Başvuru, ödeme emirlerinin iptali istemiyle açılan davada verilen karar nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, ödeme emirlerinin iptali istemiyle açılan davada verilen karar nedeniyle Anayasa’nın maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru, 15/8/2013 tarihinde İzmir Bölge İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Komisyonun 14/10/2014 tarihli kararıyla aynı başvurucuya ait 2013/6356 başvuru numaralı dosyanın 2013/6355 numaralı dosya ile birleştirilmesine, incelemenin 2013/6355 numaralı dosya üzerinden sürdürülmesine ve belirtilen dosyanın kapatılmasına karar verilmiştir. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 31/10/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 19/6/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Adalet Bakanlığına (Bakanlık) başvuru konusu olay ve olgular bildirilmiştir. Bakanlığın 15/7/2015 tarihli yazısında başvuru hakkında görüş sunulmayacağı beyan edilmiştir. A. Olaylar Başvuru dilekçesi ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: A. Muhasebe Ltd. Şti.nin vergi borçlarının bu Şirketten tahsil edilememesi üzerine Şirket ortağı olduğundan bahisle başvurucu adına ödeme emirleri düzenlenmiştir. Başvurucu söz konusu Şirketin ortağı olmadığını ve bununla ilgili Ticaret Mahkemesinde dava açtığını belirterek ödeme emirlerinin iptali istemiyle İzmir Vergi Mahkemesinde dava açmıştır. İzmir Vergi Mahkemesi 12/1/2009 tarihli ve E.2009/805, K.2009/29 sayılı ve E.2009/809, K.2009/33 sayılı kararlarıyla davaları reddetmiştir. Kararların gerekçesi şöyledir:“Türk Ticaret Kanununun temsil hükümlerini taşıyan maddesinde; aksi mukavelede belirtilmedikçe şirketlerin birlikte yahut bir mümessil vasıtasıyla üçüncü şahıslara karşı yaptıkları işlemlerden müteselsilen sorumlu oldukları ifade edilmiştir. Bu haliyle Ticaret Sicil Memurluğunun 2007 sayılı yazısından anlaşıldığı üzere davacının ortak olması ve müdür olarak ortaklardan birisinin atanmaması karşısında Yasanın maddesi gereği her iki ortağında anılan şirketin kanuni temsilcisi sayılacağı yasa gereğidir. Her ne kadar davacı tarafından, Ticaret Sicil Memurluğundaki belgelerin geçersiz olduğu, ortak olmadığının tespiti amacıyla Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesinde dava açıldığı belirtilmiş ise de Mahkememizce 2008 günü yapılan ara karar ile anılan Mahkemeden davacının açmış olduğu davanın neticesi sorulmuş olup Mahkemeden gelen ara kararı cevabından dosyanın 2007 tarihinden itibaren tarafların üç aylık süre içinde yenileme talebinde bulunmaması nedeniyle “davanın açılmamış sayılmasına” karar verildiği anlaşıldığından davacının bu iddiası yerinde görülmemiştir.…Bu durumda, borcun doğduğu dönemde kanuni temsilci olan davacı adına düzenlenip tebliğ edilen ödeme emirlerinde, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ile Vergi Usul Kanunu’nun yukarıda sözü edilen hükümlerine aykırılık görülmemiştir.” Başvurucu, kararları temyiz etmiş; daha sonra Danıştaya verdiği dilekçesinde İzmir Asliye Ticaret Mahkemesinin 30/12/2009 tarihli ve E.2008/694, K.2009/704 sayılı kararıyla Şirket ortağı olmadığı hususunun tespit edildiğini belirterek Vergi Mahkemesi kararlarının bozulmasını istemiştir. Danıştay Üçüncü Dairesi 27/9/2011 tarihli ve E.2009/1621, K.2011/5225 sayılı ve E.2009/1652, K.2011/5226 sayılı kararlarıyla temyiz istemini reddetmiştir. Kararların gerekçesi şöyledir:“Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanan Vergi Mahkemesi kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz istemine ilişkin dilekçede ileri sürülen iddialar sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından, temyiz isteminin reddine ve kararın onanmasına ...” Başvurucu, karar düzeltme taleplerinde de Şirket ortağı olmadığına ilişkin Mahkeme kararının bulunduğunu, aynı Şirket ile ilgili adına düzenlenen ödeme emirlerine karşı açtığı ve tek hâkimli görülen davalar hakkında yaptığı itiraz üzerine İzmir Bölge İdare Mahkemesinin kabul kararları verdiği hususlarını ileri sürmüş ise de aynı Dairenin 4/6/2013 tarihli ve E.2012/378, K.2013/2509 sayılı ve E.2012/379, K.2013/2518 sayılı kararlarıyla bu talep reddedilmiş; söz konusu kararlar başvurucu vekiline 18/7/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 15/8/2013 tarihinde bireysel başvuru yapmıştır. Öte yandan İzmir Asliye Ticaret Mahkemesinin 30/12/2009 tarihli ve E.2008/694, K.2009/704 sayılı -temyiz edilmemek suretiyle kesinleşen- kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:“... Sonuç olarak davanın kabulü ile davacının davalı şirkette ortak olmadığının tespitine ve 26/6/1997 tarihli sermaye artırımına ilişkin şirket ortaklarınca alınan karar altındaki imzanın davacıya ait olmadığının tespitine ve bu kararın davacı yönünden iptaline ...”B. İlgili Hukuk 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun maddesi şöyledir:“Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, Vakıflar ve cemaatlar gibi tüzel kişiliği olmıyan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevler kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirilir.Yukarıda yazılı olanların bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınmayan vergi ve buna bağlı alacaklar, kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınır. Bu hüküm Türkiye'de bulunmayan mükelleflerin Türkiye'deki temsilcileri hakkında da uygulanır. Temsilciler veya teşekkülü idare edenler bu suretle ödedikleri vergiler için asıl mükelleflere rücu edebilirler.Tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını da kaldırmaz.” 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un maddesi şöyledir:“Devlete, vilayet hususi idarelerine ve belediyelere ait vergi, resim, harç, ceza tahkik ve takiplerine ait muhakeme masrafı, vergi cezası, para cezası gibi asli, gecikme zammı, faiz gibi fer'i amme alacakları ve aynı idarelerin akitten, haksız fiil ve haksız iktisaptan doğanlar dışında kalan ve amme hizmetleri tatbikatından mütevellit olan diğer alacakları ile; bunların takip masrafları hakkında bu kanun hükümleri tatbik olunur.Türk Ceza Kanununun para cezalarının tahsil şekli ve hapse tahvili hakkındaki hükümleri mahfuzdur.” Aynı Kanun’un maddesinin birinci fıkrası ise şöyledir:“Kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahıs, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde alacaklı tahsil dairesine ait itiraz işlerine bakan vergi itiraz komisyonu nezdinde itirazda bulunabilir. İtirazın şekli, incelenmesi ve itiraz incelemelerinin iadesi hususlarında Vergi Usul Kanunu hükümleri tatbik olunur.”