22. Hukuk Dairesi 2016/24028 E. , 2017/14012 K. MAHKEMESİ :İş Mahkemesi DAVA TÜRÜ : ALACAK Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi davalı vekilince istenilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 23.05.2017 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davalı adına vekili Avukat ... ile karşı taraf adına vekili Avukat ... geldiler. Du…
**22. Hukuk Dairesi 2016/24028 E. , 2017/14012 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :İş Mahkemesi DAVA TÜRÜ : ALACAK Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi davalı vekilince istenilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 23.05.2017 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davalı adına vekili Avukat ... ile karşı taraf adına vekili Avukat ... geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek bırakılan günde Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı vekili, müvekkili işçinin, davalıya ait işyerinde, 10.06.2009 tarihinden iş sözleşmesinin feshi bildiriminin tebliğ edildiği 01.09.2014 tarihine kadar kesintisiz şekilde müdür olarak çalıştığını, davalı şirketin yönetim kurulunun aldığı 26.06.2014 tarihli bir karar ile müvekkilinin görevden alınmadan dava dışı bir şahsın yeni şirket müdürü olarak atandığını, ağustos ayı başından itibaren müvekkilinin yetkilerinin elinden alındığını, akabinde kendi isteğiyle işten ayrılmayan müvekkilinin iş sözleşmesinin, alınan savunması sonrasında haksız şekilde feshedildiğini, ihbar öneli tanınmadığını, tazminatlarının ödenmediğini, ayrıca davalı şirketin, yüzde elli bir hissesi ... Belediyesi’ne ait olan bir kamu kuruluşu olduğunu, bu statüsü sebebiyle 6772 sayılı Kanun uyarınca çalışanlarına ilave tediye ödemesi gerekirken ödemediğini ileri sürerek, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve ilave tediye alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmiştir. Davalı vekili, müvekkili şirketin ana sözleşmesinin 9. maddesine göre, şirketin idaresinin ortaklar kurulu tarafından seçilen müdür tarafından yürütüldüğünü, gereği halinde ortaklar kurulunun birden fazla müdür tayin edebileceği gibi, müdürü görev süresi dolmadan azlederek yerine yeni bir müdür atama yetkisi olduğunu, davacının müvekkili şirketin müdürü olarak çalıştığını, şirket ortaklarının 29.08.2014 tarihli kararı ile davacının iş sözleşmesinin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/II-e maddesi uyarınca feshedilmesine karar verildiğini, yazılı fesih bildiriminin 01.09.2014 tarihinde tebliğ edildiğini, iş sözleşmesinin feshinin haklı sebebe dayandığından davacının kıdem ve ihbar tazminatı alacaklarına hak kazanmadığını, diğer taraftan müvekkili şirketin, yüzde ellibir hissesinin ... Belediye Başkanlığı’na, kalan hissesinin ise dava dışı ... Ofisi A.Ş.’ye ait olduğunu, Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabi ticari bir sermaye şirketi olduğunu, kamusal yetki ve ayrıcalıklarının bulunmadığını, kamu tüzel kişisi sayılamayacağını ve dolayısıyla 6772 sayılı Kanun kapsamında bulunmadığından çalışanlarına ilave tediye ödemekle yükümlü olmadığını ve kabul anlamına gelmemek üzere dava konusu alacak taleplerinin zamanaşımına uğradığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak, iş sözleşmesinin işverence feshinin haklı sebebe dayanmadığından davacının kıdem ve ihbar tazminatı alacaklarına hak kazandığı, davalı şirketin yarıdan fazla hissesinin ... Belediye Başkanlığı’na ait olduğundan 6772 sayılı Kanun kapsamında sayıldığı ve dolayısıyla davacıya ilave tediye alacağının da ödenmesi gerektiği gerekçeleriyle, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlıkta, öncelikle değerlendirilmesi gereken husus, davacının şirket müdürü olduğu dönem bakımından, 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında bulunup bulunmadığı noktasındadır. