Başvuru, çocuğun cinsel istismarı suçuna yönelik yapılan yargılama sonucunda beraat kararı verilmesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, çocuğun cinsel istismarı suçuna yönelik yapılan yargılama sonucunda beraat kararı verilmesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 15/1/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler doğrultusunda tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir: 1995 yılı doğumlu olan birinci başvurucu A.Ç., 1968 yılı doğumlu olan ikinci başvurucu R.Z.nin kızıdır. Olay tarihinde (2009-2010 yılları arasında) başvurucular, baba N.Ç. ve 1986 yılı doğumlu büyük erkek kardeş T.Ç. ile birlikte Ankara'da yaşamaktadır. Olay tarihinde çocuk olan başvurucu A.Ç. 26/3/2009 tarihinde annesinin yardımıyla bazı rahatsızlıkları nedeniyle özel bir psikiyatri merkezine müracaat etmiştir. "Uyuyamama, huzursuzluk, ellerde ve ayaklarda titreme, nefes alamama, öleceğini zannetme, tırnak yeme, hırçınlık, sinirlilik, aile ilişkilerinde sorunlar, ders başarısızlığı" şikâyetleriyle başvurdukları merkezde görüşmeler devam ederken (yaklaşık on ay sonra) başvurucu anne R.Z., eşi N.Ç. aleyhine evlilik birliğinin temelden sarsıldığı iddiasıyla 15/1/2010 tarihinde boşanma davası açmıştır. Anlatımına göre başvurucu R.Z., psikiyatri merkezinde yapılan sekiz görüşme sonrasında babasının başvurucu A.Ç.nin cinsel organına dokunmaya çalıştığını ve A.Ç.ye yaklaşımının genel olarak bir babanın yaklaşımından farklı olduğunu hissettiğini A.Ç.nin ifade etmesi üzerine yaşadıkları evden çocuklarıyla ayrılarak boşanma davası açmıştır. Ardından baba N.Ç. de 12/3/2010 tarihinde başvurucu anne aleyhine, karşı boşanma davası açmıştır. Boşanma davası devam ederken 21/5/2010 tarihinde başvurucu R.Z., eşi N.Ç. hakkında cinsel taciz ve tehdit suçlarını işlediği iddiasıyla Ankara (Sincan) Batı Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) şikâyette bulunmuştur. Başvurucu; şikâyet dilekçesinde eşinin evde iç çamaşırlarıyla dolaştığını, bilgisayarında arkadaşlık ve pornografi içeren internet sitelerinde sürekli vakit geçirdiğini, kızına cinsel taciz eylemlerinde bulunduğunu, boşanma davasında kızının tanık olacağını öğrenmesi nedeniyle kızını, kendisini ve tüm tanıklarını tehdit ettiğini ileri sürmüştür. Başvurucu A.Ç. 24/5/2010 tarihli kolluk ifadesinde; babasının kendisini sürekli öpmek istediğini, yanaklarından ve boynundan öptüğünü, bir defasında da dudaklarından öpmek istediğini ancak buna izin vermediğini, annesinin de evde olduğu başka bir seferde kalçasının çok güzel olduğunu ve öpmek istediğini dile getirdiğini, bazen babasından kaçarken babasının "Sen ne kadar kaçmak istesen de ben sıkıştırır yine öperim." dediğini, babasının bacakları açık vaziyette sırtüstü yatarken kendisinden üzerine yatmasını istediğini, banyoda bir gün duş alırken babasının duşakabin kapısını birden açtığını ve kendisini annesi zannettiğini söylediğini, mutfakta sarılırken göğüslerine ve cinsel organına dokunmaya çalışması nedeniyle babasını iterek odasına gittiğini iddia etmiştir. Başvurucu babasının tavırlarının babalık duygusundan kaynaklanmadığını hissettiğini, geceleri uyurken kendisini izlediğini, evde iç çamaşırıyla dolaştığını, her gün oturma odasındaki bilgisayardan porno film izlediğini, filmin açık sesinden ve cama yansıyan görüntülerinden rahatsız olduğunu, bir keresinde oturma odasında hep birlikte otururlarken babasının ince bir örtü altında cinsel organıyla oynaması üzerine annesinin babasını uyardığını ifadesine eklemiştir. Şüpheli baba 26/5/2010 tarihinde kolluk görevlilerince alınan savunmasında suçlamaları kabul etmemiş; eşiyle arasında boşanma davası olduğunu, eşinin kendisine iftira attığını, eşinin evden ayrıldığını, kızının ve eşinin zaman zaman psikiyatrik tedavi gördüğünü, kızına gösterdiği babalık sevgisini kızının yaşı ve annesinin baskısı nedeniyle yanlış yorumladığını ileri sürmüştür. Başvurucuların komşusu 1990 yılı doğumlu B.Y. ile başvurucu A.