DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2023/2981 E. , 2024/983 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2023/2981 Karar No : 2024/983 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ... Sendikası 2- ... VEKİLLERİ: Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı VEKİLLERİ : Av. ..., Hukuk Müşaviri ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onikinci Dairesinin 19/01/2023 tarih ve E:2022/1068, K:2023/22 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2023/2981 E. , 2024/983 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2023/2981 Karar No : 2024/983 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ... Sendikası 2- ... VEKİLLERİ: Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı VEKİLLERİ : Av. ..., Hukuk Müşaviri ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onikinci Dairesinin 19/01/2023 tarih ve E:2022/1068, K:2023/22 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Sağlık Bakanlığı Yönetim Hizmetleri Genel Müdürlüğünün 25/02/2022 tarih, E-49635782-929-2443 sayı ve "Göreve gelmeme/iş bırakma eylemleri" konulu yazısının iptali istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Onikinci Dairesinin 19/01/2023 tarih ve E:2022/1068, K:2023/22 sayılı kararıyla; Anayasa'nın 56. maddesinde düzenlenen sağlık hakkı, kişilerin sağlığa zararlı sosyal ya da geleneksel uygulamalara zorlanmalarını engelleme, sağlık hizmetlerine eşit erişimi engelleyici, ayrımcı fiillerle mücadele etme, tıbbi personelin gerekli eğitim, tecrübe ve etik davranışlara sahip olmasını sağlama ya da kişilerin sağlık hizmeti sunucularına erişimini engelleyici ve kısıtlayıcı sonuçlar ortaya çıkaran engelleri kaldırma, sağlık hizmeti alıcılarına etkin, verimli ve hızlı bir şekilde bu hizmetin sunumunda Devlete birtakım yükümlülükler yüklediği, Bu durumda anayasal güvence altında bulunan sağlık hakkının korunması, iyileştirilmesi ve halka etkin bir şekilde sunulmasını düzenleme ve sınırlandırma konusunda Devlete yetkiler tanınması gerektiği, Nitekim Devletin bu kapsamda sunacağı sağlık hizmetinin, özellikle de küresel salgın döneminde aksatılmaması amacıyla düzenleme getiren dava konusu işlemin aynı zamanda yasal bir yükümlülük olduğu, her ne kadar davacılar tarafından bu göreve icabet etmemenin yaptırımı olarak öngörülen disiplin cezalarının, sendikal faaliyeti engellediği ileri sürülmekte ise de, esasında dava konusu uyuşmazlık bağlamında küresel salgın döneminde işe gitmeme yönündeki sendika kararlarının, davalı idarenin savunmalarında belirttiği üzere sağlık hizmetinin sunumunu aksatır hale geldiği, işe gitmeme eyleminin amacını aşarak, bu yönüyle bir başka anayasal hak olan sağlık hakkını engellediğinin anlaşılmakta olduğu, bu haliyle işe gitmeme eylemlerinin haklı bir mazerete dayandığından söz edilmesi ve sağlık hakkının engellenmesi sonucunu doğuracak işe gitmeme faaliyetlerinin sendikal faaliyeti engellediği sonucuna varılmasının mümkün olmadığı, Bir anayasal hakkın kısıtlanmasında yasal dayanağın bulunmasının şart olduğu gibi, ayrıca bu sınırlandırmanın meşru bir amacı olması ve demokratik toplumda gerekli ve orantılı/ölçülü olması gerektiği, Bu açıklamalardan hareketle, anayasal bir hak olan sendikal faaliyet hakkı kullanılırken yine Anayasa ile güvence altına alınan sağlık hakkına ulaşmak isteyen vatandaşların, bu haklarının ölçüsüz bir şekilde engellenmesine mani olma konusunda, kamu hizmetinin asli yükümlüsü olan idarenin yetki ve sorumluluğunun olduğunun açık olduğu, İdarenin bu yetkisini kullanırken yine ölçülülük ilkesine uygun hareket edeceği, Vatandaşların sağlık hakkına ulaşmalarını sağlamak ve bu çerçevede tedbirler almanın demokratik toplumun gereklerinden olduğu, davacı Sendika tarafından, 4688 sayılı Kanun'la belirlenen kamu görevlilerinin ortak, ekonomik, sosyal ve mesleki hak ve menfaatlerinin korunması ve geliştirilmesi amacıyla sendikal eylem kararı alınabileceği kabul edilmekle birlikte, bu hakkın kullanımının düzenli bir şekilde alınan kararlarla özellikle de küresel salgın döneminde tekrarlanmasının, vatandaşların sağlık sunucularından etkin bir şekilde yararlanmasını ve sağlık hizmetinin etkin, verimli ve hızlı bir şekilde sunumunu ölçüsüz bir şekilde engellediğinin anlaşıldığı, Bu durumda, sağlık hizmetinin sunulmasında asli yükümlü olan idarenin, vatandaşların sağlık hakkını korumak amacıyla tesis ettiği anlaşılan dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, kararın gerekçelerinin silahların eşitliği ilkesine aykırı şekilde davalı tarafın beyanları esas alınarak verildiği, dava konusu işlemin üst hukuk normu olan ve halen yürürlükte bulunan 1999/44 Sayılı Başbakanlık Genelgesi'ndeki ''Sendikal çalışmaları