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 1. maddesinin ikinci fıkrasında, 4. maddedeki istisnalar dışında kalan bütün işyerlerine, işverenler ile işveren vekillerine ve işçilerine, çalışma konularına bakılmaksızın bu Kanunun uygulanacağı belirtilmiştir. 4857 sayılı Kanun’un 2. maddesinde bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişi işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişi ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlar işveren olarak tanımlanmıştır. Tüzel kişilerde yönetim hakkı ile emir ve talimat verme yetkisi organlarını oluşturan kişiler aracılığıyla kullanılır. Tüzel kişiler yönünden tüzel kişinin kendisi soyut işveren, tüzel kişinin organını oluşturan kişiler ise somut işveren sıfatını haizdir. Ticaret şirketleriyle tüzel kişilerde somut işveren sıfatını taşıyan organ bir kurul olabileceği gibi tek başına bir kişiye verilen yetki çerçevesinde gerçek kişinin de organ sıfatını kazanması mümkündür. Limited şirketlerde, şirketi yönetmek ve temsil etmek üzere, müdür veya müdürler atanabilir. Müdür veya müdürlerin, limited şirketin ortakları arasından seçilmesi mümkün olduğu gibi, ortak olmayan üçüncü kişiler arasından da seçilmesi mümkündür. Ortak olup olmadığına bakılmaksızın, müdür, limited şirketin organı sayılır. Dolayısıyla, şirket müdürü ile şirket arasındaki ilişkiyi iş sözleşmesi kapsamında değerlendirme ve şirket müdürlerini işçi sayma olanağı yoktur. Somut olayda, davacının davalı ... ... Akaryakıt ve ... Ltd. Şti.’ye ait işyerinde 10.06.2009 tarihinde çalışmaya başladığı, şirket ortaklar kurulunun 09.07.2009 tarihli kararıyla (Ticaret Sicili Gazetesi’nin 13.08.2009 tarih ve 7375 sayısında yayımlanan) şirket müdürü olarak atandığı, şirket genel kurulunun 27.06.2014 tarihli kararıyla ise (Ticaret Sicili Gazetesi’nin 07.08.2014 tarih ve 55 sayısında yayımlanan) müdürlük görevine son verilerek şirketi temsil ve ilzam yetkisinin kaldırıldığı, yerine yeni bir müdürün atandığı dosya içeriğindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. İş sözleşmesi ise, davacı işçiye 01.09.2014 tarihinde tebliğ edilen yazılı fesih bildirimiyle sona ermiştir. Yukarıda da belirtildiği üzere, ortak olup olmadığına bakılmaksızın, limited şirketin müdürü, şirketin organı sayılmaktadır. Davacının, şirket müdürü olduğu dönem bakımından, taraflar arasındaki ilişki Ticaret Kanunu’na dayanmaktadır. Bahsi geçen dönem için, davacı ile davalı şirket arasındaki ilişkiyi iş sözleşmesi kapsamında değerlendirme ve davacıyı işçi sayma olanağı yoktur. Anılan sebeple, davacının şirket müdürü olarak çalıştığı dönemin dışlanması gerekirken, Mahkemece, bir ayrım yapılmadan çalışma süresinin tamamının 4857 sayılı İş Kanunu’na tabi olduğunun kabul edilmesi hatalı olmuştur. Taraflar arasında, iş sözleşmesinin feshinin haklı sebebe dayanıp dayanmadığı noktasında da uyuşmazlık bulunmaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25. maddesinin (II) numaralı bendinde, ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller sıralanmış ve belirtilen durumlar ile benzerlerinin varlığı halinde, işverenin iş sözleşmesini haklı fesih imkanının olduğu açıklanmıştır. Yine değinilen bendin (e) alt bendinde, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan işçi davranışlarının da işverene haklı fesih imkanı verdiği ifade edilmiştir. Görüldüğü üzere kanundaki haller sınırlı sayıda olmayıp, genel olarak işçinin sadakat borcuna aykırılık oluşturan söz ve davranışları işverene fesih imkanı tanımaktadır. Somut olayda, fesih tarihi itibariyle davacının şirket müdürü vasfı bulunmamaktadır. Davalı işveren, fesihten önce, şirket defter ve kayıtları üzerinde inceleme yaptırmıştır. İnceleme sonucunda yeminli mali müşavir ... tarafından düzenlenen 25.08.2014 tarihli ve YMM-06104581-608/52/2014-20 sayılı raporda mütalaa edilen bir kısım usulsüzlükler ile ilgili davacının 27.08.2014 tarihli savunması alınmış ve akabinde işveren şirketin genel kurulunun 29.08.2014 tarihli kararıyla, iş sözleşmesinin 4857 sayılı Kanun’un 25/II-e maddesi uyarınca feshedilmesine karar verilmiştir. 