T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/1948 - 2025/2205 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/1948 KARAR NO : 2025/2205 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 22/11/2022 NUMARASI : 2020/73 E. - 2022/379 K. DAVANIN KONUSU : Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınai Ha…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/1948 - 2025/2205 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/1948 KARAR NO : 2025/2205 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 22/11/2022 NUMARASI : 2020/73 E. - 2022/379 K. DAVANIN KONUSU : Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 22/11/2022 Tarih ve 2020/73 Esas - 2022/379 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkilinin 1991 senesinden bu yana “...” markası ile televizyon yayıncılığı yaptığını ve tanınır hale geldiğini, davalı yanın 2018/80447 sayılı başvurusuna itiraz ettiklerini, müvekkilinin “...” seri markalarına dayalı itirazlarının Kurum tarafından reddolunduğunu, verilen kararın hatalı olduğunu, müvekkilinin tanınmış markaları ile dava konusu markanın benzer olduğunu, davalı markasının “...” şeklinde telaffuz edildiğini ve “...” şeklinde yazıldığını, markaların kapsamlarının örtüştüğünü, dolayısıyla dava konusu markanın da müvekkilinin markalarının serisi gibi algılanacağını, müvekkilinin markalarının temel olarak televizyon hizmetlerinde kullanıldığını, dolayısıyla itiraza konu marka kapsamında mobil telefonlar, bilişim teknolojisi, akıllı telefon ve cihazlar gibi emtiada tescilinin müvekkilinin markaları ile karıştırılacağını, müvekkilinin markalarının SMK m. 6/6 uyarınca da korunması gerektiğini, www...com.tr alan adının müvekkili adına 2008 yılından bu yana tescilli olduğunu, başvurunun kötüniyetli olduğunu ileri sürerek 2019-M-11045 sayılı YİDK kararının iptaline ve dava konusu 2018/80447 sayılı markanın tescili halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı şirket vekili, müvekkilinin 1420348 sayılı ... markasının tüm Avrupa Birliği ülkelerinde, Çin’de ve Rusya’da tescilli olduğunu, davacı yan markalarının ise 38 ve 41. Sınıf hizmetlerde tescilli olduğunu, davacı yanın markalarını kullandığını ispatlayamadığını, davacının 95/013762, 95/013761, 96/009572, 96/009592, 96/009562, 96/000712, 96/009568, 96/009589, 96/000720, 99/001496, 99/001495, 99/000968, 99/001492, 99/001490, 99/001494, 99/001493, 99/001491, 99/001497, 2002/27660, 2002/27661, 2002/27663, 2006/37549, 2006/37553, 2006/37550, 2007/47613, 2007/47614 tescil numaralı markaların kullanılmadığının işlem dosyasında tespit olunduğunu, müvekkilinin markasının kapsamı ile davacı markalarının kapsamının farklı olduğunu, davacı yanın “...” markasının tanınmış olduğu iddiasının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, “...” ibaresinin çok sayıda hak sahibi adına tescilli olduğunu, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığını, 38 ve 41. Sınıf açısından ... ibaresinin esasen genel zayıf marka olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Davalı ... vekili, müvekkili Kurum kararının usul ve yasaya uygun bulunduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı yanın 95/013762, 95/013761, 96/009572, 96/009592, 96/009562, 96/000712, 96/009568, 96/009589, 96/000720, 99/001496, 99/001495, 99/000968, 99/001492, 99/001490, 99/001494, 99/001493, 99/001491, 99/001497, 2002/27660, 2002/27661, 2002/27663, 2006/37549, 2006/37553, 2006/37550, 2007/47613, 2007/47614 sayılı dayanak markalarına ilişkin olarak işlem dosyasına, anılan markaların uyuşmazlığa konu 07 / 08 / 09 / 11 / 18 / 21 / 28. Sınıf emtiada kullanımını gösterir delillere yer verilmediği, davacı yanın hükümsüzlük talepli iş bu dava dosyası ekinde de markalarının kullanımına yönelik delillere yer vermediği, dolayısıyla anılan markaların SMK m. 6/1 kapsamında ileri sürülen itiraz gerekçeleri açısından kullanımının ispatlanamamış olunması