İSTİNAF KARAR TARİHİ: 11/12/2025 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacılar vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA:Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; ... ... ile ... ... çiftinin 23/09/2014 tarihinde ... ... isimli erkek bir çocuklarının doğduğunu, annenin doğum sürecindeki doktorunun dava dışı Dr. ..., dava…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/1572 KARAR NO : 2025/1888 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 06/04/2023 NUMARASI : 2017/515 Esas - 2023/286 Karar DAVA: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 11/12/2025 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacılar vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA:Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; ... ... ile ... ... çiftinin 23/09/2014 tarihinde ... ... isimli erkek bir çocuklarının doğduğunu, annenin doğum sürecindeki doktorunun dava dışı Dr. ..., davalı sigorta şirketinin ise bu hekimin tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigortası olduğunu; çocuğun down sendromlu olarak doğduğunu, adı geçen doktorun hamileliği boyunca anneyi takip ettiğini, ne var ki, tıbbi kötü uygulaması sonunda down sendromunun hamilelikte teşhis edilememiş olduğunu; doktorun bilgilendirme dahi tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğini ispatla yükümlü olduğunu, müvekkili annenin down sendromu yönünden bilgilendirilmediğini, davalı sigorta şirketinin, poliçe gereği doğan zarardan sorumlu olduğunu bildirerek, küçük ... ... için fazlaya dair hakları saklı tutularak 15.000,00 TL bakıcı ücreti dahil sürekli iş göremezlik tazminatı ve 20.000,00 TL manevi tazminat ile fazlaya dair haklar saklı tutularak davacı anne ve baba içinde 10.000,00'ar TL manevi tazminatın davalı sigorta şirketinden tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının gebelik takibinin sigortalı hekim tarafından takip edildiği dönemde, tüm test ve tetkiklerin eksiksiz yapıldığını, kaldı ki, mevcut tıbbi yöntemlerle down sendromu gibi anomalilerin %100 tespitinin mümkün olmadığını, eğer tetkiklerde düşük risk çıktıysa bu durumda hekime kusur akdedilmesinin mümkün olmadığını; testlerin tespit oranının değişiklik gösterebildiğini ve her doğum öncesi anomalinin doğumu sonlandırma endikasyonu da bulunmadığını, ayrıca gebelik takibinde hastaların birden çok hekime de gitmelerinin olağan olduğunu, bu nedenle sigortalısının dışında başka hekimlere gitmişse mahkememizce bunlarında araştırılması gerektiğini, sigortalı hekimin çalıştığı hastanede amniyosentez / kordosentez yapılıp yapılmadığının araştırılması gerektiğini, bunlar yapılmıyorsa hekimin bu araştırmaları yapan bir hastaneye davacı anneyi yönlendirip yönlendirmediğinin tespiti gerektiğini; konuya ilişkin literatürde down sendromunun tespiti yönünden yapılacak aminiyosentez işleminde de bebeğin %1 kaybedilme riskinin bulunduğunu, bu riskin ÇVS'de bir kat daha yükseldiğini belirterek, hastanenin ve hekimin sorumluluğunun doğabilmesi için gerçekleştirilen teşhis ve tedavi yöntemlerinde tıbbi standardın uygulanmaması halinde tazminata hükmedilebileceğinin, tıbbi standardın uygulanması ancak kötü ve beklenmeyen sonucun doğması halinde artık doktorun bir tazminatla sorumlu olmayacağının dikkate alınması gerektiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, istenen manevi tazminatın zenginleşme aracı olarak kullanılmaması gerektiği ve davanın da HMK 64. Madde gereğince sigortalı hekime ihbarını talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI : İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " ...Down sendromunun 21. Kromozomdaki trisomiden kaynaklanan genetik bir bozukluk olduğu, bu genetik bozukluk sebebiyle down sendromu çocuklarda zihinsel ve gelişimsel yetersizlik meydana geldiği, iki tane olması gereken 21. Kromozomun üç tane olması sebebiyle bu hastalığın görüldüğü; gebelik sırasında bu sendromun tanısı için başlıca kullanılan yöntemlerin ikili, üçlü, dörtlü test, ense kalınlığı gibi prenatal tarama testleri ve ultrason olduğu, down sendromu riskini etkileyen bir çok faktörün bulunduğu; bunlardan birinde annenin yaşının 35 ve üzerinde olması şeklinde görüldüğü nazara alınarak; Annenin 09/02/1975 doğumlu olduğu, doğum tarihinde 39 yaşında bulunduğu, Adli Tıp Raporunda doğum sürecinin ayrıntılı olarak kademe kademe anlatıldığı, buna göre doğuma 7 ay 9 gün varken 14/02/2014 tarihli epikriz raporunda hekimin davacı anneye açık açık ikili test önerdiği ancak annenin bunu kabul etmediğinin yazılı olduğu, 03/05/2014 tarihli kontrolde ise doğuma yaklaşık 4,5 ay varken ikinci düzey USG testi istendiği hususunun yazılı olduğu, davacı tarafın USG testi yaptırdığına dair herhangi bir iddia ya da beyanının bulunmadığı, Bu oluşa nazaran hekim tarafından artık davacı annenin gerekli test aşamalarına yönlendirildiğinin sabit olduğu, bu yönlendirmeler yapılırken neden yapıldığının açıklanmamasının eşyanın tabiatına aykırı olacağı, an azından bu durumda annenin neden bu testlerin önerildiğini sorması gerekeceği; 39 yaşında doğum yapacak olan bir annenin de bu konuda hassas olması gerekeceği mahkememizce değerlendirilmiş, Yukarıda tanıtılan Hukuk Genel Kurulunundaki olayla birebir benzer olan dosyamızda da davanın reddine," karar verilmiştir. Bu karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yargıtay HGK kararına göre yazılı veya sözlü “aydınlatılmış onamda ispat yükünün her şekilde davalıya ait olduğunu, davalının böyle bir savunmada bulunmadığını ve ispat da etmediğini, davalının aydınlatılmış onam savunmasında bulunmamış iken mahkemece bazı testlerin istendiği bunların da hasta tarafından reddedildiği gerekçesiyle davanın reddinde hukuka uyarlık bulunmadığını, “test önermenin aydınlatılmış onam yerine geçmeyeceğini, hekimin "ben önerdim hasta yapmadı" diyerek sorumluluktan kurtulamayacağını, aslolanın aydınlatılmış onamın gereği gibi yerine getirildiğinin ispatı olduğunu, her kadın doğum uzmanı hekimin amniyosentez yapabileceğini, bu nedenle sigortalı hekimin yapmayacağı bir işlem için onam alması gerekmediği gerekçesinin geçersiz olduğunu, yerel mahkemenin İstanbul Bölge Adliye “mahkemesi kararlarına itibar etmeden kendi yaptığı yorumda hataya düştüğünü, test önerme veya yönlendirmenin aydınlatılmış onam olmadığını, hastanın hekime soru sormamasının yönlendirmenin neden yapıldığını “anladığını göstermeyeceğini, aydınlatılmış onamın alınmamasının tıbbi kötü “uygulama olduğunu, mahkemenin sadece iki davacı (anne ve baba) hakkında karar verdiğini, davacı küçük hakkında olumlu veya olumsuz herhangi bir karar vermediğini, kararın bu nedenle de iptal edilmesi gerektiğini beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. GEREKÇE : Dava, tıbbi kötü uygulama nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın sigorta poliçesi kapsamında tazmini davasıdır.İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, davacılar vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, hekimin tıbbi kötü uygulamada bulunup bulunmadığı noktasındadır.Davacı-küçük ... ... down sendromu ile doğmuştur. Davacı tarafça, gebelik takibini yapan Dr. ...'in bilgilendirme ve rıza alma yükümlülüklerini ihlal ettiğini ve ileri tetkikleri önermediği iddiasıyla uğranılan zararın Tıbbi Kötü Uygulama sigorta poliçesi kapsamında tazminine karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.Davacı annenin doğuma kadar takipleri Dr. ... tarafından yapılmıştır. Biyoloji Ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları Ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi'nin 5. maddesinde, Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'un 70. maddesinde, Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 15. Ve 18. maddelerinde tıbbi müdahalenin muhatabını aydınlatma(bilgilendirme) yükümlülüğü düzenlenmiştir. Hukukumuzda, bu yükümlülük aydınlatılmış onam olarak yerleşmiştir. Geçerli bir aydınlatılmış onamdan bahsedilebilmesi için bilgilendirmenin mümkün olduğunca sade şekilde, tereddüt ve şüpheye yer verilmeden, hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde yapılması gerekir. Burada tıbbi müdahalenin ne olduğu önem arz etmektedir. Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 4/g maddesinde, tıbbi müdahale; Tıp mesleğini icraya yetkili kişiler tarafından uygulanan, sağlığı koruma, hastalıkların teşhis ve tedavisi için ilgili meslekî yükümlülükler ve standartlara uygun olarak tıbbın sınırları içinde gerçekleştirilen fizikî ve ruhî girişimi, ifade eder şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanıma göre, gebelik takibinin de tıbbi müdahale kapsamında bulunduğu açıktır.Bir hastalığa ilişkin risk durumun belirlenmesi ya da teşhisi için yapılması gereken testlere yönelik açıklamalar da aydınlatma kapsamında olup, hekimin bulunduğu yerde söz konusu testlerin yapılmıyor olması da bu hususlarda aydınlatma yükümlülüğünü kaldırır nitelikte değildir. Bilgilendirmenin yapılacağı kişi ise, tıbbi müdahalenin muhatabı olan kişidir. Ancak, kendisi yerine bir başkasının bilgilendirilmesini talep etmesi halinde, bu talep kişinin imzası ile yazılı olarak kayıt altına alınmak kaydıyla sadece bilgilendirilmesi istenilen kişilere bilgi verilir. Muhatap, çocuk veya kısıtlı ise, bilgilendirme yasal temsilciye yapılır. Gebelikte ise, hem anne sağlığı hem de çocuğun sağlığı söz konusudur. Bu halde de bilgilendirmenin anneye yapılması gerekir. Bilgilendirmenin amacı, kişinin tıbbi müdahale ile ilgili olarak serbestçe karar almasını sağlamaktır. Bu nedenle, bir hastalığın tedavisinin mümkün olmamasının hekimin sağlığı koruma ve teşhise ilişkin aydıtlatma (bilgilendirme) yükümlülüğüne bir etkisi bulunmamaktadır. Bilgilendirme sözlü veya yazılı olarak yapılabilir. bilgilendirmenin yapıldığını ispat yükü TMK'nın 24. maddesi uyarınca hekime ait olup, hekim tarafından aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiği her türlü delille ispatlanabilir. Down sendromu 21. kromozomdaki trisomiden kaynaklanan genetik bir bozukluk olup iki tane olması gereken 21. kromozomun üç tane olması ile karakterize edilir. Görüldüğü gibi down sendromu hekim hatası ile oluşan bir hastalık olmadığı gibi, bilinen bir tedavisi de bulunmamaktadır. HGK'nın 22/03/2022 tarih ve 2020/11-592 E. - 2022/356 K. Sayılı kararında; dosyada alınan bilirkişi raporuna göre, down sendromunun gebelik sırasında tanısı için ikili, üçlü, dörtlü test, ense kalınlığı gibi prenatal tarama testleri ve ultrason gibi yöntemlerin kullanıldığı, gebelik döneminin 11 ilâ 14. haftalarında yapılan ikili test, 15 ilâ 20. haftalarında yapılan üçlü/dörtlü testler neticesinde down sendromu ihtimalinin ortaya konulmasının mümkün olduğu, bebeklerde gebelik ultrasonografisinde15 ilâ 20. gebelik haftaları