T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/305 - 2026/380 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2024/305 KARAR NO : 2026/380 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 12/10/2023 NUMARASI : 2022/393 E. - 2023/341 K. DAVANIN KONUSU : YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin Taraflar arasında görülen davada Ankara 2. F…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/305 - 2026/380 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2024/305 KARAR NO : 2026/380 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 12/10/2023 NUMARASI : 2022/393 E. - 2023/341 K. DAVANIN KONUSU : YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin Taraflar arasında görülen davada Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 12/10/2023 Tarih ve 2022/393 Esas - 2023/341 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkilleri şirketin, "...", "... ...", "... ...", "... Şekil", "..." ve benzeri ibareli markaların sahibi olduğunu, müvekkillerinin, Türkiye genelinde "..." markası ile tanındığını, davalı şirketin, Türk Patent ve Marka Kurumuna, 11.03.2021 tarihinde 2021/040532 başvuru numarasıyla başvurarak “...” markasını 25. sınıfta tescil ettirmek istediğini, başvurusuna yapılan itirazın Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu tarafından 06.06.2022 tarihinde 2022/M-10746 numaralı karar ile reddedildiğini, oysa davalı şirketin "..." markasını tescil ettirmek istemesinin müvekkilinin koruma altına alınan haklarına aykırılık oluşturduğunu, davalı şirketin tescil talebinin müvekkilleri firmanın tanınmışlığından yararlanmak amaçlı olup, kötüniyetli bulunduğunu, başvurunun mutlak ret nedeni nedeniyle hükümsüz olması gerektiğini ileri sürerek YİDK’nın 2022/M-10746 sayılı kararının iptaline, 2021/040532 sayılı "..." ibareli marka başvurusunun tescil edilmesi halinde hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, davacı tarafın itirazına mesnet gösterilen “...” ibaresini içeren markaları ile davalı tarafın “...” ibareli markasının benzerlik arz etmediğini, davalı markasında yer alan “...” ibaresinin bir bütün olarak algılandığını, markanın “...” olarak tüketici zihninde iz bırakacağını, markanın üçüncü kişilere aktarımı halinde bu aktarım ibarenin tümü üzerinden yapılacağını, kelime bütünü içinde “...” ibaresinin ön plana çıkan bir unsur olmayıp markanın ayırılmaz parçası olarak anlam ifade etmediğini, taraf markalarının nihai tüketici üzerinde oluşturduğu umumi intiba birbirinden farklı olduğundan taraf markaları ile karşı karşıya kalan tüketici açısından malın ticari kaynağında yanılma ihtimalinin oluşmasının mümkün olmadığını, somut olayda dava konusu marka başvurusu ile davaya mesnet gösterilen markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığını, bu sebeple davacının tanınmışlık iddialarına itibar edilmesinin mümkün olmadığını, sırf başka kişiye zarar verme saikıyla hakkını kötüye kullanan kişinin, dürüstlük kuralına aykırı hareket etmiş sayılacağını, bu hususlar ispatlanmadan yapılacak her türlü kötüniyet iddiasının redde mahkum olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Davalı şirket vekili, müvekkilleri şirketin davacının tanınırlığından faydalanmasına ihtiyacı bulunmadığını, “...” markasının müvekkilleri şirket adına, daha “...” markası hiç var olmamışken, 08/07/1998 tarihinde tescil edildiğini, dolayısıyla ortada bir marka hakkına tecavüz var ise bu fiili gerçekleştiren 1998 yılında tescil edilmiş olan markanın sahibi olan müvekkilleri şirket değil, ancak 2012 yılında tescil edilen markanın sahibi olan davacı şirket olduğunu, “...” markasının “...” markasının bir alt markası veya marka serisi olarak değerlendirileceğine dair davacı iddialarının gerçeği yansıtmadığını, davacının da kabulünde olduğu üzere davacı şirketin ayakkabı sektöründe faaliyet gösterdiğini, müvekkilleri şirketin ise “...” markasıyla iç- dış giyim alanında faaliyet gösterdiğini, davacının, müvekkilleri şirketin kötüniyetli olduğu, davacı şirketin tanınırlığından faydalanmaya çalıştığı yönündeki iddiaların