu varsayılan haller sıralanmıştır. Bozma gerektirip gerektirmeyeceği hususunda Yargıtay’a araştırma yetkisi tanınmamış olan bu hallerin varlığının saptanması durumunda hükmün Yargıtay’ca bozulması gerekmektedir. Anılan maddenin dışındaki muhakeme normlarına aykırılık bakımından ise aykırılığın son karara etkisi bulunup bulunmadığının araştırılması gerekir. Hukuka aykırılığın son karara etki etmediği, kaldırılmasının da etkide bulunmayacağı muhakkak ise bu aykırılıkların bozma sebebi sayılması çoğu kez yargılamanın uzamasından başka bir işe yaramayacaktır. Nitekim CYUY’nın 320. maddesinde düzenlenen ve Yargıtay’ın temyiz dilekçesinde ileri sürülmeyen husus ve vakıalarla ilgili incelemesini hükme etkili olabilecek derecedeki hukuka aykırılıklarla sınırlayan ilke de bu hususa işaret etmektedir. Her ne kadar yazılılık ilkesi gereğince hazırlık soruşturmasında yapılan işlemlerin tutanağa geçirilerek düzenleyen ve hazır olan ilgililer tarafından imzalanması gerekli ise de, içerikleri sanığın Cumhuriyet savcısı ve sulh hâkimliği ifadelerindeki benzer anlatımları ile teyit edilmiş olan kollukça düzenlenmiş tutanaklara yönelik sahtelik iddiasında bulunulmadığı, üstelik tutanakların sonuncu sayfalarının düzenleyenler ve sanık tarafından imzalandığı, tutanakların içeriğini doğrulayan başka kanıtlar da bulunduğu dikkate alındığında, somut olayda içeriğindeki hususları kanıtlayabilme özelliklerinde bir noksanlık meydana gelmediği saptanan tutanakların bir kısım sayfalarının imzalanmamış olması sonuca etkili olmadığından, açıklanan ilkeler ışığında bu husus bozma nedeni sayılmamalıdır”, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 28.02.2012 gün ve 2011/294 E - 2012/64 K sayılı kararında; “Hazır bulunduğu duruşmada şikâyetçi ve vekilinin davaya katılma istemi üzerine sanık ve müdafiinin görüşü alınmadan katılma isteminin kabulüne karar verilmesi hukuka aykırılık oluşturmakta ise de, sanık ve müdafiinin katılma kararından haberdar olmaları, katılma kararı verildikten sonra yapılan duruşmada hazır bulunmalarına rağmen katılma kararı konusunda bir itirazda bulunmamaları, hükmü temyiz eden sanık müdafiinin temyiz dilekçesinde bu konuya ilişkin bir itirazının olmaması karşısında, nispi nitelikteki bu hukuka aykırılığın esasa etkili olduğundan veya savunma hakkının kısıtlanmasından söz edilemeyecektir” sonucuna ulaşılmıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 15.05.2012 gün ve 2011/2-361 E - 2012/201 K sayılı kararında; "Yerel mahkemenin 30.05.2006 günlü iddianamenin kabulü kararı ile kamu davası açılmış ve kovuşturma evresine geçilmiştir. Mahkemece, 26.03.2007 tarihli ilk celsede iddianamenin kabulü kararı okunup açıklanmadan duruşmaya başlanarak 5271 sayılı CYY’nın 191/1. maddesinde aykırı davranılmış ise de; kovuşturma aşamasında gerçekleştirilen diğer işlemler geçerli olup, sözkonusu usul hükmüne uyulmaması hükmün esasına tesir eder nitelikte bir aykırılık olmadığı ve mutlak bozma nedenleri arasında da sayılmadığından bozma nedeni yapılmamalıdır." denilmektedir. İddianamenin okunmamasının bozma nedeni olamayacağı, Yüksek Yargıtay'ın birçok Ceza Dairesi'nce kabul edilmekte olup örnek kabilinden bir kaç karara değinecek olursak; Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 07.12.2012 tarih ve Esas No: 2012/4116 - Karar No: 2012/26626 olan kararında; "23.01.2007 tarihli duruşma günü ve iddianamenin 21.12.2006 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edilmesine ve 23.01.2007 tarihli oturumda hazır bulunan sanığa 5271 sayılı CMK'nın 147. maddesi uyarınca hakları hatırlatıldıktan sonra sanığın haklarını anladığını, müdafii istemediğini, savunmasını kendisinin yapacağını beyan edip savunmasına başlamasına göre, sanığın hakkında düzenlenen iddianame ve içeriğinden haberdar olarak savunma yaptığı ve savunma hakkının kısıtlanmadığı anlaşılmakla, tebliğnamedeki “iddianame okunmadan sanığın sorgusunun yapılması suretiyle CMK'nın 191. maddesine aykırı davranılması” düşüncesiyle bozma öneren görüşüne iştirak edilmemiştir." denilerek yerel mahkeme hükmü onanmıştır. Aynı şekilde yine Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 26.11.2012 tarih ve Esas no: 2012/27202-Karar no: 2012/25170 sayılı kararında da "...