11. Hukuk Dairesi 2023/1537 E. , 2024/4007 K. MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1273 Esas, 2022/802 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 2. Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2019/907 E., 2022/13 K. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esa…
**11. Hukuk Dairesi 2023/1537 E. , 2024/4007 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1273 Esas, 2022/802 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 2. Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2019/907 E., 2022/13 K. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, davacı vekilinin temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 14.05.2024 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalı ... vekili Avukat .......ile fer'i müdahil TMSF vekili Avukat ....ve fer'i müdahil OYAK vekili Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, Yurtbank A.Ş. .... Şubesi'ne 17.11.1999 tarihinde 155.566,00 TL parasını vadeli olarak yatırdığını, yatırılan paranın, davalı banka çalışanlarının kasıtlı yönlendirmesiyle Yurtbank A.Ş.'nin yönetimi tarafından KKTC'de paravan olarak kurulan Yurt Security Off Shore Ltd. adlı bankaya ait hesaba aktarıldığını, 21.12.1999 tarihinde BBDK tarafından banka yönetimine el konularak Yurtbank A.Ş.'nin bankacılık yapma ve mevduat kabul etme izninin kaldırıldığını, bu bankanın kanuni halefi olan ing Bank A.Ş.'ye karşı müvekkilinin alacağının tahsili için dava açıldığını, İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1108 E. sayılı kararı ile davanın kabul edildiğini, hükmedilen alacağın İstanbul 22. İcra Müdürlüğünün 2015/21623 E. sayılı dosyası ile 10.01.2017 tarihinde tahsil edildiğini, hükme bağlanan alacağın sadece asıl alacak kısmına bankaya yattığı tarihten itibaren avans faizi işletildiğini, bunun sonucu olarak 18 yıllık süre içinde müvekkilinin 155.566,00 TL alacağı işletilen avans faizi ile tahsil edilmiş olsa da enflasyonun olumsuz etkisi sonucu paranın satın alma gücündeki yüksek orandaki düşüş nedeniyle faiz ile karşılanamayan munzam zararı meydana geldiğini, müvekkilinin mevduat alacağı zamanında ödenmiş olsa idi bu para daha yüksek gelir getiren bir yatırıma yönlendirilmese, bankada TL veya döviz mevduat hesabı açılarak değerlendirmiş olsa dahi bu durumda faize faiz işletilmiş olacağından en azından parasının gerçek değerinin korunmuş ve satın alma gücünün azalmamış olacağını, bu yüzden sadece ana paraya faiz işletilmiş olmasının zararı karşılamadığını, munzam zarar meydana geldiğini, munzam zararının hesaplanmasının mümkün olmaması sebebiyle belirsiz alacak davası olarak dava açtıklarını iddia ederek 17.11.1999 tarihinde davalı hankaya yatırmış olduğu 155.566,00 TL'nin o tarihteki satın alma gücü ile daha önce verilen ve hüküm altına alınan 10.01.2017 tarihinde tahsil edilebilen tutar bakımından oluşan munzam zararının tespitiyle şimdilik 1.000,00 TL'sinin davalı bankadan faizi ile tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın husumet, zamanaşımı, hak düşürücü süre yönünden reddi gerektiğini, davanın haksız olup esastan da reddi gerektiğini savunarak reddini istemiştir. 2.Fer'i Müdahil TMSF vekili; davalı bankanın temerrüde düşmediğini, davacının iddia ettiği zarar ve miktarın davacı tarafça kanıtlanmadığını, davacının yatırmış olduğu paranın offshore hesabına geçirilmesinin kendi talebiyle olduğunu ve bunun riskini bilerek bu talimatı veren davacının sonucuna da katlanması gerektiğini, davanın zamanaşımına uğradığını savunarak davanın reddini istemiştir. 3.Fer'i Müdahil OYAK vekili; davalı vekilinin ihbar dilekçesinde davalı tarafın borçlu sıfatını taşımadığından bahisle davanın kendilerine ihbarını talep ettiğini, ancak müvekkili Kurumun davalı bankanın borcunu üstlenmediğini, müvekkili Kurum ile davalı bankanın arasındaki sözleşmenin müvekkili Kurumu davalının belirttiği gibi bir taahhüt altına sokmadığını, bu davalarda TMSF'nin sorumluluğunun olduğunu, husumet itirazı ile derdestlik itirazlarının bulunduğunu, davanın asıl muhatap TMSF'ye tevcih edilmesi gerektiğini, zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin dolduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının salt beyanı dışında birikimlerini ne şekilde değerlendirileceği, bu husus yönünden munzam zararın ne şekilde oluşacağı ispatlanamadığından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 122 nci maddesi ve yerleşik içtihatlar uyarınca davacının munzam zararını somut delillerle ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin alacağının yaklaşık 15 yıl sonra tahsil edilmesi ve asıl alacağa yalnızca avans faizi işletilmesi sebebiyle müvekkilinin