01.09.2014 tarihinde işçiye tebliğ edilen fesih bildiriminde, ayrıntılı sebepler açıklanması suretiyle, davacının şirkette müdür olarak görev yaptığı dönem içerisinde, görev ve sorumluluklarını yerine getirmediği, işverenin güvenini kötüye kullandığı, doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlar gerçekleştirdiği iddia edilmiştir. Mahkemece, 09.07.2015 tarihli kök bilirkişi raporu ve bu raporla aynı doğrultudaki 27.11.2015 tarihli ek bilirkişi raporu görüşleri benimsenerek, iş sözleşmesinin feshinin haklı sebebe dayanmadığı kabul edilmiştir. Ne var ki, davacının kontrol ve denetim görevini yerine getirmeyerek stok ve kasa açıklarına sebebiyet verdiği, işverenin bir kısım müşterilerine yazılı sözleşme yapmaksızın ve çek, bono ya da herhangi bir teminat almaksızın vadeli satışlar gerçekleştirdiği yönündeki iddialarla ilgili olarak, gerek kök bilirkişi raporu gerekse de ek bilirkişi raporunda, feshin haklı sebebe dayanıp dayanmadığı noktasında, işyeri kayıtları davayı aydınlatmaya yeterli derecede değerlendirilmemiş ve denetime açık bir inceleme yapılmamıştır. Bu halde, davayı aydınlatmaya elverişli olmayan kök ve ek bilirkişi raporlarına itibarla sonuca gidilmesi hatalı olmuştur. Anılan sebeple, aralarında işletme uzmanı ve serbest muhasebeci mali müşavir bilirkişilerin bulunduğu üç kişilik yeni bir bilirkişi kurulu oluşturularak, bilirkişilere mahallinde inceleme yetkisi de verilmesi suretiyle, şirketin defter ve kayıtları denetime açık bir şekilde incelenmeli, inceleme neticeleriyle birlikte yeminli mali müşavir ... tarafından düzenlenen 25.08.2014 tarihli rapor, davacının savunması ve tüm dosya kapsamı birarada değerlendirilerek iş sözleşmesinin feshinin haklı sebebe dayanıp dayanmadığı bakımından bir sonuca gidilmelidir. Taraflar arasında, çözülmesi gereken bir diğer uyuşmazlık, ilave tediye alacağı noktasındadır. İlave tediye alacağının kapsamı, yararlanacaklar, yararlanma şartları, miktarı ve ödeme zamanı 6772 sayılı Devlet ve Ona Bağlı Müesseselerde Çalışan İşçilere İlave Tediye Yapılması Hakkındaki Kanun ile düzenlenmiştir. Kanunun 1. maddesinde, işveren kapsamı “Umumi, mülhak ve hususi bütçeli dairelerle mütedavil sermayeli, sermayesinin yarısından fazlası Devlete ait olan şirket ve kurumlarla belediyeler ve bunlara bağlı teşekküler, 3460 ve 3659 sayılı kanunların şümulüne giren İktisadi Devlet Teşekkülleri ve diğer bilcümle kurum, banka, ortaklık ve müesseseler” şeklinde belirlenmiştir. Buna göre; işveren kapsamı yönünden Devlete ve ona bağlı olmak üzere, genel, katma ve özel bütçeli daireler, sermayesi değişen kurumlar, sermayesinin yarısından fazlası Devlete ait olan şirket ve kurumlar ve bunlara bağlı kuruluşlar, belediyeler ve belediyelere bağlı kuruluşlar, 3460 ve 3659 sayılı Kanun kapsamına giren, sermayesinin tamamı Devlete ait olan veya bu sermaye ile kurulan iktisadi Devlet kuruluşları, 6772 sayılı Kanun kapsamındadır. 3460 sayılı Kanun bugün itibari ile yürürlükte olan bir kanun değildir. 3659 sayılı Kanun ise, banka ve Devlet kurumlarında çalışan memurların aylıkları ile ilgili düzenleme getirmiş ve halen yürürlüktedir. 5018 sayılı Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanununda, merkezi yönetim kapsamındaki kamu idareleri, sosyal güvenlik kurumları ve mahalli idarelerden oluşan genel yönetim kapsamındaki kamu idareleri ekli cetvellerde sayılmıştır. Bu cetvellerde Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu idareleri, Özel Bütçeli İdareler, Düzenleyici ve Denetleyici Kurumlar ve Sosyal Güvenlik Kurumlarında çalışanların kanun kapsamında olduğunun kabulü gerekir. İşçi yönünden kapsama gelince; İş Kanunu kapsamına girsin girmesin, yukarda belirtilen işveren kapsamı dahilindeki kurumlarda, İş Kanunu’nun 1. maddesindeki tanıma göre, işçi sayılan herkes bu alacaktan yararlanacaktır. Kanun, 4857 ve 1475 sayılı İş Kanunu’ndan önceki İş Kanunu’na atıfta bulunmuştur. 