Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı tarafın 551 sayılı KHK uyarınca faydalı model hakkı müvekkiline ait olan ... sayılı "..." isimli şömineyi üreterek, piyasaya sürerek faydalı model hakkına tecavüz ettiğini, haksız kazanç sağladığını, bunun da ... FSHHM' nin ... D.iş sayılı dosyası ile tespit edildiğini, davalının eylemlerinin dürüstlük ve iyi niyet kaideleri ile basiretli tacir ilkelerine aykırılık teşkil ettiğinin, TTK 54 ve devama maddelerinde düzenlenen haksız rekabet eylemi de t
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin Sağlık Bakanlığı nezdinde ruhsatlandırıp fiyatlandırdığı ilacı fason üretici ile yaptığı anlaşma uyarınca piyasaya sürme hazırlığı yaptığını, fakat üretime başlamak üzere iken davalının kendilerine ihtarname gönderdiğini ve patent ihlali iddiasında bulunduğunu, Davalının iddialarına cevap verilmiş ise de davalının bu cevabı beklemeden patente tecavüzün önlenmesi davası açtığını ve ayrıca ihtiyati tedbir talep ettiğini, tedbir talebinin reddedildiğini, Davalının ayrıca dava dışı fason üreticiye aynı iddiaları içeren bir ihtarname gönderip üretime geçilmemesini talep ettiğini, bunun üzerine üretici firmanın müvekkilinden bilgi talep ettiğini, cevap verilmiş ise de fason üretici firmanın davalının haksız ve hukuka aykırı olarak uyguladığı baskı sonucu üretime geçmekten vazgeçtiğini, ruhsatlanan ve fiyatlandırılan ilacın piyasaya sürülemediğini, Patente tecavüzün önlenmesi davasının ise reddedildiğini ve kararın 07.10.2015 tarihinde kesinleştiğini, kesinleşme üzerine ilacın üretilip satışa sunulması için en baştan ve yeniden işlemlere başlandığını, ancak davalının haksız engellemeleri neticesinde uzun bir zaman ve buna bağlı olarak kar kaybedildiğini, Davalının engellemeleri neticesinde iç pazar kadar yurtdışından gelen taleplere de cevap verilemediğini, Davalının bu davranışlarının sebebinin, davalının söz konusu ilacın Türkiye’deki tek satıcısı konumunda bulunması olduğunu, müvekkilinin ilacının piyasaya sürüldüğü takdirde pazar payının %60’ını alacağını, hatta Türkiye dışındaki ülkelerde de davalının ilacının fiyatının düşmesine sebep olacağını, müvekkilinin Türk ilaç sektöründe nadir görülen kan hastalıklarının tedavisine yönelik olarak medikal ürün ithalat ve dağıtımını yaptığını, davadışı ... A.Ş. çatısı altında ise jenerik ilaç üretimi ve ihracatı gerçekleştirdiklerini, Davanın ana unsuru olan... adlı ilacın davacının jenerik ürünlerinden olup Türkiye’deki 1. jenerik ürün olduğunu, Davalının bu ilacın iç ve dış pazarlarda satışını engellemek amacıyla gerçekleştirdiği davranışların haksız rekabet teşkil ettiğini; davalının aynı piyasanın tek hakimi olduğunu ve davacının ürününün piyasaya çıkışını mümkün oldukça geciktirmek suretiyle karını artırmak istediğini, zira davalının ürün fiyatı 209,01 Türk Lirası iken müvekkilinin ilacının 125,41-TL'ye satışa sunulacağını ve böylece davalının pazar payının %40’ını kaybedeceğini, Bu kaybın İstanbul ... Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin...E. sayılı dosyası nezdinde davalı tarafından da ifade edildiğini, müvekkilinin ürünü olan ...’in her an piyasaya çıkabileceğinin, kendi ilaçlarının fiyatının mevzuat uyarınca %4o oranında düşeceğinin ve yine de düşük fiyat uygulayarak SGK tarafından satın alınmasının ve bedelinin ödenmesinin önlenebileceğini ve nihayetinde bu durumun hem iç hem de dış pazarlarda etkisinin olacağının, bizzat davalı tarafından ifade edildiğini, Davalının bu eylemlerinin Türk vatandaşlarının ve Sosyal Güvenlik Kurumu’nun 2 kat fiyatla ilaç almasına neden olduğunu ve davalı tarafından bu vesileyle haksız kazanç elde edildiğini, Davalının dava dışı fason üretici firmaya ihtarname göndermek suretiyle, müvekkili adına üretim yapılmamasını ihtar etmesinin hiçbir hukuki dayanağı olmadığı gibi tamamen kötüniyetle, üretici firmayı sindirmek ve korkutmak suretiyle üretim yapılmasını engellemek amacı taşıdığını. bu durumun hak arama özgürlüğünün kapsamına girmeyeceğini, zira bu özgürlüğün kasten ve zarar verme amacıyla kullanılamayacağını, davalının dava açmakla yetinmeyip fason üretici firmayı da baskı altına alarak ilacın üretimini ve dolayısıyla piyasada satışını engellediğini, müvekkilinin davaya konu ilacın üretiminin yapılamamasından ve piyasaya girilememesinden dolayı Türkiye ve yabancı ülkelerde zaman, gelir ve kâr kaybettiğini, piyasaya giren ikinci ürün olamadığı için aynı piyasalarda pazar kaybı yaşadığını, yine aynı sebeple kamu kurumlan, ecza depoları ve nihai tüketici nezdinde itibar kaybı yaşandığını, müvekkilinin yaşadığı itibar kaybı gereğince manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğini, bu nedenlerle belirsiz alacak davası uyarınca, maddi zarar ve kayıpları için şimdilik 100.000,00 TL’nin Eylül 2014 tarihinden itibaren işleyecek olan gecikme faizi ile birlikte davalılardan tahsiline, manevi tazminat olarak yine 100.000-TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsilini karar verilmesini talep etmiştir.