nedeniyle dikkate alınmadığı, dava konusu marka kapsamında yer alan emtia ile davacı yanın önceki tarihli ve kullanım ispatı talebine tabi olmayan markaları arasında ortak bir mal veya hizmet sınıfı bulunmadığı gibi taraf markalarının farklı ihtiyaçlara yönelik, farklı tüketici gruplarına hitap eden, birbirleri ile doğrudan rekabet ilişkisi içerisinde bulunmayan, satış, sunum ve dağıtım biçimleri farklılaşmış mal ve hizmetleri kapsadıkları, davacı yanın kullanım ispatı talebine konu olan ve YİDK kararında dikkate alınmayan sair markalarının da esasen 38 ve 41. Sınıf hizmetleri ve 35. Sınıfta “perakende mağazacılık – satış “ hizmetleri dışında (35. Sınıf son alt grubu) hizmetleri kapsadıkları, anılan markalar dikkate alınmış olunsaydı dahi, yine taraf markalarının kapsamları itibariyle benzerlik göstermemiş olacakları, karıştırılma ihtimalinin öncelikli şartı karşılaştırılan işaretlerin kapsamlarındaki mal ve hizmetlerin benzerliği olması nedeniyle bu kriterin sağlanamadığı bir durumda, markaları oluşturan esas unsurların benzer olup olmamasının bir önemi de bulunmayacağı, somut olayda öncelikli şart sağlanamadığından, SMK m. 6/1 kapsamındaki karıştırılma ihtimaline ilişkin koşulların da meydana gelmeyeceği, davacı yanca dosya kapsamına sunulan ve davacının “...” markaları ile ilgili gazete ve dergilerde çıkan haberler, mahkeme kararları gibi delillerin yanı sıra yine davacının ...+şekil markasının da T/02700 sayısı ile tanınmış markalar siciline kayıtlı olduğunun görüldüğü, bununla birlikte davacının tanınmışlığının, markalarının genelinde yer alan “televizyon programları ve yayın hizmetleri” alanında mevcut olduğunun kabul edilebileceği, her ne kadar dava konusu markanın da esas unsuru kelimesinden oluşmakta ve haliyle anılan ibarenin de “..., ...” kelimeleri ile benzer bir görsel, işitsel ve hatta yazım farklılığına rağmen kavramsal bir algı yaratacak ise de “...” kelimesinin esasen yaratılmış, özgün ya da farazi bir ibare olmadığı ve ticaret hayatında da yaygın olarak tercih edilen, farklı hak sahipleri tarafından da kullanılmakta olan bir işaret olduğu, uyuşmazlığa konu emtianın davacı yanın tanınmışlığı bulunan hizmet sektörü ile doğrudan bir ilişkisinin bulunmadığı, dava konusu markanın kapsamında bilişim – teknoloji ürünleri, elektronik ürünler gibi cihazların bulunması ve bu cihazların davacı yanın faaliyet gösterdiği sektörde kullanılan elektronik cihazları oluşunun tek başına markaların ilişkilendirilmesini mümkün kılmayacağı, zira anılan cihazların amaç ve ihtiyaç açısından davacı yanın faaliyet gösterdiği sektörden farklı nitelikte emtia oldukları, satış ve sunum biçimlerinin, pazarlama yöntemlerinin, tüketicinin yararlanma biçimlerinin farklı olduğu, taraf markaları arasında bu kadar geniş bir bağlantı kurulabilmesi için dava konusu markanın, davacıya ait markalara şekli açıdan da yanaşmış olması gerektiği, halbuki karşılaştırılan işaretler arasında böylesi bir benzerlik halinin bulunmadığı, dolayısıyla somut olayda davacı yan markasının tanınmışlığı bulunan hizmetler ile farklı hizmet gruplarını taşıyan dava konusu markanın benzer görülmeyen emtiadaki tescilinin, davacı yanın tanınmışlık temelli oluşan ayırt edici karakterine zarar verebilecek nitelikte olmadığı gibi benzerliği tespit olunmayan bu hizmetlere de davacı yanın markasının tanınmışlığından kaynaklı bir imaj transferinin mümkün olmadığı, davalının tescil ettirmek istediği işaretin davacı yanın markasının tanınmışlığından yararlanma amacını taşıdığının ortaya konulamadığı, işaretin tesciline izin verilmesinin davacı markasının tanınmışlığının bulunduğu sektör veya bu sektör ile doğrudan bağlantılı mal ve hizmetler bakımından davacı markasının sulanması, ayırt ediciliğinin zayıflaması ihtimalini doğurmayacağı, farklı mal ve hizmet grupları için “...” ibaresinin zaten yaygın kullanımı bulunan bir kelime olması nedeniyle, davacı yanın markasının ayırt