hakikat hilafı olduğunu, davacı tarafın iddialarını ispatlayacağı herhangi bir delilinin mevcut olmadığını, “...” kelimesinin “ispinozgillerden, tüyleri yeşilimsi, ağaçlık ve fundalıklarda yaşayan, güzel ötüşlü bir kuş, yelve” olarak tanımlandığını, ilk hece olan “...”un da kendi içerisinde bir kelime anlamı bulunmadığını, yanlış hecelemesinden yola çıkarak müvekkilleri şirket aleyhine yorum yapılmasının mümkün olmadığını ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı markalarından, 2000/07083, 2008/23168, 2008/28354, 2008/28355, 2008/51332, 2009/28741, 2009/57900, 2009/57903, 205936 ve 99/013922 sayılı markaların tescil edildiği halde, davaya konu markanın başvuru tarihinden önce (11.03.2021), tescil süreleri dolmuş olup hükümden düştükleri, 2019/114981 sayılı markanın tescil işlemlerinin tamamlanmadığı, 2021/062122 sayılı markanın ise, davaya konu markanın başvuru tarihinden sonra başvuruya konu edildiği için bilirkişi raporunda inceleme kapsamına alınmadığı, kullanım amaçları, işlevleri ve birbirleri ile olan ilişkileri (alternatif veya tamamlayıcı olması) bakımından, davaya konu markanın tescili talep edilen 25. sınıf mallarının, davacı yanın itiraza mesnet bir kısım markasında yer alan mallar / hizmetler ile aynı / aynı tür veya benzer nitelikte olduğu, çekişmeli olan sınıfın 25. sınıfta yer alan mallar olduğu, davacı yanın markalarında listelenen “Ayak giysileri: ayakkabılar, terlikler, sandaletler” malları ile davaya konu markada yer alan “Koruyucu amaçlı olanlar hariç her türlü malzemeden yapılmış iç-dış giysiler, çoraplar, fularlar, şallar, bandanalar, eşarplar, kemerler. Baş giysileri: şapkalar, kasketler, bereler, takkeler, kepler” mallarının, birbirleri ile olan ilişkisi, aynı dağıtım kanalları üzerinden satılıyor oluşu, aynı üreticiler tarafından üretebilir nitelikte olmaları gerekçesi ile benzer olduğu, diğer bir benzerliğin ise, davacı yanın bir kısım 35. sınıftaki hizmetleri kapsamında olduğu, kural olarak bir malı üretenin o malı satacağının da kabul edildiği, davacı yanın 35.05 alt sınıfta yer alan perakendecilik / toptancılık hizmetleri içerisinde sayılan (davaya konu markanın tescil kapsamında yer alan) mallar, davacı yan malları ile benzer olduğu, diğer taraftan bir kısım davacı yan markasında genel olarak “müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için çeşitli malların bir araya getirilmesi hizmetleri” şeklinde hizmetlere yer verildiği, söz konusu hizmetin niteliğinin genel olması, davaya konu markada yer alan malların sayılmaması, uygulamada kabul edilen görüş çerçevesinde benzer olmadığı, davaya konu marka ile davalı yan markası arasında aynı / benzer mal / hizmetler bulunmakla, aynı / benzer mal / hizmetler içermeyen; 2001/22441, 2002/30620, 2010/48427, 2013/10154, 2017/05650, 2019/18045 sayılı markaların ise bilirkişi raporunda inceleme kapsamına alınmadığı, taraf markalarına bakıldığında, davaya konu markanın “...” ibaresinden oluştuğu, kelime markası olduğu, şekil unsuru içermediği, davacı yan markalarının “...”, “...”, “... ...”, “...” ortak unsurlu olacak şekilde, çeşitli ibareler ve şekillerden oluştuğu, bu hali ile bir kısım markanın bileşke marka olduğu, taraf markalarının anlamlarına bakıldığında, davaya konu markanın Türkçe olduğu, Türk Dil Kurumunun Güncel Türkçe Sözlüğüne göre, “ispinozgillerden, tüyleri yeşilimsi, ağaçlık ve fundalıklarda yaşayan, güzel ötüşlü bir kuş, yelve (Chloris chloris)” anlamına geldiği, aynı zamanda İstanbul'un Bakırköy ilçesinde bir mahalle adı olduğu, davacı yanın markalarında geçen ortak unsurlarından olan “...” ibaresinin bir anlamının olmadığı, türetilmek sureti ile oluşturulmuş olduğu, sesçil açıdan, davaya konu markanın Türkçe olması nedeni ile yazıldığı gibi okunacağı, buna göre markada yer alan ibarenin “...” şeklinde okunacağı, davacı yan markalarının ise “...”, “...