4857 sayılı İş Kanunu işçi tanımına 2. maddesinde yer vermiştir. Buna göre “bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi” denir. O halde bir iş sözleşmesine dayanarak, yukarıda belirtilen kurumlarda çalışan her işçiye ilave tediye ödemesinin yapılması gerekir. Somut uyuşmazlıkta, davalı ... Akaryakıt ve ... Ltd. Şti.’nin yüzde ellibir hissesinin ... Belediye Başkanlığı’na, yüzde kırkdokuz hissesinin ise ... Ofisi A.Ş.’ye ait olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece, yüzde ellibir hissesinin ... Belediye Başkanlığı’na ait olduğu gerekçesiyle, davalı şirketin 6772 sayılı Kanun kapsamında bulunduğu kabul edilmiştir. Bu noktada, belediyelerin hissedarı oldukları şirketlerin hukuki statüsünün belirlenmesi ve 6772 sayılı Kanun kapsamında bulunup bulunmadıklarının tartışılması, neticeye göre davacının işçi sayıldığı dönem (şirket müdürü olarak çalıştığı süre haricindeki dönem) bakımından ilave tediye ödemesine hak kazanıp kazanmadığının belirlenmesi gereklidir. 14.04.1930 tarihli ve 1471 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak, 01.09.1930 tarihinde yürürlüğe giren, 1580 sayılı Belediye Kanunu’nun, belediyelerin hak, yetki ve ayrıcalıklarını düzenleyen 19. maddesinin birinci fıkrasının ilk bendinde, “Belediye idareleri kanunun kendilerine tahmil ettiği vazife ve hizmetleri ifa ettikten sonra belde sakinlerinin müşterek ve medeni ihtiyaçlarını tesviye edecek her türlü teşebbüsatı icra ederler.” hükmü düzenlenmiştir. 15.07.1934 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 2571 sayılı Kanun’la, 1580 sayılı Belediye Kanunu’nun 19. maddesinin birinci fıkrasının beş numaralı bendinin birinci ve ikinci paragrafları; “Belediye sınırı dahilinde muayyen mıntakalar arasında yolcu nakil vasıtası olarak otobüs, omnibüs, otokar, tünel, troley, füniküler işletmek munhasıran belediyelerin hakkıdır. Bunların, belediyelerin de iştirak edecekleri şirketler vasıtasıyla yapılması ve işletilmesi veya icara verilmesi veyahut imtiyazın devri İcra Vekilleri Heyeti kararına bağlıdır” şeklinde değiştirilmiştir. 15.07.1934 tarihinde yürürlüğe giren bu değişiklikle, “belediyelerin de iştirak edecekleri şirketler” ifadesine açıkça yer verilmesi suretiyle, temel kanuni dayanak oluşturulmuştur. Anılan 19. maddede yapılan, 05.07.1939 tarihli ve 07.02.1990 tarihli değişikliklerde de, bahsi geçen ifade korunmuştur. 23.03.1984 tarihli ve 18350 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Büyükşehir Belediyelerinin Yönetimi Hakkındaki 195 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 09.07.1984 tarihli ve 18453 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, Büyükşehir Belediyelerinin Yönetimi Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun’un 8. maddelerinde, büyükşehir ve ilçe belediyelerinin, görevli oldukları konularda, 1580 sayılı Belediye Kanunu ve diğer ilgili mevzuatta belediyelere tanınan hak, yetki, imtiyaz ve muafiyetlere sahip olacağı kabul edilmiştir. 24.12.2004 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren, 5272 sayılı Belediye Kanunu’nun 70. maddesinde “Belediye kendisine verilen görev ve hizmet alanlarında, ilgili mevzuatta belirtilen usullere göre şirket kurabilir.” hükmü düzenlenmiştir. 13.07.2005 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5393 sayılı Belediye Kanunu’nda, aynı yöndeki hükme kanunun yine 70. maddesinde yer verilmiştir. 