edici gücü yüksek nitelikte olan orijinal, yaratılmış, soyut nitelikteki işaretler kadar geniş bir korumadan yararlanmasının mümkün olmadığı, dolayısı ile tanınmışlık temelli bir tescil engelinin somut olayda mevcut olmadığı, davacı yanın www...com.tr alan adına dayalı olarak ileri sürdüğü üstün hak iddiası çerçevesinde ilgili alan adı incelendiğinde, alan adının fiili kullanımını gösterir bir sonuca ulaşılmadığı, davacının https://www...com.tr/ şeklindeki alan adı ise yine davacının tanınmışlığının bulunduğu yayın – yapım hizmetleri, televizyon programları gibi faaliyetlerini sürdürdüğü web sitesi olup içerik itibariyle, dava konusu marka kapsamındaki hizmet sınıfından tamamen farklı nitelikteki bu hizmetlerdeki faaliyetleri gösterir ilgili alan adından kaynaklı olarak davacı yanın üstün bir hakkınının bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, markalar arasında görsel, işitsel, kavramsal olarak karıştırılma ve iltibas ihtimaline sebebiyet verecek düzeyde ayniyet/benzerlik bulunduğunu, davaya konu markayla karşılaşan tüketicinin, bu markayı müvekkilinin “...” esas unsurlu seri markalarından biri zannedeceğini, müvekkili şirkete ait tanınmış markaların yasal koruma dışında tutulmasının hukuken kabul edilmeyeceğini, müvekkilinin ... ibaresini uzun yıllardır aralıksız ve kesintisiz olarak kullandığını, markasını tanınmış marka haline getirdiğini, somut olayda davacı yan markasının tanınmışlığı bulunan hizmetler ile farklı hizmet gruplarını taşıyan dava konusu markanın benzer görülmeyen emtiadaki tescilinin, davacı yanın tanınmışlık temelli oluşan ayırt edici karakterine zarar verebilecek nitelikte olmadığı yönünde karar tesis edilmiş ise de bu gerekçenin başta kararın kendisi ile çelişkili olduğunu, müvekkilinin şirket alan adı üzerindeki fikri mülkiyet hakkının sahibi olduğunu ve SMK madde 6/6 gereği bu hakkının korunmasının zorunluk arz ettiğini, müvekkilinin 01.04.2008 yılından bu yana www...com.tr alan adının da sahibi olduğunu, sabit olan bu alan adının varlığı nedeniyle de marka tescil başvurusunun reddinin gerektiğini, SMK madde 6/9 gereğince kötüniyet iddiasının mahkeme kararında inceleme konusu dahi yapılmadığını, müvekkiline ait markalar ile ayniyete varacak derecede benzer ve karıştırılma ve iltibas ihtimali mevcut olan marka başvurusunun her halükarda kötüniyetle yapıldığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE : Dava, marka ile ilgili YİDK kararının iptali istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davacı yanın 95/013762, 95/013761, 96/009572, 96/009592, 96/009562, 96/000712, 96/009568, 96/009589, 96/000720, 99/001496, 99/001495, 99/000968, 99/001492, 99/001490, 99/001494, 99/001493, 99/001491, 99/001497, 2002/27660, 2002/27661, 2002/27663, 2006/37549, 2006/37553, 2006/37550, 2007/47613, 2007/47614 sayılı dayanak markalarına ilişkin olarak, 07 / 08 / 09 / 11 / 18 / 21 / 28. Sınıf emtiada kullanımının ispatlanamadığı, dava konusu marka kapsamında yer alan emtia ile davacı yanın önceki tarihli ve kullanım ispatı talebine tabi olan ve olmayan markaları arasında da ortak bir mal veya hizmet sınıfı da bulunmadığı, markalar arasında SMK m. 6/1 kapsamındaki koşulların meydana gelmeyeceği, diğer yandan davacının markasının tanınmışlığının, “televizyon programları ve yayın hizmetleri” alanında mevcut olduğu, ancak “...” kelimesinin yaratılmış, özgün ya da farazi bir ibare olmaması ve ve ticaret hayatında da yaygın olarak kullanılan bir işaret olması ve uyuşmazlığa konu emtianın davacı yanın tanınmışlığı bulunan hizmet sektörü ile doğrudan bir ilişkisinin bulunmaması karşısında tanınmışlık temelli bir tescil engelinin olmadığı, davacı yanın www...com.tr alan adı ile davacının tanınmışlığının bulunduğu yayın – yapım hizmetleri, televizyon programları gibi faaliyetlerinin sürdürüldüğü, dava konusu marka kapsamındaki hizmet sınıfından tamamen farklı nitelikteki hizmetlerde faaliyetleri gösterir ilgili alan adından kaynaklı olarak davacı yanın üstün bir hakkınının bulunduğunun ispat edilemediği anlaşılmakla, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair istinaf itirazlarının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. 