Başvuru, tam yargı davası sırasında kısıtlı hâle gelen başvurucuya atanan vasinin davaya icazet vermemesi nedeniyle davanın ehliyet yönünden reddedilmesinin adil yargılanma hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, tam yargı davası sırasında kısıtlı hâle gelen başvurucuya atanan vasinin davaya icazet vermemesi nedeniyle davanın ehliyet yönünden reddedilmesinin adil yargılanma hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 3/9/2013 tarihinde İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 28/2/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm tarafından 9/4/2014 tarihinde, başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 25/4/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 28/5/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 5/6/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu,Bakanlık görüşüne karşı beyanlarını 9/6/2014 tarihinde ibraz etmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve başvuruya konu yargılama dosyasından Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) ortamında temin edilen bilgi ve belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 1997 yılında İzmir Emniyet Müdürlüğünce gözaltına alındığını, bu sırada üzerinde bulunan 153 adet hisse senedi kuponuna el konulduğunu ancak daha sonra kendisine iade edilmediğini belirterek uğradığını ileri sürdüğü 000 TL maddi zararının tazmini istemiyle 30/12/2011 tarihinde İzmir İdare Mahkemesinde dava açmıştır. Bu arada başvurucu, yargılandığı başka suçlar nedeniyle Uşak Ağır Ceza Mahkemesinin 24/9/2011 tarihli ve E.2009/345, K.2011/218 sayılı kararı ile müebbet hapis cezası ile cezalandırılmış ve bu karar Yargıtay Ceza Dairesinin 23/2/2012 tarihli ve E.2011/7416, K.2012/932 sayılı kararı ile onanmıştır. Başvurucu 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun maddesi gereği bir yıldan uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir cezayla mahkûm olması nedeniyle İzmir Sulh Hukuk Mahkemesinin 13/9/2012 tarihli ve E.2012/1333, K.2012/1520 sayılı kararı ile hacir altına alınarak kendisine vasi atanmıştır. İzmir İdare Mahkemesi 16/2/2012 tarihli ve E.2011/2532, K.2012/275 sayılı kararı ile dava dilekçesinin 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun maddesine uygun olarak düzenlenmediği gerekçesiyle dilekçenin reddine karar vermiştir. Başvurucunun yeni dilekçeyle açtığı dava ise aynı Mahkemenin E.2012/887 sayılı esasına kaydedilmiştir. İdare Mahkemesi 23/5/2012 tarihli yazıyla başvurucudan, dosyanın işleme konulabilmesi için 951,60TL eksik harcı otuz gün içinde tamamlamasını istemiştir. Başvurucu 11/6/2012 tarihli dilekçesiyle cezaevinde hükümlü olduğunu ve harcı ödeyecek durumunun bulunmadığını belirterek adli yardım talebinde bulunmuştur. Bunun üzerine İdare Mahkemesi 17/7/2012 tarihli ara kararıyla başvurucuya vasi atanıp atanmadığını ve atanmış ise vesayet kararının ve başvurucuya verilen cezaya ilişkin Mahkeme ilamının bir örneğinin gönderilmesini İzmir 1 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğünden istemiştir. Ceza İnfaz Kurumu, İzmir Sulh Hukuk Mahkemesinin 13/9/2012 tarihli ve E.2012/1333, K.2012/1520 kararıyla başvurucunun hacir altına alınarak talebi üzerine H.G.nin vasi olarak atandığını İdare Mahkemesine bildirmiştir. İdare Mahkemesi 21/9/2012 tarihli ara kararıyla başvurucunun vasiliğine atanan H. G.den, başvurucu tarafından açılmış olan davaya icazet verip vermediğini on gün içinde bildirmesini istemiş ve aksi takdirde dava dosyasındaki bilgi ve belgelere göre karar verileceğini bildirmiştir. Söz