23.07.2004 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 26. maddesinde de, büyükşehir belediyesinin kendisine verilen görev ve hizmet alanlarında, ilgili mevzuatta belirtilen usullere göre sermaye şirketleri kurabilecekleri düzenlenmiştir. Belediyeler, Anayasa’nın 127. maddesinde kabul edildiği üzere, kamu tüzel kişiliğine haizdir. İlgili mevzuatta belediyelere, yüklenen görevlerin yerine getirebilmesi için, önemli hak ve yetkiler verilmiş; kamusal ayrıcalıklar tanınmıştır. Diğer taraftan, merkezi idareye de, belediyeler üzerinde vesayet yetkisi verilmiştir. Belediyeler tarafından kurulan veya ortak olunan şirketler ise, Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabi sermaye şirketleri olup, belediyelerin tüzel kişiliğinden ayrı ve bağımsız özel hukuk tüzel kişileridir. Belediyelerin kurdukları veya ortak oldukları ticaret şirketlerine, kamu tüzel kişiliği kazandıran herhangi bir kanun hükmü bulunmadığı gibi, kamusal yetki ve ayrıcalıklar tanınmamıştır. Dolayısıyla, söz konusu şirketlerin “kamu tüzel kişisi” ya da “kamu kurum ve kuruluşu” oldukları kabul edilemez. Diğer taraftan, 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, iktisadi devlet teşekkülleri ile kamu iktisadi kuruluşlarını ve bunların müesseselerini, bağlı ortaklıklarını ve iştiraklerini kapsamaktadır. Kanun Hükmünde Kararname’nin 2. maddesinin birinci bendinde “Kamu iktisadi teşebbüsü "Teşebbüs"; iktisadi devlet teşekkülü ile kamu iktisadi kuruluşunun ortak adıdır.”; ikinci bendinde “İktisadi devlet teşekkülü "Teşekkül"; sermayesinin tamamı devlete ait, iktisadi alanda ticari esaslara göre faaliyet göstermek üzere kurulan, kamu iktisadi teşebbüsüdür.”; üçüncü bendinde “Kamu İktisadî Kuruluşu "Kuruluş"; sermayesinin tamamı Devlete ait olup, tekel niteliğindeki mal ve hizmetleri kamu yararı gözeterek üretmek ve pazarlamak üzere kurulan ve gördüğü bu kamu hizmeti dolayısıyla ürettiği mal ve hizmetler imtiyaz sayılan kamu iktisadî teşebbüsüdür.” tanımlamalarına yer verilmiştir. Bu tanımlamalarla sabit olduğu üzere, kamu iktisadi teşebbüslerinin sermayesi Devlete aittir. Belediyeler ise, Devlet tüzel kişiliğinden ayrı bir tüzel kişiliğe sahiptir. Dolayısıyla belediyelerin hissedarı oldukları şirketler, 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamında olmayıp, kamu iktisadi teşebbüsü sayılamaz. Belediyelerin hissedarı olduğu şirketlerin hukuki statüsünün yukarıda yazılı olduğu şekilde belirlendikten sonra, 6772 sayılı Devlet ve Ona Bağlı Müesseselerde Çalışan İşçilere İlave Tediye Yapılması Hakkındaki Kanun kapsamında bulunup bulunmadıkları meselesinin değerlendirilmesine gelince; 6772 sayılı Kanun’un 1. maddesindeki düzenleme uyarınca, “belediyeler ve bunlara bağlı teşekküller” kanun kapsamındadır. Belediyelerin hissedarı olduğu şirketler ise, Ticaret Kanunu hükümlerine tabi, belediyeden ayrı ve bağımsız özel hukuk tüzel kişiliğine sahip olduğundan, bu şirketlerin belediyeye bağlı teşekkül sayılması mümkün değildir. Anılan maddede, sermayesinin yarısından fazlası Devlete ait olan şirketlerin kanun kapsamında olduğu açıkça belirtilmiş olmasına rağmen, madde metninde sermayesi belediyeye ait olan şirketlere yer verilmemesi kanun koyucunun tercihidir. Keza, 1580 sayılı Belediye Kanunu’nun, 15.07.1934 tarihinde yürürlüğe giren 2571 sayılı Kanun’la değişik 19. maddesi hükmünde, belediyelerin iştirak edecekleri şirketler ifadesine açıkça yer verilmiş olduğu halde, bu tarihten sonraki bir tarih olan 11.07.1956 tarihinde yürürlüğe giren 6772 sayılı Kanun’da, belediyelerin hissedarı olduğu şirketlerden bahsedilmemiş olması da bu durumun bir göstergesidir. Dolayısıyla, 6772 sayılı Kanun’un 1. maddesindeki, belediyeye bağlı teşekkül ifadesinden, kanun koyucunun, belediyelerin hissedarı olduğu şirketleri kastettiği söylenemez. Anılan sebeplerle, belediyelerin hissedarı olduğu şirketler 6772 sayılı Kanun kapsamında bulunmadıklarından, davalı şirket ilave tediye ödemekle yükümlü değildir. Bu halde, ilave tediye alacağı talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne karar verilmesi hatalı olmuştur. Yukarıda yazılı sebeplerden kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, davalı yararına takdir edilen 1.480,00 TL duruşma vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 13.06.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.