nedeniyle sendika yöneticilerine ve üyelerine karşı disiplin cezası uygulanmamasına,'' düzenlemesine aykırılık teşkil ettiği, küresel salgın bittikten sonra eylem kararları alındığı, küresel salgının bittiği hususunun Cumhurbaşkanlığı ve İçişleri Bakanlığı Genelgeleri ile sabit olduğu, sağlık hizmetinin aksadığına dair somut deliller dosyaya sunulmadığı halde kararda salt davalının beyanlarının esas alınarak sağlık hizmetinin aksadığı yönünde gerekçeye yer verildiği, Anayasa Mahkemesi'nin 22/11/2022 tarih ve 2017/16800 başvuru numaralı kararı ile aile hekimlerinin iş bırakmalarına dair kararında Sendika hakkının ihlal edildiğine karar verildiği, yapılan eylemin süreklilik teşkil etmediği, eylem öncesi davalı tarafından bir itiraz ya da erteleme girişiminin de olmadığı, polikliniklerin haftasonları ve bayram tatillerinde de kapalı olduğu, bu nedenle süreklilik teşkil etmeyen 1-2 günlük iş bırakma eylemlerinde de sağlık hakkının engellendiğinden söz edilmesinin abesle iştigal olduğu, sağlık hakkının engellendiği iddiası ile sağlık mensubu çalışanların hiçbir zaman sendikal eyleme katılamayacakları, bu durumda sağlık mensubu çalışanların sendikal haklara dolaylı yoldan sahip olamadıkları ve sendikal örgütlenmenin bu durumda açıkça engellediği sonucuna varılabileceği, dava konusu işlemin icrai nitelikte olduğu ve dava konusu işlem yürürlükte olduğu müddet tüm sendikal eylemleri cezalandırmaya ve engellemeye dair işlemlerin tesis edilmeye devam edileceği, sendikal eylemlerin başlıca sebebinin şiddet ve sağlık personelinin yaşam hakkının ihlal edilmesi karşısında caydırıcı önlemlerin alınmaması, gerisinde bıraktıkları çocuklarının ise sefalete terk edilmesi olduğu ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Onikinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davacıların temyiz istemlerinin reddine, 2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Onikinci Dairesinin temyize konu 19/01/2023 tarih ve E:2022/1068, K:2023/22 sayılı kararının ONANMASINA, 3.Kesin olarak, 06/05/2024 tarihinde esasta oybirliği, gerekçede oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY X- 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davalarının idari dava türleri arasında sayıldığı; aynı Kanun'un 14. maddesinin 3. fıkrasının (d) bendinde, dava dilekçesinin dava konusu edilen işlemin idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olup olmadığı yönünden inceleneceği; 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, dava konusu edilen işlemin, idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem niteliğinin bulunmaması durumunda davanın reddine karar verileceği hükümlerine yer verilmiştir. Bu hükümden, bir idari işlemin iptal davasına konu edilebilmesi için kesin ve yürütülmesi zorunlu bir işlem olmasının gerektiği, kesin ve yürütülmesi zorunlu işlemin; hukuk düzeninde sonuç doğuran, başka bir makamın onayına ihtiyaç göstermeyen ve ilgilinin hukukunda değişiklikler meydana getiren işlem olduğu, hazırlık işlemlerinin ise; idarelerin, kesin ve icrai işlemleri tesis etmeden önce yaptıkları ön çalışmalar olup, bireyler üzerinde herhangi bir hukuksal etki yaratmayan, hazırlayıcı işlem niteliğini taşıyan ve tek başına dava konusu edilemeyecek işlemler olduğu anlaşılmaktadır. Dosyanın incelenmesinden, muhtelif valilikler tarafından, ülke genelinde göreve gelmeme/iş bırakma eylemlerine katılan sağlık personeli hakkında nasıl bir işlem tesis edileceği hususuna ilişkin davalı İdareden görüş sorulduğu, bunun üzerine Sağlık Bakanlığı Yönetim Hizmetleri Genel Müdürlüğünün 81 il valiliğine gönderdiği dava konusu yazı ile sağlık çalışanlarının, küresel salgın döneminde sağlık kamu hizmetini; görevini terk ederek veya başka suretle hukuka aykırı şekilde aksatması sonucunu doğuran her türlü davranışının, disiplin mevzuatı hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini belirttiği görülmektedir. Bu durumda dava konusu işlemin, davalı idarenin kendisinden belli bir konuya ilişkin olarak talep edilen görüşünün açıklanmasından ibaret olduğu; görüş niteliğinde olan dava konusu yazının da, hukuk aleminde tek başına değişiklik yaratan, idari davaya konu edilebilecek kesin ve yürütülebilir bir işlem niteliğinde olmadığı anlaşılmıştır. Bu itibarla, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca dava konusu işlemin kesin ve yürütülmesi zorunlu işlemlerden olmadığı sonucuna varıldığından, davanın incelenmeksizin reddine karar verilmesi gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin reddi ile Danıştay Onikinci Dairesinin 19/01/2023 tarih ve E:2022/1068, K:2023/22 sayılı kararının yukarıda belirtilen gerekçe ile onanması gerektiği oyuyla, karara gerekçe yönünden katılmıyoum.