Başvuru, kanun hükümlerinin yanlış yorumlanarak koşullu salıverilme süresinin hatalı hesaplanması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru; kanun hükümlerinin yanlış yorumlanarak koşullu salıverilme süresinin hatalı hesaplanması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 26/2/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, (kapatılan) İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK madde ile görevli) (Mahkeme) 26/9/2008 tarihli kararıyla; 30/7/2002 tarihinde işlediği U. ve H.U.B. isimli kişileri kasten öldürme suçundan iki defa ayrı ayrı 24 yıl hapis cezasına, 8/1/2003 tarihi ve öncesinde işlediği suç işlemek için kurulmuş çıkar amaçlı örgüte üye olma suçundan ise 1 yıl 3 ay hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısımları şu şekildedir:" ...... Maktüllerin başlarına isabet eden mermiler sebebiyle öldükleri göz önüne alındığında Sanık MEHMET DEMİRCİ'nin hayati bölgeleri hedef alarak öldürme kastı ile ateş ettiği böylece sanık MEHMET DEMİRCİ'nin kasten U.yutabancayla vurarak öldürdüğü ve Sanıklardan O. S.nin suç işlemek amacıyla örgüt kurduğu, örgütün lideri olduğu, sanık O. Ç.'nin de bu örgütün üyesi olduğu, O. S.nin önemli adamlarından biri olduğu, sanık MEHMET DEMİRCİ'nin de örgüt üyesi olduğu, olayın oluş şekline göre, sanık O. S. nin ve O. Ç.'nin kavga sırasında karşı gruptakileri vurması konusunda MEHMET DEMİRCİ'ye talimat verdikleri, bu talimat doğrultusunda MEHMET DEMİRCİ'nin bilardo salonuna giderek ruhsatsız tabancasını aldığı ve kavganın olacağı yere yakın bir yerde beklediği göz önüne alındığında.........sanık O.S.nin zorla tahsilat yapmak, yasal olmayan yollardan gelir sağlamak amacıyla örgüt kurduğu, örgüt üyelerinin Sanıklar ..., MEHMET DEMİRCİ, ... olduğu, örgütün hiyerarşik bir yapısının bulunduğu, örgütün eylemlerinde devamlılığın olduğu, örgütün yukarıda belirtildiği şekilde taksi plakası almak amacıyla Ş.yi döverek öldürdüğü, müştekiler A. A., O. Ö.yü gasp ettiği ve gaspa teşebbüs ettiği, müşteki G.yisilahla zorla kaçırdığı, Avşa Adasında müşteki sanık Ş. T.nin husumette olduğu kişileri sindirme ve korkutma işini üstlendiği, bu işlem sırasında iki kişinin örgüt mensubu olan MEHMET DEMİRCİ tarafından öldürüldüğü, örgütün silahlı olduğu ve eylemlerinde silah kullandığı sabit olduğundan... [cezalandırılmasına karar verildi.] " Anılan hükmün temyiz incelemesini yapan Yargıtay Ceza Dairesi 26/5/2010 tarihli kararıyla; U.yu kasten öldürme suçundan verilen mahkûmiyet kararının onanmasına,H.U.B.yi öldürme suçundan verilen mahkûmiyet kararının ise bu suçun olası kast kapsamında işlendiği gerekçesiyle bozulmasına karar vermiştir. Yargıtay kararın ilgili kısımları şöyledir:" ...3-A) ... sanık nin'suç örgütüne üye olma' , sanıklar İ. ve Ü.nün 'suç örgütüne üye olma'; ... sanık O.nun 'suç örgütüne üye olma', ... sanık nin , 'suç örgütüne üye olma', sanık K.nin, 'suç örgütüne yardım', ... suçları yönünden, zamanaşımı süresinin 5237 Sayılı TCK’nun maddesine göre lehe düzenlemeler içeren 765 Sayılı TCK’nun 102 ve maddeleri gereğince 5 yıl olduğu, zamanaşımı süresinin en son 2002 ve 2003 tarihlerinde mahkemece alınan savunmalarla kesildiği, bu tarihten itibaren de başkaca zamanaşımını kesen bir sebep bulunmadığı, hüküm tarihi olan 2008 gününe kadar 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşılmakla, sanıklar müdafiilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmekle hükümlerin BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, sanıklarınbelirtilen suçlarından açılan kamu davalarının CMUK.nun Maddesindeki yetkiye dayanılarak, zamanaşımı nedeniyle 765 Sayılı TCK.nun 102/4 ve 104/ maddeleri gereğince ORTADAN KALDIRILMASINA, ...Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık O.’nun ' suç örgütü kurma ve yönetme', ...sanık Mehmet Demirci’nin, maktuller U. ve H. U.yu öldürme suçlarının sübutu kabul,oluşave soruşturma sonuçlarınauygun şekildesuçların niteliği tayin, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde, eleştiri ve bozma nedenleri dışında bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan...a) Sanık O.nun'suç örgütü kurma ve yönetme', ... sanık Mehmet Demirci’nin, 'maktul U.yu öldürme' suçları yönünden kurulan, kısmen resen de temyize tabi hükümlerin, tebliğnamedeki düşünce gibi ONANMASINA,... b) Sanıklar ... Mehmet Demirci’nin 'maktul H.U.yu öldürme' suçları yönünden,Sanıkların doğrudan maktul Hüseyin Uğur’u hedef aldıklarını gösteren delillerin bulunmadığı, ancak kavgaya dahil olan maktul U. ile birlikte topluluk içinde bulunan maktul H. U.nun da isabet alabileceğini öngörebilecek durumda oldukları, eylemlerinin 5237 Sayılı TCK hükümlerine göre “olası kastla öldürme” suçunu oluşturduğu gözetilmeden... BOZULMASINA... [karar verildi.] " Yargıtay tarafından verilen bozma kararı sonrasında Mahkeme yeniden yaptığı yargılama sonunda başvurucuyu H.U.B.yi olası kastla öldürme suçundan 16 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırmış olup anılan hüküm Yargıtay Ceza Dairesinin 21/3/2013 tarihli kararıyla onanarak kesinleşmiştir. Mahkemenin 30/1/2014 tarihli kararıyla 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nun maddesinin birinci fıkrası gereğince başvurucu hakkında kesinleşen hapis cezalarının neticeten 36 yıl hapis cezası olarak toplanmasına ve infazın bu süre üzerinden yapılmasına karar verilmiştir. Başvurucunun anılan karara itiraz edip etmediği dosya kapsamından anlaşılamamaktadır. Edirne Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucu hakkında düzenlenen 5/2/2014 tarihli müddetnameye göre 24 yıl hapis cezası için suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 30/7/1999 tarihli ve 4422 sayılı mülga Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu kapsamında kaldığından 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun maddesi atfı ile 3/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un maddesinin dördüncü fıkrası hükmü gözetilerek 1/4 oranında indirim uygulanırken içtimalı 36 yıl hapis cezasından bakiye 12 yıl hapis cezası için ise suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 13/7/1963 tarihli ve 647 sayılı mülga Cezaların İnfazı Hakkında Kanun'un 19 maddesinin birinci fıkrası ile ek maddesi hükümleri gereğince 1/2 oranında indirim ve ayrıca her ay için 6 gün indirim uygulanarak koşullu salıverilme süresi hesaplanmıştır. Başvurucu; 24 yıl hapis cezasına konu kasten adam öldürme suçunun çıkar amaçlı suç örgütünün faaliyeti kapsamında işlendiğine ilişkin olarak mahkûmiyet kararında açık bir hüküm bulunmadığı gibi hükmedilen cezanın mükerrerlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine dair de bir karar bulunmadığını, suç örgütüne üye olma suçundan verilen hapis cezasının dava zamanaşımı nedeniyle Yargıtay tarafından ortadan kaldırılmasına karar verildiğini, dolayısıyla 24 yıl hapis cezasının infazının suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 647 sayılı mülga Kanun hükümlerine göre yapılması gerektiğini belirterek anılan müddetnameye itiraz etmiştir. Mahkeme 4/5/2015 tarihli ek kararı ile başvurucunun itirazını kabul etmiş, bu kapsamda anılan hapis cezasının 647 sayılı mülga Kanun'un 19 maddesinin birinci fıkrası ile ek maddesi hükümleri gereğince 1/2 oranında indirim ve ayrıca her ay için 6 gün indirim uygulanarak infaz edilmesine hükmetmiştir. Edirne Cumhuriyet Başsavcılığı, anılan karara itiraz etmiş olup itiraz İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 