Ç.nin ağabeyi T.Ç. kolluk tarafından tanık olarak dinlenmiştir. Tanık B.Y. beyanında şüphelinin kendi kızına cinsel tacizde bulunduğunu görmediğini ancak başvurucu A.Ç.nin 2009 yılı Aralık ayında bir gün babasının evde cinsel organıyla oynadığını söylediğini ifade etmiştir. Mental retardasyon (zekâ geriliği) hastalığı bulunduğu ileri sürülen ve bu nedenle %50 engelli olduğu belirtilen diğer tanık T.Ç. ise babasının kız kardeşine herhangi bir cinsel taciz eylemini görmediğini, kardeşinin bu hususta kendisine bir şey söylemediğini, babasının ailenin tüm maddi ihtiyaçlarını karşıladığını beyan etmiştir. Baba N.Ç.nin çocuğun cinsel istismar suçu kapsamında tutuklanmasının talep edilmesi üzerine Sulh Ceza Hâkimliğinin 27/5/2010 tarihli sorgusunda suçun işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe bulunmadığı değerlendirilerek şüphelinin serbest bırakılmasına karar verilmiştir. Başvurucu R.Z. 28/5/2010 tarihinde Başsavcılıkta verdiği ifadesinde eşinden şikâyetçi olduğunu, 2019 yılının Aralık ayından beri çocuklarıyla birlikte eşinden ayrı yaşadığını, eşinin cinsel saplantıları olduğunu dile getirmiştir. Diğer taraftan baba N.Ç., başvurucuların iftira suçunu işledikleri iddiasıyla 2/6/2010 tarihinde şikâyetçi olmuştur. N.Ç.nin şikâyeti üzerine Başsavcılıkça başlatılan soruşturma 8/6/2010 tarihinde aralarında bağlantı olduğu gerekçesiyle N.Ç. hakkında yürütülen cinsel istismar soruşturmasıyla birleştirilmiştir. Başsavcılık, N.Ç.nin çocuğun cinsel istismarı suçunu işlediği iddiasıyla 7/7/2010 tarihinde hakkında ceza davası açmıştır. İddianamede şüphelinin eylemlerinin bir kısmı teselsülen cinsel saldırı, diğer kısmı teselsülen cinsel taciz suçu olarak nitelendirilmiş; şüphelinin her iki suçtan cezalandırılması talep edilmiştir. Başsavcılık ayrıca başvurucular hakkında iftira suçu kapsamında yürütülen soruşturma yönünden aynı tarihte kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin ek karar vermiştir. N.Ç.nin ek karara itirazı, ağır ceza mahkemesince 30/9/2010 tarihinde reddedilmiştir. Diğer taraftan baba N.Ç. hakkında Ankara (Sincan)Batı Ağır Ceza Mahkemesince (Ağır Ceza Mahkemesi) yapılan yargılama sırasında sanık ve başvurucular ile tarafların tanıkları dinlenmiş, başvurucu A.Ç.nin ifadesi alınırken bir sosyal hizmet uzmanı görevlendirilmiştir. A.Ç.nin beyanının yaşıyla uyumlu olduğunu ifade eden sosyal hizmet uzmanın gözlemlerine göre A.Ç. yaşanan olayların etkisi altındadır. N.Ç.nin dayısı A.Ö. tanık olarak verdiği beyanında özetle sanığın kızını taciz ettiğini görmediğini, eşi ile arasındaki boşanma davasında başvurucu anne R.Z.nin talebi üzerine tanıklık yapacağını söylediğini, bu iddiaları boşanma davası açıldıktan sonra 2010 yılının Temmuz ayında R.Z.den öğrendiğini, R.Z.nin daha önce anlatmama sebebi olarak emin olamamasını gösterdiğini açıkladığını, tarafların boşanmamaları için aile büyükleri olarak araya girdiklerini, bu iddiaların boşanma nedeniyle bir aile içi hesaplaşma olduğunu ifade etmiştir. Komşuları olan diğer tanıklar İ.S., G.Y., R., Ö.S. ile yakın akraba T.B. olaya dayalı bilgilerinin bulunmadığını, sanığın bu yönde bir davranışını görmediklerini belirtmiştir. Başvurucu anne R.Z.nin kız kardeşi N.H. ise bir gün ziyarete gittiğinde evin alt katında otururken başvurucu çocuğun babasına "Yeter baba, kapat şu televizyonu!" diyerek bağırdığını, daha sonra kendisine sorduğunda başvurucu A.