11. Hukuk Dairesi 2014/5873 E. , 2014/12974 K. MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada ... 12. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 10/12/2013 tarih ve 2013/221-2013/129 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tü…
**11. Hukuk Dairesi 2014/5873 E. , 2014/12974 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada ... 12. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 10/12/2013 tarih ve 2013/221-2013/129 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar vekili; müvekkilleri ile davalıların ... Akaryakıt Gıda İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti'nin hissedarı olduklarını, 12/07/2012 tarih ve 8110 sayılı ticaret sicil gazetesinde yayınlanan ortaklar kurulu kararı gereğince, davalıların şirket müdürü olarak atandıklarını, 2012 yılı Temmuz ayında müvekkilinin müdürlükten ayrıldıktan sonra ... ve ...'ün şirketi fiilen yönetmeye başladıklarını, şirket adına 2.300.000,00 TL kredi çektiklerini ve daha sonra bu krediyi kendi şirketlerine aktardıklarını, davalıların şirket imkanlarını kendi yararlarına kullanmalarının TTK'nın 630. maddesi gereğince yöneticilerin basiretsizliği ve özen yükümlülüğüne aykırılık oluşturduğunu, bu şekilde şirketin zarar görmesine sebebiyet verdiklerini ileri sürerek TTK'nın 630. maddesi gereğince yönetim haklarının ve temsil haklarının kaldırılmasını, şirket adına çekilen kredinin şirkete iadesinin sağlanmasını, şirketin uğradığı zararın tazminine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili; müvekkilleri ile davacıların kardeş olduklarını, üç yıl dönüşümlü olarak müdür olarak atandıklarını, şirket üzerinden kredi çekildiğinin doğru olduğunu, ancak bunun için müvekkillerinin kendi taşınmazları ve mal varlıklarını teminat olarak verdiklerini, şirketin bir zararının ve riskinin bulunmadığını, çekilen kredinin 3 katı teminat verildiğini, zarar ihtimalinin dahi bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; tarafların müşterek ortak oldukları şirket üzerinden kredi çekilmesi hususunda 15/03/2013 tarihli ortaklar kurulu kararının alındığı ve 11/03/2013 tarihli kredi çekilmesine ilişkin sözleşme yapıldığı ve bu karar ve sözleşmede ... ve ... dışındaki ortakların imzasının bulunduğu, çekilen krediler tamamen ödenerek kapatıldığını, davacının genel kurul kararının iptali için dava açtığını ancak bu davanın bekletici mesele yapılmadan karar verilmesini istemesi karşısında iptal edilememiş mevcut genel kurul kararına dayanarak davalıların kredi çektiği, bu karara göre kredi çekildiğine ve ortaklar da şirketin genel kurulunu oluşturduğundan şirketin zarara uğratılması ve davalıların özensiz yönetimi söz konusu olmayacağı ve davacıların bazı istemlerini atiye bıraktığı gerekçesiyle davacıların davalılara karşı açmış olduğu, çekilen kredinin şirkete iadesi ve bu yüzden şirketin uğradığı zararların davalılardan tazminine ilişkin talebi ile 29/11/2012 tarihli genel kurul toplantı tutanaklarında davacıların katılmadıklarının tespitine ilişkin atiye bırakılan talepleri yönünde dosyanın tefriki ile ayrı bir esasa kaydedilmesine, davacıların TTK'nın 630/2 maddesi gereğince, yöneticilerin azli ve temsil yetkilerinin kaldırılmasına yönelik davasının reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, TTK'nın 630. maddesi gereğince müdürlerin yönetim haklarının ve temsil haklarının kaldırılması istemine ilişkindir. 