İddianamenin kabulü kararının duruşmada okunması, tensip kararı ile iddiananemin tutuklu sanığa tebliğine karar verilip, sanığın duruşmada yazılı savunma yaptığını belirterek savunmasını yapmış olması, ...nazara alındığında tebliğnamedeki bozma düşüncelerine iştirak edilmemiştir." denilerek hükmün onanmasına karar verilmiştir. 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 15. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendine göre; Ceza Genel Kurulunun bir görevi de "...ceza daireleri arasında içtihat uyuşmazlıkları bulunduğunda, bunları içtihatların birleştirilmesi yoluyla kesin olarak karara bağlamak,"tır. Bu nedenle Yargıtay Ceza Daireleri arasındaki içtihat uyuşmazlıklarının da giderilmesi yollarından biri dosyanın Ceza Genel Kurulunda karara bağlanmasıdır. Hükmün esasına etkisi olmayan yargılama hukukuna ilişkin aykırılıkların, temyiz incelemesi aşamasında dosyanın esasına girilmeden önce bozma nedeni yapılması Anayasanın 141. maddesinin 4. fıkrasındaki; “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir” şeklindeki hükme ve usul ekonomisine aykırı olacak, yargılamanın uzamasına ve yeni yargılama giderlerine yol açacak, aynı zamanda Anayasanın 90. maddesi uyarınca bir iç hukuk normu haline gelen ve uygulanması zorunlu olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Adil Yargılanma Hakkı” başlıklı 6. maddesinin; “Herkes gerek medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine karşı serdedilen bir isnadın esası hakkında karar verecek olan kanuni, müstakil ve tarafsız bir mahkemece davasının makul bir süre içerisinde hakkaniyete uygun ve aleni surette dinlenmesini istemek hakkını haizdir” şeklindeki düzenlemesinin ihlali anlamına gelecektir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Hakkında düzenlenen yakalama emri gereğince yakalandıktan sonra savunmasının alınması sırasında, sanığa ekinde iddianamenin olduğu yakalama müzekkeresinin okunması, CMK'nın 147. maddesinde düzenlenen haklarının tümünün ve de yüklenen suçun ne olduğunun anlatılması, sanığın iddianamede yazılı olaya ilişkin olarak üzerine atılı suç ile ilgili savunmasını yapması, temyiz dilekçesinde de sırf iddianamenin okunmamasından dolayı savunma hakkının kısıtlandığına ilişkin bir itirazının bulunmaması karşısında, sözkonusu CMK'nın 191/3-b maddesinde düzenlenen usul hükmüne uyulmaması, hükmün esasına tesir eder nitelikte bir aykırılık olmadığı ve bu husus mutlak bozma nedenleri arasında da sayılmadığından bozma nedeni yapılmaması gerektiğini” belirterek Dairemiz bozma kararına karşı itirazda bulunmuştur. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ile Dairemiz arasındaki uyuşmazlık, iddianame ile uyumlu savunma yapan sanığa, CMK'nın 191/3-b maddesine aykırılık oluşturacak şekilde, sorgusundan önce iddianamenin okunduğunun duruşma tutanağına yazılmamış olmasının, savunma hakkının kısıtlanmasına neden olan ve mutlak bozmayı gerektiren bir kanuna aykırılık durumu oluşturup oluşturmadığına ilişkindir. İtiraz, 6352 sayılı Kanunun 99. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 308. maddesine eklenen 2 ve 3. fıkralar kapsamında bir bütün olarak incelendiğinde; CMK'nın 147. maddesindeki tüm haklarının hatırlatıldığı talimat mahkemesinde yüklenen suç anlatılmak suretiyle sorgusu yapılan sanığın, iddianame ile uyumlu bir savunma yaptığı ve savunmasının alınması için İzmir 22. Asliye Ceza Mahkemesine yazılan talimat yazısı ekinde de iddianamenin ekli olduğu nazara alındığında, ayrıca Dairemizin onama kararından sonra verilen ve Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.02.2013 tarih ve 2012/9-1464 esas sayılı kararının içeriği de gözetildiğinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı yerinde görülerek aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. KARAR: 1- Dairemizin itiraz edilen “bozma” kararının kaldırılmasına, 2- Sanığın temyizine ilişkin incelemede; Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 09.04.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.