9. Ceza Dairesi 2023/1002 E. , 2023/5335 K. MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2010/66 E., 2014/34 K. SUÇLAR : Çocuğun cinsel istismarı, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma HÜKÜMLER : Mahkûmiyet Yargıtay 9. Ceza Dairesinin, 04.10.2022 tarihli ve 2021/21434 Esas, 2022/8551 Karar sayılı kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 18.01.2023 tarihli ve 14-2021/73307 sayılı itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayıl…
**9. Ceza Dairesi 2023/1002 E. , 2023/5335 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2010/66 E., 2014/34 K. SUÇLAR : Çocuğun cinsel istismarı, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma HÜKÜMLER : Mahkûmiyet Yargıtay 9. Ceza Dairesinin, 04.10.2022 tarihli ve 2021/21434 Esas, 2022/8551 Karar sayılı kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 18.01.2023 tarihli ve 14-2021/73307 sayılı itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 308 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen kanunî süresinde yapılan aleyhe itiraz başvurusu üzerine dava dosyası, aynı Kanun’un 308 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İTİRAZ SEBEPLERİ Sanık hakkında kurulan hükümlerde, mağdurenin aşamalarda sanık tarafından kendisine yönelik cinsel bir eyleminin olmadığına ilişkin beyanı, sanığın mahkeme aşamasında aksi ispat edilemeyen savunmaları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde üzerine atılı suçu işlediğine dair cezalandırılmasına yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek beraatine karar verilmesi gerektiği bahisle bozma ilâmının kaldırılmasına ve sanık müdafiinin temyiz isteminin reddi ile hükmün onanmasına karar verilmesi talebine ilişkindir. II. GEREKÇE Sanık ...'ın savunmasında ikrar ettiği ve gerekse mağdure ...'ın ifadelerinde dile getirdiği üzere, sanığın olay tarihi olan 27.02.2010 günü ve bu tarihten dört-beş ay öncesine kadar aralarında bulunan arkadaşlık ilişkisine dayalı olarak İstanbul Adlî Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulunca düzenlenen 23.06.2010 gün ve 39893-3551 sayılı rapor gereği on beş yaşını ikmal etmediği kabul edilen mağdure ...'ı rızasına dayalı olarak birden çok kez alıkoyup, öpüşme, okşama ve sevme gibi hareketler sergilediği ancak bu hareketlerin hiçbir zaman cinsel ilişki boyutuna varmadığı, son olarak da aynı yöndeki hal ve hareketleri olay tarihi olan 27.02.2010 günü birlikte gittikleri Gaziantep-Kayseri yolundaki boş bir arazide mağdureye yönelik olarak sergilerken kolluk kuvvetlerince yakalanmış olması nedeniyle, her ne kadar mağdure ...'ın rızası var ise de suç tarihi itibarıyla on beş yaşından küçük olması sebebiyle rızasının geçerli sayılamayacağı değerlendirilerek rızasına itibar edilmeyip sanığın üzerine atılı mağdure ...'a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve cinsel istismar suçlarının sübut bulduğu anlaşılmakla İlk Derece Mahkemesinin kararında hukuka aykırılık görülmediğinden, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının yerinde olduğu sonucuna varılmıştır. III. KARAR 1. Gerekçe bölümünde belirtilen nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İTİRAZININ KABULÜNE, 2. 5271 sayılı Kanun’un 308 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği Yargıtay 9. Ceza Dairesinin, 04.10.2022 tarihli ve 2021/21434 Esas, 2022/8551 Karar sayılı bozma ilâmının sanık ... hakkında mağdure ...'ya yönelik eylemleri yönünden verilen bozma kararının KALDIRILMASINA, 3. Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Kahramanmaraş 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 19.02.2014 tarihli ve 2010/66 Esas, 2014/34 Karar sayılı kararında sanık müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanık müdafinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, sayın Üye ...'ün karşı oyu ve oy çokluğuyla ONANMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.09.2023 tarihinde karar verildi. KARŞI OY Dairemizin sayın çoğunluğu ile ihtilafa düştüğümüz husus sanığın soruşturma aşamasında alınan beyanındaki başka delil ile desteklenmeyen ve kovuşturma aşamasında döndüğü suça ilişkin ikrarının tek başına mahkumiyete yeterli olup olmadığına ilişkindir. Mağdure ... aşamalarda alınan beyanında sanığın kendisine cinsellik içeren bir eyleminin bulunmadığını sadece bir kez öpmek istediğini ve kendisinin kabul etmediği için de sanığın da öpmediğini beyan etmiştir. Sanık ... soruşturma aşamasında 28.02.2010 tarihli emniyet birimlerince alınan beyanında mağdureye yönelik öpme kıyafetleri üzerinden göğüslerine dokunma şeklinde eylemleri olduğunu kovuşturma aşamasında ise mağdureye yönelik herhangi bir eylemi olmadığını öpmediğini, okşamadığını beyan etmiştir. Amacı maddi gerçeği ortaya çıkarmak olan ceza yargılamasında, somut olaya münhasır delillerden biri de “beyan” delilidir. Beyan, tanığa, sanığa veya sanığın dışındaki taraflardan birine ait olabilir. Sanığın isnat bakımından önemli görülen olayları beyanıyla kabul etmesi şeklinde tanımlanabilecek olan ikrar; eylem hakkında en çok bilgisi bulunanın beyanı olması, soruşturmayı esaslı surette kolaylaştırması, özgür iradeyle verilip gerçeğe de uygun olduğunun saptanması halinde yargıcın vicdani kanaatinin oluşumunda olumlu katkısının bulunması itibarıyla önemli bir sübut vasıtasıdır. 5271 sayılı Ceza Yargılaması Yasasının 213. maddesinde; sanığın hakim veya mahkeme huzurunda yaptığı açıklamalar ile Cumhuriyet savcıları tarafından alınan ifadeler ve müdafiinin hazır bulunduğu kolluk ifadelerinin duruşmada okunabilmesi kabul edilerek, bu anlatımlara delil olma değeri tanınmıştır. Aynı Yasanın “Delilleri Takdir Yetkisi” başlıklı 217. maddesinde; “(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdani kanaatiyle serbestçe takdir edilir. (2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir” hükmü yer almaktadır. Buna göre, vicdani kanıt sisteminin geçerli bulunduğu ceza yargılaması hukukumuzda, özgür iradeye dayalı olan ikrarın da, dosyada varlığını koruyan diğer tüm kanıtlar gibi yargıç tarafından serbestçe takdir edilip değerlendirilmesi gerekecektir. Gerçekten de, bir kimsenin suçlu olmadığı halde kendisini suçlu sayması veya bir başkasının suçunu kabullenmesi mümkündür. O halde, ikrarın hangi aşamada gerçekleştiği ve özgür iradeye dayalı olup olmadığı, ikrarda bulunanın beyanın ciddiyetini ve bundan doğacak sonuçları bilip bilmediği, ikrarın başkaca delillerle desteklenip desteklenmediği, hayatın olağan akışına uygun düşüp düşmediği, kuşkudan arınmışlığını ve belirliliğini zayıflatacak biçimde ikrardan dönülüp dönülmediği gibi hususlar da gözönünde bulundurulmak suretiyle, somut olaydaki ikrarın delil değeri ortaya konulmalı ve ispat sorunu bu şekilde çözümlenmelidir. Olayın hem mağduru hem de görgü tanığı olan mağdure ...'nın soruşturmadaki sanığın ikrarını doğrulamayan beyanları, diğer sanık ... ve mağdure Ayşegül'ün beyanları ile tüm dosya kapsamı nazara alındığında sanığın başka delille desteklenmeyen ve kovuşturma aşamasında döndüğü ikrarı dışında cezalandırılmasına yeter her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı, sanığın soruşturma aşamasında alınan beyanındaki başka delil ile desteklenmeyen ve kovuşturma aşamasında döndüğü suça ilişkin ikrarının tek başına mahkûmiyete yeterli olmadığı gözetilerek Yargıtay Cumhuriyet Savcılığının 18.01.2023 tarihli ve KD-14-2021/73307 sayılı itirazının reddine karar verilmesi görüşünde olduğundan sayın çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne iştirak etmiyorum.