12. Hukuk Dairesi 2025/300 E. , 2025/1910 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki şikayetçi borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: Alacak
**12. Hukuk Dairesi 2025/300 E. , 2025/1910 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki şikayetçi borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: Alacaklı tarafından adi kiraya ve hasılat (ürün) kiralarına ilişkin haciz yolu ile takip başlatıldığı, borçlunun takibe itirazda bulunmadığı ve ödeme yapmadığı görülmekle alacaklının icra mahkemesine başvurarak borçlunun takip konusu taşınmazdan tahliyesini talep ettiği, ilk derece mahkemesince, davanın kabulü ile borçlunun taşınmazdan tahliyesine karar verildiği, borçlu tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği görülmüştür. Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de; TBK’nun 362/2. maddesi gereğince ihtarlı ödeme emrinde hasılat (ürün) kiralarında en az altmış günlük ödeme süresi verilmesi gerekmektedir. Hasılat (ürün) kirası TBK'nın 357. maddesinde tanımlanmıştır. Söz konusu maddenin birinci fıkrasına göre "Ürün kirası kiraya verenin, kiracıya, ürün veren bir şeyin veya hakkın kullanılmasını ve ürünlerin devşirilmesini bedel karşılığında bırakmayı üstlendiği sözleşmedir." Aynı maddenin ikinci fıkrasında "Ürüne katılmalı kira, kira bedelinin devşirilecek ürünün belli bir oranı olarak kararlaştırıldığı ürün kirasıdır. Bu oran sözleşmeyle kararlaştırılması ise yerel adete göre belirlenir." hükmü düzenlenmiştir. Kiralayanın hasılat (ürün) veren bir malı veya hakkı kullanmak ve işletmek üzere kiracıya bırakması ve kiracının da kiralayana kira parası ödemeyi ya da işletme gelirinden bir pay vermeyi taahhüt etmeleri, hasılat kirası sözleşmenin niteliği gereğidir(Yavuz, Cevdet Tük Borçlar Hukuku/Özel Hükümler, İstanbul 1994 s. 314). Bu tanıma göre kiralananın kullanılmasını ve işletilmesini kiracıya bıraktığı, kiracının ise kullanma ve işletme karşılığı olarak ödediği kira parasını kiralananı kullanma ve işletme ile kira parasını ödemenin mübadelelerini konu edinen tarafların karşılıklı anlaşması bulunmalıdır. Hasılat kirası genellikle işletme kirasıdır. Kira ilişkisine Borçlar Kanun'unun hasılat (ürün) kirasına ilişkin hükümlerinin uygulanabilmesi için kiralananın demir başları ve işletme ruhsatı ile birlikte kiralanmış olması ve işletme hakkının devredilmiş olması gerekir. Hasılat getiren bir şey adi kiraya da verilebilir. Somut olayda, taraflar arasında imzalanan 26.08.2019 tarihli sözleşmenin 2.1 maddesinde restaurantın kendi unvanı ve markası ile kiralandığının belirtildiği, diğer maddelerde hasılat kirasının bedeli ve yüzdesinden bahsedildiği, kira bedeli, aylık net satış cirosu üzerinden hesaplanan ciro-hasılat kirası bedeli olduğunun belirtildiği görülmüş ise de bahsi geçen maddelerden ve sözleşmenin diğer hükümlerinden kira sözleşmesinin hasılat kirası sözleşmesi olduğu açıkça anlaşılamamaktadır. Kira sözleşmesinin niteliğinin tespiti, borçlu kiracıya gönderilen ödeme emrinde verilecek ödeme süresi açısından önem arz etmektedir. Kiracıya verilecek süre konut ve çatılı işyeri kiralarında en az otuz gün, ürün kiralarında en az altmış gün, diğer kira ilişkilerinde ise en az on gündür. Bu süre, kamu düzeninden olup re’sen dikkate alınır. Kira sözleşmesinin hasılat kirası olduğunun anlaşılması halinde BK’nun 288. maddesi gereğince borçluya gönderilen ödeme emrinde 60 günlük ödeme süresi verilmesi gerekir. Takibe konu kira sözleşmesinin hasılat (ürün) kira sözleşmesi olduğunun anlaşılması halinde borçluya gönderilen ödeme emrinde 60 gün yerine 30 günlük ödeme süresi verilmesi nedeniyle temerrüde düşmesi söz konusu olmayacağından temerrüt nedeniyle tahliye kararı verilemez. O halde, İlk Derece Mahkemesince, işletme ruhsatının kimin adına olduğunun ve işletme ruhsatı kiralayan adına ise kira sözleşmesi ile birlikte işletme ruhsatının kiracıya devredilip devredilmediğinin taraflara sorulmak suretiyle belirlenmesi, kira sözleşmesinin niteliğinin tespit edildikten sonra oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. SONUÇ : Borçlunun temyiz isteminin kamu düzeni nedeniyle re’sen yapılan inceleme sonucu kısmen kabulü ile yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddesi uyarınca, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesinin 30.10.2024 tarih ve 2023/537 E. - 2024/2033 K. sayılı kararının (KALDIRILMASINA), Ankara 16 . İcra Hukuk Mahkemesinin 01.12.2022 tarih ve 2022/1064 E. - 2022/1472 K. sayılı kararının (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04.03.2025 gününde oy çokluğuyla karar verildi. Sn. Üye ...'ın Karşı Oy Yazısı; HMK’nın 355. maddesinde; “İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, Bölge Adliye Mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir.” İİK'nın 269/a maddesi "Borçlu itiraz etmez, ihtar müddeti içinde kira borcunu da ödemezse ihtar müddetinin bitim tarihini takip eden altı ay içinde alacaklının talebi üzerine icra mahkemesince tahliyeye karar verilir." şeklinde düzenlenmiştir. Somut olayda, alacaklı tarafından adi kiraya ve hasılat kiralarına ilişkin haciz yoluyla örnek 13 ilamsız takip başlatıldığı, borçlunun takibe itirazda bulunmadığı ve ödeme yapmadığı görülmekle alacaklının icra mahkemesine başvurarak borçlunun takip konusu taşınmazdan tahliyesinin istendiği, İlk Derece Mahkemesince, davanın kabulü ile borçlunun taşınmazdan tahliyesine karar verildiği, borçlu tarafından istinaf yoluna başvurması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği görülmüştür. Davacı/alacaklı tarafından 01.09.2019 başlangıç tarihli ve 5 yıl süreli kira sözleşmesine dayanarak, 09.03.2022 tarihinde tahliye talepli takip başlatıldığı; 2021 yılı Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim, Kasım, Aralık ve 2022 Yılı Ocak ayı kiralarını ve 27.01.2022 fatura tarihli ciro denetimi sonucu tespit edilen ciro kira bedeli farkı ile faizi toplamı 447.736,21 TL'nin tahsilinin istenildiği, 16.03.2022 tarihli ödeme emri tebliğine rağmen borçlunun takibe itiraz etmediğinden, takipteki kira alacağı ve kiracılık ilişkisinin kesinleştiği, her ne kadar davalı/borçlu vekili tarafından dava konusu borcun ödendiği savunulmuşsa da sunduğu dekontlar 19.09.2022, 16.09.2022 ve 07.09.2022 tarihli olup, ödemelerin 30 günlük yasal süreden sonra yapıldığı ve borçlunun İİK'nın 269/a maddesi uyarınca temerrüte düştüğü anlaşılmakla; mahkemece davanın kabulüne karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır. Borçlu vekili 16.12.2024 havale tarihli temyiz dilekçesinde ve 22.12.2022 havale tarihli istinaf dilekçesinde belli nedenlerle kararı istinaf ve temyiz etmiş, gerek istinaf dilekçesinde ve gerekse de temyiz dilekçesinde taraflar arasındaki kira ilişkisinin hasılat (ürün) kirası olduğuna yönelik bir iddiada da bulunmamıştır. Bu durumda, HMK’nın 355. maddesi dikkate alınarak istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzeniyle sınırlı istinaf incelemesi yapılacaktır. Kamu düzeni ve kamu yararı kavramları, Türk hukuk sisteminde çok kullanılmakla birlikte aynı zamanda çok da tartışılan kavramlardır. Hukuk sistemimizde bu kadar tartışılmasına rağmen yasal bir düzenleme ile tanımları da yapılmamıştır. Ancak kamu düzeni kavramı adli yargıda, kamu yararı kavramı ise idari yargıda yüksek mahkeme kararlarına çokça konu edilmiş, kullanılan yer ve koşullara göre de farklı anlamlar yüklenmiştir. Kavramların kendilerinden kaynaklanan soyut nitelikleri gereği, yüklenen anlam da yer ve zamana göre değişmiş, uygulama birliği sağlanamadığı gibi muhatap olanlar için de öngörülebilirlikten uzak bir yargısal nitelik kazanmıştır. HMK’da ve diğer kanunlarda, kamu düzeni kavramının bir tanımı yapılmamıştır. Kavramın niteliği gereği herkesçe kabul edilecek ve her zaman geçerliliğini koruyacak bir tanımını yapmak da güçlük arz etmektedir. Öğretide ve yargısal içtihatlarda da yapılan tanımlar farklılık arz etmekte, zamana göre de verilen anlamlarda değişimler yaşanmaktadır. Kamu düzeni kavramı, doğrudan devlet düzeni ve toplumsal yapı ile ilgili olduğundan, devlet düzeni ve toplumsal yapıdaki değişimle birlikte değişmesi ve verilen anlamın farklılık arz etmesi olağan olmakla birlikte, hukukumuzdaki tartışması çok daha ileri boyuttadır. Buna bağlı olarak, bu konuda gerek Anayasa Mahkemesince verilen kararlar gerek diğer yüksek mahkemelerce verilen kararlar ciddi tartışmalara sebep olmuştur. Anayasa Mahkemesi kamu düzeni kavramını, sıklıkla Anayasanın 13. maddesi ESAS NO : 2025/300 gereğince temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasını değerlendirirken ele almıştır. Bir kararında kamu düzeni hakkında, “...toplumun huzur ve sükûnunun sağlanmasını, devletin ve devlet teşkilatının muhafazasına hedef tutan her şeyi ifa ettiği, başka bir deyimle cemiyetin her sahadaki düzeninin temelini teşkil eden kuralları kapsadığı sonucuna varılmaktadır...” ifadesinde bulunmuştur(Dayınlarlı, Kemal; Milli ve Milletlerarası Kamu Düzeni ve Tahkime Etkileri, Ankara 1994, s.8). YİBBGK'nın 10.02.2012 t., 2010/1 E.-2012/1 K. sayılı içtihadı birleştirme kararında kamu düzeni; tarafların uymak zorunda oldukları, kamu hukukundan ve özel hukuktan ..., ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri kurallar olarak tanımlanmıştır. Yine aynı kararda, kamu düzeninin çerçevesini; “Türk hukukunun temel değerlerine, Türk genel âdap ve ahlak anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı temel adalet anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı genel siyasete, Anayasada yer alan temel hak ve özgürlüklere, milletlerarası alanda geçerli ortak prensip ve özel hukuka ait iyiniyet prensibine dayanan kurallara, medeni toplulukların müştereken benimsedikleri ahlak ilkeleri ve adalet anlayışının ifadesi olan hukuk prensiplerine, toplumun medeniyet seviyesine, siyasi ve ekonomik rejimine, insan hak ve özgürlüklerine aykırılık” şeklinde çizmiştir. YHGK’nın 30.09.2015 t., 2013/13-1847 E.-2015/2020 K. sayılı kararında, “devletlerin vazgeçemeyeceği temel ilkeler, kamu düzenini ilgilendiren kurallar olup, genel olarak, kamu menfaat ve düzenini koruma amacını güden emredici kanun hükümlerine aykırılık, ahlaka ve temel hak ve özgürlüklere aykırılık, kamu düzeninin müdahalesini gerektiren hususlardır” ifadesi ile kamu düzeninin sınırlarını çizerken, iç hukukta da kamu düzenini, Türk toplumunun temel yapısı ve temel çıkarlarını koruyan kuralların bütünü olarak tanımlamıştır. Bu hususlar dikkate alındığında; kararın kamu düzenine aykırı olması nedeniyle iptaline karar vermek için yalnızca hukuka aykırı olması yeterli değildir. Emredici olsun veya olmasın bir kanun hükmünün uygulanmamış veya yanlış uygulanmış olması da yeterli değildir. Bu aykırılığın aynı zamanda, toplumun temel değerlerine, genel ahlak ve âdâbına, anayasada kabul edilen temel hak ve hürriyetler gibi temel değerlere aykırı olması gerekir. Netice itibariyle, bir kararın kamu düzenini aykırı olarak kabul edilebilmesi için; tarafların sözleşmesel yükümlülüklerini aşan, toplumsal boyutu olan, toplumun kabul edemeyeceği, toplumsal vicdanı yaralayan, toplumda rahatsızlık oluşturan bir karar olması gerekir. Somut olay ve dosya kapsamına göre; davacı/alacaklı tarafından kira alacağının tahsili istemiyle başlatılan icra takibine davalı/borçlunun itiraz etmemesi üzerine, alacaklı tarafından açılan temerrüt nedeniyle tahliye davasının yargılaması sonucunda İlk Derece Mahkemesince "davanın kabulü ile borçlunun tahliyesine" karar verilmiştir. Borçlu tarafından 22.12.2022 havale tarihli istinaf dilekçesinde kira sözleşmesinin hasılat kirası olduğuna ve 60 günlük ödeme süresinin kendisine verilmediğine yönelik herhangi bir iddia ve itirazda da bulunulmamıştır. Bu husus yukarıda ayrıntılı olarak izaha çalıştığımız "Kamu Düzeni" kavramının sınırlı uygulanması gerektiği gerçeğinden mahkemece re'sen dikkate alınamaz(Zira Yargıtay 12. HD. 03.05.2002 t., 2002/8232 E.-2002/9420 K., 6. HD. 27.11.2008 t., 2008/11333 E.-2008/13269 K. sayılı kararları da benzer niteliktedir.). O halde; Bölge Adliye Mahkemesi kararı usul ve yasaya uygun olup ONANMASI görüşünde olduğumdan, aksi yöndeki "Hasılat kirasıyla ilgili kamu düzeni nedeniyle re’sen temyiz incelemesi yapılarak, işletme ruhsatının kimin adına (kiralayan yada kiracı) olduğu saptandıktan sonra işletme ruhsatının kiracıya devredilip devredilmediğinin taraflardan sorulmak suretiyle belirlenip karar verilmesi gerektiği" şeklinde araştırma bozma kararına katılamıyorum.04.03.2025