13. Hukuk Dairesi 2014/8786 E. , 2016/6866 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacı şirket, davalıların avukat olduğunu vekaletname ile vekil tayin ettiklerini, aralarında 21.3.2005 tarihli avukatlık ve hukuki m
**13. Hukuk Dairesi 2014/8786 E. , 2016/6866 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacı şirket, davalıların avukat olduğunu vekaletname ile vekil tayin ettiklerini, aralarında 21.3.2005 tarihli avukatlık ve hukuki müşavirlik sözleşmesi yapıldığını ancak sözleşmenin uygulanmadığını, 101.000 TL alacaklarını tahsil ettikleri halde ödemediklerini, davalıları haklı nedenlerle 19.11.2009 tarihinde azlettiklerini, azilnameden sonra şirket hesabına davalıların 61.000,00 TL para havale ettiklerini, bu durumu Kadıköy 23. Noterliğinin 25.11.2009 tarihli 25551 sayılı ihtarnamesi ile bildirdiklerini, kesilen paranın izahını ve aldıklarını vekalet ücretine ilişkin açıklama yapmadıklarını, davalıların keşide ettikleri ihtarnamede 21.3.2005 tarihli avukatlık ve hukuki müşavirlik sözleşmesinin geçerli olduğunu ve aylık ücretlerinin 31/03/2010 tarihine kadar ödenmesini gerektiğini bildirdiklerini; oysa, 21.3.2005 tarihli sözleşmenin geçersiz olduğunu ileri sürerek, 21/03/2005 tarihli sözleşmenin hükümsüzlüğünün tespitine ve fazlaya ilişkin hakkı saklı kalmak üzere şimdilik 10.000,00 TL’nin tahsil tarihinden itibaren işleyecek avans faizi üzerinden temerrüt faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalılar davanın reddini savunmuşlar; karşı davalarında ise, davalılar avukat olarak davacı şirketin 21.3.2005 tarihinde avukatlık ve hukuk müşavirlik anlaşması imzalayarak vekilliğini yaptıklarını davacı şirket adına takip edilen muhtelif dava ve icra takip vekalet ücreti bakiyesi olarak fazlaya ilişkin dava haklı saklı kalmak üzere şimdilik 15.000,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte karşı davalı şirketten tahsiline karar verilmesini dilemişlerdir. Mahkemece, asıl davada davacı şirketin davasının kısmen kabulü ile, 3.860,64 TL’nin tahsil tarihi olan 12/11/2009 tarihinden ticari avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil ile davacıya ödenmesine, davacının fazlaya ilişkin talebinin reddine, karşı davada ise davanın kısmen kabulü ile, 13.697,00 TL’nin dava tarihinden itibaren yasal faizle birlikte tahsiline, fazlaya ilişkin taleplerinin reddine karar verilmiş; hüküm, taraf avukatlarınca temyiz edilmiştir. 1-6100 sayılı HMK.nun 294.maddesi gereğince mahkeme, yargılamanın sona erdiği celsede hükmü vererek tefhim eder. Hükmün tefhimi her halde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. Zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir. HMK.nun 297/2 maddesi gereğince hükmün sonuç kısmında taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. HMK.nun 298/2 maddesi gereğince de gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hâkimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak da yoktur. Kısa kararla gerekçeli kararın birbirinden farklı olması yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim olunmasına ilişkin Anayasanın 141. maddesi ile HMK.nun yukarda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca bu husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hâkime yükletilmiş bir görevdir. Somut olayda, mahkemece hüküm kurulurken kısa kararda ve gerekçeli kararın hüküm fıkrasında, “asıl davada davacı şirketin davasının kısmen kabulü ile, 3.860,64 TL’nin davalılardan tahsili” yolunda hüküm kurulmuş; gerekçeli kararın gerekçe kısmında ise “…bilirkişi tarafından hesaplanmış olup; bu tutarın 3.680,64 TL olduğu anlaşılmakla; davacının davasının bu tutar üzerinden kabulüne” şeklinde karar verilmekten söz edildiği, böylece kısa karar (hüküm) ile gerekçeli karar arasında çelişki ve tereddüt yaratılmıştır. Bu haliyle gerekçeli karar ile kısa karardaki hükmün az yukarda açıklanan kısa kararla gerekçeli kararın birbirine uygun olması gerektiğine ilişkin ilke ve yasa hükümlerine aykırı olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Mahkemece, az yukarda açıklandığı üzere ve 10.4.1992 tarih ve 1991/7 Esas 1992/4 sayılı İçtihatı Birleştirme Kararında da benimsendiği gibi kısa karar ile bağlı kalınmadan, ancak kısa karar ile gerekçeli karar arasındaki çelişki giderilecek ve infazda tereddüt yaratmayacak şekilde, yeniden bir karar verilmesi için çelişkili olarak kurulan hükmün bozulması gerekmiştir. 2-Bozma nedenine göre tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, 2. bent gereğince tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan 25,20 TL harcın istek halinde davacıya, 66,00 TL harcın davalıya iadesine, 07/03/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.