8. Hukuk Dairesi 2016/19007 E. , 2019/10251 K. MAHKEMESİ : Ankara 2. İcra Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : İstihkak Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. K A R A R Davacı üçüncü kişi vekili; borçlu aleyhine yapılan takip sonucu haczedilen makinenin müvekkili tarafından dava dışı ...…
**8. Hukuk Dairesi 2016/19007 E. , 2019/10251 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : Ankara 2. İcra Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : İstihkak Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. K A R A R Davacı üçüncü kişi vekili; borçlu aleyhine yapılan takip sonucu haczedilen makinenin müvekkili tarafından dava dışı ...... Şirketinden kiralandığını, mahcuzun borçluya ait olmadığını, borçlu ile müvekkili şirketin ayrı ayrı faaliyeti olan iki farklı şirket olduğunu, 13/06/2016 tarihli haciz işleminin iptaline, kıymet takdirinin %20 sinden aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı alacaklı vekili; davacı şirket ile borçlu şirket arasında organik bağ bulunduğunu, borçlu şirket ile üçüncü kişi konumundaki davacı şirket ve ortaklarının aynı kişiler olduğunu, şirketler arasında organik bağ olduğunu, devir işleminin muvazaalı olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece üçüncü kişi ve borçlu arasında organik bağ bulunduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, üçüncü kişinin İİK'nin 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir. İİK'nin 96/1. maddesinde, üçüncü kişinin haczedilen mal ve hak üzerinde mülkiyet veya rehin hakkına dayanarak istihkak davası açabileceği öngörülmüştür. Gerek doktrinde ve gerekse Yargıtay uygulamasında “mülkiyet ve rehin hakları” sözcüklerinin sınırlandırıcı anlam taşımadığı, ayrıca sınırlı ayni haklara, tapuya şerh verilmiş kişisel haklara, hapis hakkına, mülkiyeti muhafaza sözleşmesine, intifa hakkına dayanarak da istihkak davası açılabileceği kabul edilmektedir. Somut olayda, davacı yukarıda yazılı haklara değil, yalnızca kiracılık sıfatına dayanmıştır. Kural olarak kiracının istihkak davası açma hakkı yoktur. Kira sözleşmesinde borç sadece taraflar yönünden sonuç doğurur. Diğer bir deyişle borç ilişkisinden kaynaklanan şahsi haklar sözleşmenin tarafı olmayan kişilere karşı ileri sürülemez. Bu durumda davacı üçüncü kişinin aktif husumet ehliyetinin bulunmadığından bahisle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, işin esası incelenip sonuca gidilmesi isabetsiz ise de, istem sonuçta reddedildiğinden sonucu itibariyle karar doğru olmuştur. Davanın usulden reddi gerektiğinden, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7/2. maddesi gereğince, kendisini vekille temsil ettiren davalı alacaklı yararına, maktu vekalet ücreti takdiri gerekir. Bu hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden kararın 1086 sayılı HUMK'un 438/7. maddesi uyarınca düzeltilerek onanması uygun görülmüştür. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı üçüncü kişi vekilinin temyiz itirazlarının kabulüne, Yerel Mahkeme hüküm fıkrasının 5. bendindeki “... 709,32 TL nispi vekalet ücretinin” ibaresinin çıkartılarak yerine “...600,00 TL maktu vekalet ücretinin...“ ibaresinin yazılmasına, hükmün ve gerekçesinin 1086 sayılı HUMK'un 438/son maddesi uyarınca düzeltilen bu şekli ile ONANMASINA, taraflarca İİK'nin 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 12.11.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.