parasının satın alma gücünde azalma meydana geldiğini, munzam zararı oluştuğunu, munzam zararın somut olarak ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinin, davacının hak arama özgürlüğünü ve mülkiyet hakkını ihlal ettiğini, munzam zararın "somut vakıalarla ispatlanması" gerektiğinin kabulünün, emsal Yargıtay kararlarına aykırı olduğunu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2018/1512 E., 2019/3210 K. sayılı ilamının da bu yönde olduğunu, aynı Dairenin 2013/13488 E., 2014/15512 K. sayılı kararının da aynı konuya ilişkin olduğunu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2000/1072 E., 2000/1124 K. sayılı ilamında ise munzam zararın oluştuğu zaman dilimindeki enflasyonist ortamın maruf ve meşhur vakıa olarak kabul edileceği, bu dönemde bireyin parasının değerini sabit tutmak için çaba harcayacağı ve bunun hayat tecrübelerine uygun düşen bir karine olduğunun kabul edildiğini, Anayasa Mahkemesinin 21.12.2017 tarihli, 2014/2267 E. sayılı kararında munzam zararın mülkiyet hakkı kapsamında olduğu, munzam zararın tahsiline yönelik açılan davada mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin değerlendirilmesi gerektiği, bu kapsamda alacağın enflasyonist ortamda değer kaybına uğratılarak ödendiği halde zararın tazmini için açılan munzam zarar davasında somut ispat rejiminin aranmasının başvurucuya aşırı ve olağan dışı külfet yüklediği, bu kapsamda mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verildiğini, Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcı olduğunu, davanın özü incelendiğinde müvekkilinin devlet güvencesi altında olan bankaya yatırdığı mevduatını ancak dava yoluyla temerrüt faizi işleterek tahsil edebildiğini, munzam zararın somut delillerle ispatlanmasının kabul edilmesinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Ek-1 Nolu Protokolünde koruma altına alınan mülkiyet hakkının ihlali olduğunu, enflasyonist bir ortamda munzam zararın somut olarak ispatlanması gerektiği kabulünün müvekkilinin hak arama özgürlüğünün ve mülkiyet hakkının ihlali anlamına geldiğini, ülkede süregelen hiperenflasyonun yüzde yüzlerde seyrettiğinin, vadeli mevduatların en az bu oranlarda gelir getirdiğinin, yabancı para değerinin (kurların) her zaman temerrüt faiz oranlarını aştığının, banka kredilerinin yüzde iki yüze kavuştuğunun, paranın iç alım (satım) alma değerinin büyük ölçüde azaldığının tartışmasız, yaşanan bir gerçek olduğunu, böyle enflasyonist bir ortamda bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çaba ve girişimde bulunmasının, örneğin en azından vadeli mevduat veya kurları devamlı yükselen döviz yatırımlarında değerlendirmesinin, olayların normal akışına, hayat tecrübelerine uygun düşen bir karine olduğunu, İlk Derece Mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının, alacağının 18 yıl sonra ödenmiş olması nedeniyle faiz ile karşılanamayan yüksek miktarda munzam zararı oluştuğunu, yüksek enflasyon nedeni ile mal varlığında azalma meydana geldiğini, mevduat alacağı zamanında ödenmiş olsa idi bu para daha yüksek gelir getiren bir yatırıma yönlendirilmese, bankada TL veya döviz mevduat hesabı açarak değerlendirmiş olsa dahi bu durumda faize faiz işletilmiş olacağından parasının gerçek değerinin korunmuş ve satın alma gücünün azalmamış olacağını, bu yüzden sadece ana paraya faiz işletilmiş olması nedeniyle mevduattaki parasının satın alma gücünde önemli ölçüde düşme ve munzam zarar meydana geldiğini ileri sürerek eldeki davayı açmış ise de, davacının munzam zararının varlığına ilişkin somut bir delil sunamadığı, bu zararının varlığını ispatlayamadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; alınan bilirkişi raporu ile zararlarının hesaplandığını belirterek ve istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itiraz sebeplerini tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, dava dışı Yurbank Security Off Shore Bank Ltd. off shore hesabına aktarılan mevduat nedeniyle uğranıldığı iddia olunan munzam zararın faiziyle birlikte tahsili istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2.6098 sayılı Kanun'un 122 nci maddesi. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Takdir olunan 17.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ...'a verilmesine, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 73 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince tüketici mahkemelerinde tüketici tarafından açılan davalar harçtan muaf olduğundan, davacıdan alınan temyiz başvuru harcı ile temyiz ilam harcının isteği halinde davacıya iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 16.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.