Ç.nin babasının porno film izlemesinden rahatsız olması nedeniyle bağırdığını söylediğini, kendisini sürekli öpmeye çalıştığını, yanında cinsel organına dokunduğunu anlattığını, R.Z.nin ise eşi N.Ç.nin toplu seks yapmak istediğini boşanma davası açtığında söylediğini dile getirmiştir. İddia edilen olayla ilgili olarak başvurucu A.Ç.nin ruhsal sağlığının bozulup bozulmadığının tespiti amacıyla tedavi gördüğü hastanelerden sağlık evrakları temin edilerek Adli Tıp Kurumundan görüş istenmiştir. Görüş isteme yazısında, başvurucu A.Ç.nin ruh sağlığının bozulup bozulmadığı, bozulmuş ise bu bozukluğun bu olaya mı yoksa önceye mi dayalı olduğu sorulmuştur. Adli Tıp Kurumu Adli Tıp İhtisas Kurulunun 16/4/2012 tarihli raporunda başvurucu hakkında düzenlenen tıbbi evraka ve olayla ilgili soruşturma aşamasında alınan beyanlara yer verilmiş, 23/3/2012 tarihinde psikiyatrik muayenesindeki gözlemler aktarılmış, sonuç olarak başvurucu A.Ç.nin "olaydan kaynaklanmış, ruh sağlığını bozacak mahiyet ve derecede travma sonrası stres bozukluğu denilen psikatrik bozukluk tespit edildiği ve bu duruma göre ruh sağlığının bozulduğu" belirlenmiştir. Başvurucu hakkında;i. Özel bir psikiyatri merkezinin 29/5/2010 tarihli raporunda başvurucunun 26/3/2009 tarihinde merkeze getirildiği, yapılan görüşme ve değerlendirmeler sonucunda anksiyete atakları yaşadığı, kendisine bilişsel-davranışçı terapi ile aile terapisi önerildiği, başvurucudaki semptomların (bkz. 9) ortaya çıkışında rol oynadığı düşünülen aile içindeki ilişkilerde yaşadığı sıkıntıları ile baş etme becerilerini kazanması, aile bireyleri ile olumlu ilişki kurabilmesi/sürdürebilmesi, özgüveninin yükselmesi, değersizlik duygusundan kurtulabilmesi için çalışıldığı, bu çerçevede anne ve babanın aile tedavisine çağrıldığı ancak cevap alınmadığı, sadece anne ile çalışılarak başvurucu çocuğa psikososyal destek sağlandığı,ii. Aynı psikiyatri merkezinin 15/4/2011 tarihli muayene raporunda başvurucuyla yapılan yirmi sekiz görüşme sonrasında başvurucunun aile ve arkadaşlık ilişkilerine yönelik uyum sorunları yaşadığı, depresif belirtiler gösterdiği, psikiyatrik tedavi ve psikoterapi sürecinin takip edilmesi gerektiği, iii. Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 1/6/2010 tarihli sağlık kurulu raporunda başvurucunun ruhsal sağlığının bozulduğu,iv. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezinin 11/5/2011 tarihli muayene raporunda başvurucuların anlatımlarının birbiriyle uyumlu olduğu, babasının davranışlarından dolayı A.Ç.nin çok üzgün ve öfkeli olup sık sık ağladığı, kaygı ve huzursuzluk duyduğunun öğrenildiği, babasının bu olayları daha sonra birçok yerde anlatması nedeniyle rahatsızlık duyduğunu, üzüldüğünü ve babasıyla bir araya gelmek istemediğini belirttiği, tüm bulgular değerlendirildiğinde maruz kaldığını söylediği cinsel istismar eyleminden dolayı ruhsal sağlığının bozulduğu,v. Adli Tıp İhtisas Kurulunun 23/3/2012 tarihli muayene raporunda başvurucu A.Ç.nin olaylara özellikle sınıfta yoğun bir şekilde maruz kaldığını ve sınıftayken annesine açıldığını söylediği, mental kapasitesinin normal ve iletişime açık olduğunun gözlemlendiği, mutsuz bakışları, zorlayıcı rahatsız edici anıları, olayları anımsatan konularla ilgili rahatsızlığının tespit edildiği, olaylar aklına geldiğinde midesinin bulandığı ve bazı kişileri babasına benzetip ani irkilmeler yaşadığı, uyumakta zorlandığı, dolayısıyla travma sonrası stres bozukluğu saptandığı, bu yönüyle ruh sağlığının bozulduğu tespitlerine yer verilmiştir. Baba N.