(Kapatılan)15. Ceza Dairesi 2012/15517 E. , 2013/12949 K. "" MAHKEMESİ :Çocuk Mahkemesi SUÇ : Dolandırıcılık Dosya incelenerek gereği düşünüldü: Yargıtay CGK'nın 2010/6-90-126 sayılı ve 25/05/2010 tarihli ilamında belirtildiği üzere, bir suç nedeniyle verilen karar içerisinde yer alan cezalardan her biri ayrı bir hükmü oluşturmayıp, bu cezaların tamamı tek bir hükmü meydana getirmektedir. Bu nedenle de; hükmün içerisinde birden fazla “cezanın” bulunduğu hallerde, temyiz sınır…
**(Kapatılan)15. Ceza Dairesi 2012/15517 E. , 2013/12949 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Çocuk Mahkemesi SUÇ : Dolandırıcılık Dosya incelenerek gereği düşünüldü: Yargıtay CGK'nın 2010/6-90-126 sayılı ve 25/05/2010 tarihli ilamında belirtildiği üzere, bir suç nedeniyle verilen karar içerisinde yer alan cezalardan her biri ayrı bir hükmü oluşturmayıp, bu cezaların tamamı tek bir hükmü meydana getirmektedir. Bu nedenle de; hükmün içerisinde birden fazla “cezanın” bulunduğu hallerde, temyiz sınırının belirlenmesi açısından cezaların her birinin miktarına değil, toplam ceza miktarına bakılması gerekir. Buna karşılık, aynı kararın içerisinde birden çok hükmün bulunması halinde, temyiz sınırı her hüküm için diğerinden bağımsız olarak ayrı ayrı değerlendirilmelidir. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 99. maddesindeki düzenleme ise “birden fazla hükümdeki cezaların” temyiz yasa yoluna başvurma sınırı ile ilgili olarak değil, fakat infaz işlemleri ile ilgili olarak toplanması ya da toplanamamasına ilişkindir. Diğer taraftan; “temyiz yasa yoluna başvurma” kişiye tanınmış bir hak olduğuna göre, bu hakkın daraltılması yorum yoluyla değil, ancak açık bir yasal bir düzenleme ile sağlanabilir. Şu halde, somut olayda tek suç için verilen hükümde yer alan hapisten çevirme 2.000,00 TL adli para cezası ile doğrudan verilen iki gün karşılığı 40,00 TL olmak üzere toplam para cezası miktarı 2.040,00 TL olduğundan, hükmün 1412 sayılı CMUK’nın 305. maddesi uyarınca temyiz kabiliyeti bulunduğu belirlenerek yapılan incelemede; 1) Güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için; failin bir malın zilyedi olması, malın iade edilmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere faile rızayla tevdi ve teslim edilmesi, failin kendisine verilen malı, veriliş gayesinin dışında, zilyedi olduğu malda malikmiş gibi satması, rehnetmesi tüketmesi, değiştirmesi veya bozması ve benzeri şekillerde tasarrufta bulunması ya da devir olgusunu inkar etmesi şeklinde, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hırsızlık suçunda ise; menkul bir malın, sahibinin rızası dışında alınması, mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesi, mağdurun suç konusu eşya üzerindeki zilyetlikten ... tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hale gelmesi söz konusudur.