-...” şeklide okunmalarının muhtemel olduğu, taraf markalarında ortak olduğu iddia olunan “...” / “...” ibarelerinin okunuşlarının yakın olduğu, söz konusu yakınlık derecesini taraf markalarında yer alan diğer öğelerin düşürdüğü, görsel olarak, davaya konu markanın kelime unsuru içerdiği, beyaz zemin üzerine, siyah tonlarda tek satıra gelecek şekilde, “...” ibaresinden oluştuğu, davacı yan markalarının ise bir kısmının kelime markası olduğu, bir kısmının kelime ve şekil unsuru içerdiği, şekil unsuru içeren “...” markalarında genel olarak siyah ve turuncu tonların kullanıldığı, “...” unsurlu markaların ise kendine özgü yazı karakteri ve figüratif özellikler içerdiği, kelime markalarının ise beyaz zemin üzerine siyah tonlarda farklı yazı karakterleri ile kompozisyon edildiği, taraf markalarında benzer olduğu iddia olunan ibareler, “...” / “...” ibareleri olduğu, davacı yanın “...” ibaresinden türetilmek sureti ile seri markaları bulunduğu, bu kapsamda “...”, “...”, “...” gibi markaların sahibi olduğu, davacı yanın söz konusu markalar haricinde, “...” gibi markalarının da bulunduğu, diğer taraftan davalı yan markasının “...” ibaresinden oluştuğu, davacı yanın türetmek sureti ile oluşturmuş olduğu marka ile davaya konu marka arasında anlamsal olarak farklılığın bulunduğu, “...” ibaresi bir kuş türü olmakla beraber, halk arasında daha çok bir semt adı olarak bilinir olduğu, bu hali ile taraf markaları arasındaki anlamsal bir farklılığın güçlü olduğu, sesçil açıdan benzerlik bulunuyor olsa da, tek başına söz konusu benzerliğin markaları benzer hale getirmediği, aynı hususun görsel açıdan da geçerli olduğu, taraf markaları ile karşılaşan tüketici / alıcının “...” ibaresini “...” ibaresinin bir serisi olarak görmeyeceği, bu hali ile taraf markaları arasında, marka hukuku anlamında benzerlik bulunmadığı, davacı yanın sunmuş olduğu deliller kapsamından, davacının, T/02251 sayı ve “...” ibareli markasının tanınmış marka olarak tespit edildiği, sunulan örnek mahkeme kararından tanınmış marka olarak kabul edildiği, davacı markasının teşebbüse sıkı sıkıya bağlı, garanti vb. çağrışım uyandıracak seviyeye ulaştığı, coğrafi sınır, kültür, yaş farkı gözetmeksizin aynı çevredeki insanlar tarafından belli bir düzeyde bilinir halde geldiği, bu hali ile ayakkabı sektöründe tanınmış olduğunun kabul edilmesi gerektiği, davaya konu marka ile davacı yan markası arasında benzerlik bulunmadığı, taraf markaları arasında bir bağlantı bulunmadığı, bu nedenle de haksız yararlanma ihtimalinin doğmayacağı, davacı marka sahibinin dava konusu markanın tescilinden zarar görme, itibarından zarar meydana gelme ihtimalinin gerçekleşmediği, davalı yanın tescili ile davacı şirket markalarına yanaşabileceği yönünde, tescil talebine konu edilen mallar açısından bir kanaat oluşmadığı anlaşıldığından, davacının 6769 sayılı SMK m.6/(5) kapsamındaki korumadan yararlanamayacağı, davacı tarafın, davalı marka başvurusunun kendi markasının itibarından yararlanmak üzere kötü niyetli olarak yapıldığını iddia ettiği, içtihatlardan da anlaşıldığı üzere, kötü niyetin her somut olayda net olarak ortaya konması gerektiği, davalı şirketin kötü niyetinin ispatı külfetinin davacıya ait olduğu; dosya kapsamından davalının, haksız kazanç, yedekleme, şantaj, spekülasyon vb. amaçlı tescil başvurusunda bulunduğunu gösterir her hangi bir belge bulunmadığı anlaşıldığından, davalının kötüniyetli bir başvuruda bulunduğu iddiasının ispatlanamadığı, davalı şirket, dava konusu marka üzerinde kazanılmış hakkı olduğunu savunmakla, cevap dilekçesinde, bu doğrultuda, 201351 sayı ve “...” ibareli markasını gösterdiği, davalı yanın dilekçelerinde, markasını hangi mal açısından ciddi bir şekilde kullandığına dair bir bilgi ve belgeye rastlanmadığı, itiraz aşamasında davalı şirketin karşı görüş sunmuş olduğu, söz konusu karşı görüş ekinde, 2020 yılı eylül ekim ayına ait 5 adet faturanın bulunduğu, 2015 yılına ait “...” ibareli, 2017 yılına ait 1 adet faturanın bulunduğu, dava dışı 3 kişiye ait 2 adet faturada “...” ibaresinin yer aldığı, bu hali ile davaya konu markanın fasılasız olarak ticari etki yaratacak şekilde ciddi bir şekilde kullandığı hususunda yeterli kanaatin oluşmadığı; ürün görselleri, reklam kampanyaları vb destekleyici kayıtların, bilgi ve belgelerin dosya kapsamında bulunmadığı anlaşıldığından davalı şirketin müktesep haktan yararlanamayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, davalının ... ibareli markasının, İstanbul’da popüler bir bölge ismi olup, bölge isimlerinin münhasır sözcük olarak sadece bir kişi/firma lehine tesciline olanak tanımaması gerektiğini, coğrafi yer adlarının bir şirket tekelinde marka olarak kullanılmasının engellenmesi gerektiğini, markalar arasında benzerlik bulunduğunu, müvekkiline ait ‘’...’’ markasının 3 harften, davalı şirkete ait ‘’...’’ markasının 6 harften oluştuğunu ancak davalı şirketin markasının son hecesi olan ‘’...’’ hecesinin sessellik bazında kelimenin bütününe farklılık getirmediğini, her iki markanın 25. Sınıfta yani ayakkabı sınıfında bulunduğu ve markaların üzerinde kullanılacağı düşünüldüğünde birbirlerinden ayırt edilmelerinin imkansız olduğunu, davalının, müvekkili şirketin tanınırlığından istifade ederek haksız kazanç sağlamaya çalıştığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE :Dava, YİDK kararının iptali ile marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamında, davacı vekilinin, yargılama aşamasında, davalının "..." ibareli markasının, İstanbul’da popüler bir bölge ismi olup, bölge isimlerinin münhasır sözcük olarak sadece bir kişi/firma lehine tesciline olanak tanımaması gerektiğini, coğrafi yer adlarının bir şirket tekelinde marka olarak kullanılmasının engellenmesi gerektiğini ileri sürdüğü, somut uyuşmazlıkta da dava konusu başvurunun "..." ibaresinden oluştuğu görülmekte olup, bu ibarenin yanında başka bir unsura yer verilmemiştir. Yer adlarının tek başlarına marka olarak tescil edilip edilemeyecekleri hususu Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin "..." kararında tartışılmış (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin, 26.11.1999 Tarih, 1999/5790-9590 E.K. sayılı kararı), bu kararda Ülkemizdeki şehir, bölge veya maruf mahal isimlerinin tek bir sözcük olarak bir kişi lehine marka olarak tesciline olanak tanımanın, bu isimlerin artık başkaları tarafından markalarında kullanılamayacağı sonucunu ortaya çıkaracağı belirtilmiştir. Somut olayda da her ne kadar davacı vekilince YİDK kararına itiraz aşamasında bu konuda bir itiraz nedenine dayanılmamışsa da hükümsüzlük davasında, dava dilekçesinde başvurunun SMK'nın 5/1-c maddesi uyarınca mutlak ret nedeni nedenine dayanarak da hükümsüz olması gerektiği ileri sürülmüştür. Mahkemece görüşüne başvurulan bilirkişi raporunda, başvuru konusu "..." ibaresinin hem bir kuş türünün adı hem de İstanbul'un Bakırköy ilçesine bağlı bir semt/mahalle adı olduğunun tespit edildiği anlaşılmakta ise de, mahkemece davacının hükümsüzlük isteminin, yukarıda anılan Yargıtay kararı ışığında değerlendirilmediği anlaşılmıştır. Bu durumlar karşısında, mahkemece yukarıda ayrıntısı açıklanan hususlar nazara alınarak, uyuşmazlığın çözümünde etkili olacak ölçüde önemli deliller değerlendirilmeden, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, davacı vekilinin istinaf itirazlarının kabulü ile HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, kararın niteliğine göre davacı vekilinin sair istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kabulü ile Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 12/10/2023 gün ve 2022/393 Esas - 2023/341 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA; 2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine İADESİNE, 3-Davacı vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 4-Davacı tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 427,60-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının istek halinde davacıya iadesine, 5-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada değerlendirilmesine, 7-Kararın tebliği ve harç işlemlerinin yerel mahkeme tarafından yaptırılmasına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 20/02/2026 tarihinde HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 20/02/2026 Başkan Üye Üye Katip Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.