Ç., Adli Tıp Kurumu raporuna itiraz etmiş ise de Ağır Ceza Mahkemesi raporu yeterli görerek itirazı reddetmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, yargılama sonunda 16/4/2013 tarihli kararıyla N.Ç.nin üzerine atılı çocuğun cinsel istismarı suçunu işlediğine dair mahkûmiyetini gerektirecek nitelikte delil bulunmadığını değerlendirerek beraatine karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"Sanığın böyle bir eylemde bulunduğuna dair katılan ve mağdurenin soyut ve birbiriyle çelişen iddiaları dışında başkaca delil elde edilemediği, ayrıca katılan ile sanık arasında halen boşanma davası bulunduğu ve devam ettiği, her ne kadar sanık aleyhine kızına karşı cinsel istismar eyleminde bulunduğu iddia edilmiş ise de, bu iddialar soyut iddia dışına çıkmadığı, bu soyut iddiaları destekleyecek başkaca delil bulunmadığı gözetildiğinde, anne ile babanın birbirine husumet beslediği, bu soyut ve genel beyanlar dışında mahkumiyete yetecek kadar kesin, net, inandırıcı delil elde edilemediği..." Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının 7/5/2013 tarihli davaya katılma talebi, yargılamanın 16/4/2013 tarihinde tamamlandığı gerekçesiyle Ağır Ceza Mahkemesince 14/5/2013 tarihinde reddedilmiştir. Başvurucular beraat kararına karşı temyiz yoluna başvurmuş, temyize konu karar Yargıtay Ceza Dairesinin 21/11/2017 tarihli kararıyla onanmıştır. Onama kararını tebliğ almadığını belirten başvurucular Yargıtay ilamını 20/12/2017 tarihinde haricen öğrendiklerini beyan etmişlerdir. Öte yandan beraat kararı temyiz aşamasındayken başvurucu R.Z. ile eşi arasındaki boşanma davası Ankara (Sincan) Batı Aile Mahkemesinin (Aile Mahkemesi) 16/7/2013 tarihli kararıyla sonuçlanmıştır. Aile Mahkemesi tarafların boşanmalarına, başvurucu A.Ç.nin velayetinin anneye verilmesine, iddia edilen eylemler nedeniyle ilişki tesisi hâlinde çocuğun huzuru tehlikeye gireceğinden A.Ç. ile baba N.Ç. arasında kişisel ilişki kurma talebinin reddine karar vermiştir. Karar tarafların temyiz etmemesi nedeniyle 11/10/2013 tarihinde kesinleşmiştir. Başvurucular 15/1/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvuruculardan R.Z. bireysel başvurudan sonra 5/7/2023tarihinde vefat etmiştir. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun başvuruya konu suçların işlendiği iddia edilen tarihte yürürlükte olan "Çocukların cinsel istismarı" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:" (1) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismar deyiminden;a) Onbeş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar, anlaşılır.... (3) Suçun;...c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş veya evlat edinen tarafından,işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.…" 5237 sayılı Kanun'un başvuruya konu suçun işlendiği iddia edilen tarihte yürürlükte olan "Cinsel taciz" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"(1) Bir kimseyi cinsel amaçlı olarak taciz eden kişi hakkında, mağdurun şikâyeti üzerine, üç aydan iki yıla kadar hapis cezasına veya adlî para cezasına hükmolunur. (2) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/13 md.) Bu fiiller; hiyerarşi, hizmet veya eğitim ve öğretim ilişkisinden ya da aile içi ilişkiden kaynaklanan nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle ya da aynı işyerinde çalışmanın sağladığı kolaylıktan yararlanılarak işlendiği takdirde, yukarıdaki fıkraya göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. Bu fiil nedeniyle mağdur; işi bırakmak, okuldan veya ailesinden ayrılmak zorunda kalmış ise, verilecek ceza bir yıldan az olamaz." İlgili diğer ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Z. [G.K.], B. No: 2013/3262, 11/5/2016, §§ 32-43; G.G.K., B. No: 2014/19797, 9/1/2018, §§ 28-