arasında down sendromlu bebeklerin yaklaşık %40-50’sinde artmış ense kalınlığının saptanabileceği, ayrıca tarama testlerine ek olarak detaylı fetal ultrasonografinin tüm gebelere uygulanması gerektiği, hekimin, yapmış olduğu gebelik takibinde, tarama testleri ile ortaya çıkan yeni risk faktörlerini temel risk faktörleriyle çarpmak suretiyle risk belirlemesi sonrasında bir üst seviye olan ve girişimsel müdahale olarak nitelendirilen kesin tanı tetkiklerinin önerilmesi gerektiği, bunların bebeğin plasentasından ya da içerisinde bulunduğu amniyon sıvısından örnek alınarak yapılacak olan CVS veya amniosentez (su alınması) olduğu, prenatal tarama testleri normal çıkan fakat ultrasonda down sendromu açısından risk saptanan gebelikler için de amniosentezin önerilmesi gerektiği, bu yöntemlerle kromozom analizi neticesinde down sendromu teşhisinin kesin olarak konulabileceği ifade edildikten sonra devamla "Görüldüğü üzere gebelik takibi yapan hekim tarafından yukarıda belirtilen hususlara dikkat edilerek gerekli tarama testlerinin önerilmesi, tarama testleri hakkında hastanın aydınlatılması, riskli bir durum karşısında fetal detaylı ultrasonografi, CVS veya amniosentez yaptırılmasını önerilmesi ve bunlar hakkında bilgi verilmesi gerekmektedir. Ancak hekimin, riskli bir durumun tespit edilmesi karşısında dahi anneyi anılan testleri yaptırmaya veya kesin tanı yöntemlerine başvurmaya zorlaması mümkün değildir. Hekim sadece gerekli aydınlatmayı yaparak gerekli olan işlemlerin yapılması için öneride bulunmalı; ikili, üçlü, dörtlü test gibi prenatal tarama testlerinde risk saptandığında dahi kesin tanı için gerekli olan CVS veya amniosentez işlemlerini yaptırması kararını, bu işlemler bazı riskleri içerdiği için hastaya bırakmalıdır." şeklinde gebelik takibinde hekimin aydınlatma yükümlülüğüne ilişkin belirleme yapılmıştır. Dosyaya kazandırılan25/03/2019 tarihli Adli Tıp 7. İhtisas Dairesi raporunun sonuç bölümünde; Gebelik takiplerinde Down Sendromu teşhisi konulamadığı, 23/09/2014 tarihinde doğduktan sonra Down Sendromu teşhisi konulduğu bildirilen ... oğlu, 23/09/2014 doğumlu ... ... hakkında düzenlenen adli ve tıbbi belgelerin değerlendirilmesinde; Kişinin 14/02/2014 tarihinde Bayrampaşa Hastanesine başvurduğu, ön duvarda 32mm subseröz myom cavitede tek fka+ 112,4mm 7hft 3 gün gebelik tespit edildiği, 18/03/2014 tarihindeki gebelik takibinde kg:65, TA:110/80 USG: cavitede tek fka+ crl: 62,1mm 12 hft 4gün gebelik. NT:1,2mm tespit edildiği, ikili test önerildiği, ancak kişinin yaptırmak istemediğinin kayıtlı olduğu, 03/05/2014 tarihindeki gebelik takibinde; TA:100/60. Kg:70. USG: Plasenta ön asv normal, bpd: 42,7mm, fl: 26,7mm ac:131,3mm, 18 hft 4 gün gebelik tespit edildiği, 2. düzey USG istendiği, 24/06/2014 tarihindeki gebelik takibinde TA:100/60. Kg:72. USG: Plasenta ön asv normal, bpd:66,1mm, fl:43,3mm, ac:203,1mm, 25 hft gebelik tespit edildiği, 25/07/2014 tarihindeki gebelik takibinde; TA:100/80. Kg:73. USG: Plasenta ön asv normal, bpd:76,2mm, fl:53mm, ac:249,2mm, efw:1338gr, 29 hft 2 gün gebelik tespit edildiği, küçüğün 23.09.2014 tarihinde doğduğu, 24/09/2014 tarihinde alınan periferik kandan kromozom analizi sonucu 03/10/2014 tarihinde küçüğe Down Sendrom teşhisi konulduğu anlaşılmakla;Adli Tıp Kurumu 7. Adli Tıp İhtisas Kurulunun 26/09/2018 tarih ve 2957 karar no'lu müzekkeresi ile talep edilmiş olmasına rağmen ayrıntılı gebelik takip muayene kayıtlarının ve gebelik takibi yapan Dr....’in konu ile ilgili ifadesinin dosya içerisinde bulunmadığının anlaşıldığı, halihazırda mevcut tıbbi belgelerde 