konusu kararın H.G.ye tebliğ edilememesi üzerine İdare Mahkemesi 2/11/2012 tarihli yazısıyla başvurucudan "Türk Medeni Kanunu Hükümleri uyarınca icazet verip vermediğinin bildirilmesine ilişkin ara kararına adı geçen vasi H. G. için Mernis adresine yapılan tebligatın, 'muhatabın gösterilen adresten ayrıldığı ve yeni adresinin bilinmediği' gerekçesiyle Mahkememize iade edildiği görülmekle, vasiniz ile irtibata geçerek en kısa zamanda tebligata yarar açık adresini Mahkememize bildirilmesinin sağlanması"nı istemiştir. Başvurucu 3/12/2012 tarihli dilekçesiyle İdare Mahkemesine vasisi H.G.nin adresini bildirmiş, ayrıca hem kendisinin hem de H.G.nin ekonomik durumlarının iyi olmadığını belirterek adli yardım talebinde bulunmuştur. İdare Mahkemesi 21/9/2012 tarihli ara kararını (bkz. § 16) başvurucunun bildirdiği adreste H.G.ye 17/12/2012 tarihinde tebliğ etmiştir. H.G. tarafından davaya muvafakat edip etmediği hususuyla ilgili herhangi bir cevap verilmemiştir. Bunun üzerine İdare Mahkemesi 18/1/2013 tarihli ve E.2012/887, K.2013/80 sayılı kararı ile davayı ehliyet yönünden reddetmiştir. Karar gerekçesi şöyledir:" ......Mahkememizin 21/09/2012 günlü ara kararı ile davacı vasisi H. G.ye davacı tarafından açılmış bu davaya icazet verip vermediğinin sorulduğu, bu kararın 17/12/2012 tarihinde H. G.ye tebliğ edildiği, ancak verilen süre içinde davacı vasisi tarafından Mahkememize davacının açtığı bu davaya icazet verdiği yolunda bir beyanda bulunmadığı anlaşılmaktadır.Bu durumda, kısıtlı olan davacının açtığı bu davanın kanuni temsilcisi olan vasisi H. G. tarafından icazet verilmemesi nedeniyle ehliyet yönünden reddi gerekmektedir." Başvurucu, söz konusu karardan üç gün sonra İdare Mahkemesine verdiği 21/1/2013 tarihli dilekçesiyle vasiye tebliğin yapıldığını ancak vasinin tebliği okumadığını, şayet vasiden harç isteniyorsa vasinin ve kendisinin harcı ödeme imkânının bulunmadığınıbelirtmiş ve adli yardım talebinin kabulünü istemiştir. Başvurucu İdare Mahkemesine verdiği 14/2/2013 tarihli dilekçesiyle vasisinin harç ödeme ve avukat tutma imkânının bulunmadığını tekrar belirterek adli yardım talebinde bulunmuştur. İdare Mahkemesinin kararının tebliğinin ardından başvurucu Ceza Mahkemesi kararının İdare Mahkemesine dava açtıktan sonra kesinleştiğini, dolayısıyla davanın ehliyet yönünden reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirtilerek kararı temyiz etmiş; Danıştay Oununcu Dairesi 13/5/2013 tarihli ve E.2013/2348, K.2013/4402 sayılı kararı ile temyiz istemini ehliyet yönünden reddetmiştir. Karar gerekçesi şöyledir:"...Dava dosyasının incelenmesinden; davacının Uşak Ağır Ceza Mahkemesinin 24/09/2011 günlü ve E:2009/435, K:2011/218 sayılı kararı ile müebbet hapis cezası ile cezalandırıldığı ve bu kararın kesinleştiği, halen hükümlü olarak İzmir 1 nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda cezanın infaz edildiği, kısıtlılığı nedeniyle İzmir Sulh Hukuk Mahkemesinin 13/09/2012 günlü ve E:2012/1333, K;2012/1520 sayılı kararı ile hacir altına alınarak, H.G.nin vasi olarak atanmasına karar verildiği, İdare Mahkemesince, vasisi tarafından bu davaya icazet verildiği yolunda bir beyanda bulunulmadığından, davanın ehliyet yönünden reddine karar verildiği, anılan kararın, doğrudan davacı tarafından ve vasisinin onay verdiğine ilişkin herhangi bir belge sunulmadan temyiz edildiği anlaşılmaktadır.Bu durumda, vesayet altında bulunması sebebiyle tek başına dava açma ehliyeti bulunmayan davacının, aynı sebeple temyiz etme ehliyeti de bulunmadığından, mahkeme kararına yönelik temyiz