Başvuru, ceza davasında yargılamanın uzun sürmesi ve en sonunda zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi üzerine ceza yargılaması sürecinde hâkimlerin sorumluluğu bulunduğu iddiasıyla devlet aleyhine açılan tazminat davasının süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesinin mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, ceza davasında yargılamanın uzun sürmesi ve en sonunda zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi üzerine ceza yargılaması sürecinde hâkimlerin sorumluluğu bulunduğu iddiasıyla devlet aleyhine açılan tazminat davasının süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesinin mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 30/3/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Y. (sanık) hakkında sevk ve idaresindeki araçla 14/1/2002 tarihinde başvurucuların murisi olan İ.K.ya çarparak ölümüne sebep olduğu iddiasıyla ceza davası açılmıştır. Bakırköy Asliye Ceza Mahkemesinin (Mahkeme) 11/4/2006 tarihli kararıyla sanık 1 yıl 15 gün hapis ve 112 TL adli para cezası ile cezalandırılmıştır. Kararda; olay yeri krokisinin, olayın meydana geldiği saatin etrafın açık oluşunun, dinlenen tanık beyanları ile sanık savunmasının dikkate alındığı belirtilerek adli tıp raporu ile bilirkişi raporunun değerlendirilmesi neticesinde sanığın 5/8, ölenin ise 3/8 oranında kusurlu olduğuna kanaat getirilmiştir. Sanık tarafından kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Ceza Dairesinin (Daire) 17/4/2008 tarihli kararıyla mahkeme kararı bozulmuştur. Kararda; hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) ilişkin yeni düzenleme karşısında suçun niteliği, hükmolunan cezanın tür ve miktarı gözetilip dosyada bulunan adli sicil kaydı da değerlendirilerek sanığın hukuki durumunun yeniden tayin ve takdirinde zorunluluk bulunduğu belirtilmiştir. Mahkeme bozma kararına direnerek 18/11/2008 tarihinde sanığın yine 1 yıl 15 gün hapis ve 112 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Kararda, sanığın mağdurların zararını gidermediği ve yeniden suç işlemeyeceği kanaatini oluşturmadığı gerekçeleriyle HAGB kararı verilmediği belirtilmiş; Dairenin bozma kararına uyulmadığı ifade edilmiştir. Kararın 24/12/2008 tarihinde temyiz edilmesi üzerine Daire 14/10/2010 tarihinde mahkeme kararının bozulmasına ve davanın zamanaşımına uğraması nedeniyle düşmesine karar vermiştir. Başvurucular düşme kararında ilk derece mahkemesinde ve Yargıtayda görev yapan hâkimlerin sorumluluğu bulunduğu gerekçesiyle 27/3/2012 tarihinde, 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 93/A maddesi uyarınca devlet aleyhine manevi tazminat davası açmıştır. Dilekçede başvurucular; Dairenin düşme kararının kendilerine tebliğ edilmediğini, düşme kararından asliye hukuk mahkemesinde Y. aleyhine açılan tazminat davasının duruşmasında (17/5/2011 tarihinde) haberdar olduklarını belirtmiş; yargılamada üç kez bozma kararı verildiğini ve yargılamanın gereksiz yere uzatılması nedeniyle sanığın korunduğunu ifade etmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ilk derece mahkemesi sıfatıyla bakmış olduğu davanın süre aşımı gerekçesiyle reddine 30/5/2013 tarihinde karar vermiştir. Kararda 2802 sayılı Kanun'un 93/A maddesi uyarınca devlet aleyhine tazminat davasının kararın kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde açılabileceği belirtilmiştir. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda ceza mahkemesi kararlarının ne zaman kesinleşeceğine dair açık bir düzenleme yoksa da Kanun ve uygulama bir bütün olarak dikkate alındığında ceza mahkemesi kararlarının temyiz edildiği takdirde Yargıtay kararı tarihi itibarıyla kesinleştiğinin kabul edilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Kararda, dava açma süresinin başlangıcı olarak 2802 sayılı Kanun'un 93/A maddesinde kesinleşme tarihinin gösterilmesi nedeniyle kesinleşmenin sonradan öğrenilmesinin dava açma süresi üzerine etkisi olmadığı belirtilmiştir. Sonuç olarak ceza yargılamasında Dairenin kararını 14/10/2010 tarihinde vermesi karşısında başvurucuların bu tarihten itibaren bir yıl içinde davalarını açmaları gerekirken bu tarih geçirildikten sonra 27/3/2012 tarihinde açtıkları dava, süresinde kabul edilmemiştir. Başvurucular kararı temyiz etmiştir. Dilekçelerinde, dava açma süresinin Dairenin karar tarihinden başlatılmasının kararın kendilerine tebliğ edilmemesi nedeniyle hak arama yollarını engellediğini belirtmiştir. Yargıtay Büyük Genel Kurulu 1/12/2014 tarihinde temyiz talebini oyçokluğu ile Hukuk Genel Kurulu gerekçesine atıfla reddetmiştir. Başvurucular 8/9/2016 tarihinde kararın düzeltilmesini talep etmiştir. Dilekçede yine kendilerine tebliğ edilmeyen karar nedeniyle dava açma süresinin Dairenin karar tarihinden başlatılmasının hak arama yollarını engellediğini belirtmiştir. Yargıtay Büyük Genel Kurulu 8/12/2017 tarihinde karar düzeltme talebini oyçokluğu ile reddetmiştir. Kararda, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruda verdiği B.B (B. No: 2013/4690, 25/2/2016) kararına da değinilmiştir. Buna göre ceza yargılamasında Yargıtay kararlarının tebliğine ilişkin herhangi bir düzenlemenin bulunmadığı ancak kararın derece mahkemesine ulaşmasının ardından davacıların karardan haberdar olma konusunda özen yükümlülüğünün bulunduğu belirtilmiştir. Bu sebeple başvurucuların Dairenin kararından itibaren bir yıl içinde dava açmaları gerektiği vurgulanarak söz konusu karardan sonradan haberdar olunmasının dava açma süresini canlandırmayacağı ifade edilmiştir. Karşıoyda ise Kanun metnine bire bir bağlı kalınmasının hak kaybına neden olacağı ifade edilmiştir. Başvurucuların Dairenin kararını, öğrendiklerini belirttikleri tarihten başka bir tarihte öğrendiklerine ilişkin delil bulunmadığı, bu nedenle davanın süresinde açıldığının kabul edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Nihai karar başvuruculara 2/3/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucular 30/3/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 2802 sayılı Kanun'un olay tarihinde yürürlükte olan 93/A maddesinin ilgili kısmı şu şekildedir:"Hâkim ve savcıların bir soruşturma, kovuşturma veya davayla ilgili olarak yaptıkları işlem, yürüttükleri faaliyet veya verdikleri her türlü kararlar nedeniyle:a) Ancak Devlet aleyhine tazminat davası açılabilir.b) Kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk sebeplerine dayanılarak da olsa hâkim veya savcı aleyhine tazminat davası açılamaz.Devlet aleyhine açılacak tazminat davası ancak dava konusu işlem, faaliyet veya kararın dayanağı olan;a) Soruşturma sonucunda verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın veya kamu davası açılmış ise kovuşturma sonucunda verilen hükmün,b) Dava sonunda verilen hükmün,kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde açılabilir." 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Devletin sorumluluğu ve rücu" kenar başlıklı maddesi şu şekildedir:"Hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı aşağıdaki sebeplere dayanılarak Devlet aleyhine tazminat davası açılabilir:a) Kayırma veya taraf tutma yahut taraflardan birine olan kin veya düşmanlık sebebiyle hukuka aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması.b) Sağlanan veya vaat edilen bir menfaat sebebiyle kanuna aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması.c) Farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı karar veya hüküm verilmiş olması.ç) Duruşma tutanağında mevcut olmayan bir sebebe dayanılarak hüküm verilmiş olması.d) Duruşma tutanakları ile hüküm veya kararların değiştirilmiş yahut tahrif edilmiş veya söylenmeyen bir sözün hüküm ya da karara etkili olacak şekilde söylenmiş gibi gösterilmiş ve buna dayanılarak hüküm verilmiş olması.e) Hakkın yerine getirilmesinden kaçınılmış olması.Tazminat davasının açılması, hâkime karşı bir ceza soruşturmasının yapılması yahut mahkûmiyet şartına bağlanamaz.Devlet, ödediği tazminat nedeniyle, sorumlu hâkime ödeme tarihinden itibaren bir yıl içinde rücu eder." 6100 sayılı Kanun'un maddesinin olay tarihinde yürürlükte olan şekli şöyledir: "Devlet aleyhine açılan tazminat davası, ilk derece ve bölge adliye mahkemesi hâkimlerinin fiil ve kararlarından dolayı, Yargıtay ilgili hukuk dairesinde; Yargıtay Başkan ve üyeleri ile kanunen onlarla aynı konumda olanların fiil ve kararlarından dolayı Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda açılır ve ilk derece mahkemesi sıfatıyla görülür. Yargıtay ilgili hukuk dairesinin tazminat davası sonucunda vermiş olduğu kararlara ilişkin temyiz incelemesi Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca; bu Kurulun ilk derece mahkemesi sıfatıyla tazminat davası sonucunda vermiş olduğu kararlara ilişkin temyiz incelemesi ise Yargıtay Büyük Genel Kurulunca yapılır.Devletin sorumlu hâkime karşı açacağı rücu davası, tazminat davasını karara bağlamış olan mahkemede görülür." Bireysel başvuru üzerine verilen B.B. kararında; başvurucuların bireysel başvuruda bulunmak için dava ve başvurularını takip etmek amacıyla gerekli özeni gösterme yükümlülüklerinin bulunduğuna, bu yükümlülük kapsamında ilk derece mahkemesine ulaşan nihai kararın gerekçesini öğrenme konusunda gerekli özeni gösterme sorumluluğunun başvuruculara ait olduğuna dikkat çekilmiştir. Mevzuatta Yargıtay ceza dairelerinin kararlarının taraflara tebliğine ilişkin bir düzenleme bulunmadığı ifade edildikten sonra ceza yargılamasında nihai kararın tebliğ edilmediği durumlarda kararın derece mahkemesine ulaşmasından ve böylece gerekçesinin erişilebilir olmasından sonra özen yükümlülüğü kapsamında makul bir süre içinde bireysel başvuru yapmak isteyen ilgililerden karara erişmeleri ve karar gerekçesini öğrenmelerinin bekleneceği, bu kapsamda erişilebilir olan nihai kararın en geç üç ay içinde ilgilileri tarafından bilindiğinin ve gerekçesinin öğrenildiğinin kabul edilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Aksi tespit edilmediği sürece bireysel başvuru için Kanun'da öngörülen otuz günlük başvuru süresinin, en geç anılan üç aylık sürenin sona ermesinden itibaren başlayacağı belirtilmiştir (B.B, §§ 31, 32).