18/03/2014 tarihindeki gebelik takibinde ikili test önerildiği ancak kişinin yaptırmak istemediği kayıtlı olup ve 03/05/2014 tarihindeki gebelik takibinde 2. düzey USG tetkiki istendiği, ancak tetkik sonucu dosyada mevcut olmadığından yapılıp yapılmadığının anlaşılamadığı, 23/09/2014 doğum tarihli küçüğe 03/10/2014 tarihinde Down Sendrom tanısı konulduğunun anlaşıldığı, ailenin Down tarama testleri konusunda bilgilendirilmesinin ve ikili test önerilmesinin uygun olduğu, tarama testlerinin Sağlık Bakanlığı tarafından uygulanması zorunlu bir tetkik olarak bildirilmediği, bu testin yapılması durumunda doğacak bebekte Down Sendromu vardır veya yoktur şeklinde kesin bir sonuca gitmenin mümkün olmadığı, tarama testlerinde annenin yaşı, hormonal değerleri ve testin özelliğine göre USG sonuçlarını göz önüne alarak bir risk oranı belirlendiği, oranın istatistikler ışığında risk sınırının üstünde bir değer göstermesi durumunda amniosentez gibi ileri tetkikler önerilebileceği, tanı koydurucu olan bu ileri gelişimsel tetkiklerde %1 oranında düşük riski olduğu, tarama testlerinin sonuçlarının risk sınırı üzerine çıkmasının bebekte mutlaka Down Sendromu olduğu anlamına gelmeyeceği gibi risk sınırının altında olduğu durumlarda bebekte Down Sendromu görülebileceği, test sonucunun söz edilen parametrelere göre kaç gebenin birinde karşılaşılabileceğini gösterdiği, tüm bu bilgiler birlikte değerlendirildiğinde kişinin gebelik takibini yapan hekimin eylemlerinin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu oy birliği ile mütalaa olunur." şeklinde görüş bildirilmiştir. Yukarıda anılan HGK kararında da açıklandığı gibi gebelik takibi yapan hekim tarafından gerekli tarama testlerinin önerilmesi, tarama testleri hakkında hastanın aydınlatılması gereklidir. Hekimin sorumluluğunun tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına göre belirlenmesi gereklidir. Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanan gebelik takibine ilişkin rehber, hastaya sunulan hizmetlerin genel çerçevesini oluşturmak üzere düzenlenmiş olup, bağlayıcı değildir.2827 sayılı Nüfus Planlaması Hakkında Kanun'un “Gebeliğin sona erdirilmesi” başlıklı 5. maddesi; “Gebeliğin onuncu haftası doluncaya kadar annenin sağlığı açısından tıbbi sakınca olmadığı takdirde istek üzerine rahim tahliye edilir. Gebelik süresi, on haftadan fazla ise rahim ancak gebelik, annenin hayatını tehdit ettiği veya edeceği veya doğacak çocuk ile onu takip edecek nesiller için ağır maluliyete neden olacağı hallerde doğum ve kadın hastalıkları uzmanı ve ilgili daldan bir uzmanın objektif bulgulara dayanan gerekçeli raporları ile tahliye edilir” hükmünü haizdir. Yine Rahim Tahliyesi ve Sterilizasyon Hizmetlerinin Yürütülmesi ve Denetlenmesine İlişkin Tüzük’ün “On Haftayı Geçen Gebelikte Rahim Tahliyesi” başlıklı 5. maddesi; “Gebelik süresi on haftayı geçen kadınlarda, rahim tahliyesi yapılamaz. Bu durumdaki kadınlarda, ancak, Tüzük'e ekli (2) sayılı listede sayılan hastalıklardan birinin bulunması halinde ve kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından rahim tahliyesi yapılabilir. Hastalığın, kadın hastalıkları ve doğum uzmanıyla bu hastalığın ilişkin olduğu uzmanlık dalından bir hekimin birlikte hazırlayacakları, kesin klinik ve laboratuvar bulgulara dayanan, gerekçeli raporlarla saptanması zorunludur” şeklindedir. Anılan Tüzük’e ekli (2) sayılı listede “Down Sendromu”nun da bu kapsamda sayıldığı görülmektedir. Dolayısıyla down sendromu tespit edildikten sonra, bir kurul tarafından düzenlenecek rapor neticesinde, on haftadan sonra da gebelik sonlandırılabilmektedir. 