isteminin incelenmesine hukuken olanak bulunmamaktadır." Danıştay kararı başvurucuya 13/8/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 3/9/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucu, temyiz kararından sonra İdare Mahkemesine verdiği 2/9/2013 tarihli dilekçesiyle vasisi H.G.ye ulaşamadığı için icazet vermeye ikna edemediğini, daha sonra vasi değişikliği yaptığını belirterek yeni vasisinin adresini bildirmiştir.B. İlgili Hukuk 2577 sayılı Kanun'un maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:"Dilekçeler, Danıştayda daire başkanının görevlendireceği bir tetkik hakimi, idare ve vergi mahkemelerinde ise mahkeme başkanı veya görevlendireceği bir üye tarafından:a) Görev ve yetki,b) İdari merci tecavüzü,c) Ehliyet,d) İdari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olup olmadığı,e) Süre aşımı,f) Husumet,g) 3 ve 5 inci maddelere uygun olup olmadıkları,Yönlerinden sırasıyla incelenir." Aynı Kanun'un maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:"Herhangi bir sebeple harcı veya posta ücreti verilmeden veya eksik harç veya posta ücreti ile dava açılmış olması halinde, otuz gün içinde harcın ve posta ücretinin verilmesi ve tamamlanması hususu daire başkanı veya görevlendireceği tetkik hakimi, mahkeme başkanı veya hakim tarafından ilgiliye tebliğ olunur. Tebligata rağmen gereği yerine getirilmediği takdirde bildirim aynı şekilde bir daha tekrarlanır. Harç veya posta ücreti süresi içinde verilmez veya tamamlanmazsa davanın açılmamış sayılmasına karar verilir ve davacıya tebliğ olunur." Aynı Kanun'un maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: "Bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda; hakimin davaya bakmaktan memnuiyeti ve reddi, ehliyet, üçüncü şahısların davaya katılması, davanın ihbarı, tarafların vekilleri, feragat ve kabul, teminat, mukabil dava, bilirkişi, keşif, delillerin tespiti, yargılama giderleri, adli yardım hallerinde ve duruşma sırasında tarafların mahkemenin sukünunu ve inzibatını bozacak hareketlerine karşı yapılacak işlemler ile elektronik işlemlerde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygunlanır. (Ek cümle: 5/4/1990 - 3622/11 md.; Değişik:10/6/1994-4001/14 md.) Ancak, davanın ihbarı ve bilirkişi seçimi Danıştay, mahkeme veya hakim tarafından re'sen yapılır." 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun maddesi şöyledir:"Dava ehliyeti, medenî hakları kullanma ehliyetine göre belirlenir." 4721 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir:"Ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve kısıtlıların fiil ehliyeti yoktur." Aynı Kanun'un maddesinin birinci fıkrası şöyledir."Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça, kendi işlemleriyle borç altına giremezler. Karşılıksız kazanmada ve kişiye sıkı sıkıya bağlı hakları kullanmada bu rıza gerekli değildir." Aynı Kanun'un maddesi şöyledir:"Bir yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya mahkûm olan her ergin kısıtlanır.Cezayı yerine getirmekle görevli makam, böyle bir hükümlünün cezasını çekmeye başladığını, kendisine vasi atanmak üzere hemen yetkili vesayet makamına bildirmekle yükümlüdür." Aynı Kanun'un maddesi şöyledir:"Vesayet dairelerinin yetkilerine ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla vasi, vesayet altındaki kişiyi bütün hukukî işlemlerinde temsil eder." Aynı Kanun'un maddesi şöyledir:"Aşağıdaki hâllerde vesayet makamının izni gereklidir:... Acele hâllerde vasinin geçici önlemler alma yetkisi saklı kalmak üzere, dava açma, sulh olma, tahkim ve konkordato yapılması,..."