6100 sayılı HMK'nın 165/1 maddesi "Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir." hükmünü içermekte olup, mahkemece davacıların açtığı genel kurul kararının iptali davasının bu davada bekletici mesele yapılıp yapılmayacağı hakkında taraf irade ve beyanlarından bağımsız olarak karar verilmemiş ve davacının bekletici mesele yapılmaması yönündeki beyanı doğrultusunda davanın reddine karar verilmiş olup bu yönden mahkeme gerekçesi yerinde değil ise de; toplanan deliller ve somut olayın özelliğine göre, ortaklar kuruluna konu kredinin ödenerek borcun kapatılmış olması, şirket zararına bir sonucun doğmamış olması, azli gerektirici sebeplerin de gerçekleşmemiş olmaması nedeniyle davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile hükmün açıklanan bu gerekçe ile onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile sonucu itibariyle doğru olan mahkeme kararının gerekçesi değiştirilmek suretiyle ONANMASINA, temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 08/07/2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞIOY Dava (tefrik edilen kesimi dışında), 6102 sayılı TTK’nın 630/2-3. maddesine dayalı olarak açılmış yöneticilerin yönetim ve temsil haklarının kaldırılması talebine ilişkindir. Davacı yan, tarafların ortak oldukları şirket üzerinden çekilecek kredinin bir kısım ortakların şahsi hesaplarına aktarılması yolunda yapılan iş ve işlemler nedeniyle davalıların yönetim ve temsil görevlerinin kaldırılması talebinde bulunmuşlardır. Mahkemece, bu yolda alınmış bir genel kurul kararından ve bir zarar oluşmadığından bahisle davalıların özensiz yönetiminden söz edilemeyeceği yolundaki yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. TTK’nın müdürlerin görev, yetki ve yükümlülüklerine ilişkin 626. maddesinde, müdürlerin aynı kanunun 625/1. maddesinde belirtilen görev, yetki ve yükümlülüklerini, şirketin menfaatlerini düşünerek yerine getirmek ve dürüstlük kuralı çerçevesinde gözetmekle yükümlü oldukları belirtilmiştir. Somut olay bakımından, şahsi teminatlar sağlanmış olsa dahi, kimi ortaklar yararına kullanılmak üzere kredi sözleşmesi yapılması olgusu, hiç kuşkusuz şirket menfaatine olmayıp, aksine, dürüstlük kuralı da bertaraf edilerek gerçek kişilerin menfaatleri önde tutulmak suretiyle şirketin zarar görme tehlikesi ile karşı karşı bırakılmasıdır. Bu durumda, davalıların TTK’nın 626. maddesi hükmüne aykırı olarak, müdürlük görevlerinin ifası sırasında şirket menfaati yerine bizatihi kendi çıkarlarını düşünerek hareket ettiklerinin ve bu olgunun, müdürler bakımından yasal yükümlülüklerinin ağır bir ihlali niteliğinde bulunduğunun kabulü gerekir. TTK’nın 630. maddesinde, bu biçimdeki ağır ihlalin varlığı halinde, müdürlerin yönetim ve temsil yetkilerinin geri alınması yahut kaldırılması için, şirketin bir zarara uğraması bir gereklilik olarak yer almamaktadır. Çünkü, vakıa odur ki, müdürler kural olarak vekalet hükümlerine tabidir. Hiç kuşkusuz vekalet ilişkisi, öncelikle, güvene dayalı olmalıdır. Davalıların fiillerinin bu güven ilişkisini zedelediği de çok açıktır. O halde, mahkemenin şirketin bir zarara uğramadığı yolundaki gerekçesi, sözü edilen yasal düzenleme ve açıklamalar karşısında, yerinde değildir. Öte yandan, mahkemece, ortada bir genel kurul kararının varlığı söz konusu iken müdürlerin temsil ve yönetim yetkilerinin kaldırılamayacağı yolunda bir ret gerekçesine de yer verilmiştir. Söz konusu kararın iptali için mahkemeye başvurulduğu dosya kapsamıyla belirgin olup, bu hususun bir hadise biçiminde ele alınması gerekmekle, HMK’nın 165. maddesi uyarınca mahkemece re’sen gözetilecek bu halin varlığına rağmen, davacı beyanına dayanılarak, bu genel kurul kararının iptali için açılan davanın bekletici mesele yapılmasından sarfınazar edilmemesi gerekirdi. Nitekim, çoğunluğun onama kararında da bu yöne temas edilmiş bulunmaktadır. Keza, ortada bir genel kurul kararının var olması, TTK’nın 625/2. maddesi de gözetildiğinde, müdürlerin sorumluluklarını ortadan kaldıran bir hal olmamakla, mahkemenin genel kurul kararına yönelik gerekçesinde bu yönden de isabet bulunmadığı açıktır. Tüm bu yasal ve gerektirici nedenler karşısında, yerel mahkeme kararının bozulması kanısında olduğumdan, Dairemizin muhterem çoğunluğunun, yerel mahkeme kararının gerekçesi değiştirilmek suretiyle onanması yolundaki kararına katılamıyorum.