2827 sayılı Kanunun 5/2. Maddesine göre yapılacak rahim tahliyesinde Kanunun 6. Maddesine göre gebe kadının iznine bağlıdır. Eğer hekim aydınlatma yükümlülüğüne aykırı davranmaz ve gerekli hususları kadına açıklar ise davacı ebeveynlerin Kanun tarafından tanınan bu hakkı kullanması mümkün olabilecektir. Türk hukukunda aydınlatma yükümlülüğünün yazılı olarak yapılması gerektiğine ilişkin bir düzenleme yer almadığı gözetildiğinde hastanın aydınlatılması sözlü ya da yazılı şekilde gerçekleştirilebilir. Dolayısıyla aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiği hususu hekim ve zorunlu sorumluluk sigortacısı tarafından her türlü delille ispatlanabilir. Bu kapsamda aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilip getirilmediği hususu somut olay özelinde hastanın eğitimi, yaşı, kültürel seviyesi ve hekim veya hastane tarafından tutulan kayıtlar serbestçe değerlendirilerek tespit edilmelidir. Bu itibarla somut olayda da davacı annenin 09/02/1975 doğumlu olduğu, doğum tarihinde 39 yaşında bulunduğu, doğuma 7 ay 9 gün varken 14/02/2014 tarihli epikriz raporunda hekimin davacı anneye açık açık ikili test önerdiği ancak annenin bunu kabul etmediğinin yazılı olduğu, 03/05/2014 tarihli kontrolde ise doğuma yaklaşık 4,5 ay varken ikinci düzey USG testi istendiği hususunun yazılı olduğu, davacı tarafın USG testi yaptırdığına dair herhangi bir iddia ya da beyanının bulunmadığı, davacı annenin gerekli test aşamalarına yönlendirildiğinin sabit olduğu anlaşılmakla bu haliyle sigortalı doktor tarafından gerekli aydınlatma görevinin yapıldığı anlaşılmaktadır. CVS ve amniosentez gibi kesin tanı tetkikleri 3. basamak hastanelerde uygulanmakta olup, sigortalı doktorun kendisinin yapamayacağı bir işlemle ilgili imzalı, yazılı onam alması beklenemeyeceği gibi kesin tanı tetkiklerini yaptırmayan hastadan tetkikler ve sonuçları hususunda aydınlatıldığına dair yazılı onam alınması da gerekli değildir.(YHGK 2020/11-592 Esas ve 2022/356 Karar sayılı kararı) Kaldıki ayrıca 2827 sayılı Kanunun 5/2. Maddesine göre yapılacak rahim tahliyesinde kadının iznine bağlı olup, bu bakımdan doktorun, rahim tahliyesi gerektiren hususları açıklama ve aydınlatma yönünden anneye karşı yükümlülüğü bulunduğu nazara alındığında, rahim tahliyesi konusunda bir hak ve imkanı bulunmayan çocuğa karşı bu bakımdan aydınlatma yükümlülüğü bulunmamaktadır. Ayrıca bebeğin down sendromlu olduğunun tespit edilemediği ve kürtaj hakkının engellendiği iddiası ile down sendromlu çocuk adına talepte bulunulması, özürlü doğmuş çocuğun, hekime karşı, neden kendisinin dünyaya gelmesine yol açtığı ve henüz cenin olduğu dönemde yaşamını neden sona erdirmediği gibi bir iddia ile var olmama hakkının kabulü şeklinde hukuken korunamaz bir duruma yol açmaktadır. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2021/1620 Esas 2022/7142 Karar-Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2024/1106 Esas ve 2024/9341 Karar sayılı kararı) Bu nedenlerle davacı küçük yönünden maddi ve manevi tazminat davasının reddine karar verilmesi bu gerekçe ile de isabetlidir. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacılar vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacılar tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 269,85 TL harcın, alınması gerekli olan 615,40 TL harçtan mahsubu ile bakiye 345,55 TL istinaf karar harcının davacılardan alınarak hazineye irat kaydına, 3-Davacılar tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına, 4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 11/12/2025