2-Davacı tarafça, dava dilekçesinde diğer iddiaların yanında dava konusu başvurunun kötüniyetli olduğu da ileri sürülmüş olup, bu hususta ilk derece mahkemesince olumlu-olumsuz bir değerlendirme yapılmamıştır. SMK'nın 6/9. maddesi uyarınca kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir. Tescil başvurusu sırasında kötü niyetin başlı başına bir itiraz sebebi olarak öne sürülebilmesi mümkün olduğu gibi, sonradan aynı nedenle hükümsüzlük davasının açılabilmesi de mümkündür. Yargıtay HGK'nun 16.07.2008 gün ve 2008/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi marka hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre, tescil yoluyla sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuru ve tesciller kötü niyetli olarak kabul edilmektedir. Kötü niyetin varlığı, her somut olayın özellikleri göz önüne alınarak belirlenmelidir. Yine Yargıtay HGK.'nun 21.09.2005 gün ve 2005/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi Türk Medeni Kanunu hükümleri uyarınca iyiniyetin asıl, kötüniyetin istisna olması sebebiyle davalının kötüniyetli olduğunun delil ve gerekçelerinin gösterilmesi gerektiğinden davacı, davalının kötüniyeti bulunduğunu kanıtlamalı ve mahkemece de bunun delil ve gerekçesi gösterilmelidir. Bu açıklamadan sonra somut olay değerlendirildiğinde, davacı vekilince müvekkiline ait markalar ile ayniyete varacak derecede benzer ve iltibas ihtimali mevcut olan marka başvurusunun her halükarda kötüniyetle yapıldığı ileri sürülmüş olup, başkaca bir nedene dayanılmamıştır. Oysa sırf ibarelerin benzerliği tek başına başvurunun kötüniyetle yapıldığını ispata yeterli değildir. Davacı vekilince başkaca bir kötüniyet sebebi de ispatlanamadığına göre, dava konusu başvurunun kötüniyetle yapıldığı iddiasının dosya kapsamına göre kanıtlanamadığı kanaatine ulaşılmıştır. HMK'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, diğer bir ifade ile kanun koyucu, temyiz kanun yolunda Yargıtay tarafından verilebilen, yerel mahkeme hükmünün gerekçesinin değiştirilerek düzelterek onanması kararını, istinaf mahkemeleri için öngörmeyip, bu halde istinaf mahkemesince yeniden esas hakkında karar verilmesi gerektiğini düzenlediğinden, Dairemizce davacı vekilinin istinaf başvurusunun, ilk derece mahkemesi hükmünün gerekçesine ilişkin olarak yerinde görülmekle kabulü ile HMK.'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kabulü ile Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 22/11/2022 gün ve 2020/73 Esas - 2022/379 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 2-Davanın yukarıda açıklanan gerekçe ile REDDİNE, 3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40.TL maktu karar ve ilam harcından, peşin olarak alınan 54,40.TL harcın mahsubu ile bakiye 561,00.TL karar ve ilam harcının davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 4-Davalılar kendilerini vekille temsil ettirmiş olduğundan ve istinafa gelen davacı aleyhine hüküm kurulamayacağından, ilk derece karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 15.000,00.TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 6-Davalılar tarafından ilk derece ve istinaf aşamasında yapılan bir yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 7-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), 8-Davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 179,90 TL istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 9-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına dair, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 21/11/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 01/12/2025 Başkan Üye Üye Katip Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.