Başvuru, güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesine dayalı olarak iş akdine son verilmesi üzerine açılan işe iade davasında adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesine dayalı olarak iş akdine son verilmesi üzerine açılan işe iade davasında adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru, 19/6/2018 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiası 2018/19171 numaralı başvuruya kaydedilerek incelenmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde, yargılama sürecindeki dava dosyalarında ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden elde edilen bilgi ve belgelerde yer aldığı şekliyle olaylar özetle şöyledir: 1969 doğumlu olan başvurucunun, 2006 yılından itibaren Ulusoy Özel Güvenlik Hizmetleri Limited Şirketi (Şirket) bünyesinde Toprak Mahsulleri Ofisi Bozova Ajans Amirliğinde (İdare) özel güvenlik görevlisi olarak çalışmakta iken Şirket tarafından 10/6/2004 tarihli ve 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun ile İdarenin 16/12/2016 tarihli yazısı gerekçe gösterilerek 19/12/2016 tarihinde iş sözleşmesi feshedilmiş ve 20/12/2016 tarihinde de başvurucuya tebliğ edilmiştir. 19/12/2016 tarihli İdare yazısında, Şanlıurfa Valiliği İl Olağanüstü Hâl Bürosundan (OHAL Bürosu) gelen 8/12/2016 tarihli gizli ibareli yazıya atıf yapılmış ve Toprak Mahsulleri Ofisinde (TMO) görev yapan Şirket personellerinden sekiz kişinin güvenlik araştırmasında “… bu kişilerin 667 sayılı KHK’nın maddesinde belirtilen terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenler” tespitinin yapıldığı belirtilmiştir. Başvurucu, feshin geçersizliğinin tespitine ve işe iadesine karar verilmesi talepleriyle işveren aleyhine 9/1/2017 tarihli dilekçesi ile dava açmıştır. Bozova Asliye Hukuk Mahkemesine (Mahkeme) sunulan dava dilekçesinde başvurucu; feshin usule aykırı olduğunu, fesih geçerli bir sebebe dayanmadığını, feshin açık ve kesin sebebinin bildirilmediğini ileri sürmüştür. Davalı Şirket tarafından sunulan 21/4/2017 tarihli cevap dilekçesinde, öncelikle davanın süresi içerisinde açılmadığı itirazında bulunulmuş; esasa ilişkin olarak ise feshin OHAL Bürosundan gelen yazıya istinaden yapıldığı, başvurucu hakkında herhangi bir soruşturma olup olmadığı bilinmemekle birlikte başvurucunun isminin terör örgütü ile birlikte anılmasının kendisine olan güven duygusunu zedelediği, dolayısıyla başvurucunun Şirket nezdinde çalışmaya devam etmesinin beklenemeyeceği ileri sürülmüştür. Diğer davalı İdare tarafından 23/10/2017 tarihli cevap dilekçesinde, öncelikle davanın davalı idare yönünden husumet nedeniyle reddedilmesi gerektiği, kaldı ki davanın süresi içerisinde açılmadığı ileri sürülmüş; esasa ilişkin olarak ise davalı Şirketin beyanlarına ilaveten dava konusu işlemin 23/7/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname (667 sayılı KHK) uyarınca yapıldığı, feshin dayanağının doğrudan OHAL KHK’sı olduğu, bu nedenle işe iade müessesinin uygulanma imkânının bulunmadığı ileri sürmüştür. Mahkeme 25/5/2017 tarihli duruşmada OHAL Bürosu ileTMO Genel Müdürlüğüne müzekkere yazılmasına karar vermiş, 28/9/2017 tarihli duruşmada dosyaya gelen müzekkere cevaplarına istinaden başvurucu vekiline savunma yapma imkânı tanımıştır. Savunmada, TMO'nun gönderdiği müzekkere cevabında başvurucunun doğrudan kendisi hakkında herhangi bir bilginin yer almadığı, sadece iki kardeşi hakkında PKK/KCK terör örgütü ile ilgili istihbari