11/6/2015 tarihli kararı ile kesin olarak reddedilmiştir. Verilen bu ret kararından sonra Edirne Cumhuriyet Başsavcılığı, Mahkemenin 4/5/2015 tarihli kesinleşen ek kararı doğrultusunda başvurucu hakkında müddetname düzenlemiştir. Başvurucunun infaz süreci sırasında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 3/11/2015 tarihli yazısıyla Mahkemeden 4/5/2015 tarihli ek kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek kaldırılmasını talep etmiştir. Mahkeme 7/12/2015 tarihli kararında; infaz edilen içtimalı hapis cezası içinde bulunan 24 yıl hapis cezasının çıkar amaçlı suç örgütünün faaliyeti kapsamında işlenen U.nun kasten öldürülmesi eylemine ilişkin verildiği hususunun mahkûmiyet kararının gerekçesinde açık bir şekilde yazılı olduğu tespitine yer vermiş olup İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının talebinikabul etmiş, bu anlamda 4/5/2015 tarihli ek kararın kaldırılarak24 yıl hapis cezasının 4422 sayılı mülga Kanun'un maddesi ve 3713 sayılı Kanun'un maddesi atfı ile 5275 sayılı Kanun'un maddesinin dördüncü fıkrası hükümlerine göre koşullu salıverilme süresinin hesaplanarak infazın yapılmasına karar vermiştir. Başvurucu, Mahkemenin 7/12/2015 tarihli ek kararının kaldırılması için İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde itiraz etmiştir. Başvurucu; itiraz dilekçesinde, suç örgütüne üye olma suçunun zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına karar verildiğini, mahkûmiyet kararının gerekçesinde her ne kadar kasten öldürme eyleminin suç örgütü faaliyeti kapsamında işlendiği kabul edilmiş ise de kararda hükmün 5275 sayılı Kanun'un maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında infaz edilmesine dair herhangi bir ibarenin yer almadığını, suç örgütüne üyelikten verilen mahkûmiyet hükmünün esastan değil dava zamanaşımı nedeniyle bozulmuş olmasının hâlen infaz edilen mahkûmiyet hükmüne konu adam öldürme eyleminin suç örgütünün faaliyeti kapsamında işlendiğine işaret ettiği şeklindeki yorumun hukuken yerinde olmadığını, infazın suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 647 sayılı mülga Kanun hükümlerine göre yapılması gerektiğini ileri sürmüştür.İtirazı inceleyen İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 27/1/2016 tarihli kararı ile başvurucunun itirazını reddetmiştir. Anılan kararın başvurucuya tebliğ edilip edilemediği dosya kapsamından anlaşılamamaktadır.Başvurucu 26/2/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Kanun Metinleri 4422 sayılı mülga Kanun'un maddesi şöyledir:"Doğrudan veya dolaylı biçimde bir kurumun, kuruluşun veya teşebbüsün yönetim ve denetimini ele geçirmek, kamu hizmetlerinde, basın ve yayın kuruluşları üzerinde, ihale, imtiyaz ve ruhsat işlemlerinde nüfuz ve denetim elde etmek, ekonomik faaliyetlerde kartel ve tröst yaratmak, madde ve eşyanın azalmasını ve darlığını, fiyatların düşmesini veya artmasını temin etmek, kendilerine veya başkalarına haksız çıkar sağlamak, seçimlerde oy elde etmek veya seçimleri engellemek maksadıyla tehdit, baskı, cebir veya şiddet uygulamak (...) suretiyle yıldırma veya korkutma veya sindirme gücünü kullanarak suç işlemek için örgüt kuranlara veya örgütü yönetenlere veya örgüt adına faaliyette bulunanlara veya bilerek hizmet yüklenenlere sadece bu nedenle üç yıldan altı yıla kadar; örgüte üye olanlara iki yıldan dört yıla kadar ağır hapis cezası verilir.Örgüt silahlı ise, yukarıda yazılı hallerde verilecek ceza üçte birden yarıya kadar artırılır. Henüz hiç bir silahlı eyleme teşebbüs edilmemiş olsa bile, silahlar veya patlayıcı maddeler örgütün amaçları doğrultusunda hazırlanmış veya elde bulundurulmuş ise, örgüt silahlı sayılır.Suç faili, memur veya kamu hizmetiyle görevli kimse ise yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza, yarıdan bir katına kadar artırılır.Suçun işlenmesine ayrılan veya suçun işlenmesinde kullanılan veya suçtan doğan değer veya ürünlerin veya bunlar yerine geçen şeylerin ve müsaderesi gereken her türlü eşyanın gelirlerinin veya suçtan doğan her türlü yararın Devlete intikaline hükmolunur.Bu madde hükümleri, nasıl adlandırılırsa adlandırılsın, amaçları yukarıda tanımlanan örgütle aynı olan ve yıldırma veya korkutma veya sindirme gücünü kullanan açık veya gizli örgütlere de uygulanır.Örgüt mensuplarınca veya örgüt adına örgüt üyesi olmayanlar tarafından birinci fıkrada gösterilen amaçları gerçekleştirmek üzere işlenen suçların ve 01/03/1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 296 ncı maddesinde öngörülen cürmün cezaları üçte birden yarıya kadar artırılır.Bu Kanunda öngörülen suçları işleyen veya örgütlerin eylemlerini, amaçlarını, hedeflerini, bu kişi veya örgütlere haksız çıkar sağlamak veya örgütün korkutma, sindirme, yıldırma gücünü artırmak amacıyla yazılı, sesli veya görsel yayın araçlarıyla yayımlanan veya her ne suretle olursa olsun propagandasını yapan hakkında iki yıldan dört yıla kadar ağır hapis ve birmilyar liradan beşmilyar liraya kadar ağır para cezasına hükmolunur. Ayrıca yayın organının faaliyetlerinin bir günden üç güne kadar durdurulmasına karar verilir. 4422 sayılı mülga Kanun'un maddesi şöyledir:" Bu Kanun kapsamına giren suçlardan tutuklananlar ile mahkûm olanlar hakkında Terörle Mücadele Kanununun ve 17'nci maddesi hükümleri uygulanır." 3713 sayılı Kanun'un 18/7/2006 tarihinde yürürlüğe giren 5532 sayılı Kanun ile değiştirilmeden önceki maddesi şöyledir:" Bu Kanun kapsamına giren suçlardan mahkûm olanlardan, ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası alanlar 36 yıllarını, müebbet ağır hapis cezasına hükümlüler 30 yıllarını, diğer şahsi hürriyeti bağlayıcı cezalara mahkûm edilmiş olanlar hükümlülük süresinin 3/4'ünü çekmiş olup da iyi halli hükümlü niteliğinde bulundukları takdirde talepleri olmaksızın şartla salıverilirler. Bu Kanun kapsamına giren suçlardan mahkûm olanlar, hükümlerinin kesinleşme tarihinden sonra bu Kanunun kapsamına giren bir suçu işlemeleri halinde, şartla salıverilmeden yararlanamazlar.Bu hükümlüler hakkında,647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanunun 19 uncu maddesinin bir ve ikinci fıkraları ile Ek 2 nci maddesi hükümleri uygulanmaz." 3713 sayılı Kanun'un 5532 sayılı Kanun ile değiştirildikten sonraki maddesi şöyledir:"Bu Kanun kapsamına giren suçlardan mahkûm olanlar hakkında, koşullu salıverilme ve denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması bakımından 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 107 nci maddesinin dördüncü fıkrası ile 108 inci maddesi hükümleri uygulanır."5275 sayılı Kanun’un maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:" Suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçtan dolayı mahkumiyet hâlinde; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuzaltı yılını, müebbet hapis cezasına mahkum edilmiş olanlar otuz yılını, süreli hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar cezalarının dörtte üçünü infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler."647 sayılı mülga Kanun'un maddesi şu şekildedir:"Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına hükümlüler 25 yıllarını; müebbet ağır hapis cezasına hükümlüler 20 yıllarını; diğer şahsi hürriyeti bağlayıcı cezalara mahküm edilmiş olanlar hükümlülük süresinin 1/2'ni; çekmiş olup da Tüzüğe göre iyi halli hükümlü niteliğinde bulundukları takdirde, talepleri olmasa dahi şahsi şartla salıverilirler."647 sayılı mülga Kanun'un ek maddesi şu şekildedir:"Hükümlülerin yarı açık veya açık cezaevlerine seçilmelerine karar verme işlemi, Adalet Bakanlığınca her yılın Ocak ayı içerisinde tespit edilerek Cumhuriyet Savcılıklarına bildirilen şartla salıverilme tarihine göre yapılır. Bakanlıkça bildirilen bu tarih aşılmamak ve kapalı kurumlarda çalışanlara öncelik tanınmak kaydıyla; 9, 10 ve 11 inci maddeler gereğince tabi tutulacakları müşahadeleri sonucu yarı açık veya açık müesseselere naklolunan hükümlülerin; anılan müesseselerde kaldıkları her ay için 6 gün, 19 uncu maddenin 1, 2 ve 3 üncü fıkralarına göre tespit edilecek şartla salıverilme tarihlerinden indirilmek suretiyle şartla salıverilme işlemi yapılır."26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun maddesinin (2) ve (3) numaralı fıkraları şöyledir:" (2) Suçun işlendiği zaman yürürlülükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz edilir.”(3) Hapis cezasının ertelenmesi, koşullu salıverilme ve tekerrürle ilgili olanlar hariç; infaz rejimine ilişkin hükümler, derhal uygulanır." Suçun işlendiği tarihte yürürlükte olan 765 sayılı mülga Kanun'un maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Aynı neviden şahsi hürriyeti bağlayıcı muvakkat cezaların birleştirilmesi halinde tatbik edilecek ceza ağır hapiste 36, hapiste 25, sürgünde 15, hafif hapiste 10 seneyi geçemez. "4/11/2014 tarihli ve 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulanma Şekli Hakkında Kanun’un maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:"(3) Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir."B. Yargıtay Kararları Yargıtay Ceza Dairesinin 27/3/2013 tarihli ve E.2013/5247, K.2013/6089 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:" ...Dosya kapsamına göre; 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı hakkında Kanun'un 107/ maddesinde yer alan ' Suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçtan dolayı mahkûmiyet hâlinde; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuzaltı yılını, müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuz yılını, süreli hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar cezalarının dörtte üçünü infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler.' şeklindeki düzenleme dikkate alındığında, her ne kadar İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 17/10/2007 tarihli ve 2005/22 esas, 2007/409 sayılı kararında, sanık hakkında çıkar amaçlı suç örgütüne üye olmak suçundan sehven hüküm kurulmamış ve bozma sonrasında da bu suçtan dolayı açılan kamu davasının, 765 sayılı Kanun'un 102/ ve 104/son. maddeleri uyarınca zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar verilmiş ise de, sanığın cezalandırılmasına karar verilen ve kesinleşen hürriyeti tahdit ve gasp suçlarını suç örgütü faaliyeti çerçevesinde işlediği gözetilmeksizin itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiş olduğundan bahisle 5271 sayılı CMK’nın maddesi uyarınca anılan kararın bozulması Dairemizden istenilmiştir.Kanun yararına bozma istemine dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbar yazısı, incelenen dosyaiçeriğine göre yerinde görüldüğünden kabulüile Kocaeli Ağır Ceza Mahkemesinin 2012 günve2012/1611 sayılı değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK.nın maddesi gereğincebozulmasına...[karar verildi]." Yargıtay Ceza Dairesinin 7/7/2015 tarihli ve E.2015/3049, K.2015/4356 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:"Hükümlü G. T. hakkında çıkar amaçlı suç örgütüne üye olmak suçundan açılan kamu davasının, 765 sayılı Kanun’un 102/2 ve 104/son, CMK’nun 223/ maddeleri uyarınca dava zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar verilmiş ise de, hükümlünün cezalandırılmasına karar verilen ve kesinleşen öldürme, yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarını suç örgütü faaliyeti kapsamında işlendiği,5237 sayılı TCK’nun 7/ maddesine göre suçun işlendiği zamanda yürürlükte bulunan Kanun ile sonradan yürürlüğe giren Kanun hükümlerinin farklı olması halinde hükümlünün lehine olan Kanunun uygulanacağı ve infaz olunacağı, aynı maddenin fıkrasına göre infaz rejimine ilişkin hükümlerin derhal uygulanacağı fakat koşullu salıverilmenin, infaz rejimine ilişkin hükümlerin derhal uygulanmasının istisnaları arasında sayıldığı dikkate alındığında; koşullu salıverme ile ilgili olarak da lehe infaz Kanununun tespit edilmesi gerektiği; suç tarihinde yürürlükte bulunan 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu’nun maddesinde bu Kanun kapsamına giren suçlardan mahkum olanlar hakkında Terörle Mücadele Kanununun maddesi hükümlerinin uygulanacağı atfının bulunduğu, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 2006 tarihinde yürürlüğe giren 5532 sayılı Kanun ile değiştirilmeden önceki lehe olan 17/ maddesine göre 647 sayılı Kanunun maddesinin bir ve ikinci fıkraları ile Ek maddesi hükümlerinin uygulanmayacağı ve koşullu salıverilme için hükümlülük süresinin dörtte üçünün iyi halli olarak çekilmesi gerektiği, bu durumda 3713 sayılı Kanunun 5532 sayılı Kanun ile değiştirilmeden önceki 17/ maddesi hükümleri ile sonradan yürürlüğe giren ve 5275 sayılı Kanunun 107/ maddesi hükümleri arasında yapılacak lehe Kanun değerlendirmesinde, her iki durumda da koşullu salıverilme için cezaevinde iyi halli olarak geçirilmesi gereken sürenin hükmedilen süreli hapis cezasının dörtte üçü olacağı bu durumda ise değerlendirmeye konu edilen her iki Kanun hükmünün aynı sonucu vermesi ve 5275 sayılı Kanunun maddesinde öngörülen denetim süresinin infaz rejimine ilişkin olup TCK’nun 7/ maddesine göre derhal uygulanması gerektiği buna göre hükümlü hakkındaki cezaların infazının 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun’un 107/4 maddesi uyarınca yapılması gerektiği anlaşıl[mıştır]." Yargıtay Ceza Dairesinin 5/12/2013 tarihli ve E.2018/16615, K.2013/28455 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:" ...İnfazda kazanılmış hakkın sözkonusu olmayacağı kabulü ile yapılan incelemede;Denetim planına uymaması nedeniyle kapalı cezaevine iadesine karar verilen hükümlünün tebliğata rağmen teslim olmayarak, yakalama emri ile ceza infaz kurumuna alınması karşısında, iyi halli hükümlü olarak kabul edilemeyeceği gözetilmeden hakkında şartla tahliye kararı verilmesi,..." Yargıtay Ceza Dairesinin 15/5/2019 tarihli ve E.2017/2666, K.2019/2803 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:" ...Bir suçu gizlemek veya delil ve emarelerini ortadan kaldırmak veya kendisinin yahut başkasının cezadan kurtulmasını temin amacıyla öldürmek suçundan hükümlü Melih Mete hakkında ilk derece mahkemesince verilen 765 sayılı TCK’nin 450/ ve 59/ maddeleri uyarınca müebbet ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin hükmün onanmak suretiyle kesinleştiği, 4771 sayılı Kanunla idam cezasının kaldırılarak 765 sayılı TCK’de ki idam cezalarının ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına dönüştürüldüğü, dolayısıyla 5237 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden sonra aynı Yasanın7/2 ve 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun maddesi uyarınca lehe olan kanun uygulamasının belirlenmesinde, 765 sayılı Yasaya göre 450/9, 59/ maddeleri uyarınca verilen müebbet ağır hapis cezası ile 5237 sayılı Yasanın ilgili maddelerinin karşılaştırılması suretiyle lehe olan yasanın belirlenmesi gerektiği halde, infazda kazanılmış hak olmayacağı kuralı düşünülmeksizin,..."