Başvuru, kanuni temsilcisi olduğu şirketin vergi borcundan sorumlu tutulması nedeniyle mülkiyet hakkının, vergi borcunun tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emirlerine karşı açılan davanın uzun sürmesi ve hukuka aykırı karar verilmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru; kanuni temsilcisi olduğu şirketin vergi borcundan sorumlu tutulması nedeniyle mülkiyet hakkının, vergi borcunun tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emirlerine karşı açılan davanın uzun sürmesi ve hukuka aykırı karar verilmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 31/3/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, A. Orman Ürünleri Taşımacılık Gıda Turizm Ticaret ve Sanayi Limited Şirketine (Şirket) 24/7/2001 tarihinde ortak olmuş ve temsile yetkili kişi olarak seçilmiştir. 23/10/2001 tarihinde hisselerini devrederek ortaklıktan ayrılmış ancak şirket müdürlüğü görevi 28/8/2006 tarihine kadar devam etmiştir. Şirketin 2004 yılı hesap dönemine ilişkin yapılan vergi incelemesi sonucu düzenlenen 30/11/2007 tarihli inceleme raporuna istinaden Şirket adına üç kat vergi ziyaı cezalı kurumlar vergisi, geçici vergi ve özel usulsüzlük cezası tarhiyatı yapılmıştır. Tarhiyata ilişkin ihbarnameler 10/12/2007 tarihinde o dönemde şirket müdürü olan R.K.ya tebliğ edilmiştir. Başvurucu tarafından imzalanan dava dilekçesiyle tarhiyatın kaldırılması istemiyle Şirket adına Antalya Vergi Mahkemesinde iki ayrı dava açılmıştır (E.2008/90 ve E.2008/91). Mahkeme 28/5/2009 tarihinde davaları dava ehliyeti yönünden reddetmiştir. Kararlarda; Şirket adına yetkili kişinin Şirket müdürü R.K. olduğu, nihai dava açma süresi olan 9/1/2008 tarihine kadar R.K. imzasıyla Şirket adına dava açılmadığı belirtilmiştir. Başvurucunun ise Şirketin ortağı ve temsile yetkili kişisi olmadığı, aynı zamanda bu durumun bu aşamada başvurucunun menfaatini etkileyecek herhangi bir sonuç doğurmadığı ifade edilmiştir. Kararlar, Danıştay Üçüncü Dairesinin (Daire) 6/12/2010 tarihli kararlarıyla onanarak kesinleşmiştir. Söz konusu tarhiyatların kesinleştiği gerekçesiyle Şirketin 2004 yılı hesap dönemine ilişkin kurumlar vergisi, geçici vergi ile özel usulsüzlük cezası borçlarının tahsili amacıyla Şirket adına ödeme emirleri düzenlenmiş ve başvurucuya tebliğ edilmiştir. Söz konusu ödeme emirlerinin iptali istemiyle Antalya Vergi Mahkemesinde Şirket adına İ.B. imzasıyla dava açılmıştır (E.2009/665). Mahkeme, davanın R.K. imzasıyla açılması gerektiğini belirterek davayı ehliyet yönünden reddetmiştir. Temyiz üzerine Daire temyiz talebini kabul etmiş ve davanın esasının incelenmesi gerektiği gerekçesiyle2/4/2012 tarihinde kararı bozmuştur. Antalya Vergi Mahkemesi bozma kararına uymuş ve 28/11/2012 tarihli kararıyla (E.2012/864) davayı esastan reddetmiştir. Karar gerekçesinde dava konusu ödeme emrinin dayanağını oluşturan vergi ve cezalara ilişkin ihbarnamelerin R.K.ya 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun tebligata ilişkin hükümlerine uygun şekilde tebliğ edildiği vurgulanmıştır. Kararda, ödeme emirleri ile tahsil edilmek istenen kamu alacağının dava konusu edilmeyerek kesinleştiği ve ödeme emrine karşı açılan davalarda öne sürülebilecek olan 21/7/1953 tarihli ve6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un maddesinde belirtilen hususların varlığının da Şirket tarafından ortaya konulamadığı belirtilmiştir. Sonuç olarak kesinleşen kamu alacağının tahsili amacıyla tanzim ve tebliğ edilen dava konusu ödeme emirlerinde kanuna aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir. Daire 24/12/2013 tarihinde kararı onamıştır. Bu arada söz konusu amme alacağının kesinleştiği ve Şirket hakkında yapılan mal varlığı araştırması sonucunda kamu alacağının tahsil edilemediğinden bahisle kanuni temsilci sıfatıyla başvurucu adına ödeme emirleri düzenlenerek 23/10/2010 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu, söz konusu vergi ve cezalardan sorumlu olmadığı iddiasıyla Antalya Vergi Mahkemesinde dava açmıştır. Mahkeme 15/6/2011 tarihli kararla dava konusu ödeme emirlerinin iptaline karar vermiştir. Karar gerekçesinde asıl borçlu olan Şirkete usulüne uygun ihbarname ve ödeme emri düzenlenip tebliğ yapılmadan başvurucunun kanuni temsilci olarak sorumlu tutulmasında hukuka uygunluk bulunmadığı belirtilmiştir. Temyiz istemi üzerine Daire 24/12/2013 tarihli kararıyla mahkeme kararını bozmuştur. Karar gerekçesinde asıl borçlu Şirket adına düzenlenen ödeme emirlerine karşı, Şirket tarafından dava açıldığı ve Antalya Vergi Mahkemesince 28/11/2012 tarihinde davanın (E.2012/864)) reddedildiği ve Danıştay incelemesinden geçerek kararın kesinleştiği ifade edilmiştir (bkz. § 11). Bu kapsamda Şirket hakkında yapılan mal varlığı araştırması sonucu borcu karşılayacak mal varlığının bulunmadığının tespit edilmesi karşısında başvurucu adına kanuni temsilci olduğu döneme ilişkin bu sıfatla ödeme emirleri düzenlenmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir. Mahkeme 28/5/2014 tarihli kararla bozma kararına uyarak davayı reddetmiştir. Karar gerekçesinde asıl borçlu şirket adına ödeme emirleri düzenlenmesi ve ödeme emirlerine karşı açılan davanın reddedilerek kesinleşmesi, Şirket hakkında yapılan mal varlığı araştırması sonucu borcu karşılayacak mal varlığının bulunmadığının tespit edilmesi, Şirket tarafından yeni mal edinildiği yönünde bir iddia da ileri sürülmemesi dikkate alındığında başvurucu adına kanuni temsilci sıfatıyla ödeme emirleri düzenlenmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir. Başvurucunun temyiz talebi Danıştay Üçüncü Dairesinin 20/10/2015 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Başvurucuya karar 3/3/2016 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu 31/3/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 213 sayılı Kanun'un maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, Vakıflar ve cemaatlar gibi tüzel kişiliği olmıyan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevler kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirilir.Yukarıda yazılı olanların bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınmayan vergi ve buna bağlı alacaklar, kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınır....Tasfiye edilerek tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmiş olan mükelleflerin, tasfiye öncesi ve tasfiye dönemlerine ilişkin her türlü vergi tarhiyatı ve ceza kesme işlemi, müteselsilen sorumlu olmak üzere, tasfiye öncesi dönemler için kanuni temsilcilerden, tasfiye dönemi için tasfiye memurlarından herhangi biri adına yapılır. Limited şirket ortakları, tasfiye öncesi dönemlerle ilgili bu kapsamda doğacak amme alacaklarından şirkete koydukları sermaye hisseleri oranında sorumlu olurlar...” 6183 sayılı Kanun'un maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Amme alacağını vadesinde ödemiyenlere, 15 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumu bir 'ödeme emri' ile tebliğ olunur." 6183 sayılı Kanun'un maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahıs, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde alacaklı tahsil dairesine ait itiraz işlerine bakan vergi itiraz komisyonu nezdinde itirazda bulunabilir. İtirazın şekli, incelenmesi ve itiraz incelemelerinin iadesi hususlarında Vergi Usul Kanunu hükümleri tatbik olunur." 6183 sayılı Kanun'un mükerrer maddesi şöyledir:"Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edilir.Bu madde hükmü, yabancı şahıs veya kurumların Türkiye’deki mümessilleri hakkında da uygulanır.Tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmaz.Temsilciler, teşekkülü idare edenler veya mümessiller, bu madde gereğince ödedikleri tutarlar için asıl amme borçlusuna rücu edebilirler." 13/1/1911 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun maddesinin birinci fıkrası şöyledir: “Şirketin yönetimi ve temsili şirket sözleşmesi ile düzenlenir. Şirketin sözleşmesi ile yönetimi ve temsili, müdür sıfatını taşıyan bir veya birden fazla ortağa veya tüm ortaklara ya da üçüncü kişilere verilebilir. En azından bir ortağın, şirketi yönetim hakkının ve temsil yetkisinin bulunması gerekir.”