15. Ceza Dairesi 2014/979 E. , 2014/6849 K. MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : Dolandırıcılık HÜKÜM : Beraat Dosya incelenerek gereği düşünüldü; Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; Failin bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş …
**15. Ceza Dairesi 2014/979 E. , 2014/6849 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : Dolandırıcılık HÜKÜM : Beraat Dosya incelenerek gereği düşünüldü; Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; Failin bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır. TCK'nın 158/1-e bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hal kabul edilmiştir. Hangi kurum ve kuruluşların, kamusal nitelik taşıdığı, o kurumun kadro bakımından bağlı olduğu durumu düzenleyen mevzuata göre belirlenir. Bu nitelikli halin oluşması için, eylemin kamu kurum ve kuruluşlarının mal varlığına zarar vermek amacıyla işlenmesi gerekir. Zarar vermek, kamu kurum ve kuruluşlarından hakkı olmayan bir parayı almak yada bir borcu geri vermemek şeklinde olabilir. Bu suçun zarar göreni kamu kurum ve kuruluşunun tüzel kişiliğidir. Kamu kurum ve kuruluşlarının zarar görmesi söz konusu değilse bu suç oluşmayacaktır. Dolandırıcılık suçunun kamu yararına çalışan hayır kurumlarının zararına işlenmesi madde kapsamında değildir. Sanıklar ..., ... ve ... ... ... ... Sungurlu ... Polikliniği'nin kurucuları ve mesul müdürleri oldukları ancak resmi görevleri olduğundan ... ile yapılan sözleşme gereği adı geçen poliklinikte doktorluk yapamayacaklarının kararlaştırıldığı, diğer sanıkların ise değişik tarihlerde bahse konu poliklinikte doktor olarak çalıştıkları, suç tarihleri arasında poliklinikte muayene olan hastalardan bir kısmını polikliniğin kurucuları olan doktorların muayene edip, ...'in kaşesini kullanarak hastaları tedavi ettikleri, hizmet bedellerini ...'na fatura ettikleri, yine ...n babasının rahatsızlığı nedeniyle poliklinikten ayrıldığı dönemde, ...'in yetkisiz ve usulsüz olarak adı geçen poliklinikte görev aldığı ve reçete ve sevk belgelerine...'in kaşesini ve imzasını atıp, ...'na faturalandırıldığı, keza polikliniğin sahibi olan doktorların yine ... ve ...n kaşesini kullanıp hasta muayene ettikleri ve yerlerine paraf atıp, hizmet bedellerini ...'na fatura ettikleri, ..., ... ve ... ... ... bu duruma göz yumdukları, doktor ...'in 14.09.2004 tarihinde .. ... ... Polikliniğinde çalışmaya başladığı, çalışmaya başlamadan önceki döneme ait reçetelere doktor ...' in kaşesi basılmak ve imzası atılmak suretiyle ...'ndan para talep edildiği, Sağlık Bakanlığı'nca röntgen laboratuarı ruhsatı verilmeden, laboratuar dalında uzman hekim çalıştırmadan laboratuar tahlili yaptırdıkları ve laboratuar defterine kayıt edilmeden yapılan tahlil hizmeti bedeli olarak ...'na 5,391.00 TL'lik fatura düzenledikleri, Emekli Sandığı mensubu 66 emeklinin reçetelerinde yapılan incelemede kan ve idrar tahlili yaptırmadıkları halde tahlil yaptırmış gibi, hizmet vermiş gibi, SGK'na faturalama yapıldığı, bir emeklinin ise düz karın grafisi çekilmediği halde flim çekilmiş gibi hizmet verilmiş gibi faturaladıkları ve bu surette 7.900.10 TL haksız menfaat temin ettiklerinin iddia edildiği somut olayda; sanıkların savunmalarında atılı suçlamayı reddettikleri, genel itibariyle verilmeyen bir hizmetten dolayı haksız menfaat elde edilmediğini beyan ettikleri, polikliniğin kurucusu ve yetkilisi olan doktorların, sevk ve idareyi kontrol için geldiklerinde raporlu hastaların ilaçlarını yazma ya da acil hastalara müdahale etme dışında işlem yapmadıklarını, bu işlemleri de o anda görevli doktorun izni ve bilgisi dahilinde yapıp, onun tarafından gerekli belgelerin kaşelenip imzalandığının, ...'in göreve başlamadan önceki döneme ait sevk ve reçetelerde imza ve kaşesinin bulunmasının sebebinin, kendisinden önceki döneme ilişkin evrakların eksiklik nedeniyle SGK'dan gönderilmesi üzerine, adı geçen doktor tarafından eksikliğin giderilmesinden kaynaklandığının belirtildiği, sanık ... ... olmadığı dönemde hastaların doktorsuz kalmaması için muayene yaptığını belirten sanık ...'in adı geçen doktor adına imza ve kaşe yapmadığını ve reçete yazdığı hastalara durumu bildirdiğini ifade ettiği, reçete ve sevk belgesindeki imza ve parafların ayırt edici özelliği bulunmadığından imza incelemesi yapılamadığının anlaşıldığı, kaldı ki hastaların muayene hizmetinden faydalanmadıklarına dair beyanlarının bulunmadığı, hükme esas alınan bilirkişi raporlarına göre ise; mevzuat hükümleri gereğince bazı basit tahlillerin adı geçen poliklinikte yapılabilmesi için Sağlık Bakanlığı izni gerekmediği, nitelikli tahlillerin ise Ankara'da polikliniğin anlaşmalı olduğu labaratuarlara gönderildiği, poliklinikte röntgen çekme konusunda yetkili doktor bulunduğu ve izin alınmasındaki eksikliğin hizmetin verilmediği anlamına gelmediği, defter ve kayıtları tutma görevinin doktorlara ait olmayıp, eksikliğin sanıklara yüklenemeyeceği, dinlenen 58 hastadan sadece dördünün tahlil yaptırmadığına dair beyanının bulunduğu, aradan geçen zaman, yaş durumu ve hizmetten memnun kalmama gibi sebeplerden kaynaklanabileceğinin değerlendirildiği, bir takım usul ve prosedür eksikliklerinin hastaların hizmet almadıklarına kesin delil teşkil etmeyeceği anlaşılmakla, sanıkların dolandırıcılık kastıyla hareket etmediklerine ve beraatlerine dair kabulde isabetsizlik görülmemiştir. Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 10.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.