bir bilginin olduğu, ceza hukukunda suçların ve cezaların şahsiliği ilkesi gereğince başvurucunun kardeşlerinin eylemlerinden sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı belirtilerek davanın kabulüne karar verilmesi talep edilmiştir. Mahkeme 14/11/2017 tarihli gerekçeli kararında davanın reddine hükmetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:"...Davacı Ahmet TOPAL'ın 667 sayılı KHK maddesi kapsamında gerekli işlemlerin yapılmasının istenildiği ve yazı ekinde gönderilen belgede; ERKEK KARDEŞİ [T.] NIN VAN YÜZÜNCÜ YIL ÜNİVERSİTESİNDE ÖĞRENİM GÖRDÜĞÜ DÖNEMDE PKK/KCK TERÖR ÖRGÜTÜNÜN GENÇLİK YAPILANMASINDA FAALİYET YÜRÜTTÜĞÜ AYRICA DİĞER ERKEK KARDEŞİ [T.] NIN PKK/KCK TERÖR ÖRGÜTÜ İÇERİSİNDE LEGAL VEYA İLLEGAL ALANDA FAALİYET GÖSTERDİĞİ bildirilmiştir. Davacı Ahmet TOPAL'ın 667 sayılı KHK maddesi kapsamında gerekli işlemlerin yapılması ve yapılan işlemlerin sonucundan Valilik İl Ohal Bürosuna bildirilmesinin istenildiği anlaşılmıştır. Bunun üzerine davacının iş sözleşmesinin 667 sayılı KHK'nın maddesi kapsamında feshedildiği anlaşılmaktadır....Dosya tüm kapsamı, ilgili yasal mevzuat değerlendirildiğinde; davacının iş akdinin 4857 sayılı İş Kanunu hükümleri uyarınca değil, ülkede 15/07/2016 tarihinde yaşanan olay sonucu yaşanan Olağanüstü Hal Sebebi ile Bakanlar Kurulu kararı ile çıkarılan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 4/1-g maddesi uyarınca belirlenen usul ve şartlarda sona erdirildiği ve bu işlemin yasal düzenlemeye göre yapılan bir işlem olduğu, olağanüstü hal kapsamında çıkarılan KHK ile devletin birlik ve bütünlüğüne zarar verecek birlik, oluşum ve yapılara üyelik, irtibat olması durumlarındaki kişilerin işten çıkarılacağının yasal düzenleme ile belirlendiği, bu doğrultuda özel nitelikteki 667 sayılı Ohal KHK'nın 4857 sayılı İş Kanunu'nun 18 ve devamı maddelerinin önüne geçtiği, 667 sayılı KHK'nın Maddesinin Fıkrasında, "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler" denilmekle yapılan işlemin mevzuat hükümleri uyarınca yasal olduğu anlaşılmakla davanın reddine karar vermek gerekmiş..." Başvurucu; gerekçeli karara karşı 2/1/2018 tarihli dilekçesi ile istinaf talebinde bulunmuş, kararın usul ve esas açısından kanuna aykırı olduğunu, kendisi hakkında hiçbir tespit bulunmadığı hâlde sadece kardeşleri ile ilgili hem de üniversite zamanlarına dair ileri sürülen iddiaların feshe gerekçe oluşturamayacağını, bu durumun suç ve cezaların şahsiliği ilkesine aykırı olduğunu, kendisi ve kardeşleri hakkında cezai bir soruşturma yahut kovuşturma dahi bulunmadığını belirterek davanın reddi gerektiğini ileri sürmüştür. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi 13/5/2018 tarihli kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine hükmetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:"...Davacının kardeşleri hakkında PKK/KCK terör örgütüne üye olmak ve örgüt lehine faaliyetlerde bulunmak yönünde istihbarat bilgisi bulunduğuna dair belgeler dosyadadır. Bu haliyle, davacının güvenlik görevlisi olarak çalıştığı da göz önüne alındığında feshin haklı nedene dayadığı, mahkeme hükmünün olaya ve kanuna uygun olduğu kanaatine varılmıştır.Tarafların iddia ve savunmalarına, dosya kapsamına, hükmün dayandığı deliller ve kanuni gerektirici sebeplere, delillerin taktirinde isabetsizlik görülmemesine göre HMK Maddesi kapsamında kamu düzenine de aykırı bir husus bulunmayan mahkeme hükmüne karşı davalı tarafından yapılan istinaf taleplerinin esastan reddine karar vermek gerekmiştir." Nihai karar 1/6/2018 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir. 19/6/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur. A. İlgili Mevzuat İlgili mevzuat için bakınız Berrin Baran Eker, [GK], B. No: 2018/23568, 2/7/2020, §§ 20-B. Yargıtay Kararları Yargıtay Hukuk Dairesinin 22/10/2007 tarihli ve E.2007/16878, K.2007/30923 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Davalı işveren, davacının geçmişten gelen sabıkası ve özellikle yasadışı örgütle bağlantısı nedeni ile güvenlik önlemi olarak iş sözleşmesini feshetmiştir. Bu fesih Alman Hukukunda ve Alman Federal Mahkemelerinde şüphe feshi olarak adlandırılmaktadır. Böyle bir fesihte, işverenin işçisine karşı duyduğu şüphe, aralarındaki güven ilişkisinin zedelenmesine yol açmaktadır. İşverenden katlanması beklenemeyecek bir şüpheden dolayı, işçinin iş ilişkisinin devamı için gerekli olan uygunluğu ortadan kalktığından, güven ilişkisinin sarsılmasına yol açan şüphe, işçinin kişiliğinde bulunan bir sebeptir. Ciddi, önemli ve somut olayların haklı kıldığı şüphe, güven potansiyeline sahip olmaksızın ifa edilemeyecek iş için işçinin uygunluğunu ortadan kaldırdığından, şüphe feshi, işçinin yeterliliğine ilişkin fesih türü olarak gündeme gelecektir. Davacının geçmişte yasadışı örgüt üyesi olması, davacının görev yaptığı bölgede terör olaylarının artması ve demiryolu ulaşımının da hedefte bulunması, davalı işveren açısından iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güvenin sarsıldığı, elverişli objektif olay ve vakıalara dayanan güçlü bir şüphenin bulunduğu anlamına gelmektedir. Davacının iş sözleşmesinin feshinin geçerli nedenle yapıldığı kabul edilmelidir. Davanın reddi yerine yazılı şekilde kabulü hatalıdır." Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15/11/2018 tarihli ve E.2015/22-2715, K.2018/1720 sayılı kararı şöyledir:"... şüphe feshinin söz konusu olabilmesi için iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güveni yıkmaya elverişli, objektif olay ve vakıalara dayanan güçlü bir şüphe mevcut olması ve ayrıca olayın aydınlatılması için işverenin kendisinden beklenebilecek bütün çabaları göstermesine karşın eylemin gerçekleştiğinin kanıtlanamaması gerektiğinden, somut uyuşmazlıkta davacının sabit olan, doğruluk ve bağlılığa uymayan nitelikteki eyleminin şüphe feshi teşkil etmediği de açıktır. ..." Yargıtay Hukuk Dairesinin 3/10/2018 tarihli ve E.2018/10430, K.2018/20956 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"...Yukarıda açıklanan ilke ve esaslar çerçevesinde değerlendirme yapılacak olursa, somut olayda davacının iş sözleşmesinin feshi ile ilgili yasal dayanakların 4857 sayılı İş Kanunu ile birlikte Bakanlar Kurulu kararı ile ülke genelinde ilan edilen Olağanüstü Hal kapsamında çıkartılan kanun hükmünde kararnameler olduğu konusunda tereddüt bulunmamaktadır. Söz konusu kararnamelerin iş sözleşmesi ile çalışan işçilere yönelik hükümleri incelendiğinde, gerek 667 sayılı KHK’nin maddesi gerekse 673 sayılı KHK’nin maddesinde bu kanun hükmünde kararnameler kapsamında iş sözleşmesi feshedilen işçilerin bir daha yeniden doğrudan veya dolaylı olarak eski işinde veya benzer işlerde görevlendirilemeyecekleri, bunların işe iadesinin mümkün olmadığı şeklinde emredici nitelikte düzenlemelerin yer aldığı görülecektir. Bu yasal düzenlemelerin nitelik itibariyle, kamu düzenine ilişkin ve açıkça emredici nitelikte olduğu değerlendirildiğinde, açılacak davalarda taraflarca hazırlama ilkesine üstünlük tanınamayacağı göz önüne alınmalıdır. Bu itibarla, ilgili kanun hükmünde kararnameler kapsamındaki fesihlere ilişkin olarak açılan işe iade davalarında, taraflarca hazırlama ilkesi yerine istisnai nitelikteki kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulanması gerekmektedir.Buna göre görülmekte olan davada, sözleşmenin feshine dayanak bilgi ve belgelerin mahkemece resen araştırılması gerekmekte ise de, dosyada sadece Erzurum Cumhuriyet Baş Savcılığına davacı hakkında soruşturma veya kovuşturma olup olmadığı yönünde yazılan yazı cevabi ile yetinildiği, bu yönde başkaca bir araştırma yapılmadığı anlaşılmaktadır. Davacının iş sözleşmesinin feshine dayanak objektif değerlendirmelerin neler olduğu, hangi bilgi ve belgelerin feshe gerekçe yapıldığı davalı bankadan sorularak; bunun yanında resen araştırma ilkesi kapsamında davacı hakkında mevcut ise adli ya da idari soruşturma evrakları, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı’nın Terörle Mücadele, Kaçakçılık, Organize Suçlar ve İstihbarat ile ilgili birimlerinden ve Bilgi Teknolojileri Kurumu’ndan getirtilmeli, varsa davacı ile ilgili bilgi ve belgeler ile yine Bank Asya nezdinde açılmış mevduat hesapları, hesap hareketleri ve bankacılığa ilişkin işlemler olup olmadığı sorulmalı, tüm bilgi ve belgeler değerlendirilerek ulaşılacak sonuca göre hüküm kurulmalıdır. Eksik incelemeyle yazılı gerekçe ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davacının davasının kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirir." Yargıtay Hukuk Dairesinin 26/11/2018 tarihli ve E.2018/11097, K.2018/25472 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Taraf iradesine öncelik verilmesi sadece davanın açılmasında değil, yargılama sırasında taraflara ait bir çok usul işleminde de kendisini gösterir...Yani, yargılamada esas olan, dava malzemelerinin taraflarca toplanması ve mahkemeye sunulması olarak tanımlayabileceğimiz 'taraflarca hazırlama (getirilme) ilkesi' dir. Bu ilkenin geçerli olduğu davalarda, dava malzemelerinin mahkemeye tam olarak getirilmemesinin sorumluluğunu taraflar üstlenmiş olup; hakim, kural olarak tarafların ileri sürmediği vakıaları ve belirli bir delili kendiliğinden araştıramaz ve taraflara hatırlatamaz. Diğer yandan, kamu düzenini ilgilendiren davalarda, irade serbestisinin ve taraf iradesine tanınan üstünlüğün bir sonucu olan 'taraflarca hazırlama ilkesi' yerine, kendiliğinden (resen) araştırma ilkesinin uygulanması esastır. Kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda; hâkim, davanın ispatı için gereken bütün delillere kendiliğinden başvurur; taraflar da yargılama bitinceye kadar delil gösterebilirler. Bu davalarda bir bakıma, dava ile ilgili olguların hazırlanmasında, tarafların yanında, hakimin de görevli olması söz konusudur.Bu açıklamalar karşısında kamu ya da özel hukuk tüzel kişiliği de olsa işçinin terör örgütleri ile irtibatının bulunması halinde bu durumun hem kamu güvenliğini hem de özel güvenliği tehdit edeceği açıktır. Bu nedenle davalı tarafın cevap dilekçesi ile davacının iş akdinin .../... bağlantısı bulunduğuna dair kuvvetli şüphe duyulması sebebi ile feshedildiğini belirttiği görülmekle; eldeki davada taraflarca hazırlama ilkesi yerine